Twitter Facebook Linkedin Youtube

GÜÇLER MÜCADELESİ; SUUDİ ARABİSTAN’IN İRAN’A KARŞI YÜKSELİŞİ

Sadık ÖNCÜ

Arap-İslam coğrafyası, barındırdığı ekolojik zenginlik ve Doğu-Batı paralelinde oluşan yer altı enerji ağı ile mevcudiyetini asırlar boyu sürdürmüş, önemi zaman kavramını aşarak günümüze kadar ulaşmış ve modern dünyanın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Politikaların inşasında merkezi bir konuma sahip olan Arap-İslam coğrafyası, tarih boyunca uluslararası sistemin etkin güçleri tarafından ilgiyle takip edilmiş ve günümüzde de takip edilmektedir.

Soğuk Savaş sonrası hegomon rolünü tek başına üstlenen ABD, Obama dönemine kadar Arap-İslam coğrafyasında büyük bir etki alanı oluşturmuş ve bu etki alanı, Irak’ın işgaliyle zirve noktasına gelmiştir. Ancak uluslararası sistemin hızlı bir şekilde gelişmesi, birbirinden değişik coğrafyalarda ve farklı geçmişleri olan “güç”lerin süreç içerisinde ortaya çıkması, ABD’nin daha ihtiyatlı olmasına neden olmuştur. Bu güçler arasındaki en ciddi ülke olan Çin, günümüzde ABD için başlıca rakip pozisyonundadır. Büyük ekonomik atılımlar ve reformlar gerçekleştiren Çin, Dünya’nın sayılı ekonomik güçleri arasında olmasının yanı sıra, Afrika’da, Avrupa’da ve Arap-İslam coğrafyasındaki yatırımları ve kurmuş olduğu diplomasi ağı ile politik bir güç olmayı başarabilmiştir.

Obama dönemi ile ilgisini Arap-İslam coğrafyasından Pasifik’e kaydıran ABD, Trump dönemi ile bu süreci daha da hızlandırmıştır. “Önce ABD” temalı Trump dönemi ulusal güvenlik stratejisiyle tehdit ve tanım listesinde değişikliğe giden ABD, Çin’i kendi varlığına bir tehdit olarak görmekte, Arap-İslam coğrafyasında ise çok farklı bir stratejinin(1) uygulanacağının sinyalini vermektedir.

Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinde tehdit tanımları ve kavramları, Obama dönemindekilerden farklılaşmıştır. El Kaide’nin yanında IŞİD’i de tehdit tanımlarına eklerken, kavramsal olarak da giderek İslam diniyle terörü açıkça birleştirdiğini görmekteyiz. Bu çerçevede İran, ABD açısından terörü destekleyen baş aktör olarak görülmektedir.

İran’a Karşı Suudi Arabistan

İran’ın zengin rezervli uranyum kaynakları, nükleer güç olmak için çaba sarf etmesi ve ABD’nin bölgede en önemli müttefiki olan İsrail’in güvenliğini tehdit eder hale gelmesi, İran’ın Arap-İslam coğrafyasındaki tehdit listesinde ilk sırada olmasının sebeplerindendir. Bunlardan ötürü de İran ile P5+1 (ABD, Çin, Rusya, Fransa, İngiltere ve Almanya) arasında 2015’te imzalanan anlaşma, 8 Mayıs’ta Trump’ın anlaşmadan çekilmesiyle işlevsiz hale gelmiştir. ABD sadece anlaşmadan çekilmekle kalmamış, İran’a yeni yaptırımlar ve ambargo uygulayacağını da duyurmuştur.

Ancak İran’a karşı olan bu sert tutumun nedeni sadece nükleer faaliyetler değildir. İran’ın Suriye İç Savaşı’nda Rusya ile birlikte hareket etmesi, askeri anlamda Suriye’de hareket imkanı bulması ve bölgeyi şekillendiren bir güç konumuna yükselmesi, ABD’yi çok rahatsız etmiştir.

Ayrıca İran’ın Çin ile diyalogunu daha da artırması, endişe kaynağı olmuştur. Yaklaşık 900 milyar dolarlık “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin önemli noktalarına ev sahipliği yapacak olan İran, Çin’den milyarlarca dolar yatırım almakta ve bu yatırım süreci bu projeyle sınırlı kalmayarak telekomünikasyon, altyapı ve konut yapım projeleriyle daha da genişlemektedir.

İran’ın bölgede güçlenme süreci, karşı konulamaz noktaya gelmeden önce önlem alınma ihtiyacı doğurmuştur. Bu önlem alınma süreci, şu anda nükleer anlaşma iptaliyle, ekonomik yaptırımlarla ya da bölgede Suudi Arabistan’ın İran’a karşı güçlendirilmesiyle gerçekleştirilmektedir.

İktidarı alır almaz Suudi Arabistan ile milyon dolarlık askeri anlaşma imzalayan Trump, Suudi Arabistan’ı güçlendirme çalışmasına başlamış ve bölgede aktif bir şekilde rol oynayabilecek bir alan tasarlamıştır.

Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman aracılığıyla modernleşme çabaları ve ABD ve İsrail’le yakınlaşma süreci, bölgenin politik dengelerini sarsmıştır. Ayrıca Körfez İşbirliği Konseyi ya da İslam İşbirliği Teşkilatı aracılığıyla İran’ın geri plana atılması, Suriye İç Savaşında büyük bir nüfuz elde eden İran’ın bölgede dışlanması sürecini başlatacaktır.

Darbe sonucu ülkenin başına geçen es-Sisi’li Mısır ise, bölgedeki bu gelişmelere karşı konumunu ABD ve Suudi Arabistan’ın çıkarları etrafında şekillendirmektedir. Bölgede Suudi Arabistan önderliğinde bir İslam ittifakı veya cephesi oluşturma çabalarında Mısır, yardımcı bir devlet olma pozisyonundadır. Bu gelişmeleri destekleyen bir durum ise Mısır ve Suudi Arabistan’ın Dışişleri Bakanlıkları tarafından Suriye’ye asker gönderme açıklamalarıdır.

Rusya ve İran’ın (Türkiye’de dâhil) bölgedeki aktif politikalarından oldukça rahatsızlık duyan ABD ve Suudi Arabistan, bu durumun önünü kesmek istemektedirler. İran’ın uluslararası sistem aracılığıyla kontrol altına alınarak ekonomik olarak güç kaybetmesiyle, Suriye’deki askeri bütçesi olumsuz etkilenecektir.

Özetle İran’a karşı olan yaptırımlar, bölgede İran’ın güçlenmesinin önüne geçerek, Suudi Arabistan’ın yükselmesi amacını taşımaktadır. Bu amaca ABD’nin en önemli müttefiki İsrail aracılığı ile ulaşılmaya çalışılmaktadır. İsrail’e büyük bir tehdit oluşturan İran, Suudi Arabistan tarafından etkisiz bırakılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu politik hamlelerin bölgede ne kadar başarıya ulaşacağı tartışmalıdır. İran’ın ABD tarafından kontrol edilmesi, Malakka ve Hürmüz Boğazları aracılığıyla enerji ihtiyacını karşılayan Çin’i önemli ölçüde etkileyecektir. Ayrıca Suriye denkleminde İran’ın stratejik ortağı olan Rusya’nın, kısaca Asya-Pasifik bloğunun bu gelişmelere ne tepki vereceği pek de tahmin edilebilir değildir.

Sadık ÖNCÜ – Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
____________________________________________
Dipnot:
(1) Detaylı bilgi için bknz: Serkan Dere, Sadık Öncü, “Strategic Permanence: USA’s Manbij Policy In The Asian-Pacific Centre”, https://www.academia.edu/36285437/Strategic_Permanence_USA_s_Manbij_Policy_In_The_Asian-Pacific_Centre (Erişim Tarihi: 8 Mayıs 2018)

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz