Twitter Facebook Linkedin Youtube

CEZAEVLERİNİN İŞLEVSELLİĞİ ÜZERİNE BİR ELEŞTİRİ

Haldun BARIŞ

Kriminoloji, yani suç bilimi, suçun ve suçlunun doğasını araştıran, ceza ve ıslah üzerine çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. İradeyi, suçu ve suçlu kişiyi araştıran, cezayı, cezanın nasılını ve nedenini sorgulayan kriminoloji, ayrıca suçu engellemeye ve ıslahı gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yapar. Ben de bu çalışmamda son üç yüzyıldır yaygınlaşan, ceza ve ıslahın günümüzde en çok kullanılan aracı; cezaevlerini ve fonksiyonunu ele alacağım.

Basit bir tanımla insanların işledikleri bir suçtan ötürü ıslah edilmeleri ve cezalandırılmaları için yapılan yerlerdir cezaevleri. 19.yy itibariyle yaygınlaşmış ve günümüze kadar gelişip değişerek günümüze ulaşmıştır. Amaçsallığı üzerinde halen tartışmalar sürse de dünyanın hemen her yerinde kullanılmaktadır.

İlk modern hapishanenin 1599 yılında Amsterdam’da açıldığı kabul edilir.(1) Ancak ceza ve ıslah aracı olarak genel kabul görüp yaygınlaşması, 19.yy’dadır. Bu tarihe kadar cezalandırma ve ıslah etme amaçlı olarak bedensel ve malsal zarar verme kararları uygulanıyor ve ceza hükümleri bunlara göre veriliyordu. Bu cezalar, tek tip bir hukuk sistemine ait değil, adeta genel bir ilke olarak kabul edilmişti.(2) Ancak zaman içinde reformcular bu yöntemlerin insan haklarıyla bağdaşmadığını savunmuş ve modern cezaevi fikrini ortaya atmışlardır. Bu fikir ile birlikte idam cezası ve bedensel zarar verme giderek azalmış, yerini uzun yıllar boyunca oldukça ağır ve kötü şartlarda hapsolmaya bırakmıştır. Bu şekilde caydırıcılığın, ıslahın ve cezanın daha insancıl bir şekilde verilebileceği savunulmuştur. Bu noktada bu fikri değerlendirmeden hemen önce bazı kriminoloji bilgilerine ve suçun doğasına göz atmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Baktığımız zaman suç ile alakalı karşımıza en temelde iki öğreti çıkar. Bu iki öğretinin ayrışmaları, irade üzerinedir. Klasik öğreti ve temsilcileri, suçun özgür iradeyle, kasıtlı ve bilinçli olarak yapıldığını savunur. Bunun gereği olarak da suçun karşılığı ceza olmalıdır. Ancak bu ceza, orantılı yani caydırıcılık açısından ne fazla ne de az olmalıdır.

Pozitif öğreti ve temsilcileri ise iradenin özgür olmadığını ve çeşitli faktörlerin kişiyi suça ittiğini savunmaktadır. Bu faktörler; biyolojik, psikolojik veya sosyolojik olabilir. Bu noktada bir tıp doktoru olan Lambroso, insan denekler üzerinde çeşitli deneyler yapmış ve suçlu tiplemesi yaratmaya çalışmıştır. Pozitif öğreti ve temsilcilerine göre suç, özgürce işlenmediği için ceza verilemez. Islah ve tedavi için çalışılır. Ya da topluma yeniden zarar verilmemesi için “tedbir” uygulanır. Bu tedbir, ölüm veya ömür boyu hapis de olabilmektedir. (3)

Günümüzde bu öğretilerin tamamı bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Yapılan birçok çalışmada bulgular, suçun daha kompleks bir yapıda olduğunu göstermektedir. Suçun doğası, halen araştırmalara konu olmaktadır.

Ceza ve ıslah ise yine suç gibi kompleks yapıda ve araştırılmaya ihtiyaç duyulan konulardır. Bugün yaygın olarak bir cezalandırma ve ıslah yöntemi olarak kullanılan cezaevleri ise işlevselliğiyle tartışma konusudur. Öyle ki cezaevlerinde kalan insanların sıkça biyolojik ve psikolojik hastalığa yakalandığı bilinmektedir.(4) Bu insanlar, cezaevinden çıktığında ise toplum dışına itilmişlik yaşamakta ve sosyal yaşama adapte olamamaktadır. Bu kapsamda cezaevi alt kültürünü, insan psikolojisini ve biyolojisini bozan bir işkence türü olarak kabul edenler vardır.

Cezaevleriyle alakalı olarak cezalandırma yetisi ve ıslah etme işlevi iki ayrı eksiklik olarak da ele alınabilir. Öyle ki cezaevleri cezayı tam olarak sağlayamamaktadır. Hapsetmek, vahşice işlenmiş ve ıslahı düşünülemeyen suçluları toplumdan uzaklaştırma ve yeniden zarar görmesini engellemekten başka bir işe yaramaz. Bu bir cezalandırma yöntemi değildir, ceza vermediği gibi caydırıcılığı da düşüktür. Bununla alakalı olarak cezaevlerine giren insanların yeniden suç işlemesindeki oranlar dikkate alınabilir.(5)

Cezaevlerinin ıslah yönü ise yine tartışmalı ve oldukça muğlak bir konudur. Eskiye kıyasla şartları iyileştirilmiş ve daha insancıl hale getirilmiş cezaevleri bile bu konuda yetersizdir. Şüphesiz ki insan psikolojisi, bu denli bir soyutlanma ve itilmişliği kaldıramaz. Cezaevleri, psikolojisi bozulmuş, sosyal olarak canlılığını yitirmiş ve muhtemelen biyolojik olarak da sağlığını kaybetmiş bireyler meydana getirir. Bu ise insancıl olmadığı gibi adaleti de sağlayamaz.

Uzun yıllar süren ve ağırlaştırılmış hapis cezalarının adaleti sağlayamadığının ve ceza ve ıslah noktasında fayda sağlamadığının farkına varan Norveç, ismi Halden olan yeni bir cezaevi modeli geliştirmiştir. Bu cezaevi, yaşam standartları oldukça gelişmiş, mahkumları rehabilite etmeye yönelik olan ve sosyal yaşamdan itmeyen bir cezaevi modelidir.(6) Ayrıca Norveç yasalarında uzun yıllar hapis cezası kaldırılmıştır. Bu iki model, yani uzun sürmeyen hapis hayatı ve tedaviye yönelik cezalandırma, bazı suçlar için yararlı olabilir. Ancak her suç için uygulanmamalıdır ve adaletin sağlanabilmesi için geliştirilmeye muhtaçtır. Bu noktada Halden Cezaevi, ıslah için donanımsal hale getirilmiş olsa da ceza ve adalet noktasında yetersizdir.

Cezaevlerinde bir başka dikkate değer model ise dört aşamadan oluşan İrlanda Sistemidir. Bu sistem, ilk aşamada ağır bir hücre dönemini öngörür. İkinci aşamada ıslah ve uyum amacıyla müşterek hapis sistemine geçilir. Sonrasında ise topluma entegrasyon süreci başlatılır. Son olarak, cezasını çektiğine ve ıslah edildiğine inanılan mahkum, koşullu olarak salıverilir.(7) Bu model, ceza ve ıslahın birlikte ele alındığı ve geliştirilmiş haliyle oldukça uygulanabilir bir sistem olarak gözükebilir. Ancak bu sistem, uzun süren mahkumiyetlerde istenilen sonucun alınması için yeterli olamayacak ve tıpkı diğer cezaevi sistemleri gibi insan doğasına aykırılığı ile yıkımsal bir süreç oluşturacaktır.

İrlanda sistemi, uzun sürmeyen hapis cezası ve “Halden Cezaevi” modelleriyle birleştirildiğinde ise muhtemelen verim elde edilebilir. Yine bu birleştirilmiş sistemin de ancak sınırlı suçlarda uygulanabilir olduğunu belirtmem gerekir. Şüphesiz ki, azılı ve vahşice işlenmiş suçlar için bu tip cezalar yetersiz ve anlamsızdır. Ne ceza, ne de ıslah için yeterli olamaz ve toplumun adalet anlayışı noktasında derin sarsıntılar yaratabilir. Ayrıca caydırıcılığı da yetersizdir.

Sonuç olarak insan hakları için ve daha insancıl olduğu gerekçesiyle uygulamaya konan cezaevleri, günümüzde yaygın olarak kullanılan modeliyle yetersiz ve işlevsizdir. Gerek adalet ve caydırıcılık noktasında gerek cezalandırma noktasında, gerekse de ıslah noktasında verim alınamamaktadır. Ayrıca geçmişten bu yana uygulanan haliyle insan psikolojisi ve biyolojisi hesaba katıldığında insancıl da değildir. Bu noktada ceza ve ıslah sistemi, geliştirilmeye muhtaçtır. Suçlar arasında kriminoloji biliminden faydalanarak yapılacak olan rasyonel bir sınıflandırma ve buna uygun cezalandırma ile yine uygun olanlar için cezalandırma ve ıslah sistemi uygulamaya konulmalıdır.

Açıkçası ben, daha kompleks bir ceza sisteminin toplumsal düzen ve birey açısından faydalı olabileceğini savunmaktayım. Ceza sisteminin ilk ve en önemli amacının adaleti sağlamak olduğunu düşünüyor ve adaleti sağlamak noktasında bedensel, maddi ve daha pek çok cezanın uygulanabilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak bunu yaparken, suçu ve suçluyu iyi bir biçimde temellendirip anlayabilmek, sınıflandırabilmek ve gereğini yapmak gerekir. Gerektiğinde ceza, gerektiğinde ceza, ıslah ve tedavi, gerektiğinde de tedavi ve tedbir kurgulayabilen kompleks bir ceza sistemi iyi yargıçlar ile adaleti ve toplumsal düzeni sağlayacaktır.

 

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

__________________________________

Dipnotlar:

1- www.wikipedia.org/wiki/Cezaevi

2- Hapis Cezalarının ve Cezaevlerinin Tarihi Gelişimi, Mehmet Emin Artuk- Mehmet Emin Alşahin, www.dergipark.gov.tr

3- Ceza Hukuku Doktrinleri, www.hukuki.net

4- Cezaevlerinin Suçun Önlenmesindeki Rolü, Prof.Dr. Timur Demirbaş, www.kriminoloji.com,2002

5- bkz. age (4)

6- www.theguardian.com/society/2012/may/18/halden-most-humane-prison-in-world?INTCMP=SRCH

7- bkz. age (2)

Ayrıca Bakınız:

* Hapishanenin Doğuşu, Michel Foucault

* Esaretin Bedeli, Frank Darabont

* “Cezaevlerinde Tecrit ve İşkence Uygulamaları Artıyor”, www.bianet.org

* Cezaevleri ve Bitmeyen Sorunlar, Güncel Hukuk Dergisi, Temmuz,2016

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz