Twitter Facebook Linkedin Youtube

“ENERJİ GÜVENLİĞİNİN ULUSLARARASI HUKUK BOYUTU” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 81’incisi, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Akif KARACA’nın sunumu ile “Enerji Güvenliğinin Uluslararası Hukuk Boyutu” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti.

Sayın KARACA’ya bilgilendirici sunumu için teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları okuyucularımızın istifadeleri için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR:

Fosil yakıtlar (petrol, doğal gaz ve kömür) hala ana enerji kaynağıdır. Bunların tamamen tükenmesi iddiası gerçekçi değildir çünkü ham maddesi insan cesetleri, hayvan ve bitki kalıntılarıdır. Oluşumu sürekli olarak devam etmektedir. Sürekli yeni havzalar bulunmaktadır. Fosil yakıt kaynakları, dünyada eski yerleşimlerin olduğu yerlerde ve ırmak kenarlarında yoğunlaşmaktadır.

Alternatif enerji kaynakları (rüzgar, güneş, hidroelektrik, jeotermal) henüz fosil yakıtların yerini alamamıştır. Alternatif kaynakların önemi ve kullanımı sürekli artmakla beraber, fosil yakıtlar hala daha yaygın kullanılmaktadır. İkinci nükleer santral Japonya’ya veya Güney Kore’ye yaptırılırsa teknoloji transferi ve kaynak çeşitliliği yönünden isabetli olur.

-Petrol ve doğal gazın önemi insan vücudundaki kan gibidir. Boru hatları ise dünyanın kan damarlarına benzetilebilir. Isınma, aydınlanma gibi temel günlük ihtiyaçlar dahi bu kaynaklardan elde edilen enerjiden sağlanmaktadır.

Enerji güvenliği; öngörülebilir bir gelecek için enerji kaynaklarına makul fiyatla ve kesintisiz ulaşabilmeyi gerektirir. Enerji güvenliğinin temel dayanakları; kaynak ülkelerin kontrolü ve istikrarı, transit ülkelerin (Türkiye’nin de öne çıktığı alan) kontrolü ve istikrarı, alternatif kaynakların kontrolü (nükleer enerji, yenilenebilir enerji gibi) başlıkları altında toplanabilir.

-Büyük güçler açısından enerjinin nereye gideceği kadar nereye gitmeyeceği de kritik öneme sahiptir. ABD kaya gazı ile enerjide kendine yeter konuma gelmekle birlikte fosil kaynakların nereye gideceği konusundan elini çekmemiştir. Hatta bu saikle ülkelere müdahale etmektedir.

-Doğal gazın boru hatlarıyla veya tankerle nakli mümkündür. Sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) tankerle taşınması 3 bin mili aşan mesafelerde makuldür.

-Türkiye’nin en büyük doğal gaz tedariki Rusya’dandır. (%50 civarında) Sonra Azerbaycan, İran ve Cezayir (LNG) gelmektedir. Kaynak çeşitliliği artırılmalıdır. Rusya, enerji kaynağı olma durumunu politik bir araç olarak yoğun şekilde kullanmaktadır. (2006 yılında parayı ödemediği gerekçesiyle Rusya, Ukrayna’ya giden gazı kesmiş böylece Avrupa’ya giden hat kesilmiştir. Bu durum 2009 yılında tekrar etmiştir.) İran’la Türkiye arasında iki senede bir uyuşmazlık çıkar, tahkime gidilir ve Türkiye kazanır. Bu konuda Rusya’nın sözü daha güvenilirdir. (Rusya Türkiye’nin gazını kesmez çünkü ekonomik önemi çok büyük, yıllık 25 milyar dolar. Uçak krizinde bile kesmedi) Türkmen gazını Rusya üzerinden almak zorunda kalmamız jeopolitik bir zorunluluktu.

-Katar’da büyük havzalara sahiptir. Katar’dan Türkiye’ye boru hattı kurmak zor çünkü aradaki ülkelerin istikrarsız durumu ve Türkiye’ye bakışı malum. Tankerle taşıma konusunda çalışmalar devam etmektedir. Irak’tan doğal gaz teminine yönelik çalışmalar vardı. 50 yıl süreli ve gayet makul fiyatlarla alım konusunda Barzani ile anlaşılmıştı. Referandum girişimi bu projeyi sekteye uğrattı. Mayıs ayında yapılacak Irak seçimlerinden sonra bu proje tekrar canlandırılabilir.

-Türkiye enerji kaynaklarının %70’ine yakın konumdadır. (Orta doğu, Hazar, Akdeniz havzaları) Rusya-İran ve Katar dünyadaki en büyük üç doğal gaz üreticisidir. Türkmenistan gazını Çin adeta kapatmıştır. (10 bin km’lik bir hatla Türkmen gazının Çin’e taşınması)

-Soğuk savaş sonrası dönemde ABD öncülüğünde, Doğu-Batı Enerji Koridoru projesi geliştirildi. Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan enerji kaynakları üzerinde (Tengiz havzası, Şah Deniz havzası) planlamalar yapıldı. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattında Türkiye alıcı değil sadece transit ülke. (BTC anlaşmasının ilk hali sömürge dönemi anlaşmalarını andırıyordu. Ücretler çok düşüktü, sözleşme hükümlerinin değiştirilemeyeceğine dair madde vardı. 2009 yılında görülen tahkim davasıyla birlikte kısmi bir düzelme sağlandı) BTC’ye paralel Şahdeniz-1 doğal gaz hattında Türkiye hem alıcı hem de transit ülke. Şahdeniz-2 (TANAP) hattında ise hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın hisseleri var. Transit ücretleri Gürcistan için çok önemli bir gelir kaynağı teşkil etmektedir.

– Doğu-Batı Enerji Koridorunun öncelikli amaçlarından birisi, hedef ülkeleri Batı ittifakına eklemlemek ve Rusya ile İran’ı devre dışı bırakmaktır.

-Türkiye’nin enerji politikasının %70’i transit ülke olma üzerine kuruludur. Bu sayede amaçlanan; jeopolitik güç elde etmek, devlete transit ücreti almak ve işletmeci şirkete taşımacılık ücreti almaktır.

-Enerji güvenliğinin hukuki boyutu üretici – transit – tüketici ülkeler arasındaki anlaşma ve sözleşmeler üzerine kuruludur. (İmtiyaz, üretim paylaşımı, taşımacılık anlaşmaları, alım-satım sözleşmeleri gibi) Devletler arasında da (uluslararası antlaşma ve sözleşmeler, yatırım koruma hükümlerini düzenleyen BİT-MİT anlaşmaları gibi) anlaşmalar yapılmaktadır.

-Boru hatları ile ilgili hikayenin başlangıcı ABD’de 1870’lerde ortaya çıkmıştır. Petrolün bulunması ile başlayan süreçte Rockefeller ailesi önce üretime değil boru hatları işine yönelmiştir. Daha sonra ortaklarının hisselerini toplayarak beş büyük şirketin kontrolünü ele geçirmişlerdir. Bu şirketlere BP ve Shell’in eklenmesiyle alanı 7 büyük şirket kontrol etmeye başlamıştır.

-İmtiyaz anlaşmaları ile belirli sahada petrol çıkarma hakkı karşılığı para ya da petrolün belirli bir yüzdesinin ödenmesi öngörülmüştür. Petrolün ve toprağın mülkiyeti de bu şirketlere geçmiştir. Bu şirketler özel haberleşme ve taşımacılık sistemleri de kurmuştur.

-Bir ülkeye önce arkeologlar ya da jeologlar gitmiş, petrolü bulunca emir ya da yöneticilere %10-15 pay verilerek ilk imtiyaz anlaşmaları doğmuştur.

Süreç içinde devletler petrol üzerinde egemenlik hakkı ileri sürmeye başladılar (millileştirme). Suudi Arabistan’da oran %50’ye ulaştı. İran %75’e çıkarınca İran Başbakanı Musaddık ABD-İngiliz ortak yapımı bir darbe ile devrildi.

Millileştirme hareketinde Libya önemlidir. 1970’lerde Kaddafi ile başlayan millileştirme hareketi daha sonra diğer Arap ülkelerine yayılmıştır. Endonezya’da oraya çıkan 65-35 oranlı üretim paylaşım anlaşmalarıyla ciddi bir dönüşüm yaşanmış, kontrol ve mülkiyet devlete geçmiştir.

OPEC‘in kuruluşu ile (orta doğu ülkeleri + Venezuela) üretim ve fiyatların kontrolü de şirketlerden devletlere geçmiştir. Şirketler karşısında devletlerin pazarlık gücü artmıştır.

-İran – Irak savaşıyla bu iki ülke 80’lerde üretimde saf dışı olmuş, ardından 90’larda özelleştirme furyası başlamıştır. 2000’lerde tekrar devletler anlaşmaların iptaline yönelmiştir. Bunun üzerine anlaşmayı değiştirmemeye yönelik hükümler (stabilizasyon klozları) doğmuştur. Bu alanda uyuşmazlıklar tahkim yoluyla çözülmektedir. (Devlet mahkemelerine güvenilmemektedir çünkü devlet zaten uyuşmazlığın tarafıdır) Taraflar uluslararası hakemler seçmektedirler. (Ticari anlaşmalar gizlidir taraflar ve hakemler bilir)

Enerji Şartı Anlaşması 90’ların başında imzalanmıştır ve spesifik olarak enerji sektörünü düzenleyen ilk uluslararası anlaşmadır (Türkiye ve 50 kadar ülke taraf olmuştur) SSCB sonrası dönemde iki taraf arasında koordinasyonun korunması, ayrımcılık yasağı, ulusal muamele yükümlülüğü gibi hususlar düzenlenmiştir.

Enerji Şartının transite ilişkin hükümleri etkili olmamıştır. Yeltsin dönemi anlaşmasıdır ve Avrupa, Rus kaynaklarını sömürmek istemiştir. Putin bu anlaşmadan çıkacağını beyan etmiştir. Enerji Şartı sözleşmesi başarısız olmuştur.

-Enerji hukukunda miktarlar çok büyüktür. Devasa rakamlara ulaşılmaktadır.

Leviathan Gaz Sahası: Leviathan su altından çıkan büyük canavar, dev ejderha demektir. Suriye – Kıbrıs – İsrail açıklarında, Akdeniz altında bulunmuştur. Tek başına bütün Avrupa’nın 30 yıllık ihtiyacını karşılayacak bir kaynak tespit edilmiştir.

-Suriye’deki savaş ve Kıbrıs’taki gerginlikte bu kaynağın payı büyüktür. PYD-YPG denilen PKK uzantısı terörist yapı, ABD adına Suriye enerji havzasının bekçiliğini yapmaktadır. Kıbrıs etrafında da büyük gerginlik ve sıkıntı yoğunlaşmıştır. Sıcak çatışma riski dahi doğmuştur. Mısır açıklarında da yine devasa bir saha bulunmuştur. Sisi’nin işbaşına gelişi boşuna ya da tesadüf değildir

SÖYLEŞİDEN KARELER:

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz