Twitter Facebook Linkedin Youtube

DEVLETTE VE KAMUDA DÖNÜŞÜM FIRSATI: CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Muhammed IŞIK

Yapılan halkoylaması sonucunda devletin yönetim sistemi değişti ve yapılacak genel seçimler ile Cumhurbaşkanlığı Hükümeti görevine başlayacak. Bunu basit anlamda hükümet sisteminin değişmesi olarak algılayabileceğimiz gibi, “devletin kodlarında ve kamu uygulamalarında değişiklikler yapılabilir” şeklinde de algılayabiliriz. Bu değişimi bu açıdan baktığımızda bir tehdit olarak algılamak veya bir fırsat olarak görmek mümkündür.

Bu değişimin sonucunda görevine başlayan Cumhurbaşkanı, devleti ve dolayısıyla kamuyu yönetmeye, yönlendirmeye başlayacaktır. Yönetim ve uygulamaları ile kendisine tanınan hakları kullanarak önemli reformlar gerçekleştirme fırsatı vardır. Devleti otoriter olarak kontrol edebileceği gibi, yetkilerini paylaştırmayı da tercih edebilir. Uygulamada yaşanabilecek aksaklıklar ve sistemin daha iyi işlemesini sağlayacak adımlar üzerinden giderek konuyu derinleştirelim.

Devlet Memurları Kanunu (657) ve benzeri kanunların değiştirilmesi

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, kamuda yapılacak reformlar konusunda hükümete büyük fırsatlar sunuyor. Bu reformların başarıyla uygulanması, kamuda şişkinlik oluşturan personel yoğunluğuna çözüm getirebilir. Kamudaki çarpık personel yapılaşması ve maaş istikrarsızlığının oluşturduğu hoşnutsuzluk veya maliye politikalarına yaptığı negatif etki, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun değişmesi gerekliliğini yıllardır gündemden düşürmüyor. Kamuyu yönetenlerin bu soruna bulduğu geçici çözümler neticesinde kamu personel sisteminde oluşan (4A, 4B, 4C, 4D gibi) farklılaşmalar, kamu yönetim sisteminin işleyişini daha da zorlaştırmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi uygulamaya geçmeden önce, devlet personeli ile ilgili kanunlar değiştirilerek yeni sisteme uygun bir personel rejimine geçilebilir. Kamu personelindeki şişkinliğe çözüm için belli bir yaş sınırı konmak suretiyle (50 – 55) bu yaş sınırından büyük olan personeller üst amirlerinin onayı ile emekliye sevk edilebilir. Emekliye sevk edilen personel zarar görmesinler diye maaşlarının 3/2’si oranında emekli maaşı almaları sağlanarak herhangi bir huzursuzluğa meydan verilmeyebilir. Kamuda bu beklenti içinde olan personel sayısı da hayli yüksek görünmektedir.

Maaş adaletsizliği (eşit işe eşit ücret) politikasını uygulamak için bu sistem değişikliği büyük bir fırsat sunmaktadır. Genel – Özel Bütçeli kuruluş ayrımı yapmaksınız tüm kurum ve kuruluşların Cumhurbaşkanlığına bağlanacağı düşünüldüğü zaman, tüm kamu görevlilerini de Cumhurbaşkanlığı personeli olarak düşünmek mümkündür. Bunun bir neticesi olarak yeni oluşturulacak kanunla personel görev tanımları yapılabilir ve buna göre bir maaş skalası belirlenebilir. Böylece kurumlar arası maaş farklılıkları kesin olarak çözüme kavuşur.

Yeni Hükümet sistemi ile beraber açıktan atanan kamu personeli için açık uçlu bir uygulamayı getirmek, personel rejimi için kamuya büyük kolaylık veya kamu için önemli bir külfete çözüm getirilebilir. Bilindiği üzere kamuya bazı kadrolar (istisnai kadrolar) için sınavsız bir şekilde açıktan atama ile personel alımı yapılıyor. Bu uygulama, suiistimale açık bir alan olduğu için kötü amaçlar için de kapı aralıyor. Bu uygulamanın kötü amaçla kullanılmasının önüne geçmenin en basit ve kalıcı yöntemi, sınavsız olarak açıktan atanan kamu görevlilerinin görevleri bittiği zaman kamu personeli unvanlarının sona ereceği bir düzenleme getirmektir. Örneğin, Özel Kalem Müdürü olarak atanan bir personelin birim amiri değiştiğinde veya mevcut birim amiri başka bir kişi ile çalışmak istediğinde, atanan personelin kamu ile ilişkisi kesilmelidir. Bu uygulamanın bir sonucu olarak liyakat önem kazanır. Kamuda gözlemlenen bir başka sorun ise, üst düzey bürokratların görevden alındıklarında Müşavir (Danışman) kadrolarına atanmalarıdır. Yapılanacak kanun ile -üst düzey görev alıp daha sonra görevine son verilen veya benzer bir kadroya ataması yapılmayanlardan yaşları müsait olanlar emekliye sevk edilebilir. Üst düzey kadroda iken görevden alınan genç bürokratlar için ise bir önceki kadrolarına atama yapılabilir. Bu hüküm neticesinde üst düzey görevlere atananlar, işlerini daha özverili yapacakları gibi görevden alındıkları zaman emekli olma ya da bir önceki kadrolarına atanma tehlikesine karşılık o görevlere atanmak için talip olmayacaklardır. Bu hüküm, yine liyakat esasını gündeme getirecektir.

Kamu Kurumlarını Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine Uyarlama

Şimdiye kadar hiç gündeme gelmeyen, konuşulmayan ve tartışılmayan bir konu da yeni sistemle birlikte Cumhurbaşkanlığının merkez teşkilatı ile kendisine bağlanan kurumların yeni sisteme uygun yeniden kurumsallaştırılmasının nasıl olacağı meselesidir. Seçilen Cumhurbaşkanı, bir kararname yayınlayarak göreve atadığı bakanları ve onlara bağlı kurumları kamuoyuna duyuracaktır. Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatının başında Genel Sekreter mi yoksa Müsteşar mı olacaktır? Bugün kamuda en yetkili kamu görevlisi Başbakanlık Müsteşarıdır. Genel seçimler öncesinde yeni sistemde kamuda en yetkili kişinin unvanının ne olacağı belirlenmelidir. Bir önceki konu başlığına dönecek olursak, hazırlanması gereken Personel Kanununda bu belirsizliğin de giderilmesi gerekmektedir.

Kamuda etkinliği arttırmak ve personel kalitesini yükseltmek için ‘Kamu Yönetimi Okulu’ kurularak üniversitenin ilgili bölümlerinden mezun olan öğrenciler sınavla bu okula alınabilir. Bu okul 1 – 3 yıl eğitim vererek mezun ettiği öğrencileri ilgili kamu kurumlarına atayabilir (uzman, kaymakam, idari hâkim vs.). Bu okul, ayrıca kamu personelinin eğitimlerinden sorumlu olabilir ve görevde yükselmelerde sorumluluk alabilir.

Devlet Personel Başkanlığının ilgili bölümleri, Cumhurbaşkanlığına bağlanarak ilgili kamu kurumlarındaki nitelikli personeller bu çatı altında, Cumhurbaşkanlığı Personel Başkanlığı (Müdürlüğü) olarak kurumsallaştırılabilir. Bunun kamuya faydası, tüm kamu personelinin kayıtlarını, atamalarını ve görev değişikliklerini tek çatı altında takip etme imkânı sunacak olmasıdır. Hükümet Sistemi değişikliğini fırsat bilerek kamu çatısı altındaki Genel Müdürlükler ile Başkanlıklar, bahsettiğimiz örnekteki gibi yeniden yapılandırılıp yeni sistemde daha işler hale getirilebilir. Bir örnek daha vermek gerekirse, Diyanet İşleri Başkanlığı Kanunu değiştirilerek güncel, tüm dini kesimlere hizmet edecek şekilde yeniden yapılandırılabilir ve bu çatı altında dini eğitim verecek bir üniversite kurulabilir. (Bu konu ile alakalı ayrıca bir makale yazılacaktır)

Bölge Belediye Başkanlığı ile Yerinden Yönetim İmkânı

Konu başlığı birçok kesim için tehlikeli anlamlar ifade etse de Başkanlık sistemlerinin daha iyi işlemesi için eyaletlerin kurumsallaştırıldığı biliniyor. Ülkemiz gerçekleri göz önüne alındığı zaman bizde böyle eyalet uygulamalarının tehlikeli olacağı da malumdur. Bu sebeple ‘Bölge Belediye Başkanlığı’ kavramı düşünülebilir. Coğrafi olarak 7 bölgeye ayırdığımız ülkemizi bölge belediyeleri kurarak yönetebiliriz. Mevcut sistemde olduğu gibi illere vali atamak yerine bölgelere vali atamaları yaparak (illere vali atamayarak) kamu yönetimini daha düzenli yürütebiliriz.

Bölge belediyeleri kurmanın ilk olumlu yönü, il ölçekli politikalar belirlemek yerine bölge ölçekli politikalar belirlemekle daha geniş alanda kamu projelerini yürütme kolaylığı sağlayacaktır. Bölge Belediye Başkanlarının varlığı, gelecekte ülkeyi yönetecek Cumhurbaşkanlarını seçme konusunda seçmene ve siyasi partilere kolaylık sağlaması da beklenebilir (ABD Örneği). Kanunla böyle bir zorunluluk ta getirilebilir (Seçilecek Cumhurbaşkanı Bölge Belediye Başkanları arasından belirlenir).

Siyasi Partiler Kanunun şu şekilde değiştirilmesi demokrasi ve seçmenin siyasete olan katkısı için daha olumlu olacaktır. Seçilecek Belediye Başkanları için partilerin düzenleyeceği ön seçimlerde en çok oyu alan üç aday, partinin adayları olarak seçime girer. Seçmen, sandıkta oy kullanacağı partiye pusulada oyunu kullanırken aynı pusulada yer alan partinin adaylarından istediğine oy vermek suretiyle (hem partisine, hem de oy verdiği adaya) oy verir. Seçim sonuçlarına bakılırken Partinin oyu ile adayların oyu ayrı sayılır (X Partisi Y Adayı, X Partisi Z Adayı) ve En çok oy alan partinin en çok oy verilen adayı Başkan olarak seçilmiş olur. Böylece Siyasi Partilerin seçmene dayattığı adaylar değil, seçmenin istediği adaylar iş başına gelir.

Bu öneri ile Bölgesel Belediye Başkanlığı önerisi bir arada düşünülürse;

  • Bölge Belediye Başkanı
  • İl Belediye Başkanı
  • İlçe Belediye Başkanı gibi başkanlıklarda yukarıda anlatılan seçim yöntemi ayrı ayrı uygulandığında seçmen Belediye Başkanlıkları seçimi için üç kez sandığa gidecek ve aynı yöntem ile reyini üç kez kullanmış olacaktır. Bunun neticesinden vatandaşın siyasete güveni artabilir.

Sonuç ve Değerlendirme

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş sürecinde önemli kanunlarda yapılması gereken önemli değişiklikler vardır. Öneri olarak getirdiğimiz örneklerde olduğu gibi seçilen Cumhurbaşkanının arzusu yönünde kamuda benzer değişikliklerin yapılması kaçınılmazdır. Mevcut sistemle yola devam etmek, teknik ve teorik olarak mümkün görünmemektedir. Bu sebeple yaklaşan seçimler öncesi bazı kanunlarda yapılması gereken değişiklikler için, sistemin daha iyi işlemesine katkı sağlamak isteyen kesimlerin ve kişilerin yapacağı teklif ve önerilere ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Seçilen Cumhurbaşkanı göreve başladığında atacağı adımlar için bir yol haritası belirlemek zorundadır.

Vatandaş olarak bizler referanduma giderek Anayasa değişikliğini kabul edip Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişi onaylamışsak, siyasetçiler bu yeni sistemin omurgasını, çalışma esaslarını ve yol haritasını belirlemekle yükümlüdür. Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu ve Personel Kanunu başta olmak üzere birçok kanun yeni sisteme uygun olarak güncellenmelidir. Bu konuda öneriler sunmaya devam edeceğiz.

 

Muhammed IŞIK
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
___________________________________

Not: Web sayfamızda yayınlanan yazılarda dile getirilen görüşler, yazarların kendi görüşleri olup Merkezimizi kurumsal olarak bağlamamaktadır. SASAM, her görüşten yazara fikirlerini özgürce dile getirebildiği bir platform sunmaktadır.

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz