Twitter Facebook Linkedin Youtube

KUZEY IRAK’TAKİ REFERANDUMUN ARDINDAN TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ ÜZERİNE

Özge DURAL ÖZER

Etnisite ve kimlik mefhumlarının Türkiye-İran ilişkileri bağlamındaki yerine odaklandığımızda, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta düzenlenen referandumun ardından gerçekleştirmesi gereken hamlelerin neler olması gerektiğine dair bir analiz kaleme almaya çalışacağım. Bu yazıda, sosyal inşacılık yaklaşımı temelinde Türkiye-İran ilişkilerini belirleyen faktörlere ve İran’ın etnik kompozisyonuna değinerek, izlenmesi mümkün görülen adımların neler olabileceği açıklığa kavuşturulacaktır.

Dış politika devletlerin uluslararası sistemde diğer aktörlere karşı davranışları şeklinde tanımlanabilir. (Tamçelik, 2014, s. 255) İnşacılık ise yapıp edenin birbirlerini karşılıklı olarak inşa ettikleri bir yaklaşımdır. Wendt ve çalışma arkadaşlarınca öne sürülen bu inşacı yaklaşım devletlerarası ilişkilere uyarlandığında; devletler edenler, girilen ilişkiler ise yapı olarak kabul edilebilir. Devletler yerel dinamikler ve karşılıklı etkileşimleri sayesinde kendisinin ve diğerlerinin kimliklerini inşa ederler, inşa edilen kimlikler çıkarlar doğrultusunda da olduğundan daha sonra kimlik noktasında tersten bir inşa süreci başlar ve yapıp edenlerin kimliğini dönüştürmeye başlar. (Tamçelik, 2014, s. 257) Türkiye-İran ilişkileri arasındaki girift yapının ortaya konabilmesi için Türkiye ve İran’ın kimliklerinin analiz edilmesi gerekmektedir. Türk dış politikasında batıcılık temelinde statükoculuğun benimsendiği savunulabilir. Türkiye uluslararası hukukun dışına çıkmamaya önem vermekte ve uluslararası antlaşmalara dayanan haklarını kullanarak politika üretmeye çalışmaktadır.(Tamçelik, 2014, s.48) İran’ın dış politikasına yön veren ilkelere baktığımızda ise, 1979 sonrası İran’ın ne doğu ne batı şeklinde ilerlediğini söyleyebiliriz. Batı karşıtlığı ise İran dış politikasına yön veren bir diğer ilke olarak karşımızda durmaktadır. Rejimin güvenliği ve ihracı konusundaki hassasiyetlerin de İran dış politikasının belirlenmesinde önemli olduğu hesaba katılmalıdır. Dış politika çizgisi oluşturulurken toplumların yapısı da göz önünde bulundurulmalıdır. İnşacı yaklaşımda tarihi, kültürel, dini, siyasi ve psikolojik unsurlar birincil öneme sahip faktörler olarak incelenmelidir. Türk dış politikasının belirlenmesi aşamasında, kimlikler verili kabul edilmemekte, dinamik ve değişen unsurlar olarak betimlenmektedir.

İran dış politikası analizi yapılırken Şiilik’in toplum ve devlet üzerindeki belirleyiciliğine vurgu yapılmalıdır. 1979 sonrası kurulan yeni devlet yapısının Şii temelli bir İslami devlet olması, Şiiliğin İran üzerindeki etkisini göstermesi açısından önemli bir örnektir. (Tamçelik, 2014, s. 267) Sosyal inşacılık yaklaşımında algılar uluslararası ilişkileri ve dış politika yapım sürecini oluşturan kurucu değerlerdir. Türkiye-İran ilişkilerinin belirleyici faktörleri arasındaki karşılıklı algılar dış politika üretim süreçlerini de etkilemektedir. Mezhep/rejim farklılıkları ile bölgesel rekabet iki unsur olarak Türkiye ve İran’ın algılarını oluşturmaktadır. Türkiye ve İran’ın farklı rejimlere sahip iki devlet oluşu, ikili ilişkilerde 1979’dan bu yana sorun olmuştur. Türkiye laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma iddiası üzerinden dış politikasını temellendirmişken, İran 1979 devrimi sonrası Şii merkezli bir İslam Devleti’dir. Dış politikalarında da bu farklılık öne çıkmaktadır. (Tamçelik, 2014, s.269) Mezhepsel farklılık ise Türkiye-İran ilişkileri analiz edilirken dikkate alınması gereken bir diğer parametredir. Nüfusunun çoğunluğu Müslüman Sünni halktan oluşan Türkiye ile Şiiliğin siyasallaştığı İran’ın ilişkilerinde mezhepsel boyutun göz ardı edilmemesi gerekir. Süregelen ilişkiler incelendiğinde Türkiye ve İran’ın artık yalnızca güç mücadelesi içerisinde olmadığı, işbirliği alanlarının yaratıldığı bir dönemle karşı karşıyayız.

Mezhepsel farklılık parametresi ile birlikte etnisite mefhumu da Türkiye-İran ilişkileri analizinde etkili olmaktadır. Bunun için İran’ın etnik kompozisyonunun öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Çağdaş İran’ın da heterojen bir nüfusa sahip olduğu, çok etnikli ve çok dilli bir yapıyı bünyesinde barındırdığı bilinmektedir.(Tamçelik, 2014:299) İran’ın etnik yapısındaki çeşitliliğin temel nedenlerinden biri olarak coğrafi konum itibariyle tarihsel göç yolları üzerinde yer almasıdır. (Tamçelik, 2014, s.48-49) 2013 yılı tahminlerine göre 80 milyon nüfuslu İran’daki mevcut etnik gruplar içerisinde %10’luk bir kısmının Kürt olduğu varsayılmaktadır. Pehlevi döneminde ülkenin ulusal inşası ve bütünlüğüne karşı Kürtler tehdit unsuru olarak görülmüşlerdir. Kürt nüfusun yüzde 30’unu Şii, yüzde 70’ini ise Sünni Kürtler oluşturmaktadır. (Tamçelik,2014, s.70) Rıza Şah’ın tahtı ele almasının ardından Fars merkezli ulus inşası Kürtler üzerinde olumsuz etkilere yol açmıştır.( Tamçelik, 2014, s. 89) İran pek çok etnik kimliğin bir arada yaşadığı bir coğrafya üzerindedir. İran’daki İslam Cumhuriyeti’nin ideolojik temeli, Farsları merkeze alan bir Şii üst kimliğine dayanmaktadır. İran içerisindeki Kürtler kimliklerini koruma mücadelesini etkin bir biçimde yürütmekte, genel olarak İran’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermekle birlikte kendilerini ifade edebilecekleri bir alan ile kucaklayıcı bir yönetim talep etmektedirler. İran bu talepleri bir tehdit unsuru olarak algılamaktadır. Yakın bir dönemde etnik unsurlara karşı yürütülen politikaların İran ve bölgede sorunlara yol açacağı öngörülmektedir.

Sosyal inşa yaklaşımı çerçevesinde etnisite ve mezhepsel farklılıkların algıları oluşturduğunu ve Türkiye-İran ilişkilerini belirleyen dinamik unsurlar olduğunu görüyoruz. Kuzey Irak’ta düzenlenen referandumun ardından Türkiye ve İran arasındaki inşa edilmeye çalışılan dış politikanın hangi yönde tezahür edeceği ilerleyen günlerde kamuoyu ile paylaşılacaktır. Türkiye İran ile işbirliği alanları yaratarak ikili ilişkilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Kuzey Irak’taki referandumun ardından ilişkilere yön veren bölgesel rekabet unsuru göz ardı edilmeye başlanmıştır, çünkü her iki devlet de Kuzey Irak’taki oluşumu beka sorunu olarak görmektedir. Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olan ortak görüş ikili ilişkilerin devamı ve gelişimi açısından önemlidir. Türkiye, Kuzey Irak’ta düzenlenen referandumu ya konuya mezhepsel düzlemde yaklaşıp desteklemeli, ya da etnisite bağlamında referandumu reddetmelidir. Nitekim referandum sonrası yapılan açıklamalar ve atılan adımlar konunun etnisite bağlamında bir tehdit unsuru olarak görüldüğünü göstermektedir. Türkiye Sünni Kürtleri desteklemek yerine Şii İran ile işbirliğine gitmek yolunda adımlar atmaktadır. Ancak statükoculuğun dış politikanın şekillenmesinde halen etkili olduğunu söylemek, değişen dinamiklerin irdelenmesi açısından farklı okumalara imkân verecektir.

 

Dr. Özge DURAL ÖZER – SASAM Stajyeri
ODTÜ Felsefe Bölümü Doktora Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
__________________

Kaynakça:

Tamçelik, S. (2014) İran: Değişen İç Dinamikler ve Türkiye-İran İlişkileri, Gazi Kitabevi, Ankara.

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz