PETRO-DOLAR VE PETRO-YUAN SAVAŞI – Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM
Twitter Facebook Linkedin Youtube

PETRO-DOLAR VE PETRO-YUAN SAVAŞI

Muhammed TİRYAKİOĞLU

Petrol ve dolar ilişkisine başlamadan önce doların hayatımıza girişine kısa bir göz atmak gerekirse; dolar İlk olarak 1785 yılında ABD Kongresi tarafından ABD’ni resmi para birimi olarak kabul edildi ve ardından 20’den fazla ülke, ABD ekonomisi ile bağlantılı halde, kendi ülke para birimini dolar olarak belirledi. Doların dünya parası haline gelmesi Bretton Woods sistemi ile gerçekleşti. 1944 yılında, 2. Dünya Savaşı’nın sonuna yaklaşırken, ABD’ de bir kasaba olan Bretton Woods’da, Birleşmiş Milletler’in Para ve Finans Konferansı düzenlendi. Konferansa, SSCB önderliğindeki ülkeler hariç 44 ülke katıldı. Toplantıda 2. Dünya Savaş sonrasının ekonomik temelleri konuşuldu ve toplantıya katılan ülkeler, ortak para birimi olarak $’ı kabul ettiler. Kendi para birimleri için de dolar esas alınarak bir kur saptanmasına razı oldular. Sistem, doları altın karşısında sabitlemiş (1 ons altın= 35 $), ülkelerin ticaretlerinin $ üzerinden yapılmasını öngörmüştü. Bu sistemde, ABD, ellerinde dolar rezervi olan diğer ülkelerin, bunları herhangi bir zamanda ABD’nin altınıyla değiştirebileceğinin garantisini verdi.

Böylece dünya dövizleri ABD dolarına, dolar ise altın karşılığına endekslendi. Popüler söylemle “Amerikan Yüzyılı”nın, daha doğru bir ifade ile “Amerikan İmparatorluğu”nun başlangıcı, bu nedenle Bretton Woods anlaşması olarak kabul edilir. Bretton Woods sistemi kurulduğunda, dünya ticaretinin yaklaşık yarısı pound-sterlin üzerinden yürütülmektedir. 2. Dünya Savaşı öncesi dünya imparatoru olan İngiltere, Bretton Woods ile dünya ticaretinin para birimiyle birlikte, imparatorluk tahtını da ABD’ye devretmiştir. 1960’ların sonlarına gelindiğinde dolar-altın garantörlüğünde aksamalar başladı. ABD bütçe açıkları artıyor, ABD sanayisi zayıflıyordu. Bu koşullarda diğer ülkeler artık rezervlerindeki dolara karşılık ABD’den daha fazla altın talep etmeye başladılar.

ABD üzerindeki baskı, dönemin ABD başkanı Nixon’un 1971 yılında Bretton Woods anlaşmasını yok saymasını, altın-dolar çevrilebilirliğini askıya almasını getirdi. Bu “Nixon şoku”nun ardından 1973 yılındaki petrol fiyatları şoku, dünya ekonomisinin çöküşünün ilanıydı. $’a olan talebin korunması ABD ekonomisi için hayati önem taşıyordu. 1973’te, ABD ile S.Arabistan arasında, petrol ticaretinin $ ile yapılması konusunda bir anlaşma imzalandı. Böylece S. Arabistan, sadece ABD’ye değil, tüm ülkelere petrol satışını $ üzerinden yapmaya başladı. Sonraki 2 yıl içinde, OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) ülkelerinin tümü bu anlaşmayı imzalamış, dünya petrol ticaretinin para birimi $ olarak sabitlenmiş oldu. Karşılığında ABD, petrol üreticisi bu ülkelerdeki gerici monarşilerin iktidarının sürmesini garanti ediyordu. Öncelikle, hangi ülke petrol almak isterse istesin, dolar kullanmak zorundadır; bu nedenle dünyada ABD doları ve ABD tahvillerine olan talep artmıştır. Talebin artması ile böylece ABD, ihtiyaç duyduğu anda karşılıksız para basarak istediği kadar petrol alma olanağı kazandı. ABD’nin dünya üzerinde ekonomik ve siyasi güç kurmasında, petro-dolar sistemi olağanüstü yardımcı bir araç olarak kullanıldı OPEC üyesi Ortadoğu ülkeleri de bu sistemde gerici-baskıcı monarşilerini garanti altına almış oldular. Petrolün dolarla satılmasının, dünya ekonomisi üzerinde dört önemli etkisi vardır.

Birincisi, ABD kendi bastığı karşılıksız dolarlarla ihtiyacı olduğu sürece, istediği kadar petrol alabilir hale gelmiştir.

İkincisi, belli bir ekonomik altyapısı ve üretimi olan ülkelerin neredeyse tamamı, sanayide gereken enerji için petrolden faydalanıyor. Bu nedenle, dolarla işi olsun ya da olmasın, petrole ulaşmak isteyen her ülkenin dolar rezervine sahip olması gerekiyor.

Üçüncüsü, dolar rezervine sahip olmak için, petrol tüketicisi ülkelerin, dünya ticaretinde daha fazla mal ihraç etmesi ve borçlanması gerekiyor. Bu ticaret de ABD’nin belirlediği kriterlerle ve koşullarda yapılıyor.

Dördüncüsü, petrol tüketicisi ülkeler ekonomik, mali ve sanayi konusunda zayıf ve bağımlı yapıda oldukları için, ellerindeki dolar rezervlerini ABD ve AB bankalarında değerlendiriyorlar. Bu da ABD’nin bu ülkeler üzerindeki ekonomik-siyasi-askeri gücünü daha da pekiştiriyor.

– Böyle bakıldığında, dolar, ABD’nin dünyayı kontrol altında tutma araçlarından birisi, hatta en önemlisidir. Bunun için doların etkisini zayıflatmaya dönük her adım, ABD için savaş nedeni sayılıyor. Bugüne kadar bunun sayısız örneğini gördük. Petrol ticaretini $ dışında bir kurdan yapacağını açıklayan her petrol ülkesi, ABD’nin saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Kaddafi petrolü euro ile satmak istediği ve Rusya ile Çin şirketlerine alan açtığı için Libya yerle bir edildi. Irak işgali başlamadan hemen öncesinde, Kasım 2000’de Saddam Hüseyin, Fransa ve Almanya ile euro üzerinden petrol satış anlaşması imzalamıştı. 2003’teki işgalin hemen ardından Irak’ın euro hesapları dolara çevrildi ve Irak petrol anlaşmalarında yeniden $’a dönüldüğü duyuruldu.

Venezüella, 2000’lerin başında petrolü artık $’la satmayacağını açıklayan ülkelerdendi. 2002’de başarısız bir ABD darbesi girişimiyle karşı karşıya kaldı; ABD’nin 15 yıldan fazla süren sistemli baskılarının ardından Chavez öldürüldü. Venezüella üzerindeki baskılar ise bitmedi. İran ise bu konuda çok daha ileriye gitti. 2011’de euro ile satış yapacağı bir petrol borsası kurdu. 2012’de başka para birimlerini kullanarak satış yapacağını ilan etti. Son olarak geçtiğimiz Mart ayının başında, ithalatta dolar kullanımını tamamen yasakladı. ABD, İran’a karşı sayısız yaptırım kararı aldı, aldırdı; pek çok kez İran’ı doğrudan tehdit etti; son olarak nükleer anlaşmayı iptal etti. Sonuçta bu ülkelerin her biri, $ konusunda aldıkları kararlar ardından ABD’nin doğrudan askeri müdahalesi ya da yaptırımları ile karşılaştı.

Ancak geçen zaman içinde, ABD gerçek ekonomik gücünü kaybetti. Hegemonyasını, askeri gücü ve karşılıksız bastığı paralarla sürdürmeye devam etti. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’den savaşlarını karşılıksız bastığı dolarlarla finanse etmeyi başardı. Dünya üzerinde karşılıksız trilyonlarca dolar para dolanıyor. Ve bu “rahatlık”, petro-dolar sisteminden güç alıyor. Petro-dolar sistemi sürdüğü, dünya ekonomisi doları kullanmaya devam ettiği sürece kendini koruyabilir. İşte bu nedenlerden dolayı, ABD doların hakimiyetine dönük her adımı büyük bir saldırganlıkla karşılıyor. Çin’in son dönem hamleleri de, bu sisteme en büyük ve nihai saldırı anlamına geliyor.

Ancak Ekonomik üstünlük artık Çin’in. Çin’in dünyanın en büyük ekonomisi haline geldiği, 2015 yılında resmi olarak kayıtlara geçti. Buna göre, 2015 yılında ABD’nin GSYH’si 17,95 trilyon $’ken, Çin’in GSYH’si 20,00 trilyon $ ulaştı. Ve bu rakamlar her geçen gün Çin’in lehine, ABD’nin aleyhine değişmeye devam ediyor 2.Dünya Savaş’ın ardından ABD, dünya ekonomisinin % 50’sini oluşturmaktaydı. 1980’de bu rakam %22’ye geriledi. Çin’in son 30 yılda krizlerden etkilenmeden sistemli biçimde artan büyüme rakamlarını koruması, ABD’nin dünya ekonomisindeki payını %16’ya kadar düşürdü. Bugün ABD ekonomisinin yüzde 20’si üretime dayanır. Yüzde 80’i ise banka sistemleri, faiz, para basma gibi parasal kaynaklardan gelir. ABD ihtiyaç duyduğu sürece para basabildiği için, kendisini ekonominin gerçek kriterlerinden azade sayar.

Bugün dünyada üretilen mal ve hizmetlerin toplamı 72 trilyon$ değerindedir. Yani dünyanın gerçek serveti 72 trilyon $’dır. Dünya genelinde dolaşımda olan doların miktarı ile 600 trilyon $… Yani dünya genelinde dokuz kat dolar fazlası bulunuyor. Bugün dünyada üretilen mal ve hizmetlerin toplamı 72 trilyon$ değerindedir. Yani dünyanın gerçek serveti 72 trilyon $’dır. Dünya genelinde dolaşımda olan doların miktarı ile 600 trilyon $… Yani dünya genelinde dokuz kat dolar fazlası bulunuyor. ABD, dünya pazarlarındaki ekonomik üstünlüğünü giderek kaybetmektedir. Bunun bir nedeni doların karşılıksız ve giderek güvenilmez para haline gelmesidir. Diğeri ise, ABD’nin üretim gücünün her geçen gün biraz daha zayıflamaya devam etmesidir.

Diğer taraftan Çin uzun zamandır dünyanın bir numaralı ihracatçısıdır. Bu ihracatın“ucuz ve kalitesiz” mallar üzerinden yapıldığı iddiası, Amerikan kara propagandasıdır. Çünkü Çin’in ucuz üretimi kadar, yüksek teknoloji ürünü ve son derece kaliteli üretimi de söz konusudur. Çin’in üstünlüğü, ele geçirdiği her çeşit ürünün teknolojisini hızla çözüp, daha ucuz olarak üretebilmesidir. Üstelik dünyanın her tarafından Çinli mühendisler, öğrendikleri her yeni bilgiyi, edindikleri her üstünlüğü, hızla kendi ülkelerine aktarmaktadırlar. Diğer taraftan Çin, son yıllarda dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumuna ulaşmıştır. Hiçbir OPEC ülkesi, bu en büyük alıcısını kaybetmek istemez. Bu nedenle, en büyük alıcının, kendi alışveriş kurallarını koyması da son derece anlaşılır bir durumdur.

Çin’in yükselişin artık durdurulamaz olduğunun farkedilmesinden bu yana Çin’in, resmi para birimi Yuan’ ı düşük tutmaya çalıştığı bilinir. Çünkü düşük kur, Çin’e ihracat avantajı sağlamaktadır. Dünyanın en büyük ihracatçısı olmasında, “ucuzluk” öncelikli belirleyen olmuştur. Ancak artık Çin’in bu politikasını değiştirmeye başladığı Ve dünya ekonomisinde Yuan’ın hakettiği yere ulaşması için harekete geçtiği görülüyor.IMF 2015’te Yuan’ ın döviz kuru sepetine dahil edilmesine karar verdi. Böylece Yuan, İMF’nin para sepetindeki 5. para birimi oldu… IMF’ye üye ülkeler, ödemeler dengesi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için, dolar, euro, yen ve sterlin’den oluşan sepet içindeki para birimlerinden biri ile borçlanabiliyor. Bu karar, Yuan’ın uluslararası kabul görmesinde son derece önemli bir adım oldu. Çin’in petrol ithalatının yüzde 55’i Ortadoğu’dan gerçekleşmekte. Bu da ağırlıklı olarak Suudi Arabistan ve İran’dan sağlanmaktadır. İran’a yönelik ambargo sırasında, İran’ın en fazla petrol ve doğalgaz ihraç ettiği ülke Çin olmuştur. Çin, İran’dan yaptığı petrol ithalatının karşılığını para olarak ödeyemediği için, onun nükleer aktivitelerini desteklemek, İran’da altyapı yatırımları yapmak gibi adımlar atmıştır. 1990’lardan bu yana Çin, İran’da köprüler, yollar, barajlar v.b. inşa etmektedir.

Çin benzer bir ilişkiyi petrol zengini diğer Ortadoğu ülkeleri ile de kurmaktadır. Mesela Irak’ın petrol altyapısına ilişkin önemli yatırımları vardır ve günümüzde Irak’taki petrol üretiminin yaklaşık yüzde 50’sine yakınını gerçekleştirmektedir. Suudi Arabistan’la ilişkileri ise biraz daha karmaşıktır. Suudi Arabistan’ın en büyük alıcısı konumundadır Çin. Mekke’de raylı sistem inşaatından Suudi Arabistan’ın en büyük alüminyum fabrikasına kadar çok çeşitli yatırımları vardır. Suudi yönetimi içinde, özellikle Kral Selman’ın başa gelmesinden bu yana, petro-dolar sisteminin sonsuza kadar devam edemeyeceğini, Çin ile ilişkileri güçlendirmek gerektiğini savunanlar artmıştır. Ve son bir yıldır, petrolü Yuan’la satma konusunda görüşmeler sürdürülmektedir. Petrol fiyatlarının düşmesinin Suudi ekonomisinde yarattığı krizi çözmek isteyen yönetim, dev petrol tekeli Aramco ’nun çok küçük düzeyde hissesini halka açmaya karar verdi. Yüzde 5’lik hisse satışı bile Suudi ekonomisine önemli bir katkı sağlayacak durumda… Ancak bu hisselerin Çin’in eline geçmesi ihtimali, petrol ticaretinde çok köklü değişiklikler yaratacak, petro-dolar ayağının çökmesine neden olacaktır. Çin’i, Rusya ve İran’a kaptırmak istemeyen Suudi Arabistan, Yuan üzerinden petrol ticaretini başlatmaya da sıcak bakıyor. Son aylarda Suudi prenslerine dönük operasyonlar, gözaltılar, servetlerine el koymalar, doğrudan Çin ile ilişkilerdeki bu yönelimle ilgilidir. Kraliyet ailesinin Çin’e yakın olan kesimi tasfiye edilmektedir.

Keza, S.Arabistan’ daki son dönemde peş peşe gelen “demokratikleşme” adımları bile bu konuyla bağlantılıdır. ABD, Suudi Arabistan’a desteğini artırmasını kendi halkına kabullendirmek için bir makyaj operasyonu yapmakta, S.Arabistan’ın değiştiği imajını yaratmaya çalışmaktadır. Şimdi gelelim asil meseleye: Çin, geçtiğimiz Mart ayı sonunda dünya enerji piyasalarında kırılma yaratacak çok önemli bir adım daha attı. Uluslararası Şanghay Borsası’nda ilk defa Çin para birimi Yuan üzerinden petrol anlaşmaları dönemini başlattı. 26 Mart’ta başlayan satışın ilk üç saatinde, 15.4 milyon varil petrol, eylülde teslim edilmek üzere el değiştirdi. Çin’in kurduğu bu borsada yalnızca Yuan değil, altın da kullanılıyor. Şimdilik yapılan işlemin düzeyi küçük görülebilir. Ancak Çin, bir başlangıç yaptı. Petro-doların sarsılmaz olmadığını gösterdi. Rusya, İran, Venezüella gibi güçlü ilişkilerinin olduğu ülkelerle ticaretinde zaten bir süredir Yuan kullanıyor. Böylece Çin’in Hem dünya ekonomisindeki yeri, hem petroldeki yüksek tüketim gücü, uluslararası para biriminde de belirleyici olmasını kaçınılmaz kılıyor. Çin ekonomisinde son bir yıla damgasını vuran, çok önemli iki gelişme var.

– Birincisi, Mayıs 2017’den itibaren Modern İpek Yolu (Kuşak ve Yol) inşasında son derece önemli adımlar atıldı. Asya, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’yu, kara, deniz ve demiryolları ile bir ağ gibi saran ve dev kıtanın ekonomisini Çin’e bağlayan bir proje bu. 2017’deki toplantıya 144 ülke katıldı ve bugün 67 ülke bu İpek Yolu ticaretinin kapsamı içinde. Bu sayının giderek de artacak. Dünya GSYİH’nin yaklaşık 1/3 oluşturan ülkeleri kapsayan bu projenin, yıllık ek 2,5 trilyon$ değerinde yeni bir ticaret oluşturması hedefleniyor. Çin mallarını Avrupa’nın, Afrika’nın en uç noktalarına, en ücra köşelerine kadar ulaştırmayı hedefleyen ve böylece Çin’in ekonomik hegemonyasını dünya üzerinde hakım kılmaya çalışan bu proje, her gün biraz daha ilerliyor, yayılıyor.

– İkincisi, merkezi bir örgütlenmeye, uzun dönemli plan yapmaya yatkın devlet yapısı ve 3 trilyon dolarlık rezervleri, Çin’in son derece önemli, teknolojik ve stratejik atılımlar yapmasını kolaylaştırıyor. Mesela yapayzeka, kuantum bilgisayarı, uzay araştırmaları, genetik mühendisliği gibi stratejik alanlarda, Çin devleti doğrudan araştırmaları finanse ediyor, destekliyor, bu alanlardaki çalışmalara çok önem veriyor ve güçlendiriyor. Bu koşullarda, Çin’in dünya hegemonyası kaçınılmaz biçimde güçlenirken, Yuan’ ın da buna uygun biçimde güç kazanması, petro-dolar sistemini yıkması, dünya ticaretinde giderek daha etkin hale gelmesi sadece bir süreç işidir; üstelik çok da uzun bir süreç de değildir. ABD,‘90’lı yıllarda Sovyet blokunun dağılmasından da güç alarak tüm dünyayı kendi açık pazarı ilan ederken “küreselleşme”nin,“dünya ekonomisi”nin bayraktarlığını yaparken, bugün içe kapanmayı, gümrük duvarlarını yükseltmeyi, korunmacı önlemleri artırmayı savunması boşuna değil. Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşı da bu korunma çabasının bir parçası. Ama ekonomide her zaman Marksist “kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası” işler. Ekonomisi eskiyen, güç kaybeden ABD’nin, buna karşı beklenmedik hamleler yapmadığı sürece savaşın galibi, şimdiden bellidir.

İşte bu minvalde ve ekonomik savaşlar içerisinde Türkiye’nin çok dikkatli olması lazım. Yönünü nereye döneceğinin kararını artık vermek zorunda. Ekonomik ve jeopolitik politikalarının tekrardan gözden geçirip bu başlayan küresel ekonomik savaşta adımlarını sağlamlaştırmalı…

 

Muhammed TİRYAKİOĞLU

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz