Twitter Facebook Linkedin Youtube

BALKANLARDA İSTİKRARSIZLIK (BALKANLAŞMA) NASIL BİTER?

Rıfat SAİT

Geçen ay Makedonya’da, öncesinde Bulgaristan’da erken seçimler vardı. Yunanistan da bir süre önce erken seçimi yaşadı.  Balkanların genelinde erken seçimler ve koalisyonlar var. Hırvatistan, Yunanistan, Makedonya, Bulgaristan… Koalisyon hükümetlerinin hüküm sürdüğü ülkeler.

Balkanlarda seçim dönemi devam ediyor. Önümüzdeki hafta Arnavutluk’ta genel seçimler yapılacak.  11 Haziran’da Kosova’da erken genel seçimler vardı. Zaten koalisyon olan Kosova’da, bu seçimlerden sonra da muhtemelen koalisyon devam edebilir. Zira Kosova’da Batılı devletler tarafından konulan azınlık meclisi, tek başına hükümetin kurulmasını imkânsız kılıyor. Kosova’da toplam 120 sandalyelik meclisin 20 sandalyesini Batılılar tarafından rezerv edilen azınlıklar oluşturuyor. Sırplar 10, Boşnaklar 3, Türkler 2, Mısır, Aşkali, Roman toplam 4 ve Goralılar 1 tane sandalyeyi garanti alıyorlar. Kosova meclis ne karar alırsa alsın azınlığın onayı gerekebiliyor.

Bosna-Hersek’te ise meşhur Dayton anlaşması ile ülke kilitlenmiş durumda. İstikrar zor görünüyor. Balkanlarda birileri, istikrar kesinlikle istemiyor. Balkanların en büyük hastalığı olan milliyetçilik virüsünü de kullanarak sürekli bir karmaşa ve istikrarsızlık üretiliyor. Yunanistan ile Makedonya arasında isim problemi, Arnavutluk ile Yunanistan arasında Çameriya problemi, Kosova ile Sırbistan arasında Mitrovica problemi, Kosova ile Karadağ arasında 12 kilometre karelik sınır problemi, Türkiye ile Yunanistan arasında adalar, 12 mil, Kıbrıs, Batı Trakya gibi konular, Sırbistan ile Hırvatistan arasında tarihi problemler, Bosna-Hersek’te üçlü (Boşnak-Hırvat-Sırp) koalisyon ve Dayton çıkmazı, Sırbistan’da Sancak özerk bölgesi, Yine Sırbistan’da Arnavutların yaşadığı Preşeva bölgesi ve Macarların yaşadığı Voyvodina bölgesi, sorunlu alanlar.

Balkanlarda nereye baksanız problem var. İç siyasetlerinde de koalisyonlar ve erken seçimler… Dediğim gibi birileri Balkanlarda istikrar ve huzur istemiyor. Bu durum, birilerinin çok işine geliyor.

Balkanlarda kim istikrar istemiyor?

“Balkan” kelimesi, Türkçe çoğul bir anlam taşıyıp, Sarp ve ormanlık sıra dağlar demektir. Dağların bir araya gelip sıra dağlar oluşturmasıdır. Balkanlarda birliğin en güzel örneği, bir Balkan havasında bir araya gelen insanların halay çekmesinde tezahür eder. Hakikaten de öyledir, Balkanlarda bireysel oyunlar yerine birlikte çekilen halaylar vardır.

Ancak diğer taraftan Fransız diplomasi literatürüne giren ve İngilizce bir ifade olan “Balkanization” (Balkanlaştırma) ise bir bölgeyi küçük bölümlere ayırma veya bir grubun daha küçük ve birbirine düşman bölümlere ayrılması demektir. Türkçede birleşen Balkanlar, Batıda Balkanlaşma (Balkanization) ile ayırıma zorlanır.

Burada bahsi geçen Balkanlaşma, yani Balkanization terimi, bir ülkeyi birbirine düşman küçük devletlere bölmek anlamına gelir. Geçmişte Balkan uluslarının birbiriyle sürekli kavgalı olmalarının nedeni aslında Alman siyasetidir. Almanlar, 1878 Berlin antlaşması sayesinde siyasi bir başarı kazanmışlardı. Alman yayılmasının önünde Ege yolunun açık kalması için Balkan devletlerinin engel teşkil etmemesi gerekiyordu. Bunun için de sürekli olarak birbirleriyle kavgalı kalmaları, birbirlerini zayıflatmaları ve yabancı müdahalelere karşı birlikte olmamaları gerekiyordu. Bunu yaparken de kullandıkları en önemli fitne, Balkanlarda zaten var olan milliyetçilik virüsünü canlandırmak olacaktı.

İlginçtir, ta 1800’lü yıllarda Balkanlarda madenleri işleten Alman madencileriydi. Türkiye’de de benzer fitneleri çıkaran Almanları, Necip Hablemetioğlu suikastının perde arkasında da görmekteyiz. Araştırıldığında görülecektir ki, İzmir Bergama’daki Altın madenleri protestolarının arkasında yine Almanlar vardır. PKK’ya ve Feto’ya açık destek vererek Türkiye’nin de zayıflatılmak istenmesinin arkasında da Almanlar vardır. Ortadoğu’da İngilizlerin rolünü, Balkanlarda Almanlar alır. Avusturya- Macaristan imparatorluğundan kalan işlerin devamı, adeta Almanlara kalmış bir görev gibidir. Öyle ki Almanlar, Balkanlarda Arnavut askerlerinden bir Nazi ordusu bile kurmuşlardır. (İskender Bey ordusu).

İşte Almanların başını çektiği Batı oyunları ile Balkanlarda Balkanlaşma (Küçük düşman parçalara ayırılmak) senaryosu, ABD, İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi devletlerin destekleri ile başarıya ulaşmıştır. Balkanlarda Güney Slav Birliği anlamına gelen ve Avrupa’nın en önemli devleti Yugoslavya (Bir zamanlar Tito’nun liderliğinde kurulan Bağlantısızların patronu Yugoslavya) parçalanarak 7 farklı ülkeye dönüşmüştür.  Bunlardan bir tanesi de toplam nüfusu ancak İzmir’in Buca ilçesi kadar yani 600 bin kadar olan Karadağ Cumhuriyeti’dir.

Buna karşı Balkanlarda 600 yıl boyunca hüküm süren Osmanlı, bölgeye barış, adalet ve en önemlisi birlik beraberlik getirmiştir. Zira Osmanlıda esas olan İslam’dır ve davanın temeli ise paylaşmak, birleştirmek,  kardeşlik ilkelerine dayanır. Kuran’ın Ali İmran suresi 103.Ayetinde ” Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini anın. Hani siz birbirinize düşmandınız Allah gönüllerinizi birbirine yaklaştırdı da O’nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz Allah sizi oradan kurtardı. Doğru yola erişmeniz için Allah size ayetlerini böyle açıklıyor.” der. Batı ile Osmanlı arasındaki fark budur. Biri Balkanlaşmak diğeri İslam yani Birleşmek üzerine yoğunlaşır. Biri şu anda olduğu gibi sürekli istikrarsızlık diğeri Osmanlı döneminde olduğu gibi 600 yıllık istikrar demektir.

Balkanların önemi

Balkanlar, konumu ve stratejik yapısı itibariyle, asırlardır birçok devletin ilgi odağı haline gelmiştir. Bu yüzden de sayısız entrika, çatışma, isyan ve savaşlara ev sahipliği yapmıştır.  Bugün de değişen bir şey yoktur. Balkanlarda aynı sahnelerin oluşmasına zemin hazırlamakta ve bölge barut fıçısına kolayca dönüştürebilmektedir. Bunu yapanlar, sözde medeniyetle övünen Batılı ülkelerdir. Bu ülkeler ki, Balkanlarda bir Müslüman toplumu kabul edemeyen ve onların maruz kaldığı Sırp soykırımını görmezden gelen Avrupa’nın başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Almanya gibi devletleridir. Ancak bilinen bir gerçek te Türkler dışında bölgede Boşnak, Arnavut, Pomak ve Çerkez olmak üzere 10 Milyon kadar Müslüman yaşamaktadır. Batı bu gerçeği ve bu gerçeğe göre Balkanlarla diyaloğu sürdürmeyi kabul etmek zorundadır. Dahası Balkanların ve hatta Dünya’daki Müslümanların hamisi ve abisi bir ülke vardır. Osmanlıdan sonra Türkiye artık tekrar ben de varım demektedir.

Balkanların önemi büyüktür.  Çünkü;

-Balkan Yarımadası, Avrupa’nın beş büyük yarımadasından biridir ve içinde 80 Milyon insanı barındırır.

-Orta Avrupa’ya ve Akdeniz’e uzanan Jeostratejik konumu ile önemli özelliklere sahiptir.

-Balkan Yarımadasının coğrafi konumu, Avrupa’nın diğer bölgelerine geçit veren, Asya’nın bitişiğinde ve Afrika’ya yakın olması, bu bölgenin, daima imparatorluklar arasında bir buluşma ve mücadele alanı ve çekici bir fütuhat hedefi oluşturmuştur.

-Balkan Yarımadasının kıyıları, Akdeniz sistemine dâhil olan 6 denize açılmaktadır. Bu durum, Balkanların, Akdeniz stratejisindeki çok boyutlu yerini vurguladığı gibi; Balkan ülkelerinin çoğunun deniz ulaştırması ve denizcilik alanlarındaki gelişmelerine de ışık tutmaktadır.

-Etnik ve dinsel yapı açılarından, Avrupa ve Dünya’da birçok ülke ile bağları vardır.

-Balkanlar, İslam ve Hristiyan dünyalarının birleştiği başlıca yerlerden biridir.

-Balkanlar makro düzeyde, Orta ve Doğu Avrupa’da başlayan ve Boğazlar ve Süveyş bölgeleriyle ana petrol alanlarını hedef alan askeri operasyonların üs ve destek bölgesi olma özelliğini de taşımaktadır.

-Orta ve Doğu Avrupa’da cereyan eden bütün savaşlarda, Balkanlar, savunan ve taarruz eden taraflar için daima büyük önem taşımıştır. Bu bakımdan, Balkanların Avrupa’nın bütünleşmesi ve güvenliği olayında da önemli bir stratejik işlevi vardır.

-Balkan Yarımadasının stratejik konumu, Avrupa Kıta’sına, Akdeniz ve Ortadoğu politika ve stratejisinde etkili olma imkânı sağlamaktadır.

-Orta Doğu ve Orta Asya enerji kaynaklarının Avrupa’ya uzanan yol güzergâhı olma özelliği

– Balkanlar zengin yer altı zenginlikleri ve tarıma elverişli topraklara sahiptir.

Balkanlarda İslam

İşte bütün bu sebepler Balkanları bizim için son derece önemli kılmaktadır. Ama ayrıca komşu Balkanlarla akrabalık ve inanç birliğimiz de vardır. Türkiye’de yaşayan 12 milyondan fazla Balkan göçmeni vatandaşımızın sorumluluğu, daha da önemlisi Balkanlardaki iki milyonu Türk toplam 10 Milyon Müslüman kardeşimize tarihi bir borcumuz vardır. Balkanlarda istikrar ve refah birlikten geçer. Tıpkı bir Balkan müziği çaldığında birlikte çekilen bir halay gibi. Balkanlarda Balkanlaşma değil İslamlaşma çare getirir. Daha önce de yazmıştım. Burada tekrar etmek istiyorum.  Milliyete dayalı birlik olmaz, İslam şemsiyesi altında birleşilmelidir.  O zaman nasıl bir Balkan birliği?  Türk, Arnavut, Boşnak, Torbeş, Yörük, Pomak, Roman… Bütün bu milletler, soylar ya da renkler birlik içinde olacaksa onları bir araya getirecek bir şemsiyeye ihtiyaç vardır. Osmanlı bunu çok güzel bir şekilde başarmıştı. Hepsinin ortak tek bir değeri var: “İslam olmak”  Fakat İşte bu aşamada çok dikkatli olmak gerekiyor. Niye? Çünkü Balkanlarda İslam denilince farklı renkler ortaya çıkabiliyor. Onlara bahçedeki renkli çiçekler diyebiliriz. Örneğin Bektaşiler ve Melamiler. Melamilikle Bektaşilik, kaynağını Horasan-Türkistan’ın tasavvuf okullarından alırlar. Yesevilik, ikisi üzerinde de belirleyici ölçüde etkin olmuştur. Balkanlardaki bu renkler, Anadolu’ya göçen tasavvuf eğilimlerdir. Özellikle Müslüman Arnavutlar arasında çok sayıda Bektaşi vardır. Bugün Dünya Bektaşilerinin merkezi Arnavutluk’tur. Başlarında Baba Mondi isimli bir zat vardır. Bektaşilik diğer Balkan ülkelerinde olduğu gibi Makedonya’da da on yedinci yüzyılın ikinci yarısından sonra tekkelerin kurulmasıyla yayılmağa başlamıştır. Bektaşi tekkeleri arasında en etkili ve yapı olarak en görkemli olanı Kalkandelen’de bulunan Harabati Baba tekkesidir. Balkanlarda Halveti, Rifai, Kadiri, Mevlevi tekkeleri vardır.

Devlet hepsinden büyük ve kutsaldır

Balkanlarda Türkiye’den giden çeşitli cemaat ve  İslami tasavvufi gruplar mevcut.  Hepsinin Balkanlarda samimi bir İslam hizmeti vermek istediklerini düşünüyorum. Ben bu konuda uzman değilim. Söz söyleme hakkına da sahip olamam. Ancak kesinlikle bildiğim bir şey var ki, yaşamış olduğumuz bir FETÖ gerçeği var. Bu yüzden duruma farklı bakabiliyoruz. Türkiye’de veya Balkanlardaki tüm bu cemaat, dini düşünce, tasavvufi akımlar, mutlaka Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bilgisi dâhilinde hareket etmeli ve istişare içinde olmalıdırlar. Buna sendikalar da dâhil. Kimse ve hiçbir kurum devletin üstünde olamaz. Devlet, hepsinden kutsaldır. Hakkı ve halkı temsil eder. Dediğimiz gibi Türkiye Cumhuriyetinin liderliğinde bütün bu hizmet veren cemaat, kurum ya da gruplar, Balkanlarda ve tüm yurt dışında birlik içinde olmalıdırlar. Zira Balkanlarda ve bazı yurtdışı bölgelerde hala Feto terör örgütünün gücü var ve dini olarak etkin çalışıyor. Diğer yandan İşidcilerin, Selefilerin, Vahabilerin de boş durmadığını görüyoruz. Bunlar da yetmezmiş gibi Balkanlarda Slav Birliği, Ortodoks Birliği, Hristiyan Birliği çalışmaları var. Balkanlarda Hristiyanların ve Yahudilerin okulları aktif çalışıyor. Misyonerlik diz boyu. Çok çalışmamız, uyanık olmamız, Birlik olmamız şart. Allah yar ve yardımcımız olsun inşallah.

 

Rıfat SAİT
24.Dönem İzmir milletvekili
Balkan Stratejik Araştırmalar Merkezi (BASAM) Başkanı
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız



sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz