Twitter Facebook Linkedin Youtube

SİVİL İNİSİYATİFLERE DUYULAN BÜYÜK İHTİYAÇ

Haldun BARIŞ

Günümüzde liberalizm ve bireycilik, küreselleşen dünyanın dinamikleri arasında oldukça önemli birer yer tutmaktadır. Bu iki anlayış, yeri geldiğinde insanlık adına oldukça etkili bir ilerleme unsuruyken, kimi zaman da zarar verici bir silaha dönüşebilmektedir. Bugün post-modern dünyanın en temel ihtiyaçları, herhangi bir anlayış veya ideolojiyle karşılanamayacak kadar karmaşık ve büyüktür.

 

Pot-modern toplumların ihtiyaçlarının giderilebilmesi için:

-Savaş çığırtkanlarının değil; barışa değer verenlerin hakim olduğu;

-Müreffeh ve lüks bir yaşamın peşinden koşulan değil; açlıkla ve yoksullukla mücadelenin önemsendiği;

-Baskıcı ve zorba yönetimlerin değil; insan onuruna ve hürriyetlerine saygılı, adalet anlayışının güçlü olduğu yönetimlerin hüküm sürdüğü;

-Daha çok üretimi arzulayan değil; çevreci ve iklimsel olayları dikkate alan bir üretim anlayışına sahip olanların ürettiği;

-Özel mülkiyetin aşırılaştığı veya reddedildiği değil; sosyal adalet temelli bir yaklaşımın öncelendiği,

bir düzen gerekmektedir.

Günümüzde bu hususlar, tüm insanlığın ihtiyacı olsa da en çok Doğu toplumlarının ihtiyaç duyduğu hususlardır. Ortadoğu’da kabileleşme düzeyinde ayrımcılık ve yobazlık, her an bir yerlerde alevlenebilecek bir savaş, ikinci sınıf insan muamelesi gören kadınlar, erken yaşta evlendirilen çocuklar gibi pek çok sorun da, Doğu toplumlarının sorunları arasında anılabilir. Burada sıraladığım şartların değiştirilmesi ve daha iyi bir geleceğe sahip olunması, aslında bu toprakların köklerinde vardır. Doğu toplumlarına özgü pek çok medeniyetin (İslam Medeniyeti, Doğu Hristiyanlığı Medeniyeti, Hint Medeniyeti vb.) insana verdiği değer, bugün insanlığın geldiği noktadan daha ileri seviyeleri görmüştür.

Ancak bu topraklar, kendi gibi düşünmeyi bırakıp, tenkit yerine taklidi esas alıp, akılcı yaklaşımlar yerine tutucu ve aşırı gelenekselci yaklaşımları benimsediği için olsa gerek, dinamikliğini kaybetmiştir.

Gerçekten de -üzülerek belirtiyorum ki- bütünüyle Şark coğrafyası ama en çok da Şark coğrafyasının tarihsel ve niteliksel üstünlüğünü elinde bulunduran Müslümanlar, bu değerlerden uzaklaşmışlardır.

Bunun sonucu olarak da maddi refah seviyesi iyi olan Şark toplumlarında bile insanî değerler, üzücü derecede düşük seviyelerdedir.(1) Bu sorunun çözümü ise devrim, isyan, silahlı mücadele veya iktidar değişiklikleri değildir.(2) Bu toprakların halklarının, sivil girişimlerle kendi öz değerlerine sahip çıkıp, kendi yaralarını sarması ve kendi medeniyetlerine zarar veren kişi veya otoritelerin sarstığı unsurları/değerleri onarması daha etkili olacaktır.

Bugün bir sinema filminden bile korkan ve onu yasaklayan, yapımcılarını senarist veya yönetmenlerini cezalandırma yoluna giden(3) Şark ülkelerinin otoriteleri düşünüldüğünde, farklı düşüncelere eğilen, farklı fikirlerin varlığını vurgulayan, “başka bir yol daha var” deyip bunu ortaya koyan, gönüllü ve menfaat gözetmeyen organizasyonlara olan ihtiyaç daha da iyi anlaşılacaktır. Bana göre bu topraklara yapılacak en büyük iyilik; şüpheci, analitik ve sorgulayan bireyleri bir araya getirmek ve etkili birleştirici teori veya teorisyenler geliştirmektir.

Bunun en etkili yolu ise sanata ve bilime yönelmiş, rasyonel ve hatta oldukça rasyonel, şüpheci, her türlü otoriteye karşı sorgucu, her zaman daha iyisini arayan ve araştıran, yıkmadan evvel yapmayı öğrenen bireyler ve bu bireylerin örgütlendiği sivil girişimlerin ivmelendireceği toplumsal değişim ve dönüşümlerdir.

Burada bu değişim ve dönüşümün devlet veya üst otoritelerce değil de sivil girişimlerle yapılması noktasındaki düşüncelerimin nedenini de açıklamak istiyorum. Bu düşüncelerim, devletin yapısı ve doğasından ötürüdür.

Devlet, doğası itibariyle ağır, bürokratik,  çerçevelerle sınırlı, koruyucu ve sınırlandırıcı reflekslere sahip bir yapıdır. Ayrıca en özgürlükçü devlet yapısı bile belirli bir sınırda kendisini durdurur. Bunlara ilaveten devletin içindeki vazgeçilemez hiyerarşi de çeşitli problemleri içinde barındırır. Dolayısıyla bu bahsettiğim değişim ve dönüşüm, devletlerin lokomotif olduğu düzenlerde sürdürülemez. Devletler, bu rolü sivil toplum kuruluşlarına bırakmalı ve bu kuruluşları taraf gözetmeksizin liyakat ilkesiyle desteklemelidir.

Bu topraklardaki insanlar, kendi medeniyetlerinin akılcı mantığını canlandırıp, sorgulayan aklını diriltip, sanatlarında bir Rönesans başlatıp, bilime ve bilim insanına sahip çıkarlarsa, kendi öz değerlerine kavuşurlar ve geçmişte kurdukları Bağdat, Kudüs, Kurtuba ve Babür gibi medeniyetlerin seviyelerini tekrardan yakalayabilirler. Ancak bunun en önemli şartı, toplumsal bir değişim ve dönüşümü başlatabilmek ve bunu yapabilecek olan sivil toplum kuruluşlarını desteklemektir. Bu sivil toplum örgütlerinin her düşünceden, her görüşten, her alandan farklı farklı sivil girişimler olması ise işin doğası gereği elzemdir.

 

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
____________________________________________________________________

Dipnotlar

(1) BM 2016 İnsani Gelişme Raporu,
tr.undp.org/content/dam/turkey/docs/hdr2016/HDR%202016%20Overview%20TR.pdf

(2) Arap Baharının sonuçları ve Bölgemizdeki şiddetin seviyesi için bknz: Marc LYNCH, Bugünün Ortadoğu’sunda Güç ve Şiddet, Turque Diplomatique,  Eylül 2018, s.16

(3) http://t24.com.tr/haber/iranin-26-yildir-yasakli-filmi-venedikte,356602

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz