Twitter Facebook Linkedin Youtube

AHH FİLİSTİN! GÖNLÜMÜZDE DİNMEK BİLMEZ BİR SIZI…

Mesut Emre KARAKÖSE

(Bu yazı, İsrail ve Filistin izlenimlerinin paylaşıldığı serinin 2. yazısıdır. İsrail izlenimlerinin paylaşıldığı 1. yazı için tıklayınız)

Filistin topraklarına girerken, Filistin Devletinin herhangi bir kontrol noktası yok. İsrail askerleri sizi durdurup nereden gelip, nereye ve ne için gittiğinizi soruyorlar. Filistin’den çıkıp İsrail’e dönerken de yine İsrail’in kontrol noktası var. Filistin topraklarında sınır-gümrük idaresi olmadığını görerek başlayan şaşkınlığımız, askeri birlik, kolluk kuvveti ve idari teşkilatların da sahada olmadığını görünce dağılıyor.

Filistin yönetiminin tek eksiği, devlet teşkilatı değil. Filistin’in kendi para birimi de yok. Tedavüldeki para birimi Yeni İsrail Şekeli. Amerikan Doları, Ürdün Dinarı ve Mısır Lirası da geçiyor.

Filistin’in para birimi olmadığı gibi, aslında pasaportu da yok. Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilere, “Filistin Yönetimi” pasaportu verilse de; Kudüs’te yaşayan Filistinliler, Ürdün’den alınan geçici pasaport veya İsrail’den geçici olarak alınan seyahat belgesi taşıyabiliyor.[1] Filistin dışında doğan Filistinliler için, Filistin yönetiminin verdiği pasaportun geçerli olup olmadığı net değil. 2016 yılında bütün Filistinlileri kapsayan Filistin Devleti pasaportu basılacağı açıklansa da bu pasaportlar basılıp dağıtılamamış.[2]

Filistin topraklarında yaşayan Filistinli sayısı 4 milyondan fazla. Bunun yanı sıra komşu ülkelerdeki 58 mülteci kampında ve dünyanın değişik yerlerinde dağınık halde yaşayanlarla birlikte 12 milyon civarında Filistinli nüfus var.[3]

İsrail bölgesinden Filistin topraklarına geçtiğiniz zaman adeta bıçakla kesilmiş gibi çevrenin birden değiştiğini fark ediyorsunuz. Yollar, arazi, yapılar birden bire değişiyor. Gelişmiş ve müreffeh bir batı ülkesinden orta doğuya geçmiş gibi bir his uyanıyor içinizde.

İlginçtir, Filistin’de yol ve yön tabelalarında Müslüman köyleri ve beldeleri yer almıyor ancak Yahudi yerleşimleri gösteriliyor. Bu durum sahadaki gerçek gücün kimde olduğunun ve ayrımcılığın da bir göstergesi.

İsrail, adeta İslam âleminin bağrına saplanmış bir hançer gibi Filistin topraklarını Gazze ve Batı Şeria olmak üzere iki ana parçaya bölmüş durumda. Doğu Kudüs ve Golan tepeleri ise diğer parçalar. Gazze, dünyanın en büyük açık hava hapishanesi. 2 milyona yakın nüfusu ile İsrail ablukası altında. Temel yaşam malzemelerini, elektriklerini, insani ihtiyaçlarını bile özgürce temin etmekten uzaktalar.

Batı Şeria ise Filistin’in büyük kısmı. Sınırları sürekli küçülüyor, küçülmese de sınırları dâhilindeki İsrail varlığı sürekli artıyor. Batı Şeria’da durum bazı yönleriyle Gazze’den daha vahim. Mesela İsrail askerleri güvenlik bahanesiyle evlere girip keyfi olarak arama yapabiliyorlar. Filistinli Müslümanlar, daha önce önerilen BM sınırlarını kabul edilemez bulurken artık 67 sınırlarına dönmeyi bile zor görüyorlar.

Arap gençleri büyük çoğunlukla umutsuzluk içindeler. Eğitim ve çalışma gibi imkânları kısıtlı. İmkân bulabilenler okumak için Ürdün’e gidiyorlar ama bunların oranı oldukça az. Çaresizlik radikalleşmeye zemin hazırlayabiliyor. Silahsız da olsalar ailelerine bir şan bırakabilmek için işgale karşı bıçaklı ya da araçlı eylemlere katılan gençler çıkabiliyor. Ancak bu tür yollarla olumlu bir sonuç almak mümkün değil. Öte yandan Suriye’de, Irak’ta, Libya’da Müslümanları katleden DEAŞ gibi aşırılık yanlısı terör örgütlerinin Filistin Müslümanları lehine bir faaliyet yapmaması ancak İsrail hâkimiyeti altındaki Golan tepelerinde insansız bölgeye birkaç roket düşünce hemen İsrail’den özür dilemesi, aşırılık yanlısı örgütlere ve ideolojilerine asla itibar edilmemesi gerektiğinin somut kanıtı.[4]

Filistin halkının Türkiye’ye ve Türk Milletine olan sevgisi kâğıda kaleme sığacak cinsten değil. Türkiye’yi ümmetin lideri olarak görüyorlar. Özellikle Sultan Abdülhamid’e ve Sayın Cumhurbaşkanına karşı tarif edilmez bir sevgi ve bağlılık var. 15 Temmuz gecesi Filistinlilerin çoğu uyumamış ve sabaha kadar Türkiye için dua etmişler. 15 Temmuzdan sonra evlerine, dükkânlarına, çarşılarına Türk Bayrağı asmışlar. Çarşıda pazarda Türk olduğumuzu kolayca anlıyorlar ve “İnşallah İslam ümmetini siz kurtaracaksınız” gibi ifadelerle sevgi gösterilerinde bulunuyorlar.

Yahudilerin zulmünden dert yanarken anlatılan bir hikaye dikkatimi çekti: “Müslümanlara zulmetmek için hasat zamanı toplamayalım diye zeytinlikleri dahi yakıyorlar” deniliyor. Filistinliler, Arapçanın kendilerine özgü ve farklı bir lehçesini konuşuyorlar.

Filistin topraklarının çoğu İsrail işgali altında. İşgal 1948’den beri genişleyerek devam ediyor. Genişleme ve yayılmanın başlıca aracı “settlement” diye anılan yerleşimler. İsrail Devleti kendine göre (uzak ve tam bilinmeyen) tarihi ya da dini gerekçeler üreterek Filistin topraklarında yerleşimler kuruyor ve buralarda fanatik Yahudileri iskân ediyor. Zamanla o yerleşimin güvenliğini sağlama gibi bahanelerle bölge ve çevresinde İsrail askeri varlığı artıyor.[5] Yol kapatmaları, kontrol noktaları, çevirmelerle Müslüman halkı yıldırma faaliyetleri devam ediyor.

Yerleşimlerin hukuki dayanağı yok, yani tamamen hukuk dışı. 67’de kalıcı barış sağlanamadığı için geçici olarak başlayan süreçte gelinen nokta: bine yakın yerleşimde yüzbinlerce nüfus. Yerleşimler uluslararası baskıya rağmen genişlemeye devam ediyor.

Yerleşimlerde genelde tepebaşları, ormanlık ve yeşillik alanlar tercih ediliyor. Yerleşimcilerin konut, elektrik, su, altyapı başta olmak üzere bütün ihtiyaçları İsrail yönetimi tarafından sağlanıyor ve finanse ediliyor. Yerleşimler İsrail tarafından askeri bölge ilan edildiği için, bir komutanın imzasıyla her türlü uygulama hiçbir hukuki metinle bağlı olmadan ve keyfi biçimde yapılabiliyor.

 

Mesut Emre KARAKÖSE

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

_________________________

[1] http://www.amerikaninsesi.com/a/filistinliler-neden-israil-vatandasligina-geciyor/2904368.html

[2]http://www.ntv.com.tr/dunya/abbas-filistin-pasaportu-2016da-basilacak,DDvG5bG0o0eRqxcRFHiQ_Q

[3] http://www.radikal.com.tr/dunya/filistinlilerin-toplam-nufusu-aciklandi-1355986/

[4] http://www.cnnturk.com/dunya/daes-israilden-ozur-diledi

[5] http://www.aljazeera.com.tr/dosya/israilin-isgal-altindaki-topraklardaki-yerlesimleri



sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz