Twitter Facebook Linkedin Youtube

TÜRKİYE’YE İLTİCA SÜREÇLERİ VE ARAP SIĞINMACILARIN ENTEGRASYONU

Ahmet Savaş MUMCU

2010 yılından beri Suriye’de devam eden çatışmalar ile Ortadoğu ve Afrika’nın çeşitli bölgelerinde meydana gelen çatışmalar, milyonlarca mültecinin Türkiye’ye sığınmalarına sebep oldu. Türkiye’nin “Mültecilik” ve “Göç” kavramlarına yabancı olması ve hızlı bir şekilde Türkiye’ye yönelen göç dalgaları, gerekli alt yapı oluşturulmadan büyük bir krizin meydana gelmesine yol açtı.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu durumu, büyük bir Mülteci Krizi olarak ifade etmek mümkündür fakat bu krizi büyük bir avantaja dönüştürebilmek ve ulusal çıkarlarımız yönünde yönetebilmek, bizim elimizde olan bir faktördür. Afganistan, Irak, İran ve dünyanın pek çok farklı noktasından ülkemize göç eden insanların hepsini birer sığınmacı/mülteci olarak kabul etmek, doğru bir davranış olmayacaktır. Bu grupların içerisinde çeşitli boşlukları kullanarak Türkiye topraklarına sızan veya bir takım yabancı ülkelerin bölgedeki çıkarları yararına hareket eden kişilerin sayısı oldukça fazladır.

Arapça-Türkçe tercümanlık yapmam hasebiyle tecrübe ettiğim kadarıyla; ülkemize bir şekilde ayak basmış bu yabancılar, kendilerini “mağdur” gösterme hususunda oldukça mahirdirler. Türk Halkının “merhametli” bir çoğunluğa sahip olması, bu duygunun sömürülmesine neden olabilmektedir. Ancak konuyla ilgili kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşlarında, ülkemize sığınan/iltica eden bu kişilerin düşünce sistematikleri çalışılmamakta ve bu grupların Türkiye içerisinde yapabilecekleri faaliyetleri önceden kestirme imkânı bulunmamaktadır.

Ayrıca sığınmacılar/mülteciler ile ilgili çalışmalar yapan kurumlarda, bu krizi fırsat olarak gören kötü niyetli veya çıkarcı insanlar, sorunların daha da büyümesine ve derinleşmesine neden olmaktadır. Ayrıca bazı kurumların objektif araştırma ve tespitler yerine, kendilerine empoze edilen önyargılarla hareket ettiği ve saha gerçeklerinden uzak ön kabullere dayalı politikalar geliştirdiğine yönelik tespitlerim bulunmaktadır. Gözlemlerime göre; her toplumsal oluşuma “devlet yararına olduğu düşünülse bileşüpheyle yaklaşmak, ülkemizin uğrayabileceği tehlikelere karşı doğru stratejilerin geliştirilmesi açısından faydalı olacaktır.

SASAM Staj Programı kapsamında hazırladığım bu çalışma, ülkemize iltica eden farklı ülkelerden Arapça konuşan bireylere tercümanlık yaptığım uzun süre içinde edindiğim bilgilere ve yaptığım gözlemlere dayanmaktadır.

İLTİCA TALEPLERİ VE MÜLTECİLİK SÜRECİ

Türkiye’ye dünyanın çeşitli bölgelerinden gelerek iltica talebinde bulunmak isteyen gruplara göz attığımızda; özellikle Irak, Suriye, Afganistan, İran ve Yemen gibi Ortadoğu ülkelerinden gelen grupları görüyor olsak bile, Afrika’nın bazı bölgelerinden gelen mültecilerin varlığından da söz edebiliriz. Peki, Türkiye’ye iltica talebinde bulunmaya gelen bu grupları nasıl bir süreç bekliyor? Her şey devlet kontrolünde mi ilerliyor?

İltica talebinde bulunmak için Türkiye’ye gelen kişiler, öncelikle Ankara’da bulunan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine (BMMYK) giderek ilk iltica talep kayıt işlemini gerçekleştiriyorlar. İltica talebinde bulunan kişilere BMMYK tarafından “Neden Türkiye’ye geldikleri ve neden iltica talep ettikleri” konusunda kısa temel sorular yöneltiliyor. İltica talebinde bulunan kişilerden herhangi bir şekilde evrak istenmiyor. Pasaportu olmayan kişiler de ülkelerinde kullanmış oldukları kimlik veya kişisel bilgilerinin yer aldığı herhangi bir evrak ile kayıt işlemlerini gerçekleştirebiliyorlar.

BMMYK’ya iltica talebinde bulunan kişiler, “Uluslararası Koruma” belgesini alarak BMMYK tarafından belirlenen ve ikinci görüşmeye kadar ikamet edecekleri şehirlere yönlendiriliyorlar. Bu aşamadan sonra iltica sahibi, kayıt olduğu şehirdeki İl Göç İdaresine giderek geçici kimlik belgesi için başvuruda bulunuyor ve İl Göç İdaresi, tıpkı BMMYK’nın uyguladığı gibi ufak çaplı bir görüşme ile iltica sahibine bulunduğu bölgeye ait kimlik belgesi veriliyor.

Tüm bu kısa çaplı kayıt aşamalarından sonra ise iltica talebinde bulunan kişi, ikinci bir görüşme için beklemeye başlıyor. 2014 yılından sonra Türkiye’de artış gösteren mülteci sayısı sebebiyle ikinci görüşmeye kadar olan süre, oldukça uzun olabiliyor fakat her ne kadar bu süreç uzun olsa da ikinci görüşmeden sonra iltica talebinde bulunanları daha uzun soluklu bir dönem bekliyor.

İkinci görüşmeye kadar olan süreç içerisinde iltica sahibi henüz “mültecilik” hakkı kazanmış sayılmıyor ve hiçbir şekilde kendisine finansal destek sağlanmıyor. Ayrıca bu süreç içerisinde iltica talebinde bulunan kişinin resmi bir şekilde herhangi bir iş yerinde çalışması yasak. İltica sahipleri, tamamen kendi finansal kaynaklarıyla ve çeşitli yardım derneklerinin sağlamış olduğu yardımlarla geçinmeye çalışıyorlar.

İkinci görüşmeye çağrılan iltica sahipleriyle görüşmeler, BMMYK Ankara Şubesinde ve bazı durumlarda iltica sahibinin bulunduğu şehre giden BMMYK ekibi aracılığıyla yapılıyor. Bu görüşmelerde iltica sahibi kişilere özel hayatı ile ilgili sorular yöneltiliyor. İltica sahibinin ülkesini terk etme sebepleri, herhangi bir şekilde bir terör örgütüyle ilgisi olup olmadığı, işkence görüp görmediği, vb. tamamen iltica sahibinin ideolojik fikirlerini ve psikolojisini analiz etmek amaçlı sorular soruluyor. Görüşmeler, ortalama 4 ile 6 saat arasında sürüyor.

İltica talebi geçerli bulunan kişilere “Mültecilik hakkı kazandıklarına” dair bir belge veriliyor. Bu belge ile mültecilik hakkı kazanan kişiler, çeşitli finansal yardımlardan yararlanabiliyorlar ve üçüncü görüşme için sıra almış oluyorlar.

Bu noktadan sonra Mülteciler hakkında detaylı olarak bilgiler toplamış olan BMMYK içerisindeki hukuk birimi, dosyalar üzerinde araştırmalar yapmaya başlıyor ve Mültecilerin özgeçmişleri talep esnasında vermiş oldukları deliller ve ciddi anlamda üçüncü bir ülkeye çıkıp çıkmamalarının gerekli olup olmadığını detaylı bir şekilde inceliyor. Uluslararası Hukuk Memurlarının (International Legal Officer) kişilerin dosyaları incelemeleri ve bu dosyalar üzerine bir değerlendirme puanı vermeleri, bu noktada esas alınıyor.

Mültecilerin dosyaları hakkında yapılan çalışmalar sonucunda üçüncü bir ülkeye çıkmaya hak kazanan kişilerin dosyaları, BMMYK Yerleştirme Birimine gönderiliyor ve bu kişiler için üçüncü bir kabul edici ülke aranmaya başlanıyor. Amerika-Kanada-Avustralya ve Avrupa ülkelerine mültecilerin bilgileri gönderilerek, bu ülkeler içerisinde –o seneki kotaya göre-  bu kişileri kabul edebilecek bir ülke seçiliyor ve mülteciyi kabul eden ülkeye BMMYK tarafından mültecinin tüm bilgileri gönderiliyor.

İkinci aşamada mültecilik hakkı kazanmayan iltica sahiplerine internet üzerindeki https://results.unhcr.org.tr/ adresinden dosyalarıyla ilgili “dondurulmuş” bilgisi verilerek BMMYK üzerinden Türkiye dışına çıkamayacakları konusunda bilgi veriliyor. Fakat iltica sahipleri, genel olarak bu bilgiyi kabullenmiyor ve kararın bir gün değişeceği konusunda umutlanmaya ve beklemeye devam ediyor.

Mültecilerin yoğunlukla bulunduğu şehirlerde bulunan BMMYK Ortağı Ofislerden sık sık dosyalarıyla ilgili bilgi almak isteyen iltica sahiplerine Türkiye’de kalmaları ve üçüncü bir ülkenin iltica sahiplerini kabul edebilecekleri süreye kadar beklemeleri söyleniyor. Üçüncü aşamaya geçmiş ve bir ülke tarafından kabul almış mültecilerle, mülteciyi kabul eden ülkeden bir teftiş heyeti gönderilerek tekrar bir görüşme yapılıyor ve karşı ülke de iltica sahibiyle birebir görüşerek iltica sahibinin psikolojisini ve ülkelerinin iltica şartlarını sağlayıp sağlamadığı inceleniyor.

2014 yılından sonra Irak’tan Türkiye’ye yapılan iltica yoğunluğu ve dosyasını kapatmadan ülkesine geri dönen veya kaçak yollarla Avrupa’ya giden kişilerin meydana getirdiği dosya yoğunluğu, süreçlerin daha da uzamasına sebep olabiliyor. 2016 yılından sonra Trump’ın mültecilere yönelik uyguladığı politikalar ve BMMYK’dan çekmiş olduğu finansal destek ile Avrupa’da meydana gelen siyasi krizler ve kaçak yollarla Avrupa’ya giden göçmenlerin sebep olduğu iç krizler, üçüncü ülkelerin Türkiye üzerinden mülteci kabul etmemesine sebep oldu. Bu da BMMYK sürecinin tamamen kilitlenmesine neden oldu. 06.02.2018 tarihinden itibaren iltica sahiplerine BMMYK tarafından gönderilen mesajlarda “Eğer kabul almadıysanız lütfen kurumumuzu arayarak rahatsız etmeyiniz.” Denilmesi, mültecilerde ayrı bir korkuya neden oluyor ve bazı grupların kararlarında değişiklikler yapabilme ihtimalini beraberinde getiriyor.

Günümüzde BMMYK süreçlerinin her geçen gün daha da uzaması ile birlikte Türkiye’de bulunan iltica sahipleri, BMMYK’ya yönelik bir güvensizlik duygusuna kapılmakta. Bu da, mülteciler içerisinde maddi imkanları olan kesimleri kanun dışı yollarla çeşitli ülkelerin Büyükelçilikleri üzerinden yurt dışına kaçak olarak gitmeye yöneltmektedir. Her sene bu bağlamda çeşitli sahtecilik olayları meydana geliyor. (Örneğin 2016 yılında uzun seneler Irakta yaşamış Türk uyruklu bir kişi, 15 Iraklı aileyi BMMYK’da çalıştığını iddia eden bir arkadaşı aracılığıyla dolandırmıştır. Dolandırılan iltica sahipleri, BMMYK ve Türkiye’den korkuları sebebiyle şikâyetçi olamamışlardır.)

Özet olarak iltica sahiplerinin Türkiye dışında üçüncü bir ülkeye çıkma ihtimalleri, oldukça azalmıştır. Üçüncü ülkeler, Mülteci Krizinin çözülmesinde Türkiye’ye yardım etmemekte ve BMMYK devre dışı kalmış durumdadır. Üçüncü ülkeler, özellikle genç ve tek başına gelen bireyler ile akademik/iş gücü anlamında istifade edebilecekleri kişileri hızlı bir şekilde kabul etmektedirler. Bu da bu ülkelerin büyük bir kısmının “insani” amaçlarla hareket etmekten ziyade çıkar amaçlı hareket ettiklerini göstermektedir. Türkiye, milyonlarca göçmene kapısını açmış bir ülke olarak bu insanlardan üçüncü kabullenici ülkeler kadar istifade edememektedir.

YERLEŞİM GÖRÜŞMELERİNDEN SONRA

Üçüncü ülkelerin bu mültecileri kabul etmeleri durumunda, dosyaları BMMYK’dan kabule eden ülkelerin Büyükelçiliklerine gönderilir ve Büyükelçilikler tarafından ilgili aileler belirlenerek kişisel görüşmeler yapılır. Bu görüşmelerde BMMYK görüşmelerinden ayrı olarak tamamen kişisel sorular sorulmaktadır. Üçüncü ülke, kendisine başvuran kişi ve kişinin ailesi hakkında tüm istihbari bilgilere sahip olmadan hiçbir şekilde mülteciyi son kontrollere çağırmaz. ICMC  (International Catholic Migration Commission), ABD adına Mültecilerle görüşmeler yapan bir kurumdur. Kurum, yaptığı görüşmelerde dini sorulara yönelebilmekte ve adeta bir misyoner gibi çalışabilmektedir. Türkiye’den Amerika’ya gitmek isteyen bazı mültecilere “Dininizi değiştirmek ister misiniz?” ya da “Amerika adına casusluk yapmayı kabul eder misiniz?” gibi sorular yönelttiği, görüme yaptığım mültecilerce ifade edilmiştir. ICMC’nin “Catholic” bandı ile Kilise hâkimiyetinde hareket eden bir kurum olduğu ve Türkiye’de ofisleri olduğu, kesin bir bilgidir.

Özet olarak yerleştirme ofisinde bulunan dosyalarla ilgili tamamen üçüncü ülkenin keyfi soruları üzerine mülteci ile soruşturma yapılır ve üçüncü ülke, eğer bu mülteciyi şartlarına uygun görür ise kabul eder. Yani hiçbir ülke, BMMYK süreçlerini geçmiş iltica sahibini kabul etmek zorunda değildir.

ARAP SIĞINMACILARDA ENTEGRASYON SÜRECİ

Mültecilerin geldikleri ülkelerin sosyolojik açıdan parçalanmış olması ve bu ülkeleri oluşturan halk bireylerinin kendi aralarında ayrışmış olmaları, halk grupları içerisinde her zaman çeşitli çatışmaların yaşanmasına sebep olmuştur. Esasında bu ülkelerin parçalanmasında gruplar arasındaki çatışmalar temel etken olmuştur.  Günümüzde Avrupa ülkelerine yasadışı yollarla giden mültecilerin büyük bir kısmına ikamet belgesi verilmemekte ve mültecinin süreçten sıkılarak kendi rızası ve isteğiyle ülkesine geri dönmesi amaçlanmaktadır. Türkiye’de bulunan çok sayıda aile, 2016-2017 sürecinde Türkiye üzerinden Avrupa’ya kaçak yollarla yaşları 18’den küçük olan çocuklarını hızlı bir şekilde ikamet alabilecekleri ve daha sonra ailelerini Avrupa’ya davet edebilecekleri düşüncesi ile göndermişlerdir. Fakat Avrupa devletleri, mülteciler tarafından başvurulan bu yöntemi kavramış ve 18 yaş altındaki çocuklara yaşları 18’e girinceye dek ikamet belgesi vermemiş, 18 yaşından sonra ikamet alan mülteci gençlerin ise ailelerinin Avrupa’ya davet edilme süreçlerini oldukça zorlaştırmışlardır. Avrupa’ya kaçak yollarla giden mültecilerin bir kesimi bu ülkelere alışıp kendilerine orada bir hayat kurabilirken, bir diğer kesim ise süreçlerin uzaması durumundan sıkılarak ülkelerine kendi rızalarıyla geri dönmüş ve hayatlarından uzun bir dönemi hiçbir fayda sağlayamadan kaybetmişlerdir.

Türkiye’ye iltica eden Arapların durumlarını incelediğimizde sürecin başlarında kısa bir dönem içerisinde ülkelerine geri dönecekleri düşünülen bu gruplar, beklenildiği gibi ülkelerine geri dönmemişler, uzun dönemler boyunca Türkiye’de beklemeyi ve BMMYK aracılığıyla Türkiye dışına çıkmayı kendilerine gaye edinmişlerdir. Bu noktada önemli bir husus ise; uzun senelerdir Türkiye’de bulunan iltica sahiplerinin büyük bir kesimi, halen Türk toplumuna entegre olamamış ve Türk okullarından gerekli istifadeyi sağlayamamışlardır. Bunda Arap toplumlarının çeşitli gelenekleri, Türk toplumunu çeşitli sebeplerle kabullenmemeleri ve halklar arasında fikir uyuşmazlığı ile yaşam biçimi farklılıkları büyük bir etken olmuştur.

Gelecek Kaygısı Belirsizlikler: Türkiye’de bulunan iltica sahiplerinin büyük bir çoğunluğu, Türkiye’de uzun bir süre kalmayacaklarını düşündükleri için dil öğrenmediklerini beyan etmektedirler. Bu insanlar, adeta üçüncü bir ülkeye çıkma şansının tüm iltica edenlere verilmiş olduğunu düşünmekte ve eğer karşı ülke tarafından reddedilirlerse, bir çeşit tramvaya uğramaktadırlar. (30 Kasım 2017 tarihinde bir mültecinin Hollanda tarafından reddedildiği için intihar etmesi bir örnektir.) Türkiye’deki mülteciler, BMMYK’dan ve Türk Hükümetinden net bir cevap istemektedirler. “Bu insanlara Türk Hükümeti çeşitli imkanlar sağlayacak mıdır yoksa BMMYK tarafından üçüncü bir ülkeye mi çıkarılacaklardır?” İşte Türkiye’deki mültecilerin kafalarındaki temel soru işareti budur ve geleceklerinin meçhul olması, Arap ilticacıların Türkçeyi öğrenmemelerine ve “belki ülkemize döneriz” düşüncesi ile çocuklarını Araplara ait özel okullara göndermelerine sebep olmakta, bu da entegrasyon sürecini oldukça zorlaştırmaktadır. Mülteciler içerisinde “Eğer BMMYK aracılığıyla üçüncü bir ülkeye çıkmaz isek, ülkemize dönmektense Türkiye’de kalmayı yeğleriz.” tarzında düşünceleri olan kişilerin sayısı da çoktur ve bu noktada bu konumdaki ilticacılara “vatandaşlık” verilip verilmeyeceği konusunun da incelenmesi gerekir.

Maddi Yetersizlikler: Iraktan ve İran’dan gelen mülteciler incelendiğinde, bu grupların diğer mültecilere nazaran maddi anlamda daha ileride oldukları gözlenmektedir Her ne kadar bu insanların Irak’ta mal varlıkları olsa da, bu kişilerin sürekli evde oturmaları ve iş piyasasında bir yer edinememeleri, çeşitli psikolojik sıkıntılar yaşamalarına ve süreçten sıkılmalarına yol açmaktadır. Türkiye’de kanun dışı yollarla fabrikalarda ucuz ücretler karşılığında uzun saatler çalışan mülteci sayısı oldukça fazladır.

İlticacıların büyük bir kısmı, ülkelerinden kendilerine gönderilen aylık maaşlar olmasına rağmen tamamen sıkıntılarını gidermek ve oyalanmak için fabrikalarda çalışmaya razı olmaktadırlar. İlticacıların Türkiye’de geçirdikleri her gün, kendileri için –eğer çalışmıyorlarsa – ücretli, rahat ve siyasi çatışmalardan uzak bir hayattan ötesi değildir. Yani bomba patlamadan Türkiye’de yaşadıkları her günün bir maddi gideri bulunmaktadır. İltica edenler nazarında maddi gelir kaynaklarının olmaması, entegrasyon sürecinin zorlaşmasına yol açmaktadır. Bu görüşe sahip çok sayıda kişi olsa da, aynı zamanda çeşitli Arap ülkeleriyle ticaret yapan ve geçimini sağlayan zengin Arap aileler de bulunmaktadır. Ancak zengin ilticacılar da genellikle yarınlarından emin olamamaktadırlar.

Eğitim Kurumları: Arap ilticacılar, Türkiye’de geçici oldukları düşüncesi ve gelecek kaygısıyla çoğunlukla çocuklarını Özel Arap Okullarına kayıt ettirmektedirler. Oran olarak daha az görülse de, Araplar içerisinde Türk Okullarının Arap ülkelerinde denklik kazanması sebebiyle Türk Okullarına kayıt ettirenler ve Türkiye’den çeşitli mal ve mülk alarak gelecekte de burada kalmayı düşünenler bulunmaktadır. Türkiye’de herhangi bir gelecek düşünmeyip çocuklarını sadece Türkçeyi öğrenmeleri ve tercüman olarak çalışarak kolay bir biçimde hayatlarını idame ettirebilmeleri için Türk okullarına gönderenler de mevcut.

Devlet okullarında eğitim gören ilticacıların çocuklarına bir göz atacak olursak, bu çocukların okullarda öğrendikleri derslerden yeterli düzeyde istifade edemedikleri ve istifade edilen tek noktanın Türkçeyi öğrenme olduğunu görüyoruz. Bunun dışında Irak’tan Türkiye’ye gelen ilticacı çocukları, eğitim düzeylerine göre değil de yaş gruplarına göre Türkiye’de sınıflara koyuluyorlar. Bu da henüz Türkçe bilmeyen çocukların birçok dersten yaşıtlarına göre geri kalmasına sebep oluyor. Sınıfta kalan çocuğun yaşı büyüyor, fakat sınıfta kaldığı için kendisinden küçük çocuklarla aynı sınıfta ders görmek zorunda kalıyor ve bu da okuldan soğumasına neden oluyor.

Lise dönemlerine gelip Türk Liselerine gidip diploma alıp üniversite sınavlarına katılmak isteyen öğrencilerin sayısı da fazla. Fakat bu kez de Arap öğrenciler okulda dersleri anlamakta zorluk çektikleri için Açık Liseye yönlendirme yapılıyor. Zaten Türkçe bilmeyen öğrencinin önüne ekstra zorluklar dökülerek Türk okullarından iyiden iyiye soğumalarına yol açılıyor. Bu sebeple İl Milli Eğitim Müdürlükleri, genellikle Arap çocuklarının İmam Hatip tarzı okullara gönderilmelerini teşvik edici projeler yürütüyor. Fakat Arap ailelerin çoğunluğu, çocuklarının üniversite sınavı için İmam Hatip Liselerinde pek çok derste geri kalacakları korkusuyla göndermek istemiyorlar.

Sonuç olarak ilticacıların çocukları, Türk okullarına gittikleri zaman sadece Türkçelerini geliştirebiliyorlar ancak diğer derslerden yeterince istifade edemiyorlar. Ailelerin bu konuda yeterli ilgilerinin olmaması da bu süreçte etkili. Bazı ilticacılar ise çocuklarının okusalar bile istifade etmeyeceklerini düşündükleri için çocuklarını çalışmaya ve iş esnasında Türkçe öğrenmeye teşvik ediyorlar. Yani eğitim konusunda entegrasyon süreci için ekstra çıkış yolları aranması gerekiyor. Ankara ve bazı şehirlerde sadece Arapların bulunduğu okullar gibi okulların açılması da bu sürece bir katkı sağlamıyor. Bu defa öğrenciler okullarda Arapça dersler öğreniyorlar ve entegrasyon daha da zarara uğramış oluyor.

Arap Mahalleler: Çok kültürlü oluşumlar içeren devletlere baktığımızda, bir takım grupların her ne kadar kendi ülkelerinin dışında olsalar bile aynı yabancı şehirde aynı mahallelerde toplandıklarını görüyoruz (ABD’deki Çin Mahallesi bir örnek). Arap ilticacılarda da benzer durumu görebiliyoruz. Bu sebeple Sakarya, Eskişehir ve Samsun gibi şehirlerde Iraklıların çok sayıda olması bir tesadüf değil. İlticacılar, kendi ülkelerinden ilticacıların yoğun olarak bulunduğu bölgelere göç etmeyi tercih ediyorlar. Örneğin Kütahya’da kayıtlı olmalarına rağmen Eskişehir’de kaçak olarak yaşayan çok sayıda mülteci bulunmakta. Ankara’daki Suriye Mahallesi de bu konuda verilebilecek diğer bir örnek olabilir.

Toplum bireylerinin birbirlerine olan bu bağlılığı, özellikle sosyal bağların kuvvetli olduğu Arap ve Kürt toplumlarında bu bireylerin başka toplumlarla entegre olma süreçlerini zora sokmaktadır. Arap ailelere göz attığımızda, aralarındaki sosyal bağların çok kuvvetli olduğunu görmekteyiz.

Gelenekler – Toplumsal Yargılar: Bedevi Arap Kültürü tarzı kültürün hakim olduğu ülkelerden (Suriye’den bir kesim – Batı ve Güney Irak – Afganistan) gelen mültecileri incelediğimizde, bu toplumlar için kadının toplum hayatındaki yerinin oldukça kısıtlı olduğunu ve özgür bir şekilde toplumsal rol üstlenemediği görülmektedir. Türk toplumunda bu geleneğin tam tersi olması da, bu toplulukların Türk toplumuna entegre olmalarını zorlaştırmaktadır.

(Not: Bu çalışmanın devamında; Iraklı, Suriyeli ve İranlı sığınmacılar detaylı olarak incelenecek, ayrıca sığınmacılara yönelik çalışan ulusal ve uluslararası resmi kurumların işleyişine ve sivil toplum kuruluşlarına dair açık kaynaklara ve gözleme dayalı detaylı bilgiler verilecektir.)

 

Ahmet Savaş MUMCU – SASAM Stajyeri
ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz