Twitter Facebook Linkedin Youtube

AFRİN OPERASYONU VE YENİ BİR MEDENİYET ATILIMI GAYRETLERİ

Haldun BARIŞ

Afrin operasyonunu ve sonrasında yapılacağı neredeyse kesinleşen Menbiç operasyonunu, devletimizin verdiği haklı bir güvenlik refleksi olarak okumak doğru ama eksik bir okumadır. Bu operasyonlar, Cumhuriyet tarihimizde bir dönüm noktasının kapısını aralayabilecek niteliktedir. Özü itibariyle adeta Kıbrıs Harekâtına benzettiğim bu operasyonlarda mücadele eden kahraman Mehmetçiğimize desteklerimizi iletiyor ve onları dualarımızdan eksik etmiyoruz.

Afrin operasyonunu ve olası Menbiç operasyonunu değerli kılan şey, tam olarak ülkemizin bağımsızca hareket etmesi ve NATO’nun ve diğer sözde ortaklarımızın ikiyüzlülüğüne karşı tavır alabilmesidir. Kendi güvenlik politikalarını gözden geçirip uluslararası hukuka uygun bir şekilde ve milli duruşumuza karşı gelen mekanizmaları umursamadan veya etkisizleştirip, sahada gereğini yapan ülkemizin bu adımı, tarihi niteliktedir.

Bunun bir başka örneği ise Kıbrıs meselesinde görülmektedir. Kıbrıs meselesinde de haklı olmamıza rağmen ülkemizi hesaba katmayan ve engelleyeceğini sanan güçlere karşı milli ve yerli bir duruş sergilenebilmiştir. Rahmetli Erbakan Hocanın Mecliste söylediği şu sözler, anlatmak istediğimi tam olarak ifade etmektedir:

“Birleşmiş Milletler şunu dedi de bunu dedi de. Biri hipnotize mi ediyor sizi? Bırakın şu Amerika’nın hoşuna gitmez’i… Bana ne Amerika’dan?”(Necmettin Erbakan, Kıbrıs Meselesi Meclis Konuşması)

İşte bugün, yine haklı bir davamızda yine bu onurlu duruşu sergileyen bir millet olarak biz, bu kez bu bağımsızlık ve milli duruş hareketimizi sahadaki zaferlerimizin ötesine de taşımalıyız. Her alanda onurlu bir atılım yapabilmek ve özümüze dönebilmek için zaferimizin ardını da düşünebilmeli, uzun vadeli planlarımızda “asıl” meselelerimizi de önemsemeliyiz.

Asıl meselemiz ise bir sonraki adımı tasarlarken, medeniyet muhasebemizi de yapabilmek olmalıdır. Bağımsızlık mücadelesi verdiğimiz bugünlerde, bir yandan da özlemini çektiğimiz entelektüel, derin ve asıl meselelerimize yönelik tartışmaları ve çalışmaları içeren yayınlar yapmalı, bu noktaya da kafa yormalıyız.

Modernleşme süreci oldukça sorunlu geçmiş ve adeta Batı kültürünün iktibası ile sonuçlanmış bir milletin mensupları olarak, özümüze uygun yenilikler ve kendimizle çelişmeyen teknikler geliştirmek zorundayız. Biz, medeni bir toplumuz ve medeni toplum olmanın gereği olarak, medeniyetimizin (Türk İslam Medeniyeti) üretkenliğini sonuna kadar kullanmalıyız. Hedefimiz; hem toplumsal olarak hem de bireysel olarak kendimizi diğerleriyle mukayese etmek değil, kendi tanımlarını oluşturabilmiş, değerler sistemini temellendirip benimseyebilmiş, adaleti anlayıp kavrayabilmiş ve uygulama mekanizmalarını geliştirebilmiş, özüyle barışık, dünyaya yeniden insanlığı aşılayan bir toplum haline gelebilmek olmalıdır. Bu ise zor ve meşakkatli bir süreçtir. Ancak iki yüzyıldır tartışmasını yaptığımız bu meseleler, rafa kaldırılırsa kültürel ve zihinsel bir donukluk bizlere hâkim olacaktır. Bu da rasyonalitesi düşmüş, ilkelleşmiş ve insancıl refleksleri kaybolmuş bir toplum haline gelmemiz demektir.

Bu sebeple ihtiyacımız olan; sahada kazandığımız zaferi, toplumsal düzen açısından ilerlemişliğimiz ile taçlandırabilmektir. Bunu sağlayabilmek için havada duran metinlerden ziyade, tasarım sürecini başlatan akademik çalışmalara yönelmeli ve her alana medeniyetimizin dokularını işlemeliyiz. Reflekslerimizi ve zihin dünyamızı, medeniyetinin değer sistemini rasyonel bir zemine oturtabilmiş elit ve aydınlarımızla, yeniden tasarlamalıyız. Alev Alatlı’nın da dediği gibi:

“Yasaların tanıdığı haklardan, insanlık veya Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir yeni düzen getirmek zorundayız.” (Alev Alatlı, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Ödülü Konuşması, 2014)

Öyleyse, cephede kutsal vazifelerini yerine getiren kahraman Mehmetçiklerimiz ile birlikte bizler de üzerimize düşeni yapmalı ve kalemimize sıkıca sarılmalıyız. Toplumsal düzenimizi, yasaklarımızı ve serbestiyetlerimizi, iktisadımızı ve ticaretimizi, görev ve sorumluluklarımızı, kısacası dünyamızı veya yaşam tarzımızı şekillendiren bütün unsurları, üzerinde çalışılmış ve benimsenmiş bir sistem üzerinden yeniden şekillendirmeliyiz. Bunu yapabilmek, en azından bu uğurda çalışabilmek, bir milleti ve bir ümmeti yeniden diriltebilmek adına kendimizi gözden geçirmeli ve çalışmalarımızı arttırmalıyız.

 

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz