Twitter Facebook Linkedin Youtube

İRAN MESELESİ VE ABD’NİN SERTLEŞEN POLİTİKALARINA BAKIŞ

Haldun BARIŞ

7 Ağustosta ABD’nin yaptığı yeni yaptırımlarla gündeme gelen İran meselesinde suların durulmayacağı ve Trump’ın iktidarıyla beraber İran’a yönelik adımların daha da sertleşeceği artık malumun ilanı denilecek cinsten bir bilgi. Bu noktada komşumuz olan İran’ın geleceğiyle alakalı ortaya atılan senaryolar, özellikle Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Hiç şüphesiz İran’ın istikrarı ve güvenliği, Türkiye ve bütün bölge ülkeleri için oldukça önemlidir.

Birleşik Devletler’in Ortadoğu’nun önemli güçlerinden biri olan İran’a karşı yaptığı yaptırımların temel sebebi olarak gösterilen, 2002 yılından beri ortaya attığı nükleer tesislerin “barışçıl amaçlar dışında kullanıldığı” iddiası, meselenin sadece bir boyutunu oluşturmaktadır. İran, ABD için bölgede yumuşak veya savaşçıl güç ve unsurlarıyla ABD’nin ve ABD’nin müttefikleri olan İsrail, Suudi Arabistan ve BAE’nin çıkarlarını tehdit etmektedir. Ayrıca Basra Körfezindeki hakimiyetiyle petrol trafiğindeki etkinliği ve yine Hazar Denizindeki varlığıyla doğalgaz trafiğindeki etkinliği, ayrıca jeopolitik konumunun oldukça önemli oluşuyla Asya Kıtasının kapısı niteliğini görmesi, meselenin diğer boyutlarına dair bizlere ipucu vermektedir. Bunlarla birlikte Şiiliğin bayraktarlığını yapan ve Irak, Lübnan, Yemen, Suriye gibi ülkelerde bu gücünü (Şii Hilali) kullanmaktan çekinmeyen İran, özellikle son dönemlerde çatışma bölgelerinde de (Irak, Suriye, Yemen) aktif olarak rol oynamıştır. Bu da İran hususunda nükleer tesisler kadar ABD’nin vurgu yaptığı diğer meselelerden birisidir. (1)

Son yıllarda ise ABD, Trump ve aynı zamanda Dışişleri Bakanı Pompeo ile birlikte güvenlik stratejilerini yeni bir düzlemde ele almış ve İran konusundaki politikalarını da bu bağlamda sertleştirmeye yönelik adımlar izleyeceğini belirtmiştir. Bu noktada Pentagon sözcüsü Manning’in şu ifadeleri, bu politikalara dair bizleri aydınlatmaktadır:

“İran’ın bölgedeki etkisini kırmak için topyekûn bir çabanın söz konusu olduğuna işaret eden Manning, gerektiği takdirde Pentagon’un yeni adımlar atacağını söyledi. Bu da ABD’nin İran’a yönelik baskısının sadece ekonomik yaptırımlarla sınırlı kalmayacağının ve askerî seçeneklerin de gündemde olduğunun işareti olarak okunabilir.” (İsmail SARI, Pompeo’nun Açıklamaları ve ABD’nin Yeni İran Stratejisi, İRAM)

Görüldüğü gibi sözcü “topyekun” bir mücadeleden söz etmekte ve hemen ardından ABD’nin silahlı unsuru Pentagon’u anarak da bu meselede ne kadar sertleşebileceklerini vurgulamaktadır. Ancak burada genel beklentinin, ABD tarafından yapılacak doğrudan bir askeri müdahaleden ziyade İran’ı istikrarsızlaştırmak ve Arap ülkelerinde gördüğümüz türden bir rejim değişikliğiyle İran’da ABD’nin istediği sonuca ulaşacağını düşünmesi ve bu türden yollara başvurabileceğidir. Lakin hiç şüphesiz İran’da yaşanabilecek bir istikrarsızlık ya da Arap ülkelerinde yaşanacak cinsten bir karışıklık bütün bölgeyi saran büyük bir yangının başlaması sonucunu getirir. Böyle bir durum Suriye veya Mısırla karıştırılmamalıdır ve böyle bir olaydan karlı çıkacak hiç kimse yoktur. Alman Dışişleri Bakanının da ifade ettiği gibi İran’da istikrarsızlık ya da rejime karşı bir hareket düşünenler bunun “sonuçlarını da düşünmelidir.”(2)

ABD’nin İran üzerinde 2006 sonrasında uluslararası hale gelen ve BMGK’yi de dahil edip uyguladığı yaptırımlar ise bugün İran’da korkulan sona doğru gidişatın işaretlerini vermektedir. Oldukça ağır ekonomik yaptırımlara maruz kalan İran bugün özellikle ekonomik olarak fazlasıyla zorlanmaktadır.(3)

Öyle ki yakın bir zamanda ülkedeki ekonomik bunalımdan, yolsuzluktan ve özellikle dini kurumların yarattığı baskı ortamından sıkılan halk bunu sokaklara taşımış ve protesto gösterileri ile tepkisini göstermiştir. Bu gösterilerde kullanılan sloganlar arasında Şah dönemine duyulan özlem, İran milliyetçiliği, dini kurumlara olan öfke aslında İran’ın içinde bulunduğu durumu göstermektedir.(4)

Bunlara ilaveten bu protesto ve gösterilerin altında ülkedeki aşırı kutuplaşmanın yarattığı huzursuzluk da etkilidir. Kaba bir şekilde İran’daki bu toplumsal kutuplaşmayı ele alacak olursak eğer, seküler-devrim yanlısı; daha radikal söylemlere sahip devrim yanlıları- reformist devrim yanlıları;  Fars milliyetçisi-Kürt milliyetçisi-Türk milliyetçisi kesimler-diğerleri şeklinde sınıflandırabiliriz. Ancak bütün bu grupların hepsinin ortak rahatsızlığı olan ekonomik bunalım ise bence en hızlı çözüme kavuşturulması gereken noktadır.

Bütün bunları ele alışmışken meseleyi global bazı meselelerle birlikte ele almanın da gerekliliğine inanıyorum:

Bu noktada ABD’nin yeni kurguladığı ve yeniden yapılandırdığı bu politika ve stratejileri tam olarak anlayabilmek için burada Rusya ve Türkiye’ye de değinmek gerekir. ABD yeni Doğu politikasında, tehdit olarak nitelendirdiği Çin ve İran ile mücadele ederken diğer taraftan Rusya ve Türkiye’yi de ikna etmeye çalışarak, zorlayarak ya da zorbalığa başvurarak bu denklemde yanına çekmeye çalışmaktadır. Bu denklemde geçtiğimiz yıl gerçekleşen Brexit ve bu çıkış ile sarsılan Avrupa Birliğinin konumu ve nasıl pozisyon alacağı da bir başka önemli unsurdur. Ayrıca Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hem Macron’un hem de Le Pen’in vaatleri arasında AB ile ilişkilerin gözden geçirileceği vaadinin olması ve bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda Almanya’nın alacağı pozisyonu ise detaylıca incelemek gerekir.

Bütün bunların yanı sıra, İran’ın, bölgedeki istikrar ve kendi geleceği adına yapacağı en iyi husus ise bana göre, bir iç karışıklığa yol açabilecek bütün söylem ve materyalleri yok etmesidir. 1978 Devriminde aktif rol oynayan Kan ve İsyan şehri Kum’daki fikir adamları ve Mollaların reform taleplerine kulak verilmeli, ülkede yolsuzlukların önüne geçilmeli, dini kurumların adeta diktatörce ve adil olmayan uygulamalardan vazgeçmesi önemli bir husustur.

Kısacası bulunduğu konjonktürde İran’ın yapacağı en iyi hamle, ülkesinde kapsamlı ve var olan kötüye gidişi sonlandıracak reformlar yapmasıdır. Bununla birlikte İran, ABD’nin aynı şekilde yaptırım yaptığı diğer devletlerle işbirliği adımları atmalı ve kendi istikrar ve güvenliği kadar Ortadoğu’daki diğer halk ve unsurların da güvenlik ve barışını düşünmelidir.  Rusya, Türkiye ve İran’ın Suriye’de gösterdikleri işbirliğinin benzeri, ABD’nin uluslararası hukuk ve kamuoyunun anlam veremediği politikalarına karşı da yapılmalıdır. Ancak bunlardan daha ziyade, tekrar tekrar vurgulayacağım husus, İran’ın ülkesinde reformlar yapmasının elzem olduğudur.

 

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
____________________________________________________________________

Dipnotlar

1) Prof. Dr. Altan ÇETİN, ABD’nin İran Stratejisi ve Türkiye, TASAM

2) www.dw.com/tr/iran-da-rejim-değişikliği-umanlar-sonuçlarını-düşünmeli/a-44999741

3) www.iramcenter.org/abdnin-nukleer-anlasmadan-cekilmesinin-ekonomik-sonuclari/

4) www.iramcenter.org/irandaki-protesto-gosterileri-ve-sloganlar-ne-anlama-geliyor/

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz