Twitter Facebook Linkedin Youtube

“İRAN’DA PROTESTO GÖSTERİLERİ VE KRONİK SORUNLAR” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 77’ncisi, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkan Yardımcısı Hakkı UYGUR’un sunumu ile “İran’da Protesto Gösterileri ve Kronik Sorunlar” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti.

Sayın UYGUR’a vakit ayırdığı ve bilgilendirici sunumu için teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları okuyucularımızın istifadesi için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR

İran’da yaşanan protesto gösterileri, bizim tespitimize göre iç dinamiklerden kaynaklandı. İran’da yolsuz bir ekonomi var. Cumhurbaşkanı Ruhani; “ülke ekonomisinin %25’i 6 grubun elinde ve onlara dokunamıyoruz” diyerek yolsuz ekonomiye işaret etmişti. Örneğin El Mustafa isimli devletin kontrolü dışında (dini liderin kontrolünde) bir üniversite, 2,5 bakanlık bütçesi büyüklüğünde bir bütçeye sahip.

Yani İran’da ekonomi, kurumsallaşmış bir şekilde kötü düzeyde. Zaten İRAM olarak biz de 1,5 senedir İran’daki ekonomik krize yoğunlaşmıştık.

Son 6 aydır kredi kurumlarında iflaslar yaşanıyordu. İran halkının önemli bir kesimi, devletten düşük faizli kredi alıp, yüksek faiz vaat eden kredi kurumlarına yatırıyor ve aradaki faiz farkını ikinci bir maaş olarak değerlendirerek geçiniyordu. Bu kurumlar batmaya başlayınca, Cumhurbaşkanı Ruhani; “o kadar yüksek faize para yatırırken riskleri göz önüne alacaktınız” mealinde bir açıklama yaptı. Bu açıklama, halkta büyük tepkiye neden oldu.

2015 yılında İran ile P5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer antlaşma öncesi İran’da ekonomi o kadar sıkışmıştı ki, ABD’ye “şeytan” diyen ve ABD ile hiçbir anlaşmaya yanaşmayan dini lider Hamaney bu antlaşmaya razı olmak zoruna kalmıştı. Bugünkü ABD yönetimi tarafından İran ile iyi ilişkiler geliştirmekle suçlanan Obama, aslında İran’ın dize getirilmesinin yöntemini göstermişti. Nükleer antlaşmasıyla, İran’ın ambargo ile ekonomik olarak sıkıştırıldığında uzlaşmaya mecbur bırakıldığı gösterilmiş oldu.

Ancak Trump’ın ABD Başkanı olmasıyla birlikte İran’ın nükleer antlaşmasından beklentileri suya düştü. Trump, bu Cuma günü Antlaşmadan çekilip çekilmeyeceğine dair karar verecek. ABD Antlaşmadan çekilirse, diğer ülkeler taraf olarak kalsa bile İran’ın beklediği ekonomik iyileşmeler yaşanmayacak. Bu da İran halkında hiç ümit bırakmayacak ve yeni protesto dalgalarının ve çatışmaların önü açılacak.

Son gösterilerde bazı sloganlar 2009’daki büyük çaplı gösterilerde atılan sloganlara benziyor, bazıları ise onlardan farklı. 1979 devrimi sonrası ilk defa bu gösterilerde şah yanlısı sloganlar atıldı. Örneğin sloganlardan biri, yolsuz ekonomiye işaret eden; “Şah olmayan İran’da hesap kitap olmaz!” idi. Bu bağlamda gösterilere dışarıdan profesyonel etki olabileceğini düşünüyorum. Özellikle Halkın Mücahitleri isimli tamamen ABD’nin kontrolündeki örgüt ile diğer dış güçler devreye girmiş olabilirler.

Son gösterilerdeki sloganlar aşırı milliyetçi idi (“Aryanız, Arab’a tapmayız” vb.) Bu nedenle İran Türkleri, gösterilere katılmadılar. İran’da bir kimlik krizi yaşanıyor.

İran’ın Suriye, Lübnan ve Yemen’deki operasyonlarının da ekonomiye yükü ağırlaşmakta. İran’da önemli yapısal sorunlar ve elitler arasında mücadele yaşanırken, yaşanan olayların tamamen bitmediğini, bilakis kaynamaya başlayan suyun ilk aşamasında olduğumuzu düşünüyorum.

Eskiden dini liderin devreye girmesi, tüm tartışmaları bitirirdi. Son olaylarda ise böyle olmadı. Hamaney’in konuşması, tartışmaları bitirmedi. Örneğin eski Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat, “Rehberle aynı düşünmüyoruz diye ölelim mi?” şeklinde bir çıkış yaptı.

İran’ın dış borcu var ama az. İran büyük ölçüde kendi kendine yeten bir ekonomi.

Cumhurbaşkanı Ruhani, yarı asker, yarı din adamı olan ve 40 yıldır devletin merkezinde bulunan bir kişidir ve zannedildiği gibi reformist değildir. Onun reformistliği, sadece seçimlerden kısa bir süre öncesi için geçerlidir.

Bizim teorimize göre İran, her 10 yılda bir sosyal patlama yaşıyor. Bu bağlamda biz, 2019’da büyük bir sosyal patlama bekliyoruz.

Petrol fiyatları eskiye oranla düştüğü için eskiden halka dağıtılan paralar büyük ölçüde kesildi. Halkta bir umut kalmadı. Çin bile ticari ilişkilerde İran’a zorluk çıkarıyor. Çin, ABD’yi kızdırmamaya çalışıyor.

İran’da güvenlik bürokrasisi çok güçlü ama gelen dalgaya dayanamayacağını düşünüyoruz. Daha önce var olan siyasi taleplere, şimdi ekonomik ve çevresel talepler de eklendi. Halk şeriat uygulamalarından çok rahatsız. Bir fetva ile ceza evlerindeki tutuklu ve mahkumlara tecavüz edilebileceğine, hatta bunun sevap olduğuna dair bir karar alınabiliyor.

İran’da büyük çevre sorunları yaşanıyor. Ahvaz’da yılın 300 günü hava kirliliğinden dolayı dışarı çıkılamıyor. Urmiye Gölü kuruyor.

Son yaşanan gösterilerde profesyonel bir ekip sokaklara dökülmüşse, bu bir şeylerin hazırlığı olabilir. Çünkü İran’da muhalifler de dahil hiçbir siyasi parti olanları anlayamadı ve tam okuyamadı. Suudi Arabistan; Yemen, Katar ve Lübnan’da İran’a karşı hamleler yapmıştı. Bu olayların arkasında da yer alması mümkün. Fransa Cumhurbaşkanı Macron, olaylardan sonra; “Birçok açıdan müttefikimiz olan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın resmi açıklamaları görüyoruz ki neredeyse İran’da bizi savaşa götürecek açıklamalardır.” şeklinde bir değerlendirme yapmıştı. Macron bu açıklamayı muhtemelen önüne konulan istihbarat raporlarına binaen yapmıştır.

İran’ın zayıflaması, Türkiye’yi güçlendirmez. Emperyal güçler, bölgede “hayır” diyebilen diri bir güç istemiyorlar. Kendilerine diklenmedikçe demokrasi dışı da olsa (Suudi Arabistan örneğinde olduğu gibi) her türlü güce destek oluyorlar. Son dönemde Türkiye ve Pakistan’a karşı ABD’nin tutumlarını bu bağlamda görmek lazım.

Türkiye, Suriye’de yaşananlardan ders aldı. Onun için İran’ı destekliyor.

İran’da ciddi bir (3 milyon civarında olduğu söyleniyor) Afgan mülteci var. Bunlar 500 $’a İran adına yabancı ülkelerde savaşa gönderiliyorlar. Eğer İran’da bir karışılıklık yaşanır ve kapılar açılırsa, en az 2,5 milyonu Türkiye’ye gelir. Sadece Afganlar değil, İranlılardan da Türkiye’ye iltica edecek çok sayıda kişi olur.

İranlı realist bir profesör; “İran’ı Saddam’ın Irak’ı gibi yapacaklar” dedi. Şu an İran, kendine karşı çekilen restlere restle karşılık veriyor ve çatışmayı tırmandırıyor (Suriye, Yemen, Lüban’da) ama bu durum nereye kadar devam edebilir belli değil.

Suriye’de yaşanan kriz, Türkiye’nin Arap dünyasına kapısını kapatmıştı. İran’da bir kriz yaşanırsa Türkiye’nin Asya olan kapısı kapanır.

Katar ve Kuzey Irak’taki bağımsızlık referandumu krizlerini İran ile birlikte çözdük. İran ile birlikte hareket edersek direnebiliyoruz.

SÖYLEŞİDEN KARELER:

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz