Twitter Facebook Linkedin Youtube

ABD’DEKİ İLK BÜYÜK KAVGA TÜRKİYE ÜZERİNDEN OLACAK

Trump yönetiminde ulusal güvenlik ve dışişleri konusunda etkin olması muhtemel isimleri dün yazdım. Her zaman kolay anlaması mümkün görünmeyen bu ekibin ilk politika testi Türkiye üzerine olacak.

Başkan Trump, bölgemiz hakkında tutarlı bir politika oluşturabilmek için öncelikle Türkiye hakkında yakın danışmanları arasında bir konsensüs oluşmasını talep edecek.

Şu aralar Trump’ın takımından sızan bilgiler, işin içinde Suriye de olduğundan Türkiye hakkında yönetim içinde bir görüş birliğine hemen varılabilmesi kolay görünmüyor.

İŞTE YENİ YÖNETİMDEKİ GÖRÜŞLER

Bunun nedenini anlatmaya madde madde girişeceğim ve böylece resmi politika oluşmaya başladığında neyin neden olduğunu da rahat anlayalım:

Mike Flynn ulusal güvenlik ve dış politika üzerine şu an Trump’ın en yakınındaki isim. Bu nedenle ya Ulusal Güvenlik Danışmanı ya da Dışişleri Bakanı olacak. Flynn, Türkiye’nin bölgede en güvenilir müttefik olduğunu düşünüyor. Bu görüşünü, ABD Kongresi’nin bulunduğu Capitol Hill’den adını alan ve bu onun dünyasını anlatan The Hill Gazetesi’ne yazdığı makalede ifade etti. (Flynn’nin makalesi için tıklayınız)

Türkiye’nin bölgenin önemli ve ABD’nin işbirliği yapması gereken bir güç olduğunu da söyleyen Mike Flynn, ayrıca ABD’nin Türkiye’nin istediği FETÖ liderini geri vermeyerek bu kadar önemli bir ülkeyle arasını bozmaması gerektiğini de söylüyor. (Bu konudaki sözlerini ayrı bir yazıda analiz edeceğim.)

Yeni yönetimde bu kadar önemli olan bir ismin Türkiye hakkında böyle düşünmesi bizler açısından sevindirici tabii ki. Ama bölgede işbirliği denilince işe Suriye de giriyor ve Suriye denilince de işler biraz karışıyor.

SURİYE POLİTİKASI

Trump, “Biz DEAŞ’la savaşıyoruz, Suriye de DEAŞ’la savaşıyor. Biz DEAŞ’tan tamamen kurtulmak zorundayız ve şu anda Rusya, Suriye ile tamamen işbirliği içinde” diyerek şimdilik iki önemli politikanın işaretini verdi.

1- Başkan Trump, “CIA’nın sürdürmekte olduğu Suriye’deki muhalif güçlerin silahlandırılması ve eğitilmesi operasyonuna hemen son verilmesi gerekiyor; çünkü bu muhalif grupların ne olduğu konusunda hiçbir fikrimiz yok. Bazıları El Kaide türü örgütlerle de bağlantılı olabilir” diyor.

2- Trump ayrıca, “ABD, Suriye’de Rusya’nın önünü kesmemeli ve orada güvenliğin sağlanmasında Rusya’ya güvenmeli” de diyor.

Dediğim gibi bunlar, başkanın üzerinde düşünülmesi için ortaya attığı politikalar, daha sonra gizli istihbaratlar kendisine verilince değişme olasılıkları da var. Ama bunlar değişmediği takdirde Mike Flynn her ne kadar Türkiye’yle müttefikliğe önem verse de bu politikaların o müttefikliğe ne kadar uygun olacağı da şüpheli.

Çünkü Türkiye de Suriye’deki muhalif güçleri destekliyor ve eğer ABD bölgede Rusya’nın önünden çekilirse Suriye’de Esad’ın daha da güçlenmesi sürecine girilecek. Bunun da Türkiye’yi pek hoşnut kılacağını söylemek zor. Bu olası politika değişikliğinin, yeni yönetimde yine önemli bir görevi olması beklenen muhtemel Dışişleri Bakanı John Bolton tarafından da desteklendiğini söylemeliyim.

İRAN

Trump bu denklem içinde bölgede sadece İran’ın etkinleşmesini ve güçlenmesini istemiyor. Obama yönetiminin İran’la yaptığı nükleer anlaşmanın bir felaket olduğunu ve iptal edileceğini vurguluyor. İran’a yönelik bu tavrın Türkiye’yi mutlu etmesini bekleyebiliriz. Yeni takım ayrıca Musul operasyonunun da beklendiği gibi gitmediğini, planda hatalar olduğunu düşünüyor. Bu da Musul operasyonu dışında tutulmuş Türkiye’ye ileride “Biz size söylemiştik” deme imkânını verir.

Reince, Beyaz Saray Müdürü

Dün Beyaz Saray Chief Of Staff’ı (müdürü) olarak Steve Bannon’un veya Reince Priebus’un atanacağını yazmıştım. Bu en önemli yönetim pozisyonunda Steve Bannon gibi uç görüşlerin insanının ne yapacağı belli değildi. Bu yüzden dün anlattığım gibi merkeze yakın, yerleşik düzeni iyi tanıyan Reince Priebus gibi ılımlı bir ismin Beyaz Saray’da devamlı Trump’ın yanında duracak olması, Amerika ve dünya için çok iyi oldu Trump, Steve’nun da gönlünü almak için onu baş stratejist olarak atadı.

.

Serdar TURGUTHaberturk.TV

———–

Mike Flynn hikâyesi (Tolga Tanış-Hürriyet)

ABD’de başkanlık seçimi günü yazdığı bir yazıyla Fetullah Gülen’i”karanlık bir İslami mollaya” benzeten, Amerikan Savunma Bakanlığı İstihbarat Teşkilatı DIA’nın eski direktörü emekli Korgeneral Mike Flynn’ı anlatacağım.

michael-flynn

Hafta içi Trump’ın geçiş dönemi ekibinde başkan yardımcılığına getirildi. Şimdi Trump’ın ulusal güvenlik ekibini oluşturuyor. Ve 20 Ocak’tan sonra da Ulusal Güvenlik Danışmanı ya da Ulusal İstihbarat (DNI) Direktörü olması bekleniyor. Önümüzdeki dönem Türk-Amerikan ilişkilerini de yönlendirecek Flynn’in öyküsü, aslında Trump’ın nasıl başkan seçildiğinin de bir özeti.

Adını ilk kez, bazı gazete yazılarından sonra yazıyı yazan kişilere telefon ettiğini öğrendiğimde duydum. O sıra DIA Direktörü’ydü. Ama ona rağmen beğendiği bir yorum olduğunda açıyor, uzun uzun fikir alışverişi yapıyordu. Afganistan ve Irak’ta yürüttüğü istihbarat operasyonlarıyla Pentagon’da bir efsane gibiydi. Ama aynı zamanda aksiydi. Bildiğini söylemekten çekinmeyen sert bir asker. Bu yüzden de 2014’te işinin başından gönderildi. Gönderen de, Türklerin iyi tanıdığı, 15 Temmuz’dan sonraki daha ilk hafta, gazetecilere darbe girişiminde Fetullah Gülen’in parmağı olduğuna dair suçlamaların “koku testini” geçmediğini söyleyebilen, Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper’dı.

HEP merak ettim. Neydi Flynn’in içeride yarattığı tartışma, niye uzaklaştırdılar diye. Onun cevabını da 2015’te öğrendim. 2012 Bingazi saldırıları için açıklanan DIA belgelerini gördüğümde. Amerikalıların Libya’daki büyükelçileri dahil dört personelinin radikal gruplar tarafından öldürüldüğü olay. Çünkü DIA’yı Flynn’in yönettiği dönem üretilen belgeleri incelediğimde, Amerikan askeri istihbaratının Bingazi’de o gece neler yaşandığını dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın olayı örtbas etme çabalarına rağmen daha hemen başında doğru tespit ettiğini ve dahası, Suriye ve Irak’ta yaşanan çöküntüyü de ta 2012 sonbaharında öngördüğünü fark ettim. Kusursuz bir çalışmaydı. 100 sayfa tutan belgeleri detaylı bir biçimde inceleyip 24 Mayıs 2015’te “Libya belgeleri” başlığıyla bir yazı haline getirdim. İsim yazmadım. Ama Flynn’di.

Sonra uzun süre adını duymadım Flynn’in. Ta ki, Rusya’ya gidip RusyaDevlet Başkanı Putin’le aynı masada yan yana oturduğunu ve Rusların televizyon kanalı RT’ye bir mülakat verdiğini okuyuncuya kadar. Washington’daki neo-conlar köpürüyorlardı. Ve ABD Ordusu’na 33 yıl hizmet veren, sayısız madalya alan bir askerinin sadakatini sorguluyorlardı. Ancak sorun, 17 bin kişinin çalıştığı, 142 ülkede temsilciliği olan ABD askeri istihbaratını yönetirken, Flynn’in Beyaz Saray’ın onayıyla Rusya’ya gidip Rus istihbarat binasına ilk giren Amerikalı yetkili olduğunu, içeride Rus analistlere bir brifing verdiğini atlıyorlardı. Ayrıca başka bir çarpıcı ayrıntı Flynn, Türkiye’nin Kasım 2015’te Rus uçağını düşürmesi konusunun tartışıldığı, Aralık 2015’teki RT mülakâtında, Türkiye’yi de DEAŞ’ın yabancı savaşçılarının geçişini ve karaborsada petrol satmasını yeterince engellemediği için eleştiriyordu. Yani bu konuda da Obama Yönetimi’yle paralel bir çizgideydi.

NEO-conların o Rus seyahati yüzünden Flynn’e saldırmalarının asıl başka bir nedeni vardı tabii. Çünkü Cumhuriyetçi Parti’de başkan adaylığı için önseçim sezonu yaklaşıyordu. Flynn de 2105 yazından beri ekibinden gelen bir teklifle Trump’a dış politika danışmanlığı yapıyordu. Yani politikaya girmişti. Nasıl buldu tüm bu insanları, kim akıl verdi bilmiyorum. Ama Trump, Washington’daki düzen yanlıların sevmediği, dışladığı, işinden ettiği ne kadar adam varsa toplamış, maverick’lerden (genel kabul gören kurallara uymayan) oluşan bir ekip kurmuştu kendine. Flynn de işte bu ekibin ulusal güvenlik lideri olmuştu. Sonra öyle alıştı ki Flynn de. O sert asker siyasete öyle bir giriş yaptı ki. Yüz yüze görüşemedik. Ama Cumhuriyetçilerin kurultayı için Cleveland’da olduğum hafta kürsüye çıkıp son derece provokatif bir konuşma yaptığına tanık oldum. Değişmişti. İçerideki insanlara “Hillary’yi hapsedin” diye tezahürat yaptırıyordu. Niye mi? Hayır, kişisel e-posta adresinde devletin gizli bilgilerini tuttuğu için değil. Bingazi yüzünden.

HERKES bir tercihte bulundu bu seçimde. Gülenciler nasıl Hillary Clinton’ın kampanya direktörü John Podesta’nın kardeşi Tony Podesta’yı “Alliance for Shared Values” adlı örgütleri üzerinden 12 Mayıs 2016’da Kongre’de kendileri için lobi yapsın diye tuttularsa, Türk-Amerikan İş Konseyi’nin Başkanı Ekim Alptekin gibi işadamları da Flynn gibi Trump’ın ekibinden isimlerle anlaştı bu dönem. Flynn’in emekli olduktan sonra kurduğu Flynn Intel şirketiyle 15 Eylül 2016’da yaklaşık 100 bin dolarlık bir anlaşma yaptı Alptekin. Nitekim o anlaşmayı da, Flynn’in 8 Kasım’da Kongre yayın organı Hill’de yazdığı Gülen makalesinin ardından, neo-conları yayın organı Daily Caller duyurdu herkese. Lobicilere savaş açma vaadiyle gelen Trump’ın sağkolu, Türklerle ticari anlaşma yapıp yazı yazıyor, suçlamasıyla.

FLYNN’le çarşamba akşamı görüştüm. New York’taki TrumpTower’da. Ve yaklaşık 10 dakika kadar konuştuk. Yine son derece mütevazı, son derece kontrollüydü. Ama Gülen yazısını konuştuğumuzda hissettim. Seçimi kazanacaklarını bilseydi, o yazıyı yazar mıydı, emin olamadım. Hayır, içerikte hiçbir tereddütü yoktu. Flynn, Obama’nın uyarılarına rağmen “radikal İslam” ifadesini kullandığı için uzaklaştırıldı. Gülencileri de başından beri bir “terör ağı” olarak değerlendiriyordu. Ve şimdi Ankara’dakiler çok mutlu ama Suriye ve Irak’ta DEAŞ’ı büyüten faktörler konusunda da fikirleri hiçbir zaman değişmedi. Ama işte doğrusu Flynn gibi birinin de, parayla politik etki satın almaya çalışanlara daha farklı yaklaşması gerekirdi. Şimdi Flynn’le birlikte bambaşka bir dönem başlıyor Washington’da. Trump’ın kendine bir hanedanlık kurmasını, damadını, çocuklarını geçiş ekibine eklemesini, işin magazinini sonra konuşuruz. Ama öyle bir dönüşüm yaşanacak ki, okadar insan Washington’da işsiz kalacak ki… Asıl hikâye, Flynn’in bu kentten alacağı intikam. Portresi de o yüzden önemli.

.

Tolga TANIŞHurriyet.com.tr

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz