Twitter Facebook Linkedin Youtube

AMERİKA’YI YENİDEN KEŞFETMEK

Sadık ÖNCÜ

29 Mayıs 1453…

“Birlikler hücum için savaş düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed, sabaha karşı savaş emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savaş düzenini alırken halk kiliselere doluştu. Osmanlı ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldırıya geçtiler. İlk saldırıyı hafif piyade kuvvetleri yaptı, ardından Anadolu askerleri saldırıya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri şehit olunca, ardından Yeniçeriler saldırıya geçtiler. Yanlarına kadar gelen Fatih Sultan Mehmed’in yüreklendirmesiyle göğüs göğüse çarpışmalar başladı.”

Çağ kapatıp, çağ açan bu savaş, Osmanlı Ordularının zaferiyle sonuçlandı. 1125 yıl ayakta kalan Bizans İmparatorluğu yıkılmış, başkent İstanbul’da bulunan Hristiyanlığın en önemli kadim ve kutsal mekânlarından birisi olan Ayasofya, artık İslam’ın sancaktarlığını yapan Osmanlı saltanatına geçmişti.

Büyük bir şok geçiren Avrupa âlemi, bir nevi Hristiyanlığın başkenti olan İstanbul’un Müslümanlar tarafından fethedilmesine oldukça tepkiliydi. Bu süreç içinde Papa bile tepkinin muhatabı olmuştu.

Bilim adamları ve toplumun önde gelen kesimleri, başta İtalya olmak üzere Avrupa’ya akın akın göç ediyordu. Düzen yavaş yavaş değişiyordu. Ticaret güç kazanıyor, şehirler gelişiyor ve feodalizm gittikçe güç kaybediyordu. Tüccar sınıfı, bugün ki kapitalistlerin ataları olan Burjuvazi, köklerini atıyordu toprağa.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesi ile eski dünyanın tüm ticaret yollarını elde eden Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’ya göz açtırmıyordu. Doğu’dan gelen baharat, ipek ve mamul malların, Paris, Londra ve Berlin gibi Avrupa merkezlerine gidene kadar muazzam boyutlarda fiyat artışlarına sebebiyet vermesi, zaten alım gücü oldukça düşük olan Avrupa’yı kara kara düşündürüyordu. Haçlı Seferleri ile Doğu’nun zenginliğini gören Avrupa, bu savaşlardan elde ettikleri pusulayı geliştirmesi ile görünürdeki Hristiyanlığı yaymak olan coğrafi keşif hareketlerini başlatıyordu… Önce 1487 yılında Ümit Burnu’na ulaşan Bartelmi Dias’ı, 1498 yılında Ümit Burnu’nu dolaşıp Hindistan’a ulaşan Vasko do Gama takip etti. Keşif hareketlerinde başarılı olan Avrupa, artık açlığını gidermeye başlamıştı.

31 Aralık 1600  – Karanlıktan aydınlığa…

Günümüzdeki çok uluslu şirketlerin temeli olan Doğu Hindistan Kumpanyası, 31 Aralık 1600 tarihinde, I. Elizabeth tarafından “Doğu Hint Adalarıyla Ticaret Yapan Londralı Tüccarın Düzenleyicisi ve Kumpanyası” adıyla kurulmuştur. Büyük tekel hakkı bahşedilen bu şirketin başlıca görevi, Doğu’nun değerli mallarını İngiltere’ye getirmekti. Arkasına Kraliyet Askeri gücünü alan bu şirket, Hindistan’ın tüm zenginliklerini sömürmeye başlamıştı.

Ancak bu “kutsal” görevde yalnız değillerdi. Onlardan evvel, Portekizli tacirler 1535 yılında bölgede varlık gösteren ilk Avrupalılardı. Bundan bir yüzyıl sonra da Portekizlilerin yerini Hollandalı denizciler almıştı. Ancak hiçbirisi Doğu Hindistan Kumpanyası kadar açgözlü, hırslı ve acımasız değillerdi…

Tüm coğrafyayı kontrolü altına alan Doğu Hindistan Kumpanyası’nın büyüklüğü, günümüz bilişim ve petrol şirketlerinden onlarca kat fazlaydı! 154.500 kişilik ordusuyla Hindistan’da Hristiyanlığı ne de güzel yayıyordu!

Çiftçilerden mahsullerini zorla ucuza alan, geçim düzeyinde bile mali destek sunmayıp acımasızca tekstil ve pamuklu el dokumasında zorla çalıştırılan Hintli halk, bu zalimliklere karşı sırf dokuma yapmamak için parmaklarını kesiyordu!

Halbuki bu zulmü yapanlar Hint topraklarına ayak bastıkları zaman ellerinde İnciller vardı,…

Bu sömürünün sonucunda Hindistan’da milyonlarca kişi ölmüştü. Yapılan tahminlere göre 10 milyon hayata mâl olan 1877 yılındaki korkunç kıtlığın tam ortasında çalışmalarını yürüten Cornelius Walford’a göre, 120 yıllık Britanya hükümdarlığında Hindistan’da 34 açlık felaketi yaşanmıştı. Bundan önceki iki bin yılda kaydedilen açlık felaketi sayı ise yalnızca 17’dir. [1]

Avrupa karanlıktan aydınlığa doğru giderken, güneşleri çalınan Doğu, aydınlıktan karanlığa doğru bir girdaba girmişti…

1776 – Amerika “çay”dan doğuyor…

Afrika’da, Hindistan’da, Güney ve Kuzey Amerika’da plantasyonlarda, madenlerde öldüresiye çalıştırılan siyahi köleler ve yerli halk sayesinde gitgide zenginleşen Avrupa, doymak nedir bilmiyordu! Güç ve zenginlik, başlarını döndürüyordu. Böylesi bir serveti kimseyle paylaşmak istemiyorlardı. Birbirleriyle savaşan Avrupa’nın, birilerinin kaderini değiştirecek savaşı 1756 senesinde “Yedi Yıl Savaşları” olarak vuku bulur. İngiltere, bu savaşta Fransa’nın sömürgelerini ele geçirmiş, Doğu Hindistan Ticaret Kumpanyası sayesinde Fransa’yı değerli sömürge Hindistan’dan kovmuştur.

Fakat Kumpanya, büyük dertlerle boğuşmaktaydı. İngiltere’de Kraliçe’nin bahşettiği tekel hakkının süresi dolmaya başlamış, Avam Kamarasında Kumpanya’ya muhalefet artmaya başlamıştı… Üstelik Kumpanya kendi içinde rüşvet skandalları ile çalkalanıyor, mali bunalım yaşıyordu.

Ancak Kumpanya, 18. yüzyılın başlarında yeni bir içecek bulmuştu: çay. Bu yeni içeceğin ithalatı, ilk başlarda 50.000 kiloyu bulmuş, 1740’ların sonunda 1,25 milyon kilo ve 1760-1767 arası dönemde her sene 2 milyon kiloyu aşmıştır. Kumpanya, yarım kilo çay için ortalama olarak bir şilin ödüyordu. Getirilen çaylar Londra’daki mezatta satılarak dört katı bir kazanç bırakıyordu. Batı Antiller’de köle emeğiyle üretilen şekerlerle karıştırılıp içilen öğleden sonra çayları, Britanya’nın yeni gelişen tüketim imparatorluğunu mükemmel bir şekilde yansıtır.

Tekstil ticaretinde olduğu gibi, Kumpanya’nın çay talebini yaratan büyük kaynaklar, Britanya pazarının dışında yer alıyordu. Özellikle de Amerika’da… 1760 yılı itibariyle Amerika, yılda 500.000 kilonun üzerinde çay tüketiyordu.

Tüm bu zaman zarfında Kumpanya, Amerika’ya olan ticareti arttırmanın yollarını bulabilmek için sıkı bir lobi faaliyeti yürütüyordu. 1767 yılında, Bengal gelirlerini paylaşmak karşılığında Amerika’ya ihraç edilen çay üzerindeki gümrük vergisinden 5 yıllık bir muafiyet kazanmıştı. Ne var ki Britanya, bir eliyle verdiğini diğer eliyle geri almıştı. Gümrük vergisi muafiyetinin yürürlüğe girmesiyle eşzamanlı olarak Amerika’ya cam, kurşun, kağıt ve çay ithalatına gümrük vergisi getiren bir gelir yasasını uygulamaya koydu.[2]

Çay üzerindeki vergiyi İngiltere’de toplamak yerine, Atlantik’in öbür yakasından toplaması, Kumpanya’nın daha yeni elde etmiş olduğu faydayı etkisiz hale getirdi. Bu verginin sonucunda eylemcilerin öncülüğünde çok güçlü bir çay karşıtı kampanya başladı. Meşhur Boston Çay Partisi, Sam Adams gibi bir grup hoşnutsuz kişiyi harekete geçirerek, çayı Boston Limanı’nda denize boşaltmakla sonuçlandı.

“TEMSİL YOKSA, VERGİ DE YOK!” kısa zamanda radikallerin sloganı haline gelerek 13 koloni arasında bir dizi tepki ve karşı tepkiyi tetikledi ve 1776 yılında Bağımsızlık Bildirisi ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı ile sonuçlandı.

Bu savaş sonucunda bağımsızlığını elde eden ABD, kurucu ataları Britanya’nın izinden giderek zenginleşmeye başlamış, süreç içinde dünyanın süper gücü olmuştur. Şu anda ise ABD, kendi kurmuş olduğu kurumlar (IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü) ile yüzyıl önce kendisinin ve atası İngiltere’nin yapmadığı serbest ticaret ve liberalizmin erdemini, zenginleşmeye ve gelişmeye çalışan devletlere (Afrika’ya, Ortadoğu’ya) anlatmakta, ya da daha doğru bir tabirle “zorla dayatmaktadır”. Üstelik bu kutsal öğretileri anlatırken, kendileri bunlara uymamaktadır.

Bir sonraki yazımızda Amerika’nın tarihsel süreç içerisinde nasıl Kapitalist bir İmparatorluk kurduğunu anlatacağız. Ve nasıl kendi sonlarını hazırladıklarını… Tüm dünya halklarının “rüyalarını” süsleyen aziz Amerika’nın, “Amerikan Rüyası”nın nasıl kâbusa dönüşmeye başladığını…

Sadık ÖNCÜ – Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

____________________________________________

Dipnotlar:

[1] Walford, Mike Davis, Late Victorian Holocausts, London:Verso,2002, s.287.

[2] Nick Robins, The Corporation That Changed the World: How the East India Company Shaped the Modern Multinational, Pluto Press, 2012, s.148.

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz