Twitter Facebook Linkedin Youtube

SURİYELİLERİN SOSYAL VE EKONOMİK ENTEGRASYONUNDA SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Ramazan GÜLER

Anadolu tarihinin son iki yüzyılında çeşitli ülkelerden Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına 3,5 milyon mülteci gelmişken sadece son 5-6 yılda 3 milyonun üzerinde mültecinin gelmesi, ülkemizi ekonomik ve sosyal yönden olumsuz etkilemiştir.(1)

2017 verilerine göre Türkiye’de yerleşik Suriyeli mülteci sayısının 3.2 milyon olduğu belirtilmektedir.(2) Bu verilere göre tüm dünya ülkeleri içerisinde Türkiye, en fazla Suriyeli mülteci nüfusu barındıran ülke konumundadır.(3) Türkiye, Suriye’den gelen kardeşlerine kucağını açarak ahlaki ve vicdani bir duruş ortaya koymuş ve insaniyetliğin ölmediğini tüm dünyaya göstermiştir. Ülke olarak geçmişte de göçmenleri kabul etmiş ve iyi bir ev sahipliği yaparak bu tarz hadiselerin üstesinden alnımızın akıyla çıkmışızdır.(4) Ancak bu defa gelen misafirlerimizin sayıca çok olup plansız ani bir şekilde kabul edilme durumunda kalınmış olması, ayrıca BM ve AB’nin vermiş olduğu güvenceleri yerine getirmemiş olması da işin külfetini iyice artırmıştır.

Suriyeli krizi ve beraberindeki sorunlar göz ardı edilemeyecek derecede ciddi boyutlara varmış olup, olaya kayıtsız kalmak mümkün değildir. Bugün tüm dünya, tarihin en ciddi göç ve mülteci krizine şahitlik etmektedir. Gelinen bu noktada sorunun detaylarında boğulmak yerine, ne yapılmalı sorusuna çözüm aramak en doğru yaklaşım olacaktır.

Gerek hükümet gerekse parti programlarından da anlaşılacağı üzere, genelde kısa vadeli planlar yapıp bu planlar üzerinde kafa yormaktayız. Bu nedenle de bazı olayları ve sonuçlarını ancak sorun ortaya çıkınca idrak etmekteyiz. Suriyeli misafirlerimiz konusunda da genelde kısa vadeli planlar yapıldığı ve uzun vadeli stratejik hedefler belirlenmediği görülmektedir.

Bunu kısa vadede Suriye’deki savaşın hemen biteceği, Beşar Esad’ın devrileceği ve gelen mültecilerin tekrar yurtlarına döneceği beklentilerimizden anlayabiliriz. Ancak olaylar beklediğimiz gibi gelişmedi. Ne Suriye’de savaş bitti, ne de tekrar Suriye’ye dönen oldu. Bu süreçte AB ile de anlaşmalar yapılıp sözler alındı. Suriye’de savaş bitmeyip AB’nin de söz verdiği maddi yardımlar gelmeyince ve de en önemlisi bir plan çerçevesinde hareket etmeyince doğru adımlar atılamadı.

Başta açık kapı politikası ve kampların kurulması olmak üzere atılan pek çok adım, Suriyelilerin mağdur edilmemesi açısından önemlidir. Savaşın ilk başladığı zaman gelen mülteciler için doğru ve zamanında tepkiler verilmiş ve hemen geçici barınma merkezleri kurulup çadır kentler inşa edilmiştir. Sonrasında ise göç idaresi kurulmuş ve hem çadır kentlerde hem de diğer bölgelerde yaşayan mültecilerin kayıtları tutulmaya başlanmıştır. O zamanki olayları doğru okuyup doğru yorumladığımız için gelen misafirlerimiz bize müteşekkir ve minnettardı. Ancak sonrasındaki süreç doğru yönetilemediğinden Suriyeli mülteciler Türkiye’deki yasal statülerine ve dolayısıyla geleceklerine ilişkin belirsizlik nedeniyle giderek artan bir hayal kırıklığı yaşamaya başladılar. Savaşın bitmemesi, maddi imkanların yetersizliği ve düştükleri bu boşluk, Suriyelileri iyice gelecek kaygısına düşürmüştür.

Çadır kentler kurulurken Suriyelilerin entegrasyonu için planlı bir çalışma yapılmamış ve fırsatını bulan mülteciler çadır kentlerden çıkarak çeşitli işlerde çalışmak suretiyle sosyal hayata entegre olmaya çalışmışlardır. Ülkemizde yerleşik Suriyelilerin geçici “misafir” olmayacağının anlaşılması ile daha geniş kapsamlı bir adaptasyon gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Sosyal hayata entegre olmaya çalışan her mültecinin karşısındaki en büyük engel, çalışma izninin olmayışıydı. 2016’da yasal olarak çalışma izni almaya başlasalar da bunun tam olarak uygulanabilmesi zaman alacaktır. Yakın zamana kadar yasal olarak çalışmak mümkün olmadığından tek alternatif, düşük ücretlerle ve herhangi bir sosyal hak elde etmeksizin yasadışı çalışmaktı. Bu durumun uzun bir süre daha böyle devam edeceği görülüyor. Bu durum, Suriyeli mültecileri sömürüye açık bir hale getirmekte ve bizim kendi iş gücü piyasamızı da altüst etmektedir. Türkiye’de yasadışı işçilerin artmasıyla azalan ücretler nedeniyle, Suriyeli mültecilerin hedef alınması riski de ortaya çıkmaktadır. 2014 yılında Gaziantep’te çeşitli nedenlerle Suriyeliler hedef haline geldi ve bazı bölgelerde Suriyelilere yönelik saldırılar da oldu. Neyse ki bu tarz olaylar toplumun geneline yayılmadı. Bu olayların görünürde sosyal olaylardan kaynaklandığı düşünülse de, temel neden ekonomik sorunlardı.

Suriyeli zenginlerin büyük çoğunluğunun Avrupa ülkelerine gittiklerini duymaktayız. Bu nedenle ülkemizde hep fakir, gariban ve yardıma muhtaç Suriyelilerin kaldığını düşünürüz. Ancak ticaret odalarına kayıtlı Suriyeli sayısına bakıldığında aslında bu potansiyeli gözden kaçırdığımızı anlayabiliriz. Savaş başlamadan önce 2011 yılında Gaziantep Ticaret Odasına kayıtlı 12 Suriyeli firma varken, bu sayı 2014’te 347, 2015’te 571, 2016’da ise 738’e ulaşmıştır.(5) Üstelik mahalle bakkalı tarzındaki küçük esnaf, bu sayıya dahil değildir. Dolayısıyla Suriyeliler, işçi olarak çalıştıkları gibi iş hayatına atılarak şirketler kurmaya devam ediyor. Bu nedenle, Suriyeli firmaların piyasaya katacağı potansiyel değerin farkına varılması gerekir.

Gaziantep ve Hatay’ da yerel halk ve sivil toplum kuruluşları ile yapılan görüşme ve gözlemler neticesinde Suriyelilerin yaşadığı problemlere ilişkin tespitler ve çözüm önerilerimiz, şu şekildedir;

  • Son yapılan araştırmalar, Gaziantep’te 400 bin civarında Suriyelinin yaşadığını göstermektedir ki bu rakam, şehir nüfusunun % 16’sına tekabül etmektedir. Bu nüfusun yaklaşık 50 bin kadarının bir şekilde çeşitli iş alanlarında çalıştığı düşünülmektedir. Çalışan bu nüfus, ucuz iş gücü olarak piyasaya girmekte ve hali hazırdaki işçi piyasasının fiyatlarını düşürmektedir. Bu nedenle kendi vatandaşlarımız işsiz kalmakta veya düşük ücretle çalışmaya zorlanmaktadır.
  • Sermayesi olan Suriyeliler, çeşitli iş kollarında işletmeler açıp çalıştırmaktalar. Ancak bu şekilde iş yeri açanların herhangi bir kaydı bulunmamaktadır. Bu da kayıt dışılığa yol açmakta ve Devletimizin vergi kaybına uğramasına neden olmaktadır.
  • Özellikle Hatay’da esnaflık yapan Suriyeliler, mallarını Suriye’den getirmekte ve getirdikleri malları kendi esnafımızın sattığı fiyatın çok altında vererek haksız rekabet oluşturmaktadır. Bu tarz durumlara dayanamayan küçük esnafımız ise ya kepenk kapatmakta, ya da kredilerle günü kurtarmaya çalışmaktadır. (Aynı durum Gaziantep için de geçerlidir ancak ulaşım kolaylığı nedeniyle bu durum Hatay’da daha fazla görülmektedir.)
  • Çalışma izni olmayan Suriyeli çalışanlara devlet de göz yumduğundan, işverenler sigortalı çalışan Türk işçilerini çıkarıp sigortasız çalışan Suriyelileri tercih etmektedirler.
  • İş yeri açma konusunda Suriyelilere Türk bürokrasisi ağır gelmekte ve iş yerlerini kaydettirmek isteyen Suriyeliler de bu zor prosedürler nedeniyle kayıt altına girmekten vazgeçmektedirler.
  • Suriyelilerin iş yeri açmak için izlemeleri gereken yolun Türk vatandaşlarına göre çok daha zor olduğu, bir Suriyeli gerekli işlemleri tamamlayıp ruhsat alsa dahi ruhsat süresinin bir yıl olduğu belirtilmektedir.
  • Ülkemizde iş yeri açmak için vatandaşlarımızın tabi olduğu sürecin oldukça teferruatlı ve karmaşık olduğu, gerek ilk kuruluş gerekse iş yerinin çalıştırılması aşamalarının özel bir uzmanlık gerektirdiğinin aşikar olduğu, bunun ülkemizde yaşayan ve büyük oranda dil engeli bulunan, ülkesinde iş yeri açarken bu türden prosedürü izleme alışkanlığı olmayan Suriyeliler için ilave güçlük oluşturduğu ifade edilmektedir.
  • İlgili kurum ve kuruluşlar ‘’Suriyelilerin neden kayıt dışı çalıştıkları’’ sorusuna yanıt aramak yerine, ceza kesme ya da iş yeri kapatma yoluna gitmektedirler.

Vergi Daireleri, Belediyeler ve Bazı Kamu Kurumlarında Yaşanan Sorunlar

  • Vergi dairelerinde, Suriyelilerin mükellef olarak işe başlaması için evrak takip süreçlerinin çok uzun olduğu, yoklama memurlarının mükellefi iş yerinde göremeyince veya görse bile dil engeli nedeniyle iletişim kuramadığı hallerde işe başlama iznini iptal ettikleri,
  • Vergi daireleri tarafından bazı Suriyeli işletmelere re’sen işe başlamaların verildiğini, Suriyeli şahısların bundan haberdar olmamasının birçok mağduriyetlere yol açtığı, defter tasdik işlemlerinin yapılmaması ve ilgili aylarda verilmeyen beyannamelerle ilgili olarak cezai işlemlere muhatap oldukları,
  • Belediye tarafından iş yeri ruhsatı olmaması sebebiyle mühürlenen iş yerlerine mali müşavir tarafından verilen işe başlamalara ilişkin yoklama işleminin gerçekleştirilemediği, vergi dairesinin iş yerinin mühürlü ya da kapalı olduğu sürece işe başlama işleminin yapılamayacağı ve vergi levhasının çıkarılamayacağı şeklinde sorunlar ile karşılaştıkları,
  • Ruhsatın bir yıl süreyle sınırlanmaması ve aynen Türk vatandaşlarına verildiği gibi süresiz verilmesi gerektiği, ayrıca Çalışma Genel Müdürlüğünden yabancı çalışma izinlerinin alınmasının ortalama bir ay sürdüğü ve bu çalışma izni çıkmadan belediyede ruhsat alma işlemlerinin başlatılmadığını, bunun zaman kaybına yol açtığı,
  • İşlemleri hızlandırmak namına Suriyelilerin çalışma izinleri olmaksızın işlemlerine başlanılmasına müsaade edilmesi gerektiği, çalışma izninin daha sonradan dosyaya eklenebilecek bir evrak olduğu,
  • Suriyelilere ait iş yerlerinin yoklama işlemi yapılırken, kurumda var ise Arapça bilen bir memurun görevlendirilmesi, yoksa tercüman eşliğinde ve başvuru sahibinin mali müşaviriyle beraber yapılan işlemlerde bu tarz sorunların çözülebileceği belirtilmiştir.

Suriyelilerin topluma başarılı bir şekilde entegrasyonlarını gerçekleştirebilmek için uzun dönemde Türk vatandaşlığına geçmeye imkân sağlayabilecek yollar değerlendirilmeli ve bu çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Türk devleti, hem içerde hem de dışarda yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen mülteci politikasını oldukça kararlı bir şekilde yürütmeye çalışmaktadır. Süreç başarılı bir şekilde götürüldüğü takdirde, hem mağdur durumda olan Suriyeliler için bu göç bir avantaja dönüşecek, hem de ev sahibi ülke olarak Türkiye bu dinamik ve genç yeni nüfusundan istifade ederek ülkede sosyal ve ekonomik hareketlilik sağlamış olacaktır.

Suriyeli nüfus, kısa vadede eğitim ve istihdam ile üretim kanallarına sokularak ülke için yük değil, adeta bir potansiyel olacaktır. Son söz olarak bakanlıkların ve belediyelerin öncelikle dil problemini çözmesi gerektiğini belirtmekte fayda var. Bu problemin çözümü için Milli Eğitim Bakanlığı gözetiminde Türkçe kursları açılmalı ve her bir Suriyelinin Türkçe öğrenmesi sağlanmalıdır. Özellikle kamplarda verilen eğitimlerde Türkçe müfredata uygun eğitimler verilmesine dikkat edilmelidir.

.

Ramazan GÜLER

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

_____________________________________ 

Kaynakça:

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz