Twitter Facebook Linkedin Youtube

İDARE HUKUKUNUN GELİŞİMİ

Devletin kendi içindeki örgütlenişini, bu örgütlü yapının ayrıntılı işleyişini ve kamunun fertler-özel kurumlar arasındaki ilişkisini, anlaşmazlıklarını düzenleyen hukuk dalına; idare hukuku denir. İdare hukuku, günümüzdeki anlam ve teşkilatlanması açısından bakıldığında genç bir hukuk dalıdır.(1) Ancak devlet denilen organizmanın varlığı ve yapılanması düşünüldüğünde, bu yakıştırmanın tam anlamıyla doğru olmadığı söylenebilir. İdare hukuku, devlet yapılanmasının yanı sıra devletle halk arasındaki ilişkileri düzenler, anlaşmazlıkları çözümler. Bu açıdan bakıldığında bu sorunların modern olmasa da çeşitli toplumlarda çeşitli yollarla ele alındığını görmek gerekir. Yine de bugün kullanılan şekliyle, gelişmiş bir idare hukuku ve teşkilatlanmasından bahsetmek mümkün değildir.

Bugün ki anlamda idare hukuku gelişen ve Fransız ihtilalini getiren Fransız düşüncesiyle bağlantılıdır. Bu gelişim ve sonrasında gerçekleşen Fransız ihtilali ile birlikte ortaya çıkan boşluk ve kargaşa ortamında ihtilalciler “kralın yargıçlarının” sadece bireyler arasındaki davalara bakmasını istemişlerdir. Bu noktada ortaya çıkan kamu ile birey arasındaki davalara kim bakacak sorunu ise yönetimi, yönetime şikâyet ile geçici bir çözüme kavuşturulsa da bu durum evrensel bir hukuk ilkesine aykırılık oluşturmuştur. Bu ilke kimse kendi davasının yargıcı olamaz ilkesidir. Bunun üzerine ise ayrı bir mekanizma oluşturulmuştur: Conseil d’Etat. Conseil d’Etat bugün ki idari yargının temellerini oluşturan ve güçler ayrılığına aykırı gelmeden denetim mekanizmasını oluşturan yapıdır. Bu ayrı yapı Kıta Avrupası idare hukukuna temel oluşturmuştur.(2)

Bu noktada, idare hukukuyla ilgili Anglosakson hukuk sistemine de değinmek gerekir. Anglosakson hukuk sisteminde idare hukuku ve mekanizması ayrı değildir. Tek bir hukuk sistemi ve teşkilatlanması içerisinde bulunur. Ayrı bir mahkeme, yapılanma veya kanunlar dizisinden bahsetmek mümkün değildir. Anglosakson hukuk sistemi incelendiğinde idare hukukuna yapılan genç yakıştırmasına olan itirazımın haklı olduğu ve bu yakıştırmanın şekilci bir bakış açısıyla yapıldığı anlaşılacaktır. Buna bir diğer delil oluşturan sistem ise İslam hukuk sistemidir. İslam hukuk sisteminin temellerinde devlet yapılanması ve devlet birey ilişkisi nasslar, uygulamalar ve içtihatlarla belirlenmiştir. Ancak başlarda Kıta Avrupası hukuk sisteminde olduğu gibi ayrı bir mekanizma içermemektedir. Daha sonraları ise kurulan Mezalim mahkemeleri kamu ile devlet arasındaki uyuşmazlıklara bakmıştır.(3) Burada bir başka ayrıntıyı belirtmekte de fayda vardır: İslam kamu hukuku, İslam özel hukuku kadar gelişememiş, çalışılamamıştır. Bunda hiç şüphesiz ilk dört halife sonrası bulunulan konjonktür ve baskı ortamı etkili olmuştur.

Bu bilgiler ve tespitler ışığında, aslında idare hukukunun bireyin değeriyle ve bireyin otorite karşısındaki konumuyla ilgili olduğunu da belirtebilirim. Bireye verilen önem geliştikçe, bireyin otorite karşısında değeri arttıkça, adalet kavram olmaktan çıkıp, uygulanan ve önemsenen temel bir değer halini aldıkça,  denetim mekanizmaları önemsenmiş ve oluşturulmuştur. İdare hukuku bu bahsettiğim etkenlerin neticesinde “sistemleşmiş” ve bugün kullandığımız halini almıştır.

Türk toplumunda idare hukukunun gelişimine bu çerçevede baktığımızda ise modern anlamda Türk idare hukukunun temellerinin Osmanlı’da atıldığını belirtmemiz gerekir. Osmanlı’da idare hukukunun mekanizmalaşması ve teşkilatlanması için modernleşmenin ve Batı merkezli reformların yoğunlaştığı 2.Mahmut dönemi başlangıç sayılabilir. Bu noktada bu iddia; 2.Mahmut’un Osmanlı bürokrasisini modernleştiren yenilikleri (nazırlıklar, Bab-ı Ali, maaş sistemi vb.) ve yüksek mahkeme olarak  Meclis-i Vâlây-ı Ahkâmı Adliye’yi kurması (bu mahkeme 1868’de kurulan Şurayı Devlet’e; Şurayı Devlet ise Danıştay’a temel olmuştur) ayrıca Tanzimat fermanına ortam hazırlaması ile temellendirilebilir.(4)

Aslında, Osmanlı Devletinde denetim, bir dönem Sultan’ı bile yargılayabilen kadılar ile yürütülürken, sonraki dönemlerde çoklu sebeplerle gelen ve her alanı etkisi altına alan yozlaşma ile bu adalet anlayışı yerini çöküşe, bir nevi çürümüşlüğe bırakmıştır. Bu durumun düzeltilmesi için köklü değişikliklere ve modernleşmeye önem verilmiştir. 2. Mahmut ve sonrasında pozitifleşen, Batılılaşan ve ikilileşen hukuk sistemi Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte de tam anlamıyla pozitifleşmiş ve Fransız idare hukuku mekanizması temel alınmıştır.(5) Bu noktada bugün ki sistem, ayrı ve gelişmiş bir mekanizma ile işlemektedir.  Yine de dünyadaki gelişmiş ülkelerin ve milletlerin idare hukukundan aldıkları verim ile kıyaslandığında gelinen noktanın gelişmişliği, idare hukukunun amacına uygunluğu tartışmalıdır. Bu tartışmanın tarihsel bir zemine oturtulup, objektif bir gözle incelenmesi ve eksiklere akılcı yaklaşımlarla çözümler üretilmesi elzemdir. İdare hukuku ve mekanizmalarının tarih, sosyoloji ve hukuk felsefesi çerçeveleri kullanılarak dinamik bir şekilde eleştirilmesi gerekmektedir.

İdare hukuku, günümüzdeki haliyle doğrudan adalete verilen değerle, bireyin konumu ve önemiyle alakalıdır. Ayrıca gelişmiş bir idare hukuku, sistemleşmiş ve örgütlenmiş bir devlet sistemi demektir.  Bu sebeple idare hukuku üzerinde çalışılmalı ve felsefe, sosyoloji, hukuk ve siyaset bilimi ile multidisipliner bir şekilde ele alınmalı ve geliştirilmelidir.

 

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

__________________________________

DİPNOTLAR

1. tr.wikipedia.org/wiki/İdare_hukuku

2. Prof.Dr. Kemal Gözler-Prof.Dr. Gürsel Kaplan, İdare Hukukuna Giriş, Bursa, Ekin Kitabevi Yayınları, s.17

3. Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Anahatlarıyla İslam Hukuku, Cilt 1, Ensar Yayınları, 2011, s.300

4. Prof.Dr. Eric Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İletişim Yayınları,2016, s.67

5. Doç. Dr. H. Tahsin Fendoğlu, Tanzimat Fermanı Sonrası Hukuki Düzenlemeler ve Hukuk Düalizmi (www.tarihtarih.com)

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz