Twitter Facebook Linkedin Youtube

SURİYE DÜĞÜMÜNE BİR İLMEK DAHA: ABD’NİN SURİYE SALDIRISI

Cesurhan TAŞ

Yaklaşık 7 yıldır iç savaşın sürdüğü Suriye’de, 4 Nisan 2017 tarihinde İdlib vilayetinin muhaliflerin kontrolündeki Han Şeyh adlı yerleşim yerine hava bombardımanı gerçekleştirilmesi sonucu, en az 72 kişi öldü.

UNICEF, ölen kişilerin 27’sinin çocuk olduğunu bildirdi. Yaralıların çoğunda solunum güçlüğü ve kasılmalar görülmesi nedeniyle kimyasal silah kullanıldığından şüpheleniliyor. Ayrıca Türkiye’de tedavi altına alınan bazı yaralılar bulunuyor. Otopsi sonucuna ilişkin yetkililer, 6 Nisan’da, “Ölenlerin sarin gazına maruz kaldıklarını düşündüren bulgulara rastlandığını” açıklayarak zehirli sinir gazı sarin kullanılmış olma ihmalinin yüksek olduğunu bildiriyor.

4 Nisan 2017 günü vuku bulan ölümcül kimyasal saldırıyı düzenleyen uçakların havalandığı Humus yakınlarındaki Şayrat hava üssün vurulması emrini verdiğini açıklayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, Amerika’nın “ulusal güvenlik çıkarlarını” koruduğunu ifade etmesinin ardından bu sabah itibarıyla ABD’li ordu yetkilileri, gaz saldırısına karşılık olarak Şayrat hava üssünün 59 Tomahawk füzesiyle vurulduğunu açıkladı. Üste Soukhoi-22, Soukhoi-24 ve Mig-23 tipi uçaklar bulunuyordu.

Türkiye, ABD’nin Suriye’deki füze saldırısını memnuniyetle karşılayarak bunun “önemli ve manidar” bir gelişme olduğunu açıkladı ve Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın “halkına zarar veremeyeceği bir noktaya getirilene kadar” sert bir duruş sergilenmesi çağrısında bulundu.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Cuma günü televizyonda canlı yayımlanan konuşmasında, “Uluslararası toplum, Esad rejimini sonuna kadar cezalandırmak zorundadır. Cumhurbaşkanımızın da söylemiş olduğu gibi laf değil eylem görmek istiyoruz. Bu bağlamda da ABD’nin ordu üssünü vurması kayda değer ve çok önemli. (…) Ancak uluslararası toplum da insanlara artık zarar vermeyeceği bir noktaya gelene kadar Esed rejiminin barbarlığına karşı bir duruş sergilemelidir.” dedi.

Ancak Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin; “Tam ve tarafsız bir uluslararası soruşturma yürütülene kadar birini sözde kimyasal bir saldırıyla suçlamak kabul edilemez.” diyerek ABD bombardımanına karşı çıktı.

ABD’nin Suriye’ye yönelik füze saldırısını ve tek yanlı her türlü askeri girişimi sert bir dille kınayan İran ise, ABD’nin şüpheli kimyasal saldırı bahanesiyle Suriye’ye müdahale etmesinin yok olmak üzere olan teröristleri güçlendireceğini ve Suriye ile bölgede durumu daha da karmaşık hale getireceği görüşünü ifade etti.

Suriye’de 7 yıldır devam eden iç savaş, sadece insanlığın vicdanını kanatmakla sınırlı kalmayıp, insanlığı topyekûn bir felakete doğru sürüklüyor. İç savaşta toksik sarin gazı kullanılması, uluslararası hukukun ve Birinci Dünya Savaşının dehşetinin ardından yürürlüğe sokulan uluslararası anlaşmaların ihlali demek.

Ancak ABD’nin Irak’ta Saddam Hüseyin’i devirmek üzere kurgulandığı sonradan itiraf edilen kimyasal silah gerekçesinin Suriye’yi işgal için de bir araç olarak kullanılabileceği endişesi, bölgeyi çalışan tüm araştırmacıların kafasında mevcut.

ABD, Suriye lideri Esed’in (en azından şimdilik) IŞİD’e karşı savaşta gerekli olduğuna ilişkin Rusya ile anlayış birliğinin kıyısında duruyor. IŞİD’in Suriye’nin kuzeyindeki merkezi olan Rakka kentine yapılacak taarruz ivme kazanıyor ve muhtemelen Suriye’deki savaşta en belirleyici mücadelelerden biri olacak.

Ancak Esed’in şimdi görevden uzaklaştırılmaya çalışılması, Rusya’nın zaten kırılgan olan IŞİD karşıtı koalisyondan çekilmesini tetikleyebilir. Esed, Moskova’nın devam eden desteğinin bir karşılığı olarak siyaseten varlığına devam ediyor.

Rakka IŞİD’den temizlendiğinde, kentin Esed’a geri verilip verilmeyeceği de endişe konusu. ABD’nin YPG ve diğer silahlı muhalefet örgütleri ile Rakka’yı IŞİD’ten temizlemeyi planlaması ve Esed ile Türkiye’yi dışarıda tutması, IŞİD sonrasında Rakka’nın, kurulması öngörülen Suriye Kürdistanı için başkent yapılacağı endişesini doğuruyor. Bu durumda özellikle NATO üyesi Türkiye ve ABD’nin müttefiki Suriyeli Kürt teröristler arasındaki ihtilafın artması muhtemel görünüyor.

ABD’nin Esed Suriye’sine fiili müdahalesinin artması, zaten zor sağlanan Türk-Rus iyi ilişkilerinin yeniden bozulması anlamına gelecektir. Esed’in iktidarda kalması için var gücüyle çalışan Rusya, ABD müdahalesine şiddetle karşı çıkmaktadır. ABD müdahalesine destek veren bir Türkiye, Rusya’nın bilgisi dâhilinde yapılan Fırat kalkanı operasyonu ile elde ettiği kazanımları kaybetme riski ile karşı karşıya kalacaktır.

Suriye’de IŞİD’e karşı verilecek savaşa, mutlaka IŞİD’siz ve YPG’siz bir Suriye planlaması da eşlik etmelidir. Bu, Suriye devletinin parçalanmasına yönelik bir tehdit oluşturmadan Esed’in yerine başkasını koyacak bir mekanizmanın devreye sokulması anlamına geliyor. Ayrıca ABD yönetiminin IŞİD’in yeni bir formatta geri gelmesini önlemek için Orta Doğu ile bağlantısını sürdürmesi anlamı taşıyor. Son olarak, Moskova’nın Suriye enkazını bir Soğuk Savaş mücadele sahasına dönüştürmesi yerine Batı ile bu meselelerde birlikte çalışması demek.

.

Cesurhan TAŞ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz