ESASLAR VE İLKELER ÇERÇEVESİNDE TÜRK KAMU YÖNETİMİNİN CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNE UYUMLAŞTIRILMASI – Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM
Twitter Facebook Linkedin Youtube

ESASLAR VE İLKELER ÇERÇEVESİNDE TÜRK KAMU YÖNETİMİNİN CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİNE UYUMLAŞTIRILMASI

Cesurhan TAŞ

Anayasa, bir ülkenin nasıl yönetileceği üzerinde o ülke vatandaşlarının mutabakata vardıkları bir toplumsal sözleşmedir. Bu sözleşme hükümlerinin uygulanabilirliği, vatandaşların bu sözleşme hükümlerine uyma konusunda gösterdikleri titizlik ile yakından ilgilidir. Yasaların yapılması, bunların uygulanması, yönetsel süreçlerin belirlenmesi, yönetimin yargısal denetimi, vatandaşlar arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi gibi temel konular esas itibarıyla Anayasa ile düzenlenmektedir. Bu sebeple de anayasaların yazılması ve kabul edilmesi, zorlu süreçleri bünyesinde barındırır.

Ülkemizde 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği referandumu ile hükümet sistemimiz, Parlamenter Sistemden Cumhurbaşkanlığı Sistemine dönüştürülmüştür. Bunu basit anlamda hükümet sisteminin değişmesi olarak algılayabileceğimiz gibi, devletin yazılım kodlarında ve kamusal uygulama anlayış ve biçimlerinde değişiklikler şeklinde de algılayabiliriz. Bu değişikliği, önceki sistemden azami faydalananlar açısından baktığımızda bir tehdit olarak algılamak veya yeni sistemden yararlanacaklar açısından bir fırsat olarak görmek mümkündür. Yeni sistem ile Başbakanlık kaldırılarak buranın ana hizmet birimleri ile bağlı ve ilgili birimlerinin Cumhurbaşkanlığına veya diğer bakanlıklara aktarılması, bakanların meclis dışından Cumhurbaşkanı tarafından atanması gibi değişiklikler devletin yeniden yapılandırılması çerçevesinde büyük fırsatlar ortaya koymaktadır. Bu değişiklikler sonrasında halk tarafından seçilerek görevine başlayan Cumhurbaşkanı, devleti ve dolayısıyla kamuyu yönetmeye ve yönlendirmeye başlayacaktır.

Milletimizin huzur ve mutluluğunu amaç edinmiş bir devlet yapılanması için öncelikle milletimizin tarihin derinliklerinden bugünlere getirdiği ilkeler, değerler ve erdemler dikkate alınarak yeni düzenlemelerin gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Yapılacak çalışmalarda Türk millî çıkarlarının, Türk varlığının, Türk Milletinin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünün, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin mutlak surette öncelenmesi zorunluluğu bulunmaktadır.

TEMEL İLKE, KABUL VE GERÇEKLİKLER

Mevcut Anayasamızın ilk üç maddesi değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümler durumundadır. Yürürlükteki Anayasamızın 4.maddesi ile bu durum açıkça ortaya konmuştur. Değiştirilemeyecek bu maddeler;

1-Türkiye Devletinin bir Cumhuriyet olduğu,

2-Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu,

3-Türkiye Devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olarak dilinin Türkçe, bayrağının, şekli ilgili kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayrak, millî marşının “İstiklal Marşı”, başkentinin Ankara olduğu,

hükümlerini içermektedir.

Yine Anayasamıza göre Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olarak ifade edilmiştir.

Egemenlik hakkı, bir devletin, devlet olarak vazgeçemeyeceği en temel haklardan birisi, hatta birincisidir. Türkiye Cumhuriyetinde bu hak, kayıtsız ve şartsız Türk Milletine aittir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasa’da belirlenen esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenlik hakkının kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, etnik, dinsel veya mezhepsel oluşuma, zümreye, sınıfa veya yabancı destekli insan kümelerine bırakılamaz.

Türkiye Cumhuriyetinde Türk vatandaşı olan herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Eşitlik ilkesi, Türkiye Cumhuriyetini kuran büyük Türk Milletinin bu ülke toprakları üzerindeki egemenlik hakkını yok sayacak şekilde yorumlanamaz. Bir yurttaş kümesi, Devletin sağladığı imkân ve nimetlerden azami ölçüde yararlanırken devletin devamlılığı için gereken yükümlülük ve külfetleri Türk Milletinin üzerine yıkamaz. Hiç bir medeni hak talebi, Türk Milletinin egemenlik hak ve yetkilerinin üzerinde olamaz.

Türkiye Cumhuriyetinde herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Bu bağlamda, özgür iradesi ile herkes, özel girişimlerde bulunarak işyeri açabilir, tesis kurabilir, kendisinin ve ailesinin insani ve iktisadi gelişimi için çalışmalar yürütebilir. Bireysel özgürlüğünü, düşünme ve düşüncesini ifade özgürlüğünü kimseye ipotek edemez. Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu özgürlük, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

Çalışmak ve üretmek, bütün Türk vatandaşlarının hakkı ve aynı zamanda ödevidir. Anayasamız ile Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli her türlü önlemi almakla yükümlü tutulmuştur. Her bir Türk yurttaşı, kamu hizmetlerine eşit derecede girmek hakkına sahiptir. Kamu hizmetine girişte, görevin gerektirdiği nitelikler kadar Türk Devletine ve Türk Milletine sadakatin de göz önüne alınması gerektiği çok açıktır. Zira Türk milli kimliğine sahip kişilere, kasıtlı ya da kasıtsız yeterli imkânlar sağlanmadığından hizmetin gerektirdiği niteliklerden yoksun olabilmeleri mümkündür. Yeni hükümet sisteminin tanziminde mutlak surette devletin bütün kritik noktalarına Türk Milli Hassasiyetlerine sahip kişilerin yerleştirilmeleri sağlanmalıdır. Öteden beri gerek Osmanlı döneminde gerekse de Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk Milli Hassasiyetlerinden uzak kişiliklerin devletimizin imkânlarından azami derecede yararlanarak bir sürü nitelik kazandıkları ve devlet kadrolarını doldurdukları görüldü. Bu tip kişiliklerin Türklük ve Türk vatanına ve milletine sadakat noktasında ciddi sorunları olduğu 15 Temmuz hain darbe girişiminde acı bir şekilde görüldü. Benzer sorunların yaşanmaması çok titiz bir çalışma ile Türklüğün ve İslam’ın ilke, değer ve erdemleri ile donanmış, görevin gerektirdiği her türlü niteliği haiz, vatana, millete ve devlete sadakati yüksek “Stratejik Kamu Personeli” sistemi hayata geçirilmelidir.

TEMEL YAPILANMA VE TEŞKİLATLANMA

Anayasamıza göre yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Yürütme yetkisi ve görevi ise Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

Cumhurbaşkanı, Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder, Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı yasamaya, yürütmeye ve yargıya ilişkin bir takım görev ve kullanacağı yetkiler bulunmaktadır. Yazımızın odağı itibarıyla bu görev ve yetkilerden sadece yürütmeye ilişkin olanlar mercek altına alınmıştır.

Yürürlükteki Anayasamıza göre Cumhurbaşkanının Yürütme erkine ilişkin görev ve yetkileri şunlardır:

1-Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,

2-Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak,

3-Yabancı devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,

4-Milletlerarası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,

5-Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek,

6-Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek,

7-Genelkurmay Başkanını atamak,

8-Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak,

9-Millî Güvenlik Kuruluna Başkanlık etmek,

10-Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,

11-Kararnameleri imzalamak,

12-Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarmak,

13-Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,

14-Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve Başkanını atamak,

15-Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptırtmak,

16-Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,

17-Üniversite rektörlerini seçmek,

Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlet olduğundan kamu yönetimin bir bütün olarak kabul edilmesi zorunluluğu vardır. “İdarenin bütünlüğü ilkesi” denen bu ilkeye göre İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Kamu tüzelkişiliği, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kurulur.

Merkezî Yönetim

Türkiye, merkezî yönetim kuruluşu bakımından, coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine göre, illere, iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır. İllerin idaresi “yetki genişliği” esasına dayanır. Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyum sağlamak amacıyla, birden çok ili içine alan merkezî idare teşkilatı kurulabilir. Bu teşkilatın görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.

Merkezî Yönetimin, kamu hizmetleri ile ilgili yetki ve sorumlulukları genel olarak şu şekilde sıralanabilir:

1-Kamu hizmetlerine ilişkin ulusal düzeyde genel ilke ve politikalar, amaç ve hedefler ile standartları belirlemek.

2-Kamu hizmetlerinin hukuka, belirlenen politika ve standartlara uygunluğunu izlemek, değerlendirmek ve denetlemek.

3-Hizmetlerin verimli ve merkezî idare ile yerel yönetimler arasında eşgüdüm içerisinde yerine getirilmesini sağlamak.

4- Kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektör, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütleri arasında iletişim ve işbirliğini sağlayıcı mekanizmalar oluşturmak, hizmet ve işlev kapasitelerini geliştirmek.

4- Kamu hizmetlerini uygun ölçek ve nitelikte olmak üzere merkezde, gerekli durumlarda yetki genişliği ilkesi çerçevesinde taşrada ve yurt dışında örgütlenerek yerine getirmek.

5-Yer yönünde yerel yönetimler ile hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları üzerinde kanunlarla öngörülen idarî vesayet yetkisini kullanmak.

Uluslararası bilimsel gelişmeler ile Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü çerçevesinde merkezî yönetim tarafından yürütülmesinin daha uygun olacağı değerlendirilen görev ve hizmetleri ise şu şekilde sıralamak mümkündür:

1-Adalet, savunma, güvenlik, istihbarat, dış ilişkiler ve dış politikaya ilişkin görev ve hizmetler.

2-Maliye, hazine, dış ticaret, gümrük hizmetleri ile piyasalara ilişkin düzenleme görev ve hizmetleri.

3-Ulusal düzeyde ekonomik, sosyal ve fizikî plânları hazırlamaya, bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermeye yönelik program ve projelerin uygulanmasını sağlamaya ilişkin görev ve hizmetler.

4-Millî eğitimle ilgili görev ve hizmetler.

5-Sosyal güvenlikle ilgili görev ve hizmetler.

6-Tapu ve kadastro, nüfus ve vatandaşlıkla ilgili görev ve hizmetler.

7-Acil durum yönetimi ve sivil savunma ile ilgili ulusal düzeyde yapılması gereken görev ve hizmetler.

8-Vakıflarla ve derneklerle ilgili görev ve hizmetler.

9-Mahallî idarelere teknik ve malî yardımda bulunma, rehberlik yapma ve eğitim desteği sağlama görev ve hizmetleri.

10-Kanunlarla münhasıran merkezî idare tarafından yerine getirilmesi öngörülen ulusal nitelikli veya birden çok ili kapsayan diğer görev ve hizmetler.

Yerel Yönetim

Yerel yönetimler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir. Yerel yönetimlerin, kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir. Yerel yönetimler, görev, yetki ve sorumluluk alanlarına giren hizmetleri, idarenin bütünlüğüne, kanunlarla belirlenen esas ve usullere, kalkınma plânının ilke ve hedeflerine, kendi stratejilerine, amaç ve hedeflerine, performans ölçütlerine uygun olarak yürütür

Merkezî yönetim, yerel yönetimler üzerinde, yerel hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.

Merkezî yönetim tarafından yürütülmesi öngörülen hizmetlerden il ve ilçelerde yapılması gerekenlerin, kanunlarda belirtilen istisnalar dışında, valilik ve kaymakamlıklar tarafından gerçekleştirilmesi esastır. Merkezi yönetim, yerel yönetimlerin sorumluluk alanlarına giren görev ve hizmetler için mahallî düzeyde teşkilât kuramaz, doğrudan ihale ve harcama yapamaz.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini kurgularken aşağıdaki ilkelerin göz önünde tutulmasında yarar görülmektedir. Bunlar;

1-Kamu yönetiminin kuruluş ve işleyişinde, idarenin bütünlüğü esası mutlaka gözetilmelidir.

2-Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde, sürekli gelişim, katılımcılık, saydamlık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik, yerindelik, beyana güven ile hizmetten yararlananların ihtiyacına ve hizmetlerin sonucuna odaklılık esas alınmalıdır.

3-Yapılacak yeni düzenlemeler ve kurulacak birimler için etki analizi yapılmalıdır.

4-Görev, yetki ve sorumluluklar, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilmelidir.

5-Kamu hizmetlerine ilişkin kararların alınmasında, ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin görüş ve önerilerinden yararlanılmalıdır.

6-Kamu hizmetlerinde bilgi teknolojilerinden etkili ve yaygın şekilde yararlanılmalıdır.

7-Kamu kurum ve kuruluşları, insan gücü, bilgi birikimi ve maddî kaynaklarını etkili ve verimli şekilde kullanmalı ve bu amaçla kendi aralarında işbirliği yapmalıdırlar.

8-Kamu hizmetlerinin usul ve standartları belirlenerek, hizmetten yararlananların bunları önceden bilmesi sağlanmalı, kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri, hizmetlerin bu standartlara uygun şekilde yerine getirilmesinden ve hizmetten yararlananların ihtiyacına uygunluğunu sağlamaktan sorumlu olmalıdırlar.

9-Kamu kurum ve kuruluşlarınca, gerçek ve tüzel kişilerden, sadece hizmet usul ve standartlarında öngörülen bilgi ve belgeler istenmelidir.

KAMUSAL HİZMET GÖREVLİLERİ

Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür. Memurlar ve diğer kamusal hizmet görevlileri işlerini yaparken Anayasa ve ilgili bütün mevzuata sadık kalmak zorundadırlar.

Kamu personel rejimi ülkemizde her daim tartışma konusu olmaktadır. Kamu personeli olarak işe girmekten, alınan ücretlere, çalışma koşullarına ve emeklilik şartlarına kadar birçok konu, sürekli olarak tartışmalara yol açmakta ve çalışma barışını bozmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçerken kamu personel rejimi mutlaka yeniden ele alınıp düzenlenmelidir. Her kurum kendi çalışanları için ayrıcalıklar talep edip çalışma barışını tehdit etmemelidir. Yeni hükümet sistemine geçerken şu hususlar göz önünde bulundurularak yeni bir kamu personel rejimi geliştirilmelidir:

1-Bütün kamu kurum ve kuruluşları ile kamusal hizmet yapan her türlü teşkilatın çalışanlarının tabi olacağı temel ilke ve kuralların belirtileceği kısa bir “Bütün Kamu Personeli Çerçeve Kanunu” çıkarılmalıdır.

2-Söz konusu çerçeve kanunda Türk Milletine ve Devletine mutlak sadakat, dürüstlük, çalışkanlık, üretkenlik, kayıtlılık, stratejik düşünme, adalet, cesaret, sorumluluk, itidal gibi soyut ilke, değer ve erdemler anlatılarak bunların kamu hizmetine girecek herkeste aranması veya hizmet sırasında bu İDE’lerin kazandırılması hususlarına yer verilmelidir.

3-İşe uygun personel temini için mutlak surette eğitim hususu hükme bağlanmalıdır. İşin gerektirdiği personelin temin edilerek işin bu kişilere tevdi edilmesi hususu, milletin selameti devletin bekası için hayati önemi haizdir.

4-Yeni hükümet sistemi oluşturulurken mutlak surette devletin bütün kritik noktalarına Türk Milli Hassasiyetlerine sahip kişilerin yerleştirilmeleri sağlanmalıdır. 15 Temmuz hain darbe girişimine benzer sorunların tekrar yaşanmaması için çok titiz bir çalışma ile Türklüğün ve İslam’ın ilke, değer ve erdemleri ile donanmış, görevin gerektirdiği her türlü niteliği haiz, vatana, millete ve devlete sadakati yüksek “Stratejik Kamu Personeli” sistemi hayata geçirilmelidir.

5-Kamusal hizmet görevlilerinin “iş güvencesi” hususu mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Kurumların başındaki siyasi kişiliklerin yaptıkları hatalara karşı dik durabilecek, hakkı ve hakikati savunabilecek çalışanların harcanmaması için iş güvencesinin varlığı şarttır. İş güvencesinin yokluğunda işini kaybetme riski ile karşı karşıya kalan bir çalışan, olur olmaz her şeye evet demek durumunda kalacak ve devletin yanlışlar yapmasına yol açacaktır. Ancak, iş güvencesinin tembelliğe gerekçe oluşturmasına da mahal vermeyecek düzenlemeler yapılmalıdır.

SONUÇ

Türk kamu yönetiminin sorunları sadece bürokratik sistemimizden kaynaklanmamaktadır. Bir soruna çözüm üretirken ortaya çıkış nedenlerinin mutlak suretle çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında Türk kamu yönetimi; ekonomi, teknoloji, kültür, toplumsal yapı, siyaset gibi birçok sistemin içinde bulunduğu çevrede faaliyet göstermektedir. Bu sistemlerde meydana gelen sorunlar da ister istemez kamu bürokratik yapımıza yansımaktadır. Dolayısıyla bürokrasinin yeniden yapılandırılması sürecinde bahsi geçen diğer sistemlerin de aynı paralelde yeniden yapılandırılması önem arz etmektedir.

Klasik devlet ve bürokrasi anlayışının çağın hızlı ve değişken yapısına uyum sağlayamayacak kadar demode olduğu gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Tarihi devlet anlayışımızı yeniden şekillendirme ve bu bağlamda çağdaş devlet anlayışı, kurum kültürü ve iş ahlakı konularına yönelik eğitim programları hazırlanıp uygulanmalıdır. Çağımızın çok hızlı, değişken olaylarını ve sorunlarını çözecek post-modern yönetim teknikleri bürokratik yapımıza uyarlanmalıdır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş sürecinde önemli kanunlarda yapılması gereken önemli değişiklikler bulunmaktadır. Özellikle, parlamenter sistemde yürütmenin başı durumundaki başbakanın kurumsal yapılanması olan Başbakanlık ortadan kalkacağı için Başbakanlık bünyesindeki ana hizmet birimleri, destek, danışma ve denetim birimleri, bağlı, ilgili ve ilişkili birimlerin statülerinin ne olacağının bir an evvel belirlenmesi gerekmektedir. Mükerrer iş yapan birimlerin birleştirilmesi, gereksiz birimlerin kapatılması, gereken yeni birimlerin kurulması cihetine gidilmelidir.

Özetle, işlevsel-yapısal kuramsal anlayış çerçevesinde bir kamu yönetimi anlayışı benimsenmeli ve bu doğrultuda tüm kurum ve kuruluşlar yeniden değerlendirilmeli ve gerekli düzenleme stratejileri geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Mevcut insan kaynaklarına göre kurum oluşturma yerine önce işlevler belirlenmeli, daha sonra da bu işlevleri ifa edecek yönetsel yapılanma gerçekleştirilmelidir. Personel rejimi uygulamalarında da insani ve iktisadi ilke, erdem ve değerleri kişiliği ile bütünleştirmiş personelin seçilmesi veya yetiştirilmesi konusuna azami özen gösterilmelidir.


Cesurhan TAŞ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
___________________________

KAYNAKÇA

1-Aktan, Coşkun Can; “Siyasal Yozlaşmanın Önlenmesine Yönelik Çözüm Önerileri”, Yeni Türkiye, S.14, Yıl.3, ss.1045-1059.

2-Cohen, Herry, The Dynamic Of Bureaucracy, Problem of Change in a Goverment Agency, The Lowa State Universty Pres.

3-Eken, Musa Şen; Lütfi, Mustafa (1997); “Yönetimde Yozlaşmaya Karşı Yönetsel Etik ve Açıklık” Yeni Türkiye, S.14, Yıl. 3, ss.1077-1112.

3-Eker, Aytaç (1997); “Yozlaşmanın Boyutları ve Giderilmesine İlişkin Çözüm Önerileri”, Yeni Türkiye, Yıl 3, S. 14, ss.1032-1038.

4-Ergun, Turgay; Polatoğlu, Aykut (1992); Kamu Yönetimine Giriş, Ankara.

5-Eroğlu, Feyzullah (1995); “Merkezi Yönetimin Yeniden İnşası ve Bürokrasinin Reorganizasyonu” A.Ü.İ.İ.B.F.Dergisi, C.11, S.1-2,Erzurum, ss.161-175.

6-Gerth, H.H.; Mills, C Wright (1987); Sosyoloji Yazıları, Çev: Taha Parlar, Hürriyet Vakfı Yayınları, 2. Baskı, İstanbul.

7-T.C. 1982 Anayasası

Cesurhan Taş Hakkında

Cesurhan TAŞ: (Ankara) 1974 Anamur doğumludur. ODTÜ İ.İ.B.F, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunudur. İngilizce, Arapça ve Rusça bilmektedir. Devlet yapısı, kamu yönetimi, mali yönetim, kalkınma ekonomisi, bölgesel kalkınma ve kamu hukuku alanlarında çalışmaları bulunmaktadır. Yörük ve Türkmen kültürü üzerine de araştırma ve inceleme çalışmaları yapmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz