Twitter Facebook Linkedin Youtube

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNDE FETÖ İZLERİ

Darbe girişimi sonrasında FETÖ yapılanması darbe girişiminin kendileri tarafından yapılmadığını ısrarla söylemeye devam etmektedirler. FETÖ mensupları darbe girişimini tiyatro olarak nitelendirmekte ve bir kısım kendi mensupları katılmış olsa bile FETÖ yapılanmasının bu olayın dışında olduğunu söylemektedirler. Konuya ilişkin basında çıkan haberler incelendiğinde darbe girişiminin FETÖ yapılanmasının eseri olduğu açıkça görülmektedir. FETÖ’nün sivil ayağı darbeyi bir kısım üst düzey askerlerle birlikte planlamış ve sivil bazı unsurları ile birlikte askeriye içerisindeki mensupları ile uygulamaya koymuşlardır.

Darbe girişiminde FETÖ izleri;

-Güç ve İmkan, Neden, Meşrulaştırma Mantığı Açısından,

-Darbe Öncesi FETÖ mensuplarının Açıklamaları ve İmaları,

-Darbe Gecesinde FETÖ mensuplarının medya organlarında ve sosyal medyadaki mesajları,

-Darbe Sürecinde asker olmayan FETÖ mensuplarına ilişkin bilgiler, bulgular ve itiraflar,

-Darbe girişimi içerisinde yer alan FETÖ abileri/imamları,

– Darbeci Askerlerin İfadeleri ve Darbeci Askerlere İlişkin Hususlar,

-Yabancı Misyon Görevlileri, Uluslararası Kuruluş Temsilcileri İle Yabancı Devlet Adamlarının Açıklamaları başlıkları altında sıralanmıştır. Burada sadece giriş bölümü verilen 177 sayfalık raporun tamamına pdf halinde buradan ulaşılabilir. (Açılan linkte “Darbe Girişiminde FETO İzleri” yazısı tıklanarak raporun pdf haline ulaşılmaktadır.)

Güç ve İmkan, Neden, Meşrulaştırma Mantığı Açısından bakıldığından Darbe Girişimi,

FETÖ yapılanmasının gerek güç ve imkân, gerekse meşrulaştırma mantığı açısından darbe yapmaya uygun bir altyapısının bulunduğu görülmektedir. Darbe girişimi sonrasında görevden uzaklaştırılan ve darbe girişimine katılan FETÖ mensubu asker sayısı göz önüne alındığında FETÖ’nün darbe yapmaya yetecek gücünün bulunduğu görülmektedir.

Cemaatin “meşrulaştırma mantığı” darbe girişimini mümkün kılan bir yapıda olduğu görülmektedir. FETÖ içerisinde “hizmet” kavramı yapılan her yanlışı meşrulaştırma aracı olarak kullanılması hasebiyle aynı zamanda darbe girişiminde meşruiyet temellerine işaret etmektedir.

Cemaatin 15 Temmuz öncesindeki durumu, hükümetle çatışmaya başlayana kadar tamamıyla başarı hikâyesi olarak yaşanmıştır. Cemaatin bu başarı hikâyesi, grup mensupları arasında kendilerinin seçilmiş grup olduğu algısını güçlendirmiş Allah’ın (c.c.) yardımının kendileriyle olacağı beklentisini artırmıştır.

Cemaat 17-25 Aralık sürecine kadar tüm dünyada büyüyen güçlenen bir yapı iken hükümetle çatışması sonrasında ağır bedeller ödemiş, Türkiye’deki kurumsal yapısı ağır hasar almış, dershaneleri kapanmış, mali kaynakları bitme noktasına, bürokrasideki gücü yok olma aşamasına gelmiştir.

Ayrıca darbe girişiminin hemen öncesinde ise;

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın FETÖ’ye karşı ısrarlı tahkir ve tezyif edici söylemi (Bu söylemin FETÖ yapılanmasını yeterince hazırlanmadan harekete geçmeye iten faktörlerden biri olduğu söylenebilir),

-1 Kasım Seçimleri ile AK Partinin güçlü şekilde iktidar olması,

-FETÖ’nün asker yapılanmasını tehdit eden İzmir Casusluk Soruşturması,

-Ordudaki FETÖ’cülerin YAŞ’ta tasfiye edilecekleri korkusu,

-Yüksek yargıdaki FETÖ’cüleri tasfiye edecek kanun,

gibi gelişmeler FETÖ’cüleri ellerindeki son silah olan darbe girişiminde bulunmaya ittiği görülmektedir. Bu anlamda FETÖ yapılanması darbeyi kendine karşı saldırıların durdurulması açısından tek alternatif olarak gördüğünü söylemek hata olmayacaktır. Bu bağlamda Yalova’daki Hava Harp Okulu öğrencilerini darbecilere destek olmak üzere götüren Rütbelilerden birinin “biz onlara yapmasaydık onlar bize yapacaktı” sözü anlamlı olmaktadır.

Meşrulaştırma sürecinde ise FETÖ’nün kendini tanımlayış biçimi kilit konumdadır. FETÖ kendisini “iman hizmeti” ve “İslam’ın çağa en uygun yorumu”, “İslamiyet’i ve insanlığı kurtaracak” tek hareket hatta mehdiyetin günümüzdeki temsilcisi olarak gördüğü bilinmektedir. Bu durumda cemaatin kendini adlandırdığı biçimi ile “hizmet” uğrunda her şeyin feda edilebileceği ulvi bir yapı haline gelmektedir. Bu anlamda Peygamber Efendimizin rüyalarda görülmesi de sıradan bir olgu haline gelmektedir.

Yüce ve ulvi bir yapı olan “hizmet” ise temel meşruiyet kaynağı olduğu için gerektiğinde ufak yanlışlar (Bunlar zaman içerisinde büyüdükçe büyümüştür) sorun edilmemektedir. İnsanlığı ve İslamiyeti kurtaracak (yegane) hareket olan “hizmet”in sebep olduğu yanlışlar da elbette sorun edilmeyecektir. Darbe girişiminde de meşruluk gerekçesi de hizmet kavramından kaynaklanmaktadır.

Yüce değer olan “hizmet” cemaatin suç sabıkasının da kaynağı olmuştur. Soru çalınması, karakter suikastları ile bürokraside “hizmet erlerine” yer açılması, şantajla himmet toplanması gibi hususlar cemaatin darbe öncesinde meşrulaştırdığı eylemler olması ile cemaatin darbe yapmasındaki meşruiyet çerçevesini ortaya koymaktadır. Diğer bir deyişle “hizmet” her değerin nirengi noktası olmuş diğer konular ise füruat noktasına düşerek feda edilebilir hale gelmiştir. Bu bağlamda başörtüsüne karşı tutum, içki içme ruhsatı, menfi görülen askeri öğrencilerin ordudan atılmasının kul hakkı olarak görülmemesi gibi örnekler sıralanabilecektir.

Diğer taraftan darbe öncesinde Cemaat açısından Türkiye’nin önemi ve ağırlığının da değiştiği görülmektedir. Gülen’in Türkiye’den gitmesi ile Türkiye, globalleşen Cemaatin merkezi ve karargâhı olmaktan çıkmış cemaatin eleman ve maddi kaynak üreten lojistik üssüne dönüşmüştür. Diğer bir deyişle Cemaat açısından gerektiğinde risk alınabilir, bir yönüyle harcanabilir bir coğrafya haline gelmiştir. Bu bakış açısı ile de doğrudan bedel ödemeyecek olan cemaat karargahı tam bir zafer kazanmak için zafer kazanabileceği yanılgısı ile 15 Temmuzda risk alabilmiştir. Bu bağlamda Gülen’in Türkiye’den gitmemiş olması halinde Cemaatin 15 Temmuz benzeri riskli harekete giremeyeceğini söylemek hata olmayacaktır.

Öte taraftan globalleşen Cemaat Küresel güçlerle iyi ilişkiler kurmak durumunda kalmış küresel güçlerle kurduğu iyi ilişkiler sonucu olarak Türkiye merkezli düşünme önceliğini yitirmiş Türkiye’deki cemaat mensuplarını da öncelikleyen bir bakış açısını kaybetmiştir. Bu bağlamda Türkiye’deki cemaat mensuplarının başına gelebilecek olumsuz bir durum Cemaat karargahı tarafından daha az önemsenir bir konu olmuştur. Bu bağlamda 15 Temmuz sonrasında Türkiye’deki cemaat mensuplarını korumak gayesi ile Türkiye’deki cemaat aleyhine havayı dağıtmak üzere başta Gülen olmak üzere Yurtdışındaki cemaat sözcülerinin özür dileme, daha ılımlı bir söylemde bulunma gibi yaklaşım içinde bulunmaması dikkat çekicidir. Cemaat Türkiye’deki mensuplarının daha az zarar görmesini getirecek bir yaklaşım yerine onların daha da zarar görmesini getirecek bir söylemde ısrar etmesi Türkiye’deki cemaat mensuplarına cemaat karargâhının kayıtsızlığına bir örneği olarak ortadadır.

Diğer taraftan cemaat karargahının (Gülen ve Üst abiler) cemaatin Türkiye’deki elemanlarının kaderini daha az önemser olması, onların Türkiye’ye karşı daha cesur hamleler yapabilmesine ortam sağlamıştır. Bu bağlamda cemaatin Türkiye ayağı, kazanılacak bir zafer için harcanacak piyadeler olarak görüldüğünü söylemek hata olmayacaktır. Hatta, cemaat karargahı için Türkiye’deki mensuplarının mağduriyeti istismar edilecek olgular olarak görüldüğünden, cemaatin Türkiye’deki mensuplarının durumlarının daha da kötüleştirecek bir üslupta ısrar edebilmişlerdir.

Cemaatin karar alma süreçlerine bakıldığında (Max Weber’in söylediği anlamda) “karizmatik lider”lerin yönettiği topluluklarda yaşanan “kolektif irrasyonalite yada körlük/kollektif akıl tutulması” karar alma sürecinin işlediği görülmektedir. Kollektif irrasyonalite hem hazırlık hem uygulama aşamasında yanılsamayı ve yanılgıyı da beraberinde getirmektedir. Lidere çoğunlukla eksik veya abartılmış bilgiler aktarılmakta lider sahadaki realiteden kopmaktadır. Liderin ilahi vasıflarının varlığına ilişkin inanç bu irrasyonaliteyi daha da güçlendirmektedir. Ayrıca karizmatik liderin bulunduğu yapıda sağlıklı bir istişare mekanizması bulunmamakta kararlar sorgulanmadığı için yanlışlar silsilesinden dönüş olmamaktadır. Özellikle “seçilmiş gruplar” veya “mehdici hareketler” dünyada veya ülkemizde 15 Temmuzdaki gibi intiharvari hareketlere girişebilmekte üyelerinin acı çektiği bir süreci tetikleyebilmektedir. Bu bağlamda 19.  Yüzyıl İran’ında Kacar hanedanına karşı isyan eden Babi hareketi de dikkat çekmektedir.

Darbe öncesi FETÖ’cülerin açıklamaları ve İmaları

Darbe öncesinde FETÖ mensuplarının darbe mesajları verdikleri, darbe hazırlıklarından haberdar oldukları görülmektedir. Bunlardan ilki şüphesiz FETÖ elebaşının 19 Mart 2016 tarihindeki “sıfır sorun” konuşmasıdır. Darbe gecesi Darbenin karargahı olan Akıncı üssünde yakalan FETÖ mensuplarının da ABD’de bulunduğu, Gülen’in yeşil cübbesini giydiği bu konuşmada darbeye ilişkin şifreli mesajları bağlısı olan askerlere iletmiştir. Bu konuşmasında Askerleri temsil eden Kapadokya serkarlarına seslenmiş zulümlere son vermek üzere münkeri ayaklar altına alınabileceğini, ıslahçıların bunu yapması gerektiğini söylemiştir. Böylelikle sulhun sağlanabileceğini söylemiştir. FETÖ elebaşısı bu konuşma ile darbecilerin yurtta sulh konseyinin adını da ima ile bildirmiştir.

FETÖ elebaşının konuşmasından 3 ay sonra (darbeden bir ay önce), Cemaatin TV’sinde Profesör Osman Özsoy Cemaati çok güzel günlerin beklediğini, cemaate yönelik zulmün yakında sona ereceğini, bu süreçte keşke albay olsaydım diyerek yapacakları darbeye ilişkin imada bulunmuştu. Ayrıca darbede halkın sokağa çıkamayacağını söyleyerek halkın tutumuna ilişkin de öngörüde bulunmuştur.  Diğer bir deyişle darbeyi akşam 9’da başlatmalarının da bir açıklamasını darbe öncesinde yapmıştı.

Darbeden bir gece öncesinde ise Cumhurbaşkanlığı Muhafız alayında görev yapmış olan ve Darbeye iştirak eden Albay Poshor ile de birçok kez bağlantısı olan Topçin, Yatakta basacaklar şafakta asacaklar diyerek darbe girişimine ilişkin sırrını faş etmişti.

-Cemaat medyasında da darbeye ilişkin imaları da görülmekteydi. Cemaatin en önde gelenlerinden Abdullah Aymaz, Sızıntı dergisinin Şubat sayılarında görevin yakında Salih Zata verileceğini, kışladaki defne’den (generaller) haber alıyoruz yazısının sonunda hapisteki FETÖcülerin çıkacağını ima ediyordu. Ayrıca Zaman gazetesinin darbeden 9 ay önceki sükutun çığlığı reklamı da darbe imaları taşıyordu.

1970’lerden beri FETÖ içerisinde yer alan ve vilayetler koordinasyon sorumluğu yapmış olan Prof. Dr. Zafer Ayvaz’ın darbeden 20 gün önce Yurtdışına çıkarken belki erken dönerim temmuz sonunda güzel şeyler olacak büyük sürprizler var belki rektör olurum sözü ile de darbeyi ima ettiğini 15 Temmuzla öğrenmiş olduk.

Darbeden önce FETÖ’nün medya yüzleri de darbe imaları dikkat çekmekteydi.   Eski Zaman gazetesi yazarı Bülent Keneş, 7 Temmuz tarihli tweetinde, “Ya bir şeyler olacak ve bu böyle gitmeyecek ya Suriye-Irak versiyonu bir ülke olacağız tercih bizim” şeklinde bir tweeti alıntılayarak “İyi bir çıkış yok artık! ‘Kötü’, ‘daha kötü’, ‘en kötü’ çıkış var! Kötü olan darbe diyeyim gerisini siz tahmin edin” sözleriyle darbe tehdidinde bulundu. Emre Uslu, 2015’te bir takipçisinin yönelttiği ‘ne zaman ülkeye döneceksin?’ sorusuna “2016 Temmuz” yanıtını veriyordu. Gazeteci Mustafa Ünal da 13 Temmuz 2016 tarihinde “gör bak neler olacak” şeklinde twit atarak darbeyi ima etmişti.

Darbe daha alt düzey FETÖ mensupları tarafından da dillendirilmekteydi. Ankara ve bazı civar illerdeki öğrenci yurtlarının sorumlusu olan Mustafa Harput’un yargı imamlarından firari Fatih A. ile mesajlaşmalarında, “Aramızda kalsın. Hazırlık var şu an. Yaparlar mı bilmiyorum. Toplanacakların listesini oluşturuyorlar. Belki direkt asker girer” dediği, Mustafa Harput’un “Çatışma olur?” sorusu üzerine ise A., “Yok ya kim çatışacak. Mısır’daki kadar bile olmaz. Medya elde olursa her şeyi anlatabilirsin. 4 yılda bu süreç gitmez, kaldırılamaz” karşılığını veriyordu.

Özetle ifade etmek gerekirse FETÖ mensuplarının üst kademesinin darbe faaliyetleri belli bir düzeyin üzerindeki cemaat mensupları tarafından bilindiği ve bunu darbe öncesinde ima ettikleri net olarak görülmektedir.

Darbe gecesinde ve sonrasında medya/sosyal medyaya yansıyan FETÖ tavrı ve duruşu

Cemaat mensuplarının darbe öncesindeki söylem ve tavırları kadar, darbe sürecindeki söylem ve tavırlarının da darbenin faillerine yönelik işaretler taşıdığı görülmektedir. Cemaat’in sosyal medyadaki popüler isimlerinin darbenin başlangıcındaki mutluluk halleri yeterince belirgindi. Öyle ki, tamamen asparagas olan “Erdoğan kaçıyor!” haberlerini iştahla yaymaktan çekinmiyorlardı. Darbenin ilk vuruşta istenilen etkiyi göstermemesi üzerine yavaşça dil değiştiren bu isimler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halkı sokağa çağıran televizyon bağlantısı sonrasında -adeta ağız birliği etmişçesine- darbenin püskürtülmesinde en kritik rollerden birini oynayan halkın sokağa çıkması aleyhinde ısrarlı çağrılar yaptılar. Kerim Balcı’nın canlı yayındaki sözleri, Emre Uslu, Hakan Şükür, Aydoğan Vatandaş, Fuat Baran gibi birçok ismin o gece yaptıkları çağrılar hala yayındadır. O gece sadece bilinen FETÖ mensupları değil “jeansbiri” gibi FETÖ’nün sosyal medya trolleri de darbeye direnmeyin sokağa çıkmayın şeklinde çağrılar yapıyorlardı. Binlercesi silinse de bu tarz mesajlardan yayında olan onlarcası linkleri ile birlikte yazıda verilmiştir.

Darbenin başarısızlıkla sonuçlandığının anlaşılması üzerine darbeye yönelik “tiyatro” komplo teorisine en çabuk ve en sarsılmaz şekilde sarılan da en tepesinden en aşağısına kadar FETÖ grubu idi. Örgütün kurumsal hesapları henüz darbe teşebbüsü tam olarak bitmeden tiyatro tweetleri atmaya başladı ve Fethullah Gülen bulduğu her fırsatta darbenin bir tiyatro olduğunu dillendirdi. Bu durum örgütün darbedeki rolüne yönelik güçlü işaret ve deliller olmasının yanında, suçluluk psikolojisinden kaynaklanan bir savunma mekanizması olduğunu da göstermektedir.

Özet olarak ifade etmek gerekirse FETÖ mensupları darbenin başında sevinçlerini dile getirmişler, sonrasında vatandaşı darbeye karşı direnmemeye çağırmışlar darbenin başarısız olduğunu anlayınca da darbenin düzmece olduğu iddiasını dillendirmişlerdir. Bu durum onların darbenin failleri olduğunu ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan FETÖ mensupları, darbe gecesinde işledikleri cinayetlerin suçluluğunun da etkisi ile ölenlerin çoğunu SADAT’ın öldürdüğü, darbe gecesi sokağa çağrılmasa insanların ölmeyeceği,  (Binlerce insan daha çağrı olmadan kalkışma haberleri üzerine sokağa çıkmıştı ayrıca onlarca vatandaşımızı darbeciler sokağa çıkın çağrısı öncesindeki saatlerde şehit etmişlerdi) gibi temelden yoksun argümanlarla suçtan kurtulmaya yönelik arsızlık içinde bulundular ve bulunmaya devam etmektedirler.

Darbe girişiminde aktif rol oynayan sivil FETÖ imamları

Darbe girişimini yöneten ve darbeye iştirak eden (sivil) FETÖ imamları darbenin FETÖ eseri olduğunun en önemli delillerinden biridir. Akıncı üssünde yakalanmış Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Nurettin Oruç ve Hakan Çiçek değil onlarca FETÖ imamının darbenin planlanmasında ve uygulanmasında rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Yaptığımız çalışmada darbe sürecinde aktif rol oynayan 60 civarı FETÖ imamının isimlerin veya kod adlarının kamuoyu ile paylaşıldığı tespit edilmiştir. (Darbeye iştirak eden FETÖ imam sayısının 200 civarında olduğuna ilişkin haberler yer almıştır.[1] Bu çalışmada kamuoyuna yansımış ve savcıların tespit ettiği 50 adedine ilişkin bilgiler verilmiştir.)

FETÖ imamları iddianamelerde de gösterildiği üzere farklı birliklerdeki üst düzey rütbeli askerlerin de katılımı ile FETÖ tarafından kiralanmış veya FETÖcülerin sahip olduğu evlerde darbeye hazırlık amacıyla toplantılar yapmışlardır. Adil Öksüz’ün de katıldığı bu toplantıları katılan FETÖ mensupları hem ifadelerden hem parmak izlerinden teyit edilmiştir. Bu toplantılarda yol haritası belirlendikten sonra daha alt düzey FETÖ mensupları ile Ankara’da ve İstanbul’da darbe toplantıları yapılmıştır.

Darbeden önceki son bir haftada ise FETÖ imamları bağlısı oldukları alt düzeydeki mensuplara darbe talimatlarını aktarmışlardır. Özellikle son iki günde FETÖ mensubu askerlere yapacaklarına ilişkin ayrıntılı örgüt talimatlarını aktarmışlardır.

Darbe gecesinde ise hem bazı polis imamları hem de asker imamları farklı kanallardan FETÖ mensuplarına darbe lehinde faaliyet göstermeleri için talimatlandırıldıkları tespit edilmiştir. Özet olarak ifade etmek gerekirse yapılan bu çalışmada Kemal Batmaz ve Adil Öksüz gibi 50’den fazla FETÖ abi/imamının darbe girişimi öncesinde ve sürecinde güvenlik güçlerini yönlendirdikleri isim veya kod adı ile tespit edilmiştir. (Tespit edilebilen) 60 civarında FETÖ abisinin darbe girişiminde aktif rol oynaması bile tek başına darbe girişiminin FETÖ mensupları tarafından yapıldığını ispat etmektedir.

Darbe girişimine iştirak eden diğer sivil FETÖ’cüler ve FETÖ’cü Polisler

Darbe girişiminin FETÖ’nün eseri olduğunu ispat eden delillerden biri de darbe sürecine dahil olan sivil FETÖ mensuplarıdır. İlk olarak darbe girişimin planlandığı evlerin sahipleri yada kiracıları FETÖ mensuplarıydı. Ayrıca darbe gecesinde üst düzey ve kritik bazı askerilerin kullandığı patates hatları temin edip askerlere teslim eden kişinin (Ali Irmak) de FETÖ mensubu olduğu tespit edildi.

Darbe gecesinde darbeci askerlere yardım etmek üzere harekete geçen ve onlarla işbirliği yapan mühendislerin de FETÖ mensubu olması darbenin FETÖ eseri olduğunu net olarak göstermektedir. Bu kapsamda Ankara’da darbe bildirisinin TRT’de okunmasına yardım eden mühendisler, İstanbul’daki darbe girişimine iştirak eden FETÖ’cü mühendisler ilk akla gelenlerdir. Ayrıca İstanbul’da darbecilerle birlikte helikopterle İstanbul TRT’ye giden FETÖ mensubu siviller de darbenin FETÖ’nün işi olduğunu göstermektedir.

Darbe gecesinde FETÖ mensubu polislerinde darbenin başarılı olması için harekete geçtikleri görülmektedir. Bu kapsamda tankın içinden çıkan FETÖ mensubu emniyet amiri, darbecilere yolu açan FETÖ mensubu polisler, Ankara’daki İstihbarat başkanlığını ele geçiren FETÖ mensubu emniyet amirleri, darbecilere karşı operasyona gidecek emniyet personelini taşımayı ret eden FETÖ’cü pilot gibi onlarca örnek bulunmaktadır. Bu bağlamda darbeye iştirak eden emniyet personelinin durumu darbeden önce hükümetin FETÖ mensubu emniyet personelini tasfiye ve pasifize etmeye başlamasının ne kadar doğru bir eylem olduğunu göstermektedir.

Darbeye İştirak eden Askerler

Darbe girişiminde yer alan darbeci askerlere ilişkin bilgi ve bulgulara ise bu başlıkta yer verilmiştir. Darbe girişiminde özellikle Jandarma Genel Komutanlığı, Genelkurmay ve Akıncı üssünde darbeye aktif olarak katılanların (Askerlik gereği verilen emire uyan küçük kısım ile Erler gibi düşük rütbeler haricinde) tamamına yakının FETÖ mensubu olduğu görülmektedir. Darbe girişiminde yer alan FETÖ mensuplarından yüzlercesi FETÖ mensubu olduğunu itiraf ettiği gibi buna ilişkin talimatların FETÖ imamları tarafından verildiğini de beyan etmişlerdir. Kritik noktalarda darbe girişiminde yer alan yüzlerce FETÖ mensubunda da bylock uygulaması tespit edilmiştir. Özet olarak ifade gerekirse ortaya çıkan deliller darbenin çekirdek kadrosunun asker FETÖ mensupları tarafından oluştuğunu göstermektedir. Darbe gecesinde aktif rol oynayan FETÖ mensubu askerlerden 350’den fazlasının FETÖ bağlantısına ilişkin bilgiler bu çalışmada gösterilmiştir. Darbeye iştirak eden askerlerden FETÖ ile bağlantısı ispat edilenlerin sayısı çok daha fazla olup kamuoyu ile paylaşılan iddianamelerin daha dikkatli okunması halinde bu sayı daha da artacaktır.

Öte taraftan FETÖ mensuplarının en önemli iddialarından biri de dış dünyada kendilerinin masum görüldükleri iddialarıdır. Son başlıkta darbe girişiminde FETÖ dahlini beyan eden ABD ve İngiltere gibi batı ülkelerinden diplomat ve devlet adamlarının sözlerine yer verilmiştir.

Darbe girişimi genel olarak değerlendirildiğinde Darbenin sivil imamların kontrolünde planlandığı, darbenin beyin takımının FETÖ mensupları olduğu, darbenin başarılı olması açısından da FETÖCÜLERİN büyük bir çaba içerisinde bulundukları görülmektedir. Yapılan çalışma tamamen açık kaynaklar kullanılarak yapılmıştır. Darbe iddianamelerinden kamuoyu ile paylaşılmış nüshaları ve bu iddianamelerden yapılan haberler okunarak bu çalışma yapılmıştır.  Diğer iddianameler de dikkate alınması halinde darbede FETÖ izlerinin bini çok rahat geçeceği de muhakkaktır.

Diğer taraftan darbe gecesinde şehit edilen 250 vatandaşımızın tamamı yakını FETÖ mensubu olduğu ispatlanmış asker kılığındaki FETÖ militanlarınca asker veya sivil FETÖ militanlarınca verilen emirler doğrultusunda şehit edilmiştir. Vatandaşlarımızı şehit eden Akıncı üssündeki nizamiyede görevlendirilmiş SAT’çılar, F16 pilotları, Helikopter pilotları gibi FETÖ militanları FETÖ mensubu olduğunu itiraf etmişlerdir. (177 sayfalık raporun tamamına pdf halinde buradan ulaşılabilir. Açılan linkte “Darbe Girişiminde FETO İzleri” yazısı tıklanarak raporun pdf haline ulaşılmaktadır.)

Abdülkerim DOĞRU

______________________

[1] http://www.yenisafak.com/dunya/fetonun-200-sozde-imami-gulene-anlik-bilgi-verdi-2500170

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz