Twitter Facebook Linkedin Youtube

BREXIT SÜRECİNDEKİ İNGİLTERE, SURİYE’DE EYLEMSİZ KALMANIN GERÇEK MALİYETİNİ ANLAMALI

Halep’te başlayan ve hala devam eden felaketler zinciri, Avrupa’nın, özellikle de İngiltere’nin küresel alanda güçlü bir oyuncu olmaya devam etmesi gerektiğini göstermiştir.

Halep’ten görüntüler -gökyüzündeki savaş uçakları, dehşete düşmüş çocuklar, bir an önce kaçmak için valizleri ile uğraşan aileler, harap olmuş hastanelerde mücadele eden doktorlar, moloz yığınına dönmüş sokaklarda tekerlekli sandalyeleriyle ve gözyaşlarıyla ilerleyen insanlar vb.- aylarca televizyon ekranlarında yer bulmuştu.

Evet bu görüntüler vicdanlarımızı çok rahatsız ediyor ancak bu duruma maalesef alıştık. Geçtiğimiz yıl, Avrupa’ya benzeri görülmemiş bir mülteci akını yaşanmıştı. Kürt çocuğu olan Alan Kurdi’nin cesedi, hazin ve başarısız bir güvenlik arayışındayken Türk sularında minicik bedeninin yıkanmasıyla son bulmuştu. Ve bir başka görüntü de; namlu bombalarından kaçan, bir ambulansın arkasında şaşkın, kanlar içerisinde ve tozlu bir şekilde oturan beş yaşındaki Omran Daqneesh’di (Ümran Bebek).

Bu Suriyeli çocukların hiçbiri isimsiz değildi, ancak acıları, bu görüntülerin sona ermesi için ya çok az fark yaratabildi, ya da hiç… 21. yüzyılda bir ülkeyi yok eden ve Ortadoğu’da istikrarı bozan bir savaştaki mevcut kriz, yeni aşamaya işaret ediyor: Halep sokaklarındaki cesetlerin ve sivillerin idam raporları, yargısız infazlar, yüz binlerce ölü ve milyonlarca insanın evsiz kalması… Bunların herbiri, korkunç fakat öngörülebilir ayrıntılardı.

Halep’teki bu içler acısı manzara, Beşar Esad’ın hem dostlarının, hem de düşmanlarının güçlü, uyumlu ve taahhütlerine bağlı olmasından kaynaklanıyor.

Başta Rusya ve İran, Suriye Cumhurbaşkanını ve mevcut rejimi devirmek için savaşan isyancıları destekleyen Batılı ülkelere, Araplara ve Türkiye’ye karşı daha kararlı ve güçlü müttefik olduklarını gösterdi.

Muhalefet güçleri tehlikeli bir şekilde bölünmüştü: El-Kaide ve IŞİD de dahil olmak üzere savaş kaosunda akılsızca destek verilen ve gelişen acımasız radikaller tarafından ılıman İslami sesler boğuldu ve Suudi Arabistan-İran arasındaki stratejik rekabette Sünni ve Şii Müslümanlar arasında gerginlik yaratan nefret dolu mezhepçilik ortaya çıktı.

Suriye ve Irak’ta olduğu gibi Brüksel’de, Paris’te ya da başka yerlerde planlanan ya da esinlenen IŞİD saldırıları, krizin temel nedenlerinden olan anlaşılabilir bir dikkat dağıtma taktiğiydi. Çöllerin kenti Palmira’ ya (Suriye’de bir şehir) yapılan en son saldırı Cihadizmin güç kaybettiğini göstermedi.

Brexit, Donald Trump’ın seçmenlik seçimi ve Avrupa’daki sağın yükselişini gören bir yılın son haftalarında, Suriye’nin Arap Bahar’ının kanlı bölümünün açılış sayfalarının, evrensel haklar ve değerler için (özgürlük, demokrasi ve hesap verebilirlik) arzulayan sıradan insanlar tarafından Mart 2011’de yazılmış olduğunu hatırlamak önemlidir ve kısaca yeni dönemden olaylara bakınca insanlar barış içinde yaşamayı, kendilerinin güvence altına alınmasını umuyordu.

Şam’ın güneyinde bulunan Darayya’da genç bir aktivist olan Ghiyath Matar, Esad karşıtı gösterilerinin sonucunda muhaberat gizli polisi tarafından gözaltına alınıp, işkence yapılarak öldürülmüştü. Göstermiş olduğu bu cesareti aksiyon filmi olan Little Gandi’de belgelendi. 2012 başında Lübnan sınırındaki Zabadani’de, Başkanın yola çıkmasını isteyen, rastgele akıllı telefonlarda video çekilen ve YouTube’a yükleyen heyecanlı protestocularla karşılaştım.

Dijital çağda, Esad’ın babası Hafız (Esed’in babası) tarafından 1982’de Hama’da yapılan katliamın tekrarlanmasının mümkün olmadığı kesinlikle mevcuttu. Bu, 20.000 kişinin hayatına mal oluyor. Yine de kümülatif olarak, dünya son beş ve bir buçuk yılda çok daha kötü acımasızlık yaşadı ve izledi.

Suriye’nin felaketi, tamamen kendi evinde yetiştirildi; kendi devam eden egemenliğinin 24 milyon deneğinin hayatından daha önemli olduğuna karar veren bir diktatörün eylemlerinden kaynaklandı. Yandaşları “Esad, Esad, yoksa bu ülkeyi yakacağız!” diye söyledi. Suriye devlet başkanı, düşmanlarının hepsinin de terörist olduğunu söyledi. Şam’ın söz konusu olduğu hikâyenin sonu buydu. Radikal İslamcıları kendi hapishanelerinden serbest bırakarak bunun gerçekleşmesine sebep oldu.

Fakat felaket, yabancılar tarafından eylemleri- ve hareketsizliği- ile daha da kötüleşti. Ağustos 2011’de, birkaç haftalık tereddüt edişinden sonra Barack Obama, Esad’ı istifaya çağırdı- ardından da David Cameron, Francois Hollande, Angela Merkel ve AB izledi. Obama bunun gerçekleşmesi için çok az şey yapmıştı: Gözlemlenen “ılımlı” isyancı gruplar için açıkça sınırlı destek sağladı ve bunları gizlilik içinde yaptı, ancak bunlar sınırlı kaldı: Örneğin, muhaliflerin Suriye hava kuvvetlerine karşı üstünlük kuran bir uçaksavar silahları yoktu. Bunlarda beklentileri yükseltti.

Avrupalılar, ana Suriye muhalefetine destek verdiler ve savaşı sona erdirmek ve siyasi bir geçiş ortamı için sürekli çağrıda bulundular. Esad’ın baş-danışmanlarına, güvenlik şeflerine ve diğer dostlarına AB yaptırımları uygulandı. Liderliği savaş suçlarından sorumlu tutmak için çaba sarf edildi. Rusya, BM’yi bu karşı hamleleri veto ederek başarıyla kullandı. Vladimir Putin, bizzat Esad’a bağlı kalmamakla birlikte kurulması olası Suriye Devletini destekleyeceğini söyledi. Washington, Londra, Paris ve Brüksel’deki beklentiler Moskova’nın Şam’a baskı yapmasıydı. Ancak bu hayali bir istekti.

Sürecin dönüştüren adım, Ağustos 2013’te, Esad’ın Ghouta (Şam’ın doğusu) bölgesinde yasaklanmış kimyasal silahlar ile 1.400 kişiyi öldürdüğünde geldi. Geçmiş müdahale heyetlerinden- şu anda Libya, yanı sıra Irak- İngiliz milletvekilleri ve Obama yönetimi, dünyanın en güçlü ülkelerinin liderleri tarafından belirlenen kırmızı çizginin açıkça ihlal edilmesiyle harekete geçmeye karar verdiler. Olay yerine aniden yardım eden Ruslar tarafından arabuluculuk edilen- Esad’ı kancadan çıkaran – diplomatik girişimlerle kimyasal silahların kaldırılması anlaşması yapıldı ve isyancıların radikal yanlısı gruplara alınmasını sağlandı. Avam Kamarasındaki heyecanlı konuşmalar o sırada yapılan tartışmaları tekrarladı. Bazı çarpıcı pişmanlıklar ve göze çarpan sessizlikler hakimdi.

İki yıl sonra Putin, ABD’yi taklit edip IŞİD’e saldırıda bulunduğu söylemini gerekçe göstererek açık bir şekilde Suriye’ye müdahale etti. Gerçekte ise, ılımlı isyancı güçlerin elindeki alanları hedefleyerek Esad’ı yerinde tutmak için Rus hava gücünü kullandı.  Tahran’ın Levant ve Lübnan, Irak ve Afganistan’daki Şii milislerdeki gücünü korumak isteyen İranlı danışmanlarla birlikte Rus uçakları, savaş dengesinin bozulmasına yardımcı oldu.

Küçülen dünyada Ortadoğu’nun Avrupa’nın arka bahçesi olduğunu söylemek her zamankinden daha gerçekçidir. Eski ticaret yollarının önündeki kozmopolit ve stratejik bir kavşak olan Halep, herhangi bir kıta üzerinde 17. yüzyılda İngiliz konsolosluğuna sahip ilk kent oldu. Şimdi muhteşem kalesi ve kapalı pazarının yarısı yıkıldı, sakinleri şiddetin sona ermesi için umutsuz durumdalar. Değişim isteyen Halepliler, anlatılmayan bir sefalet ve yıkıma uğradı- birçoğu canları pahasına Türkiye’ye ve Avrupa’ya kaçıyor. Bazıları ise İslamcı asileri ve onları destekleyen ülkeleri suçlar; o insanlar için Esad acılarının başlıca nedeni olmayı sürdürüyor.

Bu hüzünlü ve bitmeyen hikâyede zamanlama önemlidir. Suriye’nin ayaklanması, özellikle Amerika’nın Irak ve Afganistan istilalarının ardından yabancı, özellikle Orta Doğu’daki kargaşalara duyduğu iştahı kaybederken geldi. Birçoğu için, Obama’nın en büyük özelliği bir George W Bush olmadığıydı.

Yine de diğer uluslararası konularda Avrupalılar son yıllarda birlikte hareket etmekte, AB’nin ortak dış politika ve güvenlik politikasının zorlu ve karmaşık mekanizmalarını geliştirerek, 2015 yılında İran’la Catherine tarafından yürütülen ve Washington’la birlikte iş birliği sonucunda başarılı nükleer anlaşma için ilerleme kaydettiler: Önce Catherine Ashton ve ardından şu anki yüksek temsilci olan İtalyan Federica Mogherini’nin yönetiminde.

AB, toplu olarak Suriye’nin kendi çıkarına olduğu kadar ortak insanlık çıkarına hizmet ettiğini anlıyor. Europol’ün geçenlerde bildirdiği gibi mülteci kriziyle bağlantılı olarak, IŞİD ‘in yeni terör saldırıları riski devam ediyor.

Hayat yanlısı köşe yazarı Joyce Karam geçen yaz şöyle devam etti: “Hareketsiz kalmanın mezar masrafını kabul etme zamanı geldi ve Halep’teki olaylar Molenbeek ve Londra’da yankılanıyor” dedi.

Esad’ın hayatta kalmasından emin olduğu, Halep’in “kurtuluşu” olarak nitelendirdiği şeyin, krizin görünümünü değiştireceğini ima etmediğini söyledi- aşırı gergin silahlı kuvvetlerinin herkesi ve muhalefet bölgesini kontrol altına alabilmesi ihtimalinin düşük olmasına rağmen.

Suriye’nin trajedisi, Avrupa Birliği’nin kendisinin kıtanın ve dünyanın yüzünü değiştiren bir savaştan doğduğuna dair bir hatırlatmadır; başkalarının acısına karşı ne kör ne de kayıtsızdır. 1995’te Srebrenica katliamı unutulmadı. Ve Brexit kararının derin rahatsız edici etkilerinden çekinerek, global sahnede etkin aktörler olabilme yeteneklerini daha da düşünmek için, Britanyalılar için de bir hatırlatma olmalı.

Bu çalkantılı yılın sonunda, kendilerini dünyadan soyutlayan otokrat Amerikan Başkanıyla gerçek bir ‘özel’ İngiltere ilişkisinin hayatta kalmasını görmek zor- Moskova’da ve belki de Şam’da da. İngiltere ve Fransa’nın hala BM güvenlik konseyinin daimî üyelerinden olduğu ayrıcalıklı İngiltere ve Fransa, Beyaz Saray’daki ve Kremlin’deki benzer fikirli liderlerin egemen olduğu bir dünyada ağırlıklarını azaltacağına kesin bir bahis gözüyle bakılıyor. Avrupa olarak kendi içimizdeki sorunları ve Suriye’deki krizlere daha akıllıca bir çözüm bulmak için vazgeçmemeliyiz.

.

Çeviren: Sadık ÖNCÜ – Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Yazar: Ian Black

London School of Economics- Middle East Centre

Diplomatic Editor of The Guardian

http://www.theneweuropean.co.uk/top-stories/syria_brexit_britain_must_understand_the_true_cost_of_inaction_1_4821002  (20.12.2016)

Takipçilerinizle paylaşınShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someone

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz