Twitter Facebook Linkedin Youtube

“AMERİKAN RÜYASI”NDAN UYANIŞ

Sadık ÖNCÜ

“New Englandlılar’ın (Amerika’daki ilk İngiliz kolonisi) imalata yönelik girişimlerinden rahatsızım, kolonilerimizin at nalı bile üretmelerine artık izin vermememiz gerekir.”

İngiltere Başbakanı William Pitt (1708-1778)

Bağımsızlık Savaşı ile Britanya’ya karşı büyük bir zafer elde eden ABD’yi, gelecekte çok daha zorlu bir süreç bekliyordu. Ekonomik bağımsızlığını elde edemeyen ABD, hala daha tarım ülkesi konumunda olup, İngiltere’den sınai mallar ithal ediyor, çoğu zamanda bu ticaret engellere takılıyordu.

Bağımsızlık Savaşı’nda sadece 22 yaşında olan, George Washington’ın yaveri Alexander Hamilton, ülkesindeki sanayiyi geliştirmek için büyük bir programa ihtiyaç duyulduğunun farkındaydı. 1789’da şoke edici ölçüde genç bir yaşta, 33’ünde ülkenin ilk maliye bakanı (hazine sekreteri) olunca, bu düşüncesini uygulamaya başladı.

1791’de Hamilton ABD Kongresi’nde, Sınai İmalatçılar Konusundaki Rapor’unu sundu. Bu rapora göre ABD gibi geri kalmış bir ülke “başlangıç dönemlerinde bulunan endüstrilerini” yabancı rekabetten korumalı ve bunları kendi ayakları üzerinde durabilecekleri noktaya kadar desteklemelidir. Ancak bu Rapor, dönemine göre oldukça radikaldi. O zamanın ikinci bir sınıf üniversitesinden (King College of New York, şimdiki Columbia Üniversitesi) sadece genel toplum bilimleri derecesi alan 35 yaşındaki maliye bakanı, dünyanın en ünlü iktisatçısı Adam Smith’in tavsiyelerine açıkça karşı çıkıyordu. Serbest piyasacı iktisadın İskoç lideri Adam Smith, ciddi şekilde Amerikalılara imalat sanayiini geliştirmemelerini tavsiye etmiştir. Smith “Avrupa’da üretilen sınai malların ithalatının durdurulması yönündeki herhangi bir teşebbüsün Amerika’nın gerçek refaha ve büyüklüğe doğru ilerlemesini sağlamak yerine engelleyeceğini” ileri sürmüştür. [1]

ABD’de güçlü bir muhalefete karşın, Hamilton’un önerileri doğrultusunda bebek sanayilerinin korunmasına 1816’daki tarife değişiklikleri ile başlanmıştır. 1830 yılında ise tarife oranları daha da yükseltilmiştir. Bebek sanayilerinin korunmasına, İngiltere’dekine benzer bir şekilde pamuklu giysiler, demir ve yün sanayileri gibi hafif sanayilerden başlanmıştır. [2] Sadece tarife oranlarından ibaret olmayan bu koruma, ithalat yasakları, çok kritik ham maddeler için ihracat yasakları, sınai girdiler için ithalatta liberalizasyon, gümrük vergisi iadeleri, icatlar için ödüller ve patentler ve ürün standartlarının düzenlenmesi ile desteklenmiştir.

1866 ile 1883 yılları arasında ABD’de imalat sanayine yönelik ithalat tarifeleri ortalama olarak %45’tir. [3] Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki kırk yıllık süreçte, dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerinden birisi haline dönüşen ABD, eyaletleri, şehirleri ve kasabaları adeta örümcek ağıyla kaplayan karayolları, ardından gelen havalimanları ve limanları sayesinde, sermayenin dolaşım hızını muazzam boyutlara taşımış ve bugünkü konumuna gelmeyi başarmıştır.

“Gereken yerde ticaret yap, mümkün olan yerde de yağmala.”  – İngiliz Geleneği

Muazzam boyutlara varan bu gelişmenin ve kalkınmanın devamı serbest ticaret ve uluslararası bir piyasa yaratmakla mümkün olacaktı. Bu önemli sürecin farkına varan ABD, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü ile sermayenin tüm dünyada dolaşım hızını engelleyen faktörleri, bu kurumlarla başarısızlığa uğratmış, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere yardım koşuluyla serbest ticaret, vergi ve gümrük indirimlerini muaf tutmasını istemiştir.

Zaman içinde “fırsatlar ülkesi” konumuna yükselen ABD,  kendine has bir kültür oluşturmuş, filmlere, kitaplara konu olan “Amerikan Rüyası”nın ırk veya ülke gözetmeksizin, sadece çalışmayla iyi bir hayat standartlarına sahip olunabileceğini ispatlamıştır. Gerçekten de belli bir zaman aralığında bu “rüya” realiteye çok yakındı, insanlar çok iyi bir standartta yaşam sürüyorlar, herkesin eşit ve özgür olduğu bir toplumun bireylerini oluşturuyorlardı. Ancak kapitalizmin temel dinamiği olan “kişisel çıkar” ve “hırslar” arttıkça bu durum değişmiş, uluslararası piyasaların olağan kapitalist krizleri toplumun refahının gittikçe azalmasına sebep olmuştur. Bu durum ABD’nin kimlik algısını tanımlamaya yardım eden temel değerlere de zarar vermiştir. Kapitalizm, tuzağına düşürdüğü insanları değiştirmekte, daha iyi para kazandıkça kişisel hırslarına yenik düşürmektedir. Zengin zaman içinde daha da zenginleşmekte, fakirse daha da yoksullaşmaktadır. ABD’deki yoksullar krizden önceki dönemde bile uçurumun kenarında yaşıyorlardı; Büyük Durgunluk ile birlikte, bu durum orta sınıf için de geçerli hale geldi. 2007 gibi yakın bir geçmişe kadar, otomobil endüstrisinde çalışan başlangıç seviyesindeki bir işçi saatte yaklaşık 28 dolar kazanmaktaydı. Şimdiyse, Otomobil İşçileri Birliği (United Automobile Workers) sendikasıyla yapılan iki kademeli ücret sistemine göre, yeni işe girenler artık saatte sadece 15 dolar civarında kazanmaktadır. [4] Krizin insan hikayeleri trajedilerle doludur: Ev kredisinin ödenmeyen bir taksiti yüzünden evler kaybedilmiş, evsizlik insanları işsizliğe sürüklemiş ve nihayetinde aileler paramparça olmuştur. [5]

Eğitim

Dünyanın en iyi eğitim sistemlerinden birine sahip olan ve en iyi üniversitelere ev sahipliği yapan ABD, bu hizmeti sadece belirli bir kesime sunmaktadır. İyi eğitime erişim giderek artan bir şekilde ebeveynlerin gelir, servet ve eğitimine dayanmaktadır ve bunun böyle olmasının iyi bir nedeni vardır: Özellikle de eyaletler eğitime olan desteklerini azalttığı ve en iyi üniversitelere girmek için en iyi liselere, ilk, orta ve anaokullarına gitmiş olmak gerektiği için üniversite eğitimi almanın maliyeti gittikçe artmıştır. Yoksulların ne yüksek kaliteli özel ilk ve ortaokullar için ne de yüksek kaliteli devlet okulların bulunduğu zengin mahallelerde yaşamak için yeterli parası yoktur. [6]

Yoksulların önemli bir bölümü geleneksel olarak zenginlere oldukça yakın yerlerde yaşarlardı-kısmen onlara hizmet vermekte oldukları için. Bu olgunun sonucunda devlet okullarında farklı sosyal ve ekonomik kökenlerden gelen öğrenciler bir arada bulunurdu. Stanford Üniversitesi’nden Kendra Bischoff ve Sean Reardon’ın son zamanlarda yaptığı bir çalışmaya göre bu durum değişmektedir: Daha az yoksul zenginlerin yakınlarında yaşamakta ve daha az zengin yoksulların yakınlarında yaşamaktadır. [7] Elbette ki bu durumun ortaya çıkmasında temel sebeplerden birisi zenginleşen “elit” kesimin, fakir sınıftan ayrılma isteği ve yaşanan yerin kalitesinin maliyetinden kaynaklıdır. Zengin sınıf, kendisi gibi zengin kişi veya ailelere komşu olmak istemekte ve bu yüzden yüksek güvenlikli, ultra lüks daire ve sitelerde ev sahibi olmaktadır. ABD’nin en iyi okullarından en iyi derecelerle mezun olanların daha iyi işlere girme şansı bu faktörler nedeniyle daha yüksektir. Ancak bu adaletsiz bir sistemdir çünkü zengin aileler çocuklarını en iyi anaokullarına, en iyi ilkokullarına ve iyi liselere gönderebilmektedir; bu öğrencilerin seçkin üniversitelere girme şansı çok daha fazladır. Amerikan toplumunu bölen bu düzen sadece sosyolojik açıdan bir sorun teşkil etmemekte, kademeli olarak eğitime, sağlığa, hukuka ve daha birçok alana yayılmaktadır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen “rüyalarını” gerçekleştirmek için çabalayan bu çocuklar, tekrar ve tekrar adil olmayan bu sistemin engellerine takılmaktadırlar. Eğitim üzerine araştırma yapanlar, açlık ve yetersiz beslenmenin öğrenmeyi engellediğini göstermişlerdir. Okul öğle yemeği programları bu yüzden çok önemlidir. Ancak her 7 Amerikalıdan birinin gıda temini sorununu yaşadığı günümüzde birçok yoksul Amerikalı çocuk bu yüzden aynı zamanda eğitimde sorunlarla yüzleşmektedir. [8]

‘Rüyalardaki’ GSYİH ve İşsizlik Oranları

Eyaletlerin günden güne eğitime desteği azaltması ve bu hizmeti özel sektöre devretmeye çabalamasın yanında, hapishanelere üniversitelere yaptıkları kadar harcama yapmaktadırlar.[9]

İnsan hayatı ve mülkiyetini korumak için “güvenliğe” harcanan para refahı arttırmaz; sadece işlerin daha kötüye gitmesine engel olur. Ne var ki, bu harcamalar da diğer bütün harcamalar gibi ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’sının (GSYİH) bir parçası olarak hesaplanmaktadır. Eğer ABD’deki artan eşitsizlik, suçu önlemek için daha çok harcamasına yol açarsa, bu durum GSYİH’nin yükselmesine neden olacaktır. Ancak kimse bu yükselişi refah seviyesinde bir artış olarak yorumlamamalıdır. [10]

Hapisteki insan sayısı işsizlik rakamlarını bile sorunlu hale getirmektedir. Mahkumlar toplumun ağırlıklı olarak az eğitimli ve yüksek işsizlik oranına sahip kesimlerinden gelmektedir. Eğer hapiste olmasalardı büyük bir ihtimalle işsizler ordusu içinde yerlerini alacaklardı. Bu açıdan bakınca, ABD’deki gerçek işsizlik oranının daha yüksek bir seviyede olduğu ve Avrupa ile kıyasla o kadarda iyi bir durumda olmadığı söylenebilir; eğer şu anda hapiste olan 2.3 milyon kişinin hepsi istatistiklere dahil edilseydi, işsizlik oranı yüzde 7’nin oldukça üstüne çıkardı. [11]

Amerikan Stili Yolsuzluk

Sanılanların aksine ABD’de yolsuzluk, rüşvet ve daha birçok gayri ahlaki şeyler vardır. Başka bazı ülkelerde, siyasetçiler doğrudan satın alınabilir. Ancak Amerikalı siyasetçiler, çoğunlukla bu kadar görgüsüz değillerdir. İçi doldurulmuş kahverengi zarfları kabul etmezler. Para, seçim kampanyalarına ve partilerinin bütçelerine gider. Buna “Amerikan Stili Yolsuzluk” denilmeye başlanmıştır. Bazıları devlet dairelerinden ayrıldıktan sonra parasal ödüllerini alır, ABD’ye özgü sürekli iş değiştirme sürecinin bir parçası olarak; diğerleri için bugün elde tuttukları gücün getirdiği hazlar yeterlidir.

Ayrıca kamudan daha beter bir durumda olan özel sektör yolsuzluğa tamamen karışmış durumdadır. [12] Daha kötüsü temel bir anlamda, özelleştirme ve serbestleşme projelerinin kendileri yozlaşmıştır; Bu projelerin ortaya çıkmasını sağlamak için siyasal nüfuslarını kullananlara büyük rantlar sağlamıştır.

Herkes için Adalet

ABD’deki mahkemeler, şirketler ve özelliklede bankalar tarafından satın alınmıştır. ABD’deki çıkar düzeni daha üst seviyede işlemektedir. Satın alınan belirli bazı hakimler değildi; “Amerikan stili yolsuzluk ”denen, seçim kampanyasına bağışlar ve lobicilik faaliyetleri aracılığıyla, genel olarak yasalar satın alınmıştı. Bazı eyaletlerde hakimler seçimle göreve gelir ve bu eyaletlerde para ve “adalet” arasında daha da yakın bir ilişki vardır. Paralı çıkarlar, seçim kampanyalarına yapılan yardımları kullanarak kendi amaçlarına sempati duyan hakimlerin seçilmesi için çalışırlar. 1990-99’da 83.3 milyon dolardan 2000-09’da 206.9 milyon dolara çıkan hakim seçimlerinde kampanyalar için toplanan para miktarı, herkes için adaletin artık olmadığının birer kanıtıdır. [13]

Yanlış amaçlar peşinde giden ABD, yolunu kaybetmiştir. Amerikan ekonomisi daha fazla mal ve hizmet üretse bile, eğer çoğu Amerikalı yıldan yıla giderek daha az gelir elde ediyorsa ekonomi iyi işlemiyor demektir. Yıllar önceki Amerika’dan ve rüyasından eser kalmamıştır. Artık çok çalışarak zengin olunamıyor, hayaller gerçeğe dönüşemiyor.

Farklı kültürlere ve inanışlara saygıyı yavaş yavaş yitiren ABD, şu anda Başkan Trump’ın yönlendirmesiyle Müslüman ülkelerin vatandaşlarına kimliklerinden ve inanışlarından ötürü ülkeye giriş yasağı koyabilmektedir. Kendisine komşu ülke olan Meksika’ya bile tahammülü olmayıp sınırına duvar ören ABD’nin, tüm dünya halklarına her daim kapısının açık olduğu söyleminin inandırıcılığı sorgulanmalıdır. Ülke içindeyse Afrikalı siyahi vatandaşların ırkçı saldırılara uğraması Amerikan toplumunun temel dinamiklerini sarsmaktadır. Amerikalıların yarattığı bu rüya, yine kendilerince ve yarattığı kurumlar tarafından kabusa doğru sürüklenmektedir.

 

Sadık ÖNCÜ – Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

____________________________________________

 DİPNOTLAR:

[1] Adam Smith (1776), The Wealth of Nations, 1937, Random House baskısı, s. 347-8. Smith’in görüşleri daha sonra, saygı gören 19’uncu yüzyıl Fransız iktisatçısı Jean-Baptise Say tarafından tekrarlanmıştır. List (1841;s.99) Say’ın “Polonya gibi” ABD’nin tarımsal bir ekonomiye dayanması ve sınai imalatı bırakması gerektiğini söylediğini bildirmektedir.

[2] Shafaeddin, S.M., (1998), “How Did Developed Countries Industrialize? ‘’The History Of Trade And Industrial Policy: The Cases Of Great Britain And The Usa”, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı, Tartışma Belgeleri, No. 139.

[3] Bairoch, P. & R. Kozul-Wright, (1996), “Globalisation Myths: Some Historical Reflections On Integration, Industrialisation And Growth In The World Economy”, UNCTAD DP, No.113.

[4] Bill Vlasic, “Detroits Sets Its Future on a Foundation of Two-Tier Wages”, New York Times, 12 Eylül 2011, http://www.nytimes.com/2011/09/13/business/in-detroit-two-wage-levels-are-the-new-way-of-work.html? pagewanted=all(Erişim tarihi: 1 Ağustos 2017). Daha fazlası için bknz: Bruce C. Greenwald ve Judd Kahn, Globalization: The Irrational Fear That Someone in China Will Take Your Job (Hoboken, NJ:John Wiley,2009).

[5] Bu hikayelerden bazıları için bkz. Peter Goodman, Past Due:The End of Easy Money and the Renewal of the American Economy (New York:Times Books,2009).

[6] Joseph H. Stiglitz, The Price of Inequality: How Today’s Divided Society Endangers Our Future, NY-London:W.W. Norton Company,2012,s.81.

[7] K. Bischoff ve S.F. Reardon, “Growth in the Residential Segregation of Families by Income,1970-2009”, Kasım 2011, American Journal of Sociology 116,no.4,s.1092-53.

[8] Stiglitz, age., s.120.

[9] 1987 ile 2007 arasında,ıslah harcamalarının (genel fon) yüksek eğitim harcamalarına oranı iki eyalet dışında tümünde artmıştır. New York’ta bu oran yüzde 0.61 artmıştır. Pregon, yüksek eğitime harcadığı her dolar için ıslaha 1.06 dolar harcamaktadır. Michigan ise 1.19 dolar. Pew Center of the States, One in 100: Behind Bars in America 2008, http://www.pewtrusts.org/en/research-and-analysis/reports/2008/02/28/one-in-100-behind-bars-in-america-2008

[10] GSYİH’nin ekonominin sağlığı hakkında yanıltıcı bir algı yarattığı, İktisadi Performansın ve Sosyal Gelişimin Ölçülmesi Komisyonu’nun (Commission on the Measurement of Economic Performance and Social Progress) ana fikridir. Jean-Paul Fitoussi, Amartya Sen ve Joseph E.Stiglitz,J.Fitoussi ve A. Sen ile birlikte, Why GDP Doesn’t Add Up (New York:New Press,2010).

[11] Bkz: U.s Department of Justice, https://www.bjs.gov/content/pub/pdf/cpus15.pdf, (E.T 7.9.2017) Ayrıca tutuklu insan sayısının hesaplamaya dahil edildiğinde işsizlik oranının yüzde 2 kadar daha yüksek olabileceğini bildirmiştir: Bruce Western ve Katherine Beckett, “How Unregulated Is the U.S Labor Market? The Penal System as a Labor Market Institution”, American Journal of Sociology 104,no.4 (Ocak 1999)

[12] Dünyanın en zengin insanlarından birisi olan Carlos Slim’in servetini Meksika’nın telefon tekelini özelleştirmesiyle elde etmiştir.  Yolsuzluk özel sektörde sanılanın aksine çok yaygındır.

[13] J. Sample, A. Skaggs, J.Blitzer ve L. Casey, “The New Politics of Judicial Elections,2000-2009:Decade of Change”, Brennan Center for Justice,New York University School of Law.

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz