Twitter Facebook Linkedin Youtube

ADIM ADIM YENİ KRİZLERE DOĞRU KERKÜK MESELEMİZ

2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgalinden beri Irak coğrafyasının en çok kan ve gözyaşıyla yoğrulan ve geleceği belirsizleştirilen topraklarından biridir Kerkük.

Kerkük bizim için yalnızca 2003 sonrasının değil, çok daha öncelerinin; Selçuklunun, Osmanlının ve Misak-ı Milli’nin meselesidir. Dolayısıyla o coğrafyada atılan her adım, Türkiye’nin ve Türk dış politikasının ilgisi ve etkisi dahilindedir ve öyle de olmalıdır. Bu nedenle de “Kerkük’ün geleceğine ilişkin husus,  Irak’ın iç meselesidir, kimse karışmamalıdır” şeklindeki bir tezin hiçbir haklı yanı yoktur.

Kerkük’ün geleceğinin tayinini ABD kendi kontrolüne bağlamış ve 2007’den beri de Irak’taki birçok mesele gibi Kerkük konusunda da başarısız olmuştur. Son yıllarda Irak’ta artan siyasi istikrarsızlık, Bağdat’ın etkisizleşmesi ve konjonktürel olarak dengelerin Kürtlerden yana manevralara oldukça açık hale gelmesiyle birlikte Kerkük bir oldubittiye getirilerek, kuvvetsiz ve güvenilirliği oldukça şüpheli tezlerle IBKY’ye bağlanmak isteniyor. Bunun Kerkük’e, Irak’a ve diğer tüm İslam beldelerine bir hayrı olmayacağı açıktır.

Bu toprakların eyyam güder hiçbir politik manevrayı kabul etmeyeceği ve tepki olarak yeniden karışıklık, kan ve gözyaşı refleksiyle karşılaşılacağı aşikardır. Çünkü bütün taraflar denklemde tezleriyle sağlam bir yer tutuyorlar ve argümanlarını tarihi dayanaklarla temellendiriyorlar. Dahası bütün taraflar kimi uluslararası çevrelerden destek almış durumdadırlar. Dolayısıyla barışçıl, uzun vadeli ve sürdürülebilir bir çözüm için bir oldu bittiye değil, mutlaka bir konsense ihtiyaç bulunmaktadır.

Kerkük’te bugün gelinen nokta, konjonktürel bir fırsatçılık ve haksız işgal sonrası bölgeye kontrolsüz şekilde göçlerin yaşanmasının bir sonucudur. Evet, uluslararası raporlara bile yansımış olan bu duruma en büyük delil yine Irak anayasasının 140.maddesinde planlanan 2007 referandumunun yapılamaması gösterilebilir.

Kerkük’te Kürtler, ABD’den destek alarak demografik yapı üzerinde kabul edilemez oynamalar yapmıştır. Bu durum D’Azeglio’nun “İtalya’yı oluşturduk, şimdi de İtalyanları oluşturmalıyız” sözünü akla getirmektedir. Ancak oldukça renkli bir demografik yapısı bulunan Kerkük’te demografik olarak sayıca bir çoğunluk sağlansa bile bu bir ulus devlete veya etnisiteyle yapılandırılmış bir bölgeye bağlılık için yeterli değildir, olamaz.

Kerkük ulus devlet modelini iyi anlayanlar için ve özelliklerini bilenler için yeri geldiğinde Türk yeri geldiğinde Arap özellikleri taşımaktadır ve demografik olarak bakıldığında ise Kürtler ‘in de ihmalinin asla söz konusu olamayacağı dengeler taşıyan bir bölge olduğu görülecektir. Dolayısıyla Kerkük referandumla değil, konsensüsle özel bir yönetime kavuşturulmalıdır.

Bu noktada da baktığımızda, bunun diplomatik bir yönü olduğu gibi sahada da çok ciddi emek isteyen bir yönü vardır. KDP ve KYP sahada oldukça aktif, diplomatik yönleri ve bağlantıları olan bunlara ilaveten ise silahlı yapılanmaları olan oyunculardır. Haşdi Şabi örgütü ise bölgedeki Şii Araplar için silahlı bir unsur ve destekleyici güçtür. Bölgedeki Türkmenler ise diplomatik olarak Türkiye’nin desteğini beklemektedir. Askeri bir yapılanma ise maalesef bulunmamaktadır. Bu noktada Türkiye, böylesine hassas bir bölgede işini şansa bırakmamalı ve Türkmen kardeşlerimiz için derhal tedbir almalıdır.

Ayrıca Türkiye, bölgede KYP- KDP çekişmesini ustalıkla kullanmalı, İran-Batı çatışmasından yararlanmaya çalışmalı ve özel bir mesaiyle Kerkük için propaganda-lobicilik çalışması yürütmelidir. Bunlara ilaveten TİKA aracılığıyla Kerkük’teki Türkmenlere ve diğer halklara yardımlarda bulunulmalı, Türkiye’nin Kerkük’ün bütün renkleriyle işbirliğine hazır olduğu mesajı verilmeli ve yardım eli uzatılarak ileride olası, güçlü, güvenli bir ülkeye sığınma isteğinin zemini hazırlanmalıdır.

Kerkük, Türkiye için bir mirastır ve ihmal edilemez. Yazımı, bunun böyle olduğunun en büyük delillerinden Ali Yaşar’ın “Oğuzam, Türkmenem” şiirinden dizelerle bitirmek istiyorum. Kerkük bizim için yalnızca bir coğrafi bölge değil bir miras, bir emanettir.

“Di gah gel… Di gel ölem di gel…

 Adına gurban olam di gel…

 Alnına kanım çalam di gel…

 Bayrağım göğün mavi gülü, ay yıldızım sen…

 Yurdum Türkmen eli, can özüm sen…

 Soyum sopum Türkoğlu, yüzüm sürdüğüm izim sen…

 Oy men ölmüşem gavim gardaş, nerdesen ?”

Haldun BARIŞ – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz