Twitter Facebook Linkedin Youtube

İRAN TÜRKLERİNİN STRATEJİK ÖNEMİ

Muhammed IŞIK

Türkiye’de güçlü bir milliyetçilik damarı bulunmasına rağmen, Oğuz boyundan gelen ve sayılarının 35-40 milyon arasında olduğu tahmin edilen İran Türkleri unutulmuş veya ihmal edilmiştir.[1] Bugün, Türkiye’de “Türk Dünyası” ile ilgili olarak yapılan ulusal ve uluslararası toplantı veya konferanslarda İran Türklerinden doğru düzgün bahsedilmemektedir.[2]

Ortadoğu coğrafyasında önemli bir aktör olabilecek bir konuma sahip olan İran Türklerini kaderine terk etmek ve onlarla tarihi bağı koparmak, toplumsal ve siyasi olarak bir başarısızlıktır. 1925 yılına kadar 1.000 yıl boyunca İran’ı yöneten, sadece 100 yıldan az bir süredir yönetilen konumunda olan İran Türklerini daha iyi tanımamız ve dış politika stratejimizde onlara daha fazla yer vermemiz gerekiyor.[3]

Başta Güney Azerbaycan Türkleri olmak üzere Türkmenler, Kaşkaylar, Horasan Türkleri, Halaçlar, Sungurlar, Ebiverdiler, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk boyları İran’ın değişik bölgelerinde yaşamaktadırlar. İran’ın her bölgesinde Türk varlığı bulunmakla birlikte, Türklerin Güney Azerbaycan (Kuzeybatı), Güney Kaşkay, Kuzeydoğu Türkmen Sahra ve Horasan Bölgelerinde yoğunlaştıkları görülmektedir.[4]

İran’ın farklı bölgelerindeki Türk nüfus oranları

İran’ın farklı bölgelerindeki Türk nüfus oranları (Kaynak: Vikipedia)

İran’da yaşayan Türklerin büyük bir çoğunluğu, ülkenin resmî mezhebi olan Şiî­liği (İran nüfusunun %42’si) benimsemiştir. Ülkede Sünnîlik, Muse­vilik, Hıristiyanlık ve Zerdüştlük de yasaldır. Türkler ve Kürtler arasında mensupları bulu­nan Şiîliğin Heterodoksi yorumu da sayılan Alevîlik, Kızılbaşlık, Bektaşîlik diye de adlan­dırılan anlayışlar ise yasadışı sayılarak tanın­mamaktadır.[5]

İran’a yapılan ilk Türk göçleri ve yerleşimlerinin “Kırmızı” ve “Ak Hun” gruplarının gelmeleriyle gerçekleştiği bilinmektedir.[6] Türklerin İran coğrafyasına köklü bir şekilde yerleşmeleri ve burada hâkim unsur olmaları, İslâm’ı kabullerinden sonra (8. yüzyılın başlarında) mümkün olmuştur.

İran, Selçuklular tarafından Anadolu’dan önce Türk yurdu haline getirilmiştir. Moğol istilaları ile bölgeye Moğollar tarafından Türkistan Türkleri getirilmiştir. Anadolu, Türk yurdu haline gelince değişik dönemlerde de İran’a Türk göçleri olmuştur. Türk hakimiyeti döneminde İran, tarihinin her yönden en muhteşem dönemini yaşamıştır. Türklerin İran’ı yurt edinmeleri, 20. yüzyıl başlarına kadar devam etmiştir. Bu süreçte Türk Hanedanlar tarafından yönetilen İran da, Türkler dili, edebiyatı ve sosyal hayatı belirlemişlerdir.

İran Türkleri için dönüm noktası, Şah İsmail’in Anadolu’dan topladığı Türkmen beyleri ile Safevi Devletini kurmasıdır. Şah İsmail, bu davranışı ile Müslüman ve Türk olan iki devletin (Osmanlı – Safevi) karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. İki Türk devletinin siyasî ilişkilerindeki kopuş, aynı zamanda tesiri günümüze kadar devam eden kültürel kopukluğa da sebep olmuştur. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler, her ne kadar siyasî veya dinî (mezhebî) sebeplere dayansa da, sonuçları itibariyle Anadolu Türklüğü ile İran Türklüğünü birbirinden büyük ölçüde habersiz kılmıştır. Bugün bile, iletişim ve haberleşme imkânlarının muazzam ilerlemişliğine rağmen Türkiye Türklüğü, İran’daki Türklerin ahvalinden bîhaberdir.

İran’ı büyük ölçüde Alevileştiren (Şiileştiren) gelişme, Safevi Devletinin kurulması olmuştur. Bu, bir kırılma noktasıdır. Bugün dini anlamda yaşadığımız ayrılıklar, mezhep çatışmaları ve savaşlarının temelinde bu kırılma vardır. İran Devletinin temel kodlarını bir şekilde Türkler belirlemiştir. İran Devletinin dinini, kültürünü ve bürokratik yapısını incelersek; Türk ve Türkmen izine rastlarız. Bu yüzden olsa gerek, Pehlevi Hanedanı kurulunca müthiş bir Türk düşmanlığı ve aşırı bir Fars milliyetçiliği politikası güdülmüştür. Pehlevi, saltanatı boyunca dilleri ve benlikleriyle İran Türklerini ortadan kaldırmayı amaçlayan asimilasyon planını, olanca vahşeti ile kanlı bir şekilde uygulamıştır.

1979’dan sonraki İran rejimi de, Türkler üzerinde güvenlik baskısı kurmuştur. 1997’den itibaren Türkler, Hatemi’nin iktidara gelmesiyle kendi dillerinde gazete ve dergi çıkarmaya başlayabilmişlerdir. Ahmedinejad iktidara gelince, bu iyileşme süreci yine zayıflamaya başlamıştır. İran Türkleri dağınıklık olduklarından ve kendilerini temsil eden bir siyasi lider bulunmadığından, siyasi alanda istedikleri etkinliğe sahip olamamışlardır.[7]

İran’da Azerbaycan Türkleriyle birlikte diğer tüm Türk grupların nüfusunun 35-40 milyon  arasında olduğu bilinmektedir. Bu hesaba göre İran nüfusunun yarısı Türk’tür.[8] Güney Azerbaycan bölgesi, bu sebeple İran için hayati bir öneme sahiptir. Çünkü Güney Azerbaycan’ın İran’dan ayrılması durumunda, İran’ın Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan ile sınırı kalmayacaktır. Türkiye Devleti’nin siyasi sahada mezhep politikası gütmediği sürece İran’da eli güçlüdür. Türkiye bu anlamda, İran Türklerinde milli bilinç oluşması için yardım edebilir. Milli bir TV kanalı kurabilir. Siyasetten uzak, Azerbaycan Türkçesi ile sadece kültürel içerikler yayınlanacak bir TV kanalı, milli bilincin oluşmasında çok etkili olabilir. Uydudan izlenen Türk kanalları dil açısından İran Türklerine büyük faydalar sağlayıp, çocukların daha ilkokul çağında İstanbul Türkçesi konuşabilmelerine faydası olsa da, milli bilinçlenme anlamında bu kanalların bir faydası olmamaktadır.[9]

Güney Azerbaycan’da yaşanan karikatür krizinde (2006) Azeriler için “Hamamböceği” iması yapılması[10] ve olaylarda hayatını kaybedenlerin olması, İran Türklerinin milliyetçi duygularının güçlenmesine vesile olmuştur (detaylı bilgi için dipnota[11] bakınız). Bu olayların sonuçları incelendiğinde, İran Türkleri için Şiiliğin tek birleştirici güç olmadığı ve İran Türklerinin bağımsızlık fikirlerinin öne çıkmaya başladığı gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar da, Türkiye’nin bölgede önemli bir aktör olmasına fırsat tanımaktadır.

Netice itibariyle Türkiye–İran ilişkileri, İran Türkmenleri bağlamında yeniden kodlanmalıdır. Türkiye, İran Türkmenlerinin haklarını savunmalı ve onların varlığından aldığı güçle bölge siyasetinde daha aktif ve belirleyici bir güç olmalıdır. İran Türkleri birlik olurlarsa, İran siyasetinde etkili olabilir, Irak ve Suriye’deki mezhepsel savaşların önüne geçebilir ve Ortadoğu da huzur ortamının yakalanmasına katkı sağlayabilirler.

 

Muhammed IŞIK

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

__________________________

Dipnotlar

[1] http://sahipkiran.org/2017/08/03/iran-turkleri/

[2] http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu2%20makale/turel_yilmaz.pdf

[3] http://sahipkiran.org/2017/08/03/iran-turkleri/

[4] http://www.yeniturkiye.com/samplechapters/82/012.pdf

[5]  İran Türkleri – Bilgehan Atsız Gökdağ

[6] http://www.akademikortadogu.com/belge/ortadogu2%20makale/turel_yilmaz.pdf

[7] http://www.21yuzyildergisi.com/assets/uploads/files/309.pdf

[8] https://www.stratejikortak.com/2016/03/iran-turklerinin-turkiyeye-bakisi.html

[9] http://sahipkiran.org/2017/08/03/iran-turkleri/

[10] https://www.turkcebilgi.com/iran_karikatür_krizi

[11] “12 Mayıs 2006 Cuma günü İran Devleti’nin resmi yayın organı olan İran Gazetesi’nin çocuk özel sayısında “Hamam Böceklerinin Bizi Böcekleştirmemesi İçin Ne Yapmalıyız!” başlıklı bir makale yayınlandı. Bu makalede hamam böceklerini yok etmek için çocuklara sekiz yöntem öğretilmekte ve her yöntem de bir karikatürle gösterilmektedir. Karikatürün birinde çocuğun biri hamam böceği ile konuşmakta, yalnız çocuğun dilini anlamayan hamam böceği Türkçe “NEMENE?” diye sormaktadır.[Güney Azerbaycan’ın çoğu bölgesinde “NE?” sorusu “NEMENE?” şeklinde ifade olunur]. Ayrıca bu karikatürün altında hamam böceklerinin dillerinin çok zor ve kuralsız olduğu ve dolayısıyla çoğu hamam böceğinin kendi dilinde konuşmak istemediği izahı verilmiştir.

Hamam böceklerini yok etmeye önerilen yöntemler, daha çok siyasi muhalif güçleri yok etmeye yarayan yöntemlere benzemekle beraber yöntemlerin birinde insan dışkısından beslenen böcekleri yok etmek için bir süresine tuvalete gidilmemesinin yeterli olacağı söylenmektedir. İran’ın siyasi ve toplumsal ortamı ile tanışık olan herkesin yazarın Türkleri kastettiğini anlayacağı kesindir. Söz konusu yazının yayınlanmasından birkaç gün sonra aynı gazete aynı yazardan “Cengiz Ölüyor” adlı Türklere hakaret içerikli bir yazı daha yayınlamıştır.” Kaynak: http://www.yenidenergenekon.com/687-iranda-turk-dusmanliginin-kokleri/

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz