Twitter Facebook Linkedin Youtube

EKONOMİDE STAGFLASYON RİSKİ VE CAZİBE MERKEZLERİ PROGRAMININ DEĞERLENDİRİLMESİ

2015 ve 2016 yılları, Türkiye açısından zor yıllar olmuştur. Terör örgütlerinin saldırıları, bu örgütlerle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler, Batı dünyası ve Rusya ile yaşanan gerilimler ve bunlar neticesinde ekonomi için hayati önem taşıyan ekonomik ve güvenlik ortamının kaybolması ile ekonomik aktivitelerde bir yavaşlama görülmeye başlamıştır.

Türkiye ekonomisinde 2016 yılının ikinci çeyreğinden itibaren ekonomik göstergelere de açıkça yansımaya başlayan bu yavaşlama, 15 Temmuz hain darbe girişimi ile hızlanma sürecine girmiştir. Takip eden süreçte yavaşlama, Moody’sin not indirimi, OHAL kararnameleri,  FETÖ ile irtibatlı kamu personelinin tasfiyesi ve Avrupa’nın bu uygulamalara tepkisi ile artmaya devam etmiştir. Bu süreçte döviz kurları da tüm dünya ile parale olarak Türkiye’de de artış göstermiş, ancak bu artış Türkiye ile benzer özellikler taşıyan gelişmekte olan ülkelerde görülen artış oranına göre çok daha yüksek olmuştur.

Enflasyonun kaynağı; maliyet enflasyonu ve talep enflasyonu olarak temelde ikiye ayrılabilir. 2016 yılında görülen döviz artışları ve dünya piyasalarında emtia fiyatlarının artış trendine girmesi ile ülkemizde maliyet yönü ağır basan bir enflasyon artışı gözlenmiştir. Aynı süreçte ekonominin büyüme hızı da yavaşlamış, son olarak üçüncü çeyrekte -1,8 daralma yaşamıştır. Türkiye gibi genç nüfusun yoğun olduğu ve her yıl iş gücüne katılım oranının yaklaşık %1 oranında ve 900 bin kişi gibi yüksek rakamlarda olduğu bir ekonomide %2 civarındaki büyümeler, işsizlik oranlarının artmasına ve refah seviyesi artışının durmasına veya düşmesine sebep olmaktadır.

Stagflasyon, ekonomide aynı zaman periyodunda durgunluğun ve enflasyonun birlikte görülmesidir. Türkiye de 2016 yılında başlayan bu sürecin 2017 yılında artarak devam etmesi, stagflasyonun görülmesi durumunu ortaya çıkaracaktır. Ekonomimiz henüz bu sürecin başlarında denilebilir.

Hükümet de bu durumun farkında olarak genişleyici maliye politikası uygulamaktadır. 2016 yılının birinci ve ikinci dönemlerinde faiz dışı fazla veren bütçe dengesi, yılın üçüncü ve dördüncü çeyreklerinde artan oranlarda bütçe açığı vermeye başlamıştır. Benzer şekilde merkez bankası da tüm dış baskı ve yönlendirmelere rağmen faiz artışına gitmeyerek daraltıcı para politikası uygulamamıştır. Ancak 2017 yılında dövizde spekülatif hareketler artınca, geç likidite penceresi kullanımı ve 0,75 baz puan faiz artırımı yoluna gitmiştir.

Ekonomi yönetimi ayrıca düşüş gösteren tüketim harcamalarını arttırmak için ÖTV ve KDV indirimleri, sicil affı, kredi teminatları gibi konularda indirim ve gevşeme uygulamalarını yürürlüğe koymaya başlamıştır. 2009 yılında uygulamaya konulan benzer bir ÖTV ve KDV indirimi paketi ile ekonomiyi canlandırma konusunda başarılar elde edilmiştir.

Uygulanan bu ÖTV ve KDV indirimi, ekonominin daralması ve kamu harcamalarının arttırılması politikalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak; 2017 yılı ve muhtemelen takip eden yıllarda devlet bütçemiz açık verecektir. Bu ise şirketlerin maliyet unsurlarından biri olan faiz oranlarının artması sonucunu doğuracaktır. Bu kısır döngüyü kırmak için kısa vadeli hedeflerle birlikte uzun vadeli stratejik hedeflere yönelmeli, ekonomideki yapısal sorunların çözümü için gerekli tedbirler de uygulamaya konulmalıdır.

Hükümet, 2017 yılında da genişletici maliye politikası uygulamalarına devam etmektedir. Bu kapsamda üretime ve işsizliğin azaltılmasına yönelik en dikkati çekici uygulama, “Cazibe Merkezleri Programı”dır. Bu program kapsamı hakkında özet bilgiler aşağıdaki gibidir.

Program, aşağıdaki 23 ili kapsamaktadır.

Adıyaman Bingöl Erzurum Malatya Şırnak
Ağrı Bitlis Gümüşhane Mardin Tunceli
Ardahan Diyarbakır Hakkari Muş Van
Batman Elazığ Iğdır Siirt
Bayburt Erzincan Kars Şanlıurfa

Program kapsamında verilen desteklerin nitelikleri ve kapsamı, aşağıdaki tabloda özet olarak toplu şekilde gösterilmiştir: (resmi büyütmek için ilk tıklamadan sonra çıkan küçük görsele ikinci kez tıklayınız)

Görüldüğü gibi bu programda imalat sanayi, çağrı merkezi ve veri merkezi yatırımları desteklenmekte ve bu kapsamda yukarıda belirtilen 23 ile yapılacak yatırımlarda belirtilen türlerde destek verilmektedir.

Dünyada bu tarz yatırım destek politikaları, temelde iki amaç için uygulanmaya konulmaktadır:

  • Ekonomide durgunluğu ortadan kaldırmak ve piyasaları canlandırmak, işsizliği azaltmak ve toplumsal refahı yükseltmek,
  • Ülkenin çeşitli bölgeleri arasında gelişmişlik düzeyleri arasında oluşan farkları ortadan kaldırmak, göçleri engelleyerek toplumsal refahı artırmak.

Ülkemizde genel olarak uygulanan politikalarda, ikinci sıradaki bölgesel eşitsizlikleri ortadan kaldırmak amacı öncelenerek yatırım teşvik politikaları uygulamaya konulmuştur. Benzer uygulamaları 2009 ve 2012 yıllarında uygulamaya konulan yatırım teşvik paketlerinde de görmekteyiz. Örneğin 2008 yılı dünya finansal krizinin etkilerini azaltmak için uygulanan teşvik paketinde, iller dört gruba ayrılmış ve III ve IV nolu grupta yer alan illere daha fazla teşvik uygulaması yapılmıştır. 2012 yılında uygulanan teşvik paketinde ise iller 6 gruba ayrılarak 5 ve 6 numaralı gruplarda yer alan illere daha fazla destek uygulaması yapılmıştır. Bu uygulamalarda en fazla destek verilen illerin genelde doğu ve güneydoğuda yer alan iller olması; bu illerdeki güvenlik sorunları, üretim merkezlerine, pazarlara ve limanlara coğrafi uzaklığı, yetişmiş kalifiye işgücünün yetersizliği gibi nedenlerle tam olarak istenen sonuçlara ulaşılmasını zorlaştırmaktadır.

Bu yılın başında uygulamaya konulan Cazibe Merkezleri Programı da benzer, belki daha dar bir yaklaşımla sadece 23 ili kapsayan bir destek paketidir. Ülke ekonomimiz yukarda belirtildiği üzere yavaşlamakta, maliyet yönlü artan enflasyon ile de alım gücümüz ve refah seviyemiz düşmektedir. Böyle bir dönemde uygulamaya konulan kısa vadeli destek programlarında daha uzun vadeli hedefleri de dikkate alarak daha stratejik hedeflemeler yapılması ve ekonomimizin yapısal sorunlarından bazılarının da çözülmeye çalışılması, ülke ekonomimiz için uzun vadede daha yararlı sonuçlar doğuracaktır.

Bu süreçte yukarıda belirtiğimiz ilk sırada yer alan, ekonomide durgunluğu ortadan kaldırıcı ve işsizliği azaltıcı politikaları öncelemenin daha fazla olumlu etki yapacağı değerlendirilmektedir. Bu kapsamda yatırım teşvik politikalarını aşağıda sıralanan üç ana başlıkta toplayarak uygulamak yararlı olacaktır.

  • Belli sektör ve/veya ürünler için tüm Türkiye çapında uygulanacak ciddi bir teşvik paketi uygulanması. Örneğin Kasım ayında mobilya sektörü temel girdilerinden sünger hammaddesi TDI tedarikinde yaşanan sıkıntıyla ilgili Mobilya Sanayicileri Derneği Başkanı; “TDI üreticilerinin, ürünü Türkiye’ye satmayıp, Hindistan ve Çin’e satma eğilimde olduklarını” savunmaktadır.[1] Bu ve bunun gibi Türkiye ekonomisinde önemli yeri olan sektörler için stratejik önemi olan ürünlerin Türkiye’de üretimi için il sınırlaması olmadan ciddi teşvikler verilebilir. Bu, uzun vadede üretimde dışa olan bağımlılığı ve ekonomik ürünlerin siyasi nedenlerle silah olarak kullanılması riskini de ortadan kaldıracaktır.
  • Her il için stratejik sektörler ve ürünler belirlenerek teşvik programlarında ayrıştırıcı davranılabilir. Burada hem ilin coğrafi, teknik ve işgücü durumuna göre seçim yapılabilir, hem de ekonomi yönetiminin uzun vadeli stratejileri doğrultusunda belirlediği ürünler için teşvik verilebilir.
  • Belirlenecek bazı sektör ve/veya ürünler için asgari yatırım tutarı ve asgari işçi çalıştırma tutarı gibi teşvikten yararlanma şartları daha düşük belirlenerek girişimcilik desteklenmeli, ekonomide kobilerin gelişmesine yardımcı olunmalıdır.

Özetle ekonominin canlandırılması ve işsizliğin azalmasına ilişkin kısa vadeli amaçlarla, (üretimin dışa bağımlılığının azaltılması, stratejik ürünlerin ülke içinde üretilmesi, ekonomide orta kesimin ağırlığının artması, dolayısı ile orta gelir tuzağından kurtulma gibi) uzun vadeli stratejik hedeflerin bağdaştırılmaya çalışılması, ülke ekonomimiz için olumlu sonuçlar doğuracaktır.

.

Mahmut CAN – SASAM Ekonomi Masası Direktörü

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

____________________

[1] http://www.dunya.com/ekonomi/mobilyacilar-2017de-fuardan-750-milyon-dolar-is-bekliyor-haberi-341640

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz