Twitter Facebook Linkedin Youtube

SURİYE’DE TÜRKİYE ALEYHİNE KİRLİ İTTİFAKLAR

Suriye’de Türkiye’ye karşı oluşturulan kirli ittifakların önümüzdeki günlerde karşımıza olumsuz sonuçlar getirebileceği yönünde işaretler oluşmaya başladı. 2 köşe yazarı, dünkü köşelerinde Suriye’deki gelişmeleri ve Türkiye’ye karşı kurulan tuzakları işlediler.

Akşam Gazetesi yazarı Kurtuluş TAYİZ, Obama’nın PYD’ye silah yardımı kısıtlamalarını kaldırmasının arka planında YPG’nin Türkiye’ye karşı savaşa hazırlanması olduğu iddialarını; Yenişafak yazarı Mehmet ACET ise IŞİD’in Palmira’yı Suriye rejiminin elinden tekrar ele geçirmesini ve bu süreçte rejime ait ağır silahların Türkiye’ye karşı kullanılması için bilinçli bir şekilde IŞİD’e bırakıldığı yönündeki iddiaları köşelerine taşıdılar.

İşte o köşe yazıları;

ABD, PYD’Yİ TÜRKİYE İLE SAVAŞA HAZIRLIYOR

Kurtuluş Tayiz – Akşam

Donald Trump’ın başkanlık görevini devralacağı gün yaklaşırken, Obama da PYD’yi silahlandırmaya hız verdi.

Obama, yayımladığı bir kararnameyle “Suriyeli müttefiklerine” silah yardımı yapılması önündeki sınırlamaları tümden kaldırdı.

ABD’nin Suriye’deki “müttefiki” tabii ki PYD’den başkası değil.

Oysa gerçek Suriyeli muhalifler, ABD’nin silah yardımından mahrum bıraktığı Halep’te, Esed’in katliam saldırılarıyla imha edildi/ediliyor.

ABD, Halep’in yardımına koşmadığı gibi Rusya ve Esed’e karşı da çıkmadı; Obama’nın tek derdi, PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’yi ordu haline getirip devletleştirmek. Görevi bırakmasına günler kala Obama’nın, PYD’ye silah gönderdiği ve Amerikan askerlerinin de PYD’ye profesyonel ordu eğitimi verdiği haberleri geliyor.

Bu telaşın, aceleciliğin sebebi Obama’nın, PYD’yi silahlandırarak Türkiye’ye karşı savaşacak hale getirmek. TSK’nın, Suriye’nin kuzeyindeki ilerleyişini PYD ile durdurmayı planlıyorlar.

Türkiye, Suriye sahasında DEAŞ ile olduğu gibi PYD ile de muhakkak karşı karşıya gelecek. Ama bunun yerini ve zamanını belirleme inisiyatifi Türk tarafında. Bu kontrol üstünlüğünü bozmak için PKK terör saldırılarını artırıyor, canlı bombalarla Ankara’yı kontrolsüz hareketlerde bulunmaya zorluyor.

Beşiktaş’taki terör saldırısının ardından kamuoyunda haklı olarak devletin terörün kaynağına yönelmesi gerektiği biçiminde görüş ve öneriler yükseliyor. Evet, devletin asıl hedefi terör üreten merkezler olmak zorundadır.

Bunlar arasında Kobani de, Afrin de, Menbiç de bulunuyor; ancak Fırat Kalkanı operasyonunda olduğu gibi TSK kontrollü hareket etmek zorunda. PYD’nin arkasında Obama’nın da dâhil olduğu küresel bir çete var; PYD, Amerikan ordusu tarafından eğitilip silahlandırılmakta.

Bu gerçeği bilerek, tahriklere kapılmadan, soğukkanlılığını kaybetmeden, olası tuzakları da görerek operasyon kararları almak şart. En küçük bir fırsat ve imkân ortaya çıktığında ABD’ye rağmen terörün merkezlerini hedef almaktan da çekinmemek gerekiyor.

***

DİKKAT! YENİ KİRLİ PLANLAR DEVREDE

Mehmet ACET- Yenişafak

Anadolu Ajansı, önceki gün, Suriye kaynaklı önemli bir haber geçti. Herkesin, hepimizin dikkati doğal olarak Dolmabahçe saldırısı üzerinde yoğunlaştığı için, ajansın geçtiği bu haber, gazetelerde, televizyonlarda önemi ölçüsünde yer bulamadı.

Haber, Beşşar Esed rejimi ve müttefiklerinin Palmira (Tedmur) kentinin bilinçli bir şekilde DAİŞ’e terk edilmesini anlatıyordu. Meselenin bizi daha fazla ilgilendiren kısmı ise şurasıydı: Esed rejimi Palmira’da, anti-tank ve yüksek çaplı uçaksavar gibi ağır silahları DAİŞ’e terk ederek çekilmişti.

Ajansa konuşan Türk güvenlik kaynakları, örgütün rejim tarafından bilinçli bir şeklide silahlandırıldığı sonucuna vardıklarını söylüyorlardı. Daha kötüsü, bu silahların Suriye’de savaşan Türk Silahlı Kuvvetleri ve ÖSO’ya karşı kullanılması gibi bir oyun planı vardı.

İlgili bölüm Anadolu Ajansı’nın haberinde şu şekilde geçiyordu: “AA muhabirine Palmira’da yaşananları değerlendiren Türk güvenlik kaynakları, rejimin DEAŞ’a terk ettiği anti-tank ve yüksek çaplı uçaksavarlara dikkati çekerek, örgütün bilinçli şekilde silahlandırıldığı sonucuna ulaştıklarını bildirdi. Güvenlik kaynakları, rejimin bölgeyi örgüte terk ederken bunları imha etmediğine dikkati çekti.”

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?

Neresinden baksanız, şeytanca bir oyun planı ile karşı karşıyayız. Kurguya göre DAİŞ, bu silahları güya rejim ve müttefikleri ile savaştıktan sonra elde etmiş oluyor. Uçaksavarlar, anti-tanklar Fırat Kalkanı’na katılan Türk savaş uçaklarını, tanklarını hedef aldığı zaman bunu rejim değil, DAİŞ yapmış olacak. Ama günün sonunda DAİŞ’ten daha fazla, büyük katil ve soykırımcı Esed bu işten karlı çıkmış olacak.

Buradan şunu anlıyoruz. Ajansın görüş aldığı ‘Türk güvenlik kaynakları’ bu şeytani planı fark ettikten sonra, “Tezgahın farkındayız” demek için meseleyi alenileştirme kararı almıştı. Böyle bir tehdit uygulamaya konursa, neyin ne olduğunun şimdiden herkes tarafından bilinmesi gerektiğini vurgulamak için.

REJİM HALEP’TEN SONRA EL BAB’A MI YÖNELECEK?

Çağımızın en büyük zalimi Esed, müttefikleri ile birlikte Halep’in tamamını ele geçirmek üzere. Kentin yüzde 2’sine sıkışan 100 bin kişiden çığlıklar yükseliyor. Yok, hayır, hepsine çığlık demeyelim. Dün, ölümü bekleyen bir Doğu Haleplinin sosyal medya üzerinden yaptığı ‘veda konuşmasını’ dinledim. “Ben kendi durumuma değil de, sizin benim için üzülmenize üzülüyorum” diyordu. Şu asalete bakar mısınız? “Halep’te temizlik yapılıyor” diye sevinç çığlıkları utansın!

Sorumuz neydi? Esed rejimi Halep’ten sonra El Bab’a mı yönelecek? Öncelikle şunun altını çizelim. Rejim, Türkiye’nin orada bulunmasından hiç hoşnut değil. Esed, kendi topraklarında, kendi insanlarına karşı toplu katliamlar yaparken, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ile ele geçirilen bölgelere yaşama umudu’ taşıması onları fena halde rahatsız ediyor. İçlerinden biz öldürürken siz nasıl yaşatırsınız diye geçiriyorlar.

Türk F-16’ları El Bab’ı kontrol eden DAİŞ mevzilerine dönük operasyonları son günlerde artırmış durumda. Türkiye destekli ÖSO birliklerinin kenti ele geçirmek için yüklendiğini biliyoruz. Ama bir sorun daha var. Rejim birlikleri de El Bab kentinin güneyinde birkaç kilometre mesafede konuşlanmış durumda.

Geçen hafta Başbakan Binali Yıldırım’ın Rusya gezisine katılmıştım. Moskova’da sohbet ettiğimiz Başbakan’a, “El Bab’ın bir kapısına biz dayandık, diğer kapısına rejim, bu kentin akıbeti ne olacak?” diye sormuştum. Yıldırım, önce “Putin ile bunların hepsini konuştuk ama fazla detay vermeyeyim” demiş, sonra şu kısa bilgiyi bizimle paylaşmıştı: “Bizim El Bab’dan daha ileriye gitme gibi bir niyetimiz yok. Onlar da (Rus tarafı), rejimin bu konuya müdahil olmaması yönünde gayret gösterecekler.”

Bu sözler bize şunu gösteriyordu. Türkiye, Esed rejimiyle sahada doğrudan karşı karşıya gelmek ya da savaşmak istemiyordu. Ancak karşı tarafın aynı özenli tutuma sahip olmadığı yukarıda anlattıklarımızdan anlaşılıyor. “Palmira’da DAİŞ’in eline geçti” süsü verilen ağır silahlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı kullanılırsa eğer, şunu hep beraber bilelim ki, aslında bu silahları DAİŞ değil, Esed rejimi bize doğrultmuş olacak.

 

Takipçilerinizle paylaşınShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someone

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz