Twitter Facebook Linkedin Youtube

KERKÜK MESELEMİZ VE ÇÖZÜM İÇİN STRATEJİ ÖNERİLERİ

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinden beri Irak coğrafyasının en çok kan ve gözyaşıyla yoğrulan ve geleceği belirsizleştirilen topraklarından biridir Kerkük.

Kerkük bizim için yalnızca 2003 sonrasının değil, çok daha öncelerinin; Selçuklunun, Osmanlının ve Misak-ı Milli’nin meselesidir. Dolayısıyla o coğrafyada atılan her adım, Türkiye’nin ve Türk dış politikasının ilgisi ve etkisi dahilindedir ve öyle de olmalıdır. Bu nedenle de “Kerkük’ün geleceğine ilişkin husus, Irak’ın iç meselesidir, kimse karışmamalıdır” şeklindeki bir tezin hiçbir haklı yanı yoktur.

Kerkük’ün geleceğinin tayinini ABD kendi kontrolüne bağlamış ve 2007’den beri de Irak’taki birçok mesele gibi Kerkük konusunda da başarısız olmuştur. Son yıllarda Irak’ta artan siyasi istikrarsızlık, Bağdat’ın etkisizleşmesi ve konjonktürel olarak dengelerin Kürtlerden yana manevralara oldukça açık hale gelmesiyle birlikte Kerkük bir oldubittiye getirilerek, kuvvetsiz ve güvenilirliği oldukça şüpheli tezlerle IBKY’ye bağlanmak isteniyor. Bunun Kerkük’e, Irak’a ve diğer tüm İslam beldelerine bir hayrı olmayacağı açıktır.”

(Adım Adım Yeni Krizlere Doğru Kerkük Meselemiz, Haldun BARIŞ, SASAM)

2017’nin Mayıs ayında yazdığım bu yazıda Kerkük’te çıkabilecek olası krizlere işaret etmiş ve tedbir alınması için çağrıda bulunmuştum. Maalesef 2017 ve 2018 Kerkük için sürekli krizlerin çıktığı iki sene oldu. Son dönemlerde ise bu krizler doğrudan Türkmen kardeşlerimize saldırı şeklinde ortaya çıkmaya başladı. Kerkük’teki Türkmen kimliğini hep kendileri ve hain emelleri için tehdit olarak algılayan emperyalist güçler ve onların uşaklarının son zamanlardaki hamlelerinden endişe ettiğimden dolayı yakın dostum Rıdvan Koca ile birlikte daha kapsamlı ve çözüm odaklı bir rapor hazırlamaya karar verdik. Bu rapor öncelikle Kerkük’teki demografik yapının değiştirilme sürecini ardından bölgedeki oyuncuların Kerkük’teki Türkmenlere karşı tutumunu ve son olarak da kısa, orta ve uzun vadede izlenebilecek strateji önerilerini içeriyor.

Ümit ediyoruz ki bu raporu okuyan ve yetki sahibi olan büyüklerimiz gereken tedbirleri alırlar.

A. Kerkük’teki Türkmen Varlığı ve Asimile Politikaları

Kerkük’ün nüfus yapısı incelendiğinde Türkmenlerin, Arapların ve Kürtlerin nüfusun genelini oluştururken, diğer azınlıkların olduğu da görülür ve Kerkük’te Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında kenti paylaşım kavgası vardır. Irak merkezi hükümeti Kerkük’ü Bağdat’a bağlamak isterken, Kürtler Kerkük’ün Kürt Bölgesi’ne bağlanmasını talep etmekte ve Türkmenler ise Kerkük’ün özel bir statüye bağlı olmasını istemektedirler.

Bu noktada Kerkük’ün tarihi dinamikleri oldukça önemlidir ve Kerkük’ün tarihini bilmek gerekir.

Kerkük, Tuğrul Bey’in 1055 yılında Kerkük’ü ele geçirmesinden sonra çok sayıda Türk bu bölgeye göç etmiş ve bu tarihten itibaren Türkmenlerin çoğunluğunu oluşturduğu bir kent olmuştur. Sonrasında Kanuni Sultan Süleyman dönemine ( 1520-1566) ait 111 numaralı Kerkük Livası Mufassal Tahrir Defteri’ne göre de Kerkük halkının tamamına yakını Türklerden oluşmaktadır. (1) 1847 yılında Osmanlı-İran Antlaşması için uluslararası bir komisyonda bulunan Mehmed Hurşid Paşa 1849 yılında kaleme aldığı raporda “Erbil ve Kerkük ahalisinin Türkçe konuştuğunu ve civardaki Arap ve Kürtlerden dolayı Arapça ve Kürtçe de bildiklerini “yazmıştır. Hurşid Paşa’nın yazdığı bu raporda Kerkük halkının Türkçe konuştuğunu belirtirken, Arap ve Kürt ahalisinden söz etmemektedir. (2)

1890’lı yıllarda Duyun-ı Umumiye müfettişi Fransız Vital Cuinnet, La Turquie d’Asie adlı kitabında Kerkük şehri nüfusunu 30 bin olarak verirken, nüfusun 28 bininin Türkmenlerden oluştuğunu belirtmektedir.(3) Bu görüşü destekleyen ve 1891 yılındaki Kerkük Salnamesine göre tahmini olarak 23.000 nüfusu olan Kerkük’te başta Türkçe olmak üzere Kürtçe ve Arapça’nın da konuşulduğunu belirtmektedir.(4)

1910’lu yıllarda Kerkük bölgesine seyahat etmiş olan Soane, “Kerkük, Türkmenleri ile meşhurdur ve Kerkük’teki güçlü Türk idaresi, Türkçe konuşan Kerkük ahalisinin varlığına dayanır” demektedir.(5) 1910 yılında Musul vilayeti hakkında son kez hazırlanan salnamede Kerkük’ün etnik yapısı şöyle dile getirilmektedir. “…Sekene-i beldenin kısmı dahi Arap ve Kürt ve Keldani ve İsraili olup, Türkler ekseriyetle Arabî ve Kürdî bildikleri gibi diğerleri dahi suret-i umumiyede Türkçe tekellüm ederler…” .(6) Yine aynı tarihlerde bölgede bulunan ve bir kitap yazan C. J. Edmonds da, Kerkük’ün o tarihlerdeki muhtemel nüfusunu 25.000 olarak belirledikten sonra, çoğunluğunun Türkmen olduğunu belirtmektedir.(7) 1918 ve 1920 memur olarak çalışan D.R. Hay, Kerkük ve Erbil’in çoğunluğunu Türklerden oluştuğunu söylemektedir. (8) İngiliz Binbaşı E.W.C. Noel Musul vilayeti ve Kerkük için bölgede yaptığı incelemelerden sonra, 2 Eylül 1919’da Londra’ya verdiği raporda, aşiretlere bazı muhtariyetler verilmesi ve Musul’un Türklere bırakılmasından başka çare kalmadığını bildirmiştir.(9)

Lozan Barış Konferansı sırasında Musul görüşmelerinde Türk heyeti, Musul vilayetine ait 1330 (1914) tarihli salnameyi belge olarak göstermiştir. Bu salnameye göre Kerkük Kazası’nın nüfusu 37.000 olarak gösterilmiş ve 30.000 Türkmen’in yaşadığı belirtilmiştir.(10)

1924’te İngiliz Mandası”na bağlı olarak Irak sınırları içinde kalan Türkmenler, İngilizlerin her türlü baskı, dehşet ve asimilasyon politikasına maruz kalmışlardır.(11) İngiliz hükümeti Türk çoğunluğunu zayıflatmak için Kuzey-Doğuda yaşayan Kürtleri ve Nasturileri Kerkük’e yerleştirmişlerdir.(12) 1929 yılında Albay Taha El Haşimi tarafından yazılan  “Liseler İçin Irak Coğrafyası” adlı kitapta Kerkük Livası’nın nüfusunun 1920 yılı tahminlerine göre 92.000 olduğu ve çoğunluğunu Türklerin teşkil ettiği belirtilmiştir.(13)

1931 yılında yayımlanan 74 Sayılı “Mahallî Lisanlar Yasası”na göre başta Kerkük ve Erbil olmak üzere, Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bölgelerde mahkemelerin Türkçe olarak yapılmasını hüküm edildiği gibi, Türkmenlerin eğitim gördüğü okullarda eğitim ve öğretimin kendi dillerinde yapılmasını kararlaştırılmıştır. Musul-Kerkük bölgesi Türklüğünün tarihsel hakları bakımından önem taşıyan anayasal metinlerden biri de 1932 tarihli Irak Devlet Bildirgesi’dir. Irak’ta mandaterlik yönetiminin bitmesi ve Irak’ın Birleşmiş Milletlere üye olması nedeniyle 30 Mayıs 1932’de yayımlanan bildirge; 1925 Anayasası gibi Kerkük ve diğer bölgelerde yaşayan Türkmenleri, Araplar ve Kürtler ile birlikte Irak’ın üç “aslî unsurundan” biri olarak teyit etmiştir. Bir diğeri ise, 30 Mayıs 1932’de Irak Hükümeti’nin yayımladığı ve Birleşmiş Milletlere gönderdiği deklarasyonda Kerkük vilâyetinin Türklerden oluştuğu kaydına yer verilmiştir.(14)

20. yüzyılın ortalarına kadar Kerkük’teki en büyük grubun Türkmenler olduğu görülmektedir. Ancak bu tarihten itibaren nüfus değişimi yaşanmıştır. İki Iraklı yazar olan Muhammed Hadi Al-Defter ve Abdullah Hasan 1955 yılında kaleme aldıkları, “Al-Irak Al-Şimali” isimli kitaplarında Kerkük için şunu söylemektedir: “Şehir sakinleri Türk ya da Türkmen, Arap ve Kürt’tür. Doğu ve Kuzeydoğu Bölgesi Kürt; Türk Bölgesi ise, Kuzey’den Güney’e doğru uzanan Altunköprü, Kerkük, Tuzhurmatu ve Kifri’yi kapsar. Şehirde yaygın olan dil Türkçedir. Arkasından Arapça ve Kürtçe gelir.”(15)

1957’de Baas Partisi’nin müdahalesi öncesinde Kerkük’teki sayıma göre Kerkük’ün nüfusu 113.989 olarak gösterilmiş ve Türkmenler %40 oranıyla nüfusun çoğunluğunu oluştururken, Kürtler %35, Araplar %24, Hristiyanlar ise %1 civarında olduğu belirtilmiştir.(16) 1958 yılında Bağdat’ta yayınlanan “The Iraqi Revolution 14th July Celebrations Committee” adlı kaynağa ve 1987’de Londra’da Inquiry dergisinde yayınlanan “The Forgotten Minority: The Turkomans of Iraq“ adlı makaleye göre 1957 yılında yapılan sayımda Irak’ta 600.000 Türkmen’in yaşadığı belirtilmiştir. İngiltere Dışişleri Bakanlığının 371/134212 numaralı bir belgesinde de; 12 Ağustos 1958 tarihli ve 1286 numaralı gizli telgrafında da, Kerküklülerin genellikle Türkçe konuştukları açıkça ifade edilmektedir.(17)

Aslı Arap olan ancak Amerika’da yaşayan Said K. Aburish, Saddam hakkında İngilizce kaleme aldığı eserinde bir gerçeği aydınlatmaktadır: “Saddam, Kerkük’ü Araplaştırmaya çalışıyordu. Saddam Kerkük’ün bir Arap, Kürtler de bir Kürt şehri olduğunu iddia ediyorlardı. Aslında bu şehir ne Arap ne de bir Kürt şehridir. O şüphe götürmez bir Türkmen şehridir. Kürtler 1960 yıllarından itibaren planlı bir şekilde Kerkük’e gelmeye ve yerleşmeye başlamışlardır.”(18)

1965’te İngiltere’de basılan Britannicaʼda Kerkük’ü bir Türkmen şehri olarak açıklanmıştır.(19) Baas Partisi yönetiminde 17 Haziran 1970 tarihinde Filistin’de yaşayan 50.000 aileyi Kerkük Nüfus Kütüğüne kaydettirip Kerkük’e yerleştirmiştir. Baas yönetiminin Araplaştırma politikası neticesiyle binlerce Arap Kerkük’e yerleştirilmiştir.(20)

Irak Devrim Konsey’inin 1981 yılında aldığı 1391 nolu kararı ile Türkmenler ülkenin Güney’ine göçe zorlanmıştır.(21)  1985’lerde Bağdat İngiliz Büyükelçisi olarak görev yapmış olan Terence Clark, bölgedeki Araplaştırma politikalarına dikkatleri çekerek,  Kerkük kentinin Saddam rejimi tarafından bilinçli bir şekilde Araplaştırıldığını ifade etmektedir.(22) İngiltere’de Inquiry dergisinin 1987 Şubat ayında yayınlanan sayısı Irak’taki Türkmen nüfusunun 1.500.000’den fazla olduğunu belirtmektedir.(23)

1990’lı yıllarda ise 120.000 Türkmen, Kürt ve Hristiyan Kerkük’ten sürülerek çoğu Şii olan Araplar Kerkük’e yerleştirilmiştir. Bu Kerkük’te ilk siyasi amaçlı büyük çapta demografik değişim olmuştur.

Değişimin ikincisi ise ABD işgali sırasında olmuştur.(24) 2003 Nisan ayında ABD işgalinin hemen ardından Kürt peşmergeler Kerkük’e girdiler ve ilk iş olarak nüfus ve tapu dairesine saldırdılar. Bir anlamda, bunu yaparak, kentin tarihini/hafızasını yok etmek istediler. Kerkük merkezinin tamamında Türkler yaşarken kenar mahallelere ve askeri binalara Kuzey’den ve Doğu’daki Süleymaniye’den getirilerek yerleştirilen Kürtler “Biz Kerküklüyüz” diyerek Kerkük’te söz sahibi olmaya çalıştılar.(25)

2003 yılına kadar nüfusu 860 bin olan Kerkük’ün 2005 yılında nüfusu 1 milyon 600 bine çıkmıştır. Peşmergeler daha önce Saddam tarafından sürülmüş Kürtleri bahane ederek ve binlerce Kürt’ü Kerkük’e yerleştirerek kentin demografik yapısını değiştirdiler. Bu noktada Kerkük’ün demografik yapısını değiştirmek için Kerkük’e yaklaşık 500.000 Kürt yerleştirilmiştir.(26)

B. Kerkük ve Türkmenlere Yönelik Politikalar

B.1. ABD’nin Politikası

ABD’nin Türkmen politikası adeta İngilizlerin bölgede uyguladığı politikaların devamı niteliğindedir. ABD, sömürge ve baskıyla işgal ettikleri yerlerde kalıcı olmak için ittifak kurabileceği bölgedeki azınlık olan gruba destek olup, çoğunluğu oluşturan grupları ve bölge çevresindeki ülkeleri bu azınlıkla tehdit etmektir. Diğer bir deyişle bu “böl, parçala ve yönet” taktiğidir.

ABD her gruba farklı politika izlemekle beraber Irak’ın kuzeyinde yaşayan ve nüfus olarak kentlerde çoğunlukta olan Türkmenleri; Türkiye’yle bağını kopartmak için asimile ve sürgün yollarıyla, Kürtleri de kullanarak, eritmeye çalışmaktadır.(27)

ABD’nin asıl ve temel politikası, dünya üzerindeki enerji kaynaklarını kontrol etmek üzerine kuruludur. Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya gibi petrol ve doğalgaz bakımından çok zengin ülkeleri ve bu ülkelerin yer aldığı coğrafyayı daimi bir şekilde kontrol etmek istemekte ve bu bölgedeki güç dengelerinin hep kendi ulusal çıkarlarına uygun biçimde şekillenmesine çalışmaktadır.(28)

B.2. Kürtlerin Türkmen ve Kerkük Politikası

Kürtlerin Türkmenlere karşı politikası genel olarak Irak’ta ulaşmak istedikleri hedefi gerçekleştirmek için kendi saflarına çekmek şeklinde olmuştur. 1959 katliamı sonrası Molla Mustafa Barzani Türkmen aşiretleriyle ve Türkmen yöneticilerle görüşmeler yaparak Kürt hareketine destek vermelerini istemiştir. Türkmenlere karşı sözler veren Mustafa Barzani , bu doğrultuda güvence vermek amacıyla Türkiye’nin garantör olması önerisinde bulunmuştur. Türkiye ise bu garantörlüğü reddetmiştir.

Barzani’nin söz konusu önerisi değişik nedenlerden dolayı Türkmenler tarafından olumlu karşılanmamıştır. Bunun birçok nedeni olmasına rağmen, Türkmenlerin tarafsız kalmayı tercih etmeye devam etmeleri, daha fazla acıya maruz kalmak istememeleri ve Kürt Hareketi hedefinin bağımsızlık olması endişesi en önemli faktörleri teşkil etmiştir.

1990’lı yıllarından bu yana Kürtler Türkmenleri, bağımsızlık hareketi önünde bir engel olarak görmüşlerdir. Yine bu yıllarda Türkmenlerin siyasi faaliyetlerini endişeyle izleyen Kürt grupları, Türkmenlere karşı saldırılar düzenlemiş ve büyük bir baskı operasyonu başlatmıştır.(29)

Kürt grupları Türkmenler arasında bölünmeyi sağlayabilmek amacıyla “sözde Türkmen Partileri” kurmuşlardır. Ayrıca Türkmen Cephesi’ne baskı yaparak ve bazen de saldırılarda bulunarak, Türkmen halkının resmî temsilcisi olan Türkmen Cephesinin etrafında toplanmayı ve örgütlenmeyi engellemeye çalışmaktadırlar.(30)

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Türkmenleri tanımadığı gibi Türkiye’nin elinde bir araç olarak suçlamaktadır. Türkmenlerin Kürt parlamentosuna (1992 seçimleri) aktif olarak katılmamalarının Türkiye’den kaynaklandığını iddia ederek, Türkmenleri Türkiye’nin politikasından uzak durmaya teşvik etmektedir. Ayrıca KDP, Kerkük’ü Türkmenlerin yaşadığı bir şehir değil, tamamıyla bir Kürt şehri olduğunu iddia etmektedir ve Kerkük’ü “Kürtlerin Kalbi” olarak nitelendirmektedir. (31)

KDP ve KYB, savaş sonrası Irak’ta beklentilerini gerçekleştirmek için harekete geçmişlerdir. 17 Aralık 2002’de KDP ve KYB başta olmak üzere (32) Londra’da Amerikalı ve İngilizlerin gerçekleştirdiği Irak muhalefetinin toplantısında Irak, “Araplar, Kürtler ve diğerlerinin ülkesi” olarak tanımlanmıştır.

Barzani ve Talabani güçleri Kerkük’e “girmeyeceğiz” sözü vermeleri ve 18 Mart 2002’de Ankara Anlaşması’nı imzalamalarına karşın anlaşmaya uymayarak Kerkük’e girmeleri Türkmenler arasında büyük bir hayal kırıklığı ve kızgınlık yaratmıştır. Türkiye’nin garantör olmasına karşın sessiz kalması nedeniyle kısa zamanda sürtüşmeler çatışmaya dönüşmüştür.(33)

B.3. Türkiye’nin Türkmen ve Kerkük Politikası

1991 Körfez Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin müttefikler tarafında yer almasıyla yeni bir süreç başlamıştır. Bu dönemin öncesinde ise Türkiye’nin Irak’a yönelik ilişkilerinin üç ayaktan oluştuğu görülmektedir. Bunları petrol ve ekonomi, Kürt sorunu ve su sorunu çerçevesindedir.(34)

1991’de güvenli bölgenin dışında kalan Kerkük, Türkiye için stratejik bir tercihti. Kerkük’ün güvenli bölge dışında kalma nedeni Kuzey Irak’ın bağımsız bir yapıya doğru gidilmesinin önünü kesmekti. Ancak Saddam Hüseyin’in kontrolünde olan Kerkük’te Türkmenlerin örgütlenmelerinin önünü kesmiş ve Kürt gruplarıma karşı Türkmen faktörü ön plana çıkartılamamıştır.

1991 ve 1996 yılları arası Türkiye’nin Türkmenlere karşı faaliyeti yoğunlaşmış, fakat bu faaliyetler kültür, eğitim ve gıda malzemeleri yardımıyla sınırlı kalmıştır.

Kürt gruplar, Türkmenlerin siyasi olarak birleşmelerini engellemek için Türkmen adıyla çeşitli partiler kurarak Türkmenlerin birleşmesini engellemeye çalışmıştır. Buna karşılık Türkiye, Türkmen partilerini Ankara’da toplayarak birliği sağlamaya çalıştı ve bunun sonucunda bir araya gelen Türkmen partileri 24 Nisan 1995’te Irak Türkmen Cephesini (ITC) kurmuştur.

Bölgede iki Kürt grubu KYB ve KDP arasında anlaşmazlıklar baş göstermiş ve Türkiye KDP başkanı Barzani’den KYB ‘ye karşı Irak hükümetiyle işbirliği yapmasını istemiştir. ABD’nin politikası ise Barzani’nin KYB ile yakın olup, Saddam Hüseyin’den uzak kalması yönündeydi. Barzani Türkiye’nin onayıyla KYB’ ye karşı Irak kuvvetleriyle işbirliği yaparak Erbil’i işgal etti. Türkiye’nin arabuluculuğuyla Ankara’da KYB ve KDP arasındaki görüşmeler sonrası ilan edilen Ankara Nihai Bildirisi’nde, Türkmenlerin siyasi sisteme dahil olması kabul edilmiştir.(35)

1996 yılında yapılan Ankara toplantılarında Türkmenler ön plana çıkmıştır. Türkmenlerin denge unsuru olduğu savunulmuş, KYB ve KDP arasındaki ateşkesin gözetilmesi amacıyla Türkmen Barış Gücü oluşturulmuş, Türkiye eğitim ve silah desteği vermiştir. Türkiye’nin KYB ve KDP çatışmasını kullanarak Türkmenleri ön plana çıkarma çabası ABD tarafından rahatsızlıkla karşılanmış ve bu anlaşmazlığı bitirmek amacıyla 1998’de, KYB ve KDP arasında Washington antlaşması imzalanmıştır. Daha sonra Kürt grupları güçlenmeye başlayan Türkmenlere saldırılar düzenlemiş ve bu durum Türkmen Hareketi’ni olumsuz etkilemiştir.(36)

ABD,  Irak’a girdiğinde Türkiye’den birçok açıdan destek istemiştir. Türkiye talepleri yerine getirmek için politik, askeri ve siyasi güvenceler istemiş ve Türkmenlere kurucu halk statüsü verilmesi istenmiş ve savaşın başında kendi “kırmızı çizgi”sini ilan ederek, Irak’ın kuzeyinde bir oldu bittiye izin vermeyeceğini açıklamıştır. Daha sonraki dönemde ABD verdiği güvenceleri yerine getirmemiş ve Kürtler, Irak’ta daha fazla güç kazanarak adım adım amaçlarına ulaşmaya başlamışlardır.

Geldiğimiz noktada ise Kerkük’te Kürtler çeşitli hileler ve girişimlerle Kerkük’ü kontrol altına almaya çalışmaktadır. Gerek yapılan referandum, gerek de seçimlerde yapılan hileler bunun delilidir.  Bu girişimler, uluslararası kamuoyunun hukuk dışı bulduğu Kürtlerin bağımsızlık referandumunda olduğu gibi Kerkük’te yeni krizler çıkarmakta ve tansiyonu yükseltmektedir. Bu noktada yukarıda görüldüğü gibi demografik yapısı bilinçli bir şekilde değiştirilmiş olan kentin özerk olan Kürt bölgesine bağlanılması bile düşünülemez. Kürtlerin silahlı unsurlarını Kerkük’te durmaya diretmesi ve bu tür sorunlu hamleler yapmasının tek çözümü Kerkük’te bir savaşın başlayacak olmasıdır.

Kerkük’ü ve Kerkük’teki Türkmenlerin durumunu daha iyi anlayabilmek içinse son olaylara bakmamız işimizi kolaylaştıracaktır. Baktığımızda Kerkük’te Haziran ayında BM’ye göre 76 kişi DEAŞ tarafından öldürülmüştür. Yine seçimlerde yapılan elle sayım taleplerinin sonucu Türkmenlerin hile yapıldığı yönündeki iddialarını doğrulamıştır. Seçim sandıklarının elle sayılması talebi ise yerine getirilmemiştir.(37)

Birkaç gün evvel ise seçim öncesi ve sonrasında sıklıkla tekrar eden DEAŞ saldırılarıyla ilgili resmi Twitter hesabından Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşat Salihi’nin açıklaması ve işaret ettiği nokta önemlidir:

“Kerkük’te seçim pusulalarının tutulduğu binanın yakınındaki patlamaları terör örgütü IŞİD’in yaptığı iddia ediliyor. IŞİD seçimde yer almadığına göre bu saldırlar gizli ittifakları işaret etmiyor mu?”

Burada Salihi’nin işaret ettiği nokta aslında çok daha büyük tehditler de içermektedir. Salihi’nin işaret ettiği ittifak eğer doğruysa seçimden sonra da devam eden saldırıları püskürtme bahanesiyle Kerkük’e Irak ordusu dışında herhangi bir askeri unsurun müdehalesi yeni krizlerin çıkmasına ve onulmaz yaraların açılmasına yol açacaktır.

Dünyanın en kaliteli petrolünün çıktığı Kerkük’ün kontrolünü sağlamak adına yapılan bu hamleler bölgedeki Arapları da etkilemiş yer yer Kürtlerle çatışma içerisine giren Arapları İran’ın desteklediği Şii Arapların kurduğu silahlı bir örgüt olan Haşdi Sabi’ye sığınmaya itmiştir. Bir diğer grup olan ve bundan 50 yıl öncesine kadar şehrin asıl sahipleri olan Türkmenler ise değişen jeopolitik durumdan en kötü etkilenen gruptur. Gerek yer yer çıkan çatışmalarda verdikleri kayıplar, gerekse de şehrin yönetiminde etkisizleşmeleri ve haklarının çiğnenmesi olayın özetidir. Ayrıca Türkmenlerin silahlı bir grubunun olmaması ise onları olası bir çatışmada tehlikede bırakan bir diğer durumdur.

Öyleyse durum böyleyken Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Türkmenlere sahip çıkmalı ve gereken tedbirleri almalıyız. Buna yönelik olarak ise izlenebilecek strateji önerilerimiz şöyledir:

C. Kısa Vadede İzlenebilecek Stratejiler

1- Dışişleri bakanlığında Kerkük meselesi için özel bir ekip oluşturulmalı ve stratejik hamleler hesaplanmalıdır.

2- Irak hükümetine konuyla alakalı gereken baskı yapılmalı, elçiliğimiz bu noktada özel mesai harcamalıdır. Irak’ın kurulurken Kerkük Türkmenleri için teminatları vurgulanmalıdır. Burada önemli olan husus Irak hükümeti ile aramızı iyi tutmamız gerektiğidir.

3- Türkmenlerin milli ve dini çıkarları gözetilerek Irak hükümetiyle işbirliği sağlanmalı ve Kürtlere karşı ortak hareket edilmelidir. Bölgede parçalayıcı değil bütünlük dengesi oluşturulmalıdır. Bunun için Türkmenlerin siyasi açıdan tek ses olmaları ve Irak’ın bütünlüğüne önem vermeleri gerekir.

4- Kerkük adına bölgedeki tehditlerin iç dinamikleri iyi okunmalı, gereken fraksiyonlardan yararlanmak adına analiz ve lobicilik çalışmalarına hız verilmelidir. Bölgede Talabani- Barzani ve Gorani çekişmesi bu noktada ustalıkla kullanılmadır.

5-vKerkük açısından stratejik olan bölgelere ya da Kerkük’e yakın bölgelere operasyonel güçler yerleştirilmeli olası bir müdahale için Türk ordusu hazır bulundurulmalıdır. Ayrıca Türkmen Barış Gücü yeniden kurulmalıdır.

6- Kerkük özelinde bölgede çıkarlarımız doğrultusunda çalışabileceğimiz ortaklar aranmalı ve bu ortaklarla Türkmenlerin koordinasyonu sağlanmalıdır.

D. Orta Vadede İzlenebilecek Stratejiler

1- Kerkük’ün ekonomik unsurlarını yönetebilmek için bölgeye devletimiz aracılığıyla yatırımlar yapılmalı ve teşvikler sunulmalıdır. TİKA bu noktada işlevsel kullanılmalıdır. Ayrıca Kerkük’te iş adamlarımız aracılığıyla, planlı olduğu hissettirilmeden arsa, tarla ve müstakil ev alımları yapılmalı, şehrin altyapısına yönelik şirketleşmeye gidilmelidir.

2- Dışişleri bakanlığının yanı sıra devletin istihbarat birimleri Kerkük için çalışmalarda bulunmalı saha hakimiyeti ele geçirmelidir.

3- İstihbarat birimlerimiz veya özel olarak Kerkük meselesi için oluşturulmuş özel askeri eğitim kurumları bölgedeki Türkmenleri hazırlamalıdır.

4- Kerkük meselesi ve Kerkük’teki ağırlıklı Türk kimliği devletin en üst kademesi aracılığıyla uluslararası platformlarda sık sık dile getirilip kamuoyu oluşturulmalıdır.

5- Kerkük’teki Türkmenlerin uluslararası alanda ses getirmesi için yeterli desteğin verilip, gazete, tv, uluslararası çapta dernek ve vakıfların kurulmasına öncülük edilmelidir. Ayrıca sosyal medyada da Kerkük’ün Türkmen kimliği sık sık gündeme getirilmelidir.

6- Eğitim ve öğretim konusunda Türkmenlere destek verilmeli, Araplaştırma ve Kürtleştirme hareketine karşı Türkçe eğitim-öğretim veren ve Türk propagandaları yapacak okullar yaygınlaşmalıdır.

7- Türkiye’de Türkmenler yeterince tanıtılmamaktadır. Türkmenler sadece kriz dönemlerinde gündeme gelmektedir. Kerkük ve diğer Türkmen bölgeleri gündemde tutulup ve sivil toplum kuruluşları kurarak Türkmenler soydaşları olan Türk Halkı’na anlatılmalı ve her türlü maddi ve manevi destek sağlanmalıdır.

8- Kent konseyinde Türkiye lehine Kürt ve Arap vekillerin bulundurulması ve seçilmesi için ince bir siyaset izlenmelidir.

9- Kerkük’ün siyasi havasında yeni bir faktör olarak Türkiye seçeneği her daim dile getirilmeli ve propagandası yapılmalıdır.

E. Uzun Vadede İzlenebilecek Stratejiler

1- Kerkük’ün siyasi havasında ve uluslararası arenada ses bulan Kerkük ve Türkiye meselesi artık resmi makamlarca dile getirilmelidir.

2- Kerkük merkezli siyasi bir hareket başlatılmalı ve yeni bir siyasi vizyon geliştirilmelidir. Bu siyasi atılımla çatışma dışında eylemler düzenlenmeli ve bu hareket tüm dünyaya duyurulmalıdır. Özellikle Avrupa ve Arap ülkelerinde kültür merkezleri kurulmalı, iyi yetişmiş Türkmenler buralarda propagandalarını yapmalıdır.

3- Türkiye’nin Kerkük meselesinde uzun vadede hedefleyeceği seçenekler ise şunlardır:

a. Irak’ın siyasal bütünlüğü hala geçerliyse Kerkük’ün siyasetinde ve ekonomisinde Türkmenler aracılığıyla etkin olmak, Türkmenlerin Irak kurulurken ki haklarını yeniden almasını sağlamak, kentte baskın unsurun Türkmenler olmasını sağlamak

b. Irak’ın siyasi bütünlüğü tehlikedeyse konjonktürel olarak analizleri yapıp Kerkük’ü önce bağımsız ardından Türkiye’ye bağlı hale getirmek

 

Haldun BARIŞ (Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi) –  Rıdvan KOCA – (ODTÜ Tarih Öğrencis)

_____________________________________________________________________________

Dipnotlar:

1- 111 Numaralı Kerkük Livâsı Mufassal Tahrir Defteri (Kanuni Devri), s. 14.

2- İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihî, C. 2, TTK, Ankara, 1973, s.3 03.

3- Davut Hut, Musul Vilayeti’nin İdarî, İktisadî ve Sosyal Yapısı (1864-1909), İstanbul, 2006, s. 340. -Basılmamış Doktora Tezi

4- Hicri 1308 tarihli Salnâme: Vilayet-i Musul, Musul, 1308

5- B. Soane, To Mesopotamia and Kurdistan in Disguise, London, 1912, s. 120.

6- Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 192.

7- Erşat Hürmüzlü, Irak’ta Türkmen Gerçeği, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, 2006, s. 41.

8- 48 Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 189-190.

9- Mim Kemal Öke, Kerkük-Musul Dosyası, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayını, İstanbul, 1991, s. 21

10- Musul Vilâyeti Salnâmesi; ss. 330–333.

11- Arshad Al- Hirmizi, Hakikatü’l-Vücûdi’t-Türkmâni fi’l-Irâk, Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, 2005, s. 85-97

12- ATASE Bşk.lığı Arşivi, Barış Faaliyetleri Koleksiyonu, Klasör No: 1059, Dosya No: 16, Fihrist No: 1 – 30 (10 Mayıs 1924).

13- Raif Karadağ, Musul Raporu, Emre Yayınları, İstanbul, 2003, s. 156

14- Sinan Marufoğlu, Osmanlı Dönemi’nde Kuzey Irak (1831-1914), Eren Yayınları, İstanbul, 1998, s. 56.

15- Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 201-202.

16- Serkan Oral, Kuzey Irak Kapanı, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2007, s. 68.

17- 1958–1959 İngiliz Belgelerinde Irak II, E. General Halil İbrahim Hüseyin Tercüme ve Yorumu, Hikme Matbaası, Bağdat, s. 50.

18- Mahir Nakip, Kerkük’ün Kimliği, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 191.

19- Zekeriya Kurşun, “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, Global Strateji, S. 1, İlkbahar 2005, s. 77

20- Ali Gökhan Kayılı, The Iraqi Türkmen (1921-2005), Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, 2008, s. 53.

21- Ali Gökhan Kayılı, The Iraqi Türkmen (1921-2005), Kerkük Vakfı Yayınları, İstanbul, 2008, s. I59.

22- Zekeriya Kurşun ve Davut Hut, “Kerkük’ün Sosyal ve Demografik Yapısı”, Kardaşlık Kültür Sanat Edebiyat ve Folklor Dergisi, S. 34, Nisan Haziran, 2007, s. 33.

23- Celalettin Yavuz, “Irak’ta Türkmen Elleri: Türkiye’nin Irak’ta Son Serhat Kaleleri”, Global Strateji, S. 9, İlkbahar 2007, s. 67.

24- Serkan Oral, Kuzey Irak Kapanı, Karakutu Yayınları, İstanbul, 2007, s. 68-69.

25- Vedat Yenener, Düşman Kardeşler, Bulut Yayınları, İstanbul, 2004, s. 212.

26- Gökhan B. Yetiş, “Kerkük Kimin mi?”, Kardaşlık Kültür Sanat Edebiyat ve Folklor Dergisi, S.35, İstanbul, Temmuz-Eylül 2007, s. 23-24.

27- Cemalettin Taşkıran, “Türkiye ve ABD’nin Irak ve Ortadoğu Politikaları”, http://bizturkmeniz.com.

28- Veysi Akın, “ABD’nin Irak Politikası ve Türkmenlerin Durumu”, 2023, S.38 (15 Hazİran 2004), s.37-40.

29- Mazin Hasan, “Türkiye’nin Türkmen Politikası: Yapılması Gerekenler”, Stratejik Analiz, C.4, S.48 (Nisan, 2004), s.38.

30- Mazin Hasan, “Irak’ın Gizlenen Gerçeği Türkmenler”, Irak Krizi(2002-2003), ASAM yay., Ankara, 2003, s.56.

21- El Şark El Avsat, 18 Aralık 2002.

32- http://www.turkmencephesi.org/yerleşim.htm.

33- Vedat Yenerer, “Türkmen Belgeseli Çekmeye Geldiğim Irak’tan Çarpıcı Notlar”, http://bizturkmeniz.com.

34- Ramazan Gözen, Amerikan Kıskacında Dış Politika Körfez Savaşı Turgut Özal ve Sonrası, Liberte yay., Ankara, 2000, s.47.

35- Ümit Özdağ, Türkiye Kuzey Irak ve PKK Bir Gayri Nizami Savaş’ın Anatomisi, ASAM yay., Ankara, 1999 , s. 148-149

36- Mazin Hasan, a.g.m., s.36.

37- https://www.sondakika.com/kerkuk/

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz