“DÜNYA SİYASETİNDE YENİ ÇATIŞMA DİNAMİKLERİ VE TÜRKİYE” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ – Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM
Twitter Facebook Linkedin Youtube

“DÜNYA SİYASETİNDE YENİ ÇATIŞMA DİNAMİKLERİ VE TÜRKİYE” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 79’uncusu, Gazi Üniversitesi Ortadoğu ve Orta Asya Merkezi Müdür Yardımcısı ve Ankara Aydınlar Ocağı Başkanı Sayın Dr.Sinan Demirtürk’ün sunumu ile “Dünya Siyasetinde Yeni Çatışma Dinamikleri ve Türkiye” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti.

Zaman ayırdığı ve bilgilendirici sunumu için Sayın DEMİRTÜRK’e teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları okuyucularımızın istifadeleri için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR:

Tarihin temel dinamiği, milletler arasındaki mücadelelerdir. Tarih, uluslar arasındaki mücadelenin sonucudur. Çatışmaları ve krizleri avantaja dönüştürebilen milletler, büyük medeniyetler kurabilmektedirler.

Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi (Kızılelma), cihana adaletle hükmetme idealini yansıtır.

Bugünkü uluslararası dengenin temelleri, 16. yüzyılda atılmıştır. 16. yüzyıl, Türk tarihi açısından hem zirvedir, hem de zirveden yavaş yavaş düşüşün başlangıcıdır. Bu yüyzılda Hindistan bölgesinde Babür Devleti, İran ve Kafkasya bölgesinde Safevi Devleti, Mısır’da Memluk Devleti, Anadolu’da ise Osmanlı Devleti hüküm sürmektedir. Ancak Türk tarihi açısından bu zirve, Hristiyan toplumları farklı açılımlara yöneltmiş ve onların Doğu’ya karşı yükselişinin başlangıcı olmuştur.

16. yüzyılda zalim ve maddeyi önceleyen akılcı devletler yükselişe geçmişlerdir. Batı medeniyetinin temelinde yer alan emperyalizm, maddenin kontrol edilemez üstünlüğüne dayanmaktadır. Hristiyan Batı Medeniyeti, tahakküm etmek ve sömürmek üzerine kurulmuştur.

Batı, Doğu üzerine hakimiyet kurarken sömürgeciliğin öncü karakolu olarak oryantalizmi kullanmıştır. Yani önce Doğu toplumlarını kendi gözünden en ince ayrıntısına kadar tanımış, okumuş ve tarif etmiştir. Zira bu toplumlara hükmedebilmesi için, onların kendileri ile mücadele edebilecekleri tüm değerlerini tahrip etmesi gerekmekteydi. Askeri ve siyasi müdahale ve mücadeleden önce, değerler üzerinde oynama yapılıyordu. Böylece sömürgeci ülkeler, sömürdükleri ülkelerden çekilse bile sömürdükleri toplumlar üzerindeki etkileri devam ediyordu. Dolayısıyla önce hükmedecekleri toplumların değerlerini bilmek ve sonra onları tahfif etmek zorundaydılar. Bunun için de oryantalizm kullanıldı.

Yeniden yükselişe geçmek için, bizim de Batı toplumlarını tanıyıp onları tarif edebileceğimiz çalışmalar yapmamız gerek (oksidentalizm).

Oryantalizmin bize zerk ettiği zihinsel prangalar yüzünden sağlıklı düşünemiyoruz. Bu şekilde zehirlenen zihinler, milli duruş açısından kırmızı çizgilerimiz ihlal edildiğinde Rus uçağının düşürülmesini veya ABD ile Suriye’de karşı karşıya gelinmesini kabullenemiyorlar.

Batı’nın 16. yüyzılda başlayan yükselme ve Doğu’ya karşı üstünlük döneminin 1960’lardan itibaren sona ermeye başladığı yönünde bir tez bulunmaktadır. Bu tezin temelinde, ekonomik kaynakların hızlı bir şekilde el değiştiriyor olması ve zenginliğin farklı alanlarda temerküz etmeye başlaması yer almaktadır.

ABD, Batı medeniyeti içindeki tekelini kaybediyor. Çin’in ekonomik hamleleri, Putinli yıllarla birlikte Rusya’nın etkinleşmesi, Hindistan’ın nüfus potansiyeli ve diplomatik atakları, Afrika’nın (54 ayrı ülkenin) yeni yeni itirazları dillendirmeye başlamaları ve yeni güç merkezi oluşturması ve Türkiye’nin potansiyeli, ABD’nin liderliğini yaptığı Batı medeniyetinin gerilediğinin somut göstergeleridir.

İbn-i Haldun, devletlerin ve medeniyetlerin canlı organizmalar gibi doğup, büyüyüp, gerilediklerini söyler.

1.Dünya Savaşı, Batılı devletlerin hızlı bir kolonileşme isteğinin sonucunda ortaya çıkmıştı ve büyük bir paylaşım savaşıydı. Savaşın temel hedefi, Osmanlı’nın Hindistan, Arap Yarımadası ve Afrika hakimiyetine son vermekti. Savaş sonrası Sykes-Pikot Anlaşması (1916) ile başlatılan ve San Remo Konferansı (18-26 Nisan 1920) ile neticelendirilen Ortadoğu düzeni, tarihte hiç var olmamış devletlerin kurulması, cetvellerle çizilen sınırlardan oluşan zoraki bir haritanın bölge halklarına dayatılması temeli üzerine oturtulmuştur. Dolayısıyla I. Dünya Savaşının bölgeye biçtiği elbise dar gelmektedir ve hala kapanmayan meseleler, Türkiye’yi bu şartları kırmaya zorlamaktadır.

Odet Yinon’un Büyük İsrail Planı, İsrail’in güvenliğini sağlamak için kendi aralarındaki ihtilafları artırılmış küçük Arap devletleri, bölünmüş Türkiye, Suriye ve Irak’ı içermektedir.

Odet Yinon’un bu planı, ABD elitleri tarafından kabul görmüştü. Bu bağlamda ABD, Suriye’nin etnik ve mezhepsel temelde bölünmesini istemektedir.

Yeni bir medeniyet doğumu, kaosla birlikte olur. Türkiye, şu anda kalıpları kırmakla meşguldür. Türkiye’de aydınlar ve gençler, ülkemiz için yeni bir güzergah arayışı içindeler. Türkiye, bugün mecburiyetten dolayı sınırlarındaki çatışmalara müdahale ediyor. Batı’dan Doğu’ya güç merkezlerinin kayıyor olması, faturanın ilk olarak Türkiye’ye ödettirilmesini beraberinde getiriyor. Türkiye, yeni bir bölüşüm planına karşı hamle yapıyor. Ancak bu hamle, sadece askeri düzeyde kalmamalı, yeni bir medeniyet açılımı ile olmalı. Zira dünyanın adalete ve hakça bir düzene ihtiyacı var. Türkiye’nin maruz kaldığı beka sorunu, yeni bir medeniyet açılımına vesile olabilir. Zira Selçuklu ve Osmanlı’yı krizler ortaya çıkarmıştır. Devlet kurma azmi ve imanı sağlam olan, bu imanını akılla meczeden ve adaletten taviz vermeyen Kayı Boyu, koskoca Osmanlı Cihan Devletinin temellerini atabilmiştir. Medeniyet bayrağı, düştüğü yerden yeniden ayağa kalkabilir. Türkiye, içinde bulunduğu çatışma ortamını lehine çevirebilir ancak 15 Temmuza giden süreçteki hataların tekrarlanmaması gerekir.

Türkiye’nin bir Kürt politikası olmalı. Kürt ayrılıkçılarına karşı başta ülkemizdekiler olmak üzere komşu devletlerde yaşayan Kürtlerle geniş bir iletişim stratejisi oluşturulmalı. Türkiye’nin Kürdologlara ihtiyacı var. Zira PKK/YPG/PYD devre dışı kaldığında, Türkiye’nin muhatap olacağı diğer ülkelerdeki Kürtleri tanımıyoruz.

Barzani, güvenilmeyen bir dost iken Türkiye’nin sadece kendisini muhatap alması, bölgedeki diğer Kürtleri Barzani’ye bağımlı hale getirdi. Oysa bölgede Barzani ve Talabani aileleri dışında da güç odakları vardı.

ÖSO, Türkmen odaklı bir güç. Türkiye, bölgede ilk ittifak kuracağı unsurun Türkmenler olduğunu anlamalı. Son 30 yılda maalesef tam tersi yapıldı. Türkmenler ne kadar güçlü olursa, Türkiye masada o kadar güçlü olur. Ancak Kürt stratejisi olmayan Türkiye’nin Türk ve Türkmen politikası da yok.

SÖYLEŞİDEN KARELER:

  

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz