Twitter Facebook Linkedin Youtube

“SOÇİ GÖRÜŞMELERİ EKSENİNDE TÜRK-RUS-İRAN İLİŞKİLERİ” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 80’incisi, Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (KAFKASSAM) Başkanı Doç.Dr. Hasan OKTAY’ın sunumu ile “Soçi Görüşmeleri Ekseninde Türk-Rus-İran İlişkileri” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti.

Sayın OKTAY’a bilgilendirici sunumu için teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları okuyucularımızın istifadeleri için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR:

Türkiye’nin Suriye politikası iki ana eksende gelişti. Bu iki eksen; ilk olarak ABD ile işbirliğinde başlayan ve Başbakanlığa Binali Yıldırım atana kadar devam eden süreç ve sonrasında Binali Yıldırım başbakanlığında devam eden Rusya ve İran ile işbirliğiyle devam eden çözümün bir parçası olduğu süreç şeklindedir.

Türkiye, Suriye konusunda daha aklı selim politikalara Binali Yıldırım döneminde yöneldi. Binali Yıldırım; “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” diyerek Türkiye’nin çözümün bir parçası olmasını sağladı. Türkiye’nin politika değişikliğine gittiği süreçteki kronolojik hadiseleri şöyle sıralayabiliriz.

24 Kasım 2015: Türkiye’nin Rusya’ya ait bir uçağı düşürmesi ve Rusya ile ilişkilerin bozulması

22 Mayıs 2016: Ahmet Davutoğlu’nun yerine Başbakanlığa Binali Yıldırım’ın atanması

6 Haziran 2016: İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Rusya ziyareti

11 Haziran 2016: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin’e mektup göndermesi ve Rusya ile ilişkilerin düzelmeye başlaması

15 Temmuz 2016: FETÖ darbe girişimi (ABD tarafından tezgahlandı)

15 Temmuz, Türkiye’nin ABD ile birlikteliğini bozup Suriye’de çözümün parçası olma yönündeki politikalarına karşı bir hamle idi.

Suriye’de çözüme yönelik üç süreç yürütüldü; Cenevre, Astana ve 2017’de başlayan Soçi Süreçleri. Bu süreçleri içerisinde çözüme en yakın ve mantıklı süreç; Türkiye, İran ve Rusya’nın birlikte organize ettikleri Soçi Sürecidir. Soçi Süreci, Türkiye’nin talep ve ısrarı ile gerçekleşmektedir.

ABD, Suriye meselesinde Türkiye’yi yanında tutamazsa başarılı olamaz ve büyük bir imaj kaybına uğrar. ABD, Türkiye’ye karşı koz olarak PYD’yi destekliyor. Esas niyeti Türkiye’yi yanında tutmaktır. Türkiye Suriye’de kimin yanındaysa o güç, diğerlerinden 2 adım öndedir.

Soçi Süreci ile Türkiye’nin Suriye’deki hedefi; çatışmasızlık ilan edilmesi, güvenli bölge kurulması ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin güvenli bölgeye yerleştirilmesi sonrası Suriye’de demokratik sürecin işletilmesi. Türkiye’nin misafir ettiği Suriyeli göçmenler, Suriye’de demokratik düzene geçildiğinde Türkiye lehine önemli bir potansiyel oluşturmaktadırlar. Zira 1985’te Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ettirilen soydaşlarımızın bir kısmının geri dönmesi, bir kısmının da çifte vatandaşlık alarak Bulgaristan’daki seçimlere katılması, Bulgaristan’da 20-25 milletvekilliği kazanabilen bir Türk partisinin faaliyette bulunmasını sağlamıştır. Aynı durum Suriyeli mülteciler için de söz konusu olabilir.

Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantisidir. Suriye’de kanton ve bölge adı altında herhangi bir yapıya müsaade etmeyecektir.

Türkiye’de en az 100 tane strateji merkezi olmalı. Karar alıcıların elinde her konuyla ilgili en az 40 çözüm yöntemi olmalı. Türkiye’nin yerli ve milli bilgi havuzları oluşmalı. Türkiye, strateji merkezleri üzerinden dünyada etkili olabilir.

Türkiye, en az 30 yıl Suriye’den çıkmayacak.

Türkiye’de İran’a hep duygusal ve genellikle iyimser yaklaşılıyor. İran, Suriye ile stratejik işbirliği olan ve Akdeniz’e açılmak için Suriye’yi elzem gören bir ülke. Rusya’yı Suriye’ye sokan, İran’dır. Hedefi Rusya ile Türkiye’yi savaştırmak idi. Savaşan iki ülke de zayıflayacak ve böylece İran Türkiye’den, ABD de Rusya’dan kurtulacaktı.

İran ile İsrail arası kötü gibi gösteriliyor ancak İsrail silahlarının Karabağ üzerinden İran’a gönderildiğine dair şayialar var. Ancak Almanya’nın Münih kentindeki Güvenlik Konferansı’nda konuşan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu İsrail hava sahasında düşürüldüğünü belirttiği İran’a ait bir İnsansız Hava Aracı’nın (İHA) parçasını göstererek “Tahran’ın tiranlarına bir mesajım var. İsrail’in kararlılığını test etmeyin” demesi, ABD ve İsrail’in yakın zamanda İran’a yönelik bir operasyonunun olabileceğini gösteriyor. ABD’nin 5000 tır silahı sadece PYD’ye değil, İran’a yönelik de olabilir.

İran’da 28 Aralık’ta başlayan gösterilerle ortaya çıkan kriz, İran’ın iç dinamiklerinden kaynaklanmaktadır. İran’da dini rehberlik ile cumhurbaşkanı arasında bir gerginlik yaşanmaktadır. İran, kendi ayakları üzerinde durabilen reel bir devlet yapısına dönmek zorundadır. Bu haliyle sistemi sürdürmesi mümkün değildir. İran’da her yıl 1 milyon kişi yurtdışına kaçmaktadır. Dini baskı nedeniyle ateizm, İran’da dünya ortalamasının üzerinde taban bulmaktadır.

İran, dışarıdaki (Suriye, Yemen, Irak, Lübnan) operasyonları nedeniyle ekonomik krizle karşı karşıyadır.

İran’da 40 milyon Türk yaşamaktadır. Bunların 25 milyonu muhalif (Tebriz), 15 milyonu ise rejimi ayakta tutanlardır (Zencan).

İran’da insanın karşılığı sıfırdır. İran rejimi, korku üzerine ayakta durmaktadır. İran hapishanelerindeki işkence, dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur.

İran rejimi muhakkak normalleşecektir. Türkler bu süreçte aklı selim davranırlarsa 1925’e kadar olan 1000 yıllık süreçte olduğu gibi yine İran’ı yönetebilirler.

İran’ın yurtdışında uyuyan hücreleri var. İran’ın dış müdahalelerle Suriyelileşmesi Suriye’den çok daha kötü olur. Bu nedenle bizim mahallenin delisini, karşı mahallenin kabadayısına dövdürmemelidir.

Türkiye, Suriye’nin üst düzey yetkilileri ile görüşüyor. Doğrusu da budur. Diplomasi kanalları sürekli açık olmalıdır. Zira her savaş, barış için yapılır. Barışın yolları açık olmalıdır.

Suriye’de çözümün Esatlı veya Esatsız olmasından ziyade, Türkiye’nin güvenliği açısından terör örgütlerinden temizlenip temizlenmemesine bağlı olarak dikkate alınması gerekmektedir. Esad ile devam edip Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak, Türkiye için önemli bir alternatiftir. Zira Rusya, Türkiyesiz bir Suriye politikası kurgulamak istememektedir.

Biz 550 yıldır Ruslarla savaşıyoruz. Rusya’nın Türkiye ile ilgili bir ajandası var. Rusya, Türkiye’nin Orta Asya ülkeleri üzerinde etkili olmasını istemiyor.

Kürtleri keşfedip onlarla ilgili ilk bilimsel çalışmaları yapan ülke, Çarlık Rusyasıdır. Çarlık Rusyası, Ermenistan ve Gürcistan’a ilave olarak bir Kürt devleti kurmayı ve böylece Batum’dan İskenderun Körfezine kadar bir hat oluşturarak Türkiye’nin İslam dünyası ile bağını kesmeyi hedefliyordu. 1917 Bolşevik devrimi, bu planı akamete uğrattı. Çanakkale Savaşında İtilaf Devletlerinin Çarlık Rusyasına yardım etmelerinin engellenmesi, bu planın akamete uğramasını sağladı.

Ancak Ruslar, SSCB döneminde de Kürdologlar yetiştirmeye ve bu Kürdologlar kanalıyla Kürtlerle ilişkilerini geliştirmeye devam ettiler.

Batılılaşma, 200 yıllık devlet politikamızdır. Dünyada üretilen markaların %90’ı Batıya aittir. Batı normları, evrensel değerler olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Türkiye, AB ve NATO’dan ayrılmadan yoluna devam etmelidir. Batından yönümüzü çevirir sadece Rusya’ya yönelirsek, hem doğudan hem de batıdan oluruz. Batıdan koparsak Rusya’nın bizimle ilgili planlarını bilemiyoruz.

Tek aksla yola devam etmemek ve ittifakları çeşitlendirmek lazım.

Rusya-İran yakınlaşması, Türkiye ile Türk dünyası ilişkilerini zayıflatır. Türkiye-Rusya yakınlaşması ise İran’ın aleyhine gelişmeler doğurur.

Türkiye’nin iç savaş riski bulunmaktadır. Eğer iç savaş olmazsa, Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde dünyanın önde gelen ilk 5 devleti arasına girer.

SÖYLEŞİDEN KARELER

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz