Twitter Facebook Linkedin Youtube

KÖTÜ SAMİRİYELİLER VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE DAYATILAN EKONOMİK LİBERALİZM

Sadık ÖNCÜ

Sadık ÖNCÜ

“Kötü Samiriyeliler” tabiri, Cambridge Üniversitesi Ekonomi Fakültesi öğretim üyesi Koreli kalkınma iktisatçısı Dr. Ha-Joon Chang’ın bu isimle yayınladığı ve Japonya’dan Almanya’ya, ABD’den Kore’ye kadar pek çok ülkenin saniyeleşme sürecini anlattığı kitabında geçmektedir. Bu tabir, zengin Batılı ülkeler ile Güney Doğu Asya ülkeleri olan Japonya, Singapur, Hong Kong ve Kore’ye işaret etmektedir.

Bad_SamaritansTabirin aslı; ‘İyi Samiriyeliler’ olup hikâyesi İncil’de geçmektedir. İncil’de yer alan bu hikâyeye göre Samiriyeliler, acımasız ve başı gerçekten çok büyük belada olanların durumundan bile faydalanmaktan kaçınmayan kişilerdir. Ancak hikâyenin devamında bu tiplemeye rağmen, eşkıyalar tarafından soyulmuş bir tüccara ‘İyi Samiriyeli’ tarafından yardım edilmiştir.

Bu çalışmamızda inceleyeceğimiz kahramanlarımızın (gelişmiş ülkelerin) ‘İyi Samiriyeli mi’ yoksa ‘Kötü Samiriyeli mi ’ olduğunu siz değerli okuyuculara bırakıyorum.

David Ricardo’nun Mutlak Üstünlükler Teorisi, ekonomi mitlerinden bir tanesidir. Bu teoriye göre; dış ticaretin gerçekleşebilmesi için tarafların karşılıklı olarak farklı malların üretiminde uzmanlaşmaları gerekmektedir. Böyle bir uzmanlaşma ise ancak serbest ticaret ortamında gerçekleşebilir. [1] Bunu dayanak noktası olarak kabul eden Neo-liberaller, ‘Bugünün sanayileşmiş ülkeleri, serbest piyasa politikalarını benimsedikleri, bu politikalara kararlı bir şekilde bağlı kaldıkları için büyüyüp zenginleşmişlerdir. Devlet müdahaleciliği daima başarısızlığa mahkûmdur.’ tezini ortaya atmışlardır. Aslında bu, gerçekten bir ‘tez’ midir? Bana göre hayır. Çünkü bugünün sanayileşmiş ve zengin ülkelerinin tamamı, sıkı devlet politikaları, aşırı derecede yüksek gümrük vergileri ve tarifelerle bu noktaya gelebilmişlerdir.

Örneğin sanayileşmeyi ilk başaran devlet olan İngiltere, bu başarısını devlet politikalarına borçludur. İngiltere, sanayileşmeye ilk başladığı yıllardan itibaren yavru sanayilerini korumak amacıyla müdahaleci sanayi, ticaret ve teknoloji kanunlarını yürürlüğe soktu. Örneklerle bu durumu biraz daha somutlaştırmak istiyorum.

İngiltere Kralı III. Edward (1327-1377): Yün imalatını yerlileştirmeye çalışan ilk kraldır. Halkına örnek olmak için bizzat İngiltere’de üretilen yünlerle üretilmiş elbiseler giyiyordu. Ham yün ticaretini merkezileştirmiş ve yünlü giysilerin ithalatını yasaklamıştı. Bu şekilde yurt dışındaki yünler, İngiltere topraklarında yarışamayacak yerli üretim her zaman galip olacaktı.

VII. Henry (1485-1509): Kral Henry zamanında Avrupa’da en müreffeh devlet, Hollanda’ydı. Hollanda’nın zenginleşmesinde etkili olan yün imalatından etkilenen Henry, 1489’dan itibaren İngiliz yün imalatını teşvik edici uygulamalar getirdi. Ayrıca ham yün ihracatına çok yüksek vergiler koydu. Belli bir süreden sonra ise tamamen ham yün ihracatını yasakladı.

Elizabeth (1558-1609): İngiltere, yün sanayisinde geçmiş uygulamaları sayesinde çok gelişti. Hatta ihracatının yarısını yün imalatı oluşturdu.

Yukarıda bahsettiğim korumacılık örnekleri olmasaydı, İngiltere’nin ilk sanayileşme başarılarını elde edebilmesi imkânsız olmasa da çok zordu. İngiltere’nin bu müdahaleci politikalarının bir yüzü; -yukarıda açıkladığım- kendi ulusal sanayilerini kurup geliştirmekse, diğer yüzü de kendine rakip olabilecek ülkelerin faaliyetlerini ve gelişmesini engellemek, onları serbest piyasa politikalarını uygulamaya zorlamaktı.[2]

Friedrich List, İngiltere Başbakanı William Pitt’in şöyle dediğini aktarır: ‘New Englandlılar’ın (Amerika’daki ilk İngiliz kolonisi) imalata yönelik girişimlerinden rahatsızım, kolonilerimizin at nalı bile üretmelerine artık izin vermememiz gerekir.’ 

Bu doğrultuda İngiltere, sömürgelerin üretim faaliyetini sadece ham madde ile sınırlandırdı. Bu ülkelere sadece tarım ve madenciliği destekleyen politikalar dayatıldı. Ancak birileri İngiltere’ye ve onun dayatmış olduğu piyasaya kafa tutuyordu.

Amerika kavgaya katılıyor

Bağımsızlık Savaşı’nda İngiltere’yi hezimete uğratan ABD, özgürlüğüne kavuştu. Ancak bu özgürlüğün ekonomik anlamda olmadığını herkes biliyordu. En çok da ‘O’. O kişi ABD tarihinin ilk ve en genç Hazine Sekreteri (Maliye Bakanı) olan Alexander Hamilton’du. Bağımsızlık Savaşı’nda 22 yaşında olan Alexander, George Washington’un yaveriydi.

Alexander Hamilton, ülkesinin sınai kalkınması için bir dizi tedbirler aldı. Bunlar arasında ithalat yasakları, korumacı gümrük tarifeleri, gümrük vergisi iadeleri, icatlar ve patentler için ödüller, ürün standartlarının düzenlenmesi ve kalitenin korunması, finansal ve ulaştırma altyapısının iyileştirilmesi vardı.

Peki, bir soru? ‘Eğer Hamilton veya İngiltere kralı VII. Henry, bugün gelişmekte olan bir ülkenin Maliye Bakanı olsaydı, IMF ( Uluslararası Para Fonu ) ve Dünya Bankası onun ülkesine borç vermeyi kabul eder miydi? Kesinlikle hayır, üstelik bu kişilerin görevden alınması için girişimlerde bulunurlardı. Zaten gelişmemiş ülkeler, IMF’nin açılımını İnternational Monetary Fund yerine “İmpossible Mission Force”, yani “İmkânsız Görev Kuvveti” olarak değiştirmişlerdir.’[3] Çünkü bu kurumlar, borç verdikleri ülkede verdikleri para dolayısıyla oradaki siyaseti, devlet düzenini ve devlet kurumlarını değiştirmeyi kendileri için hak olarak görmüşlerdir.

Eğer şu andaki gelişmemiş ülkeler, ekonomisini geliştirmek amacıyla ileri teknolojiler elde etmek isterse, Ricardo’nun teorisi işe yaramaz. Yeni teknolojilerin uygulanabilmesi için üretimde belli bir seviyeyi ve kaliteyi yakalamak, zaman ve tecrübe ister. Dolayısıyla bu zaman zarfında bu ülkeler, korunmaya ihtiyaç duyar. Bu tür bir koruma, elbette belli bir süre maliyetli olur çünkü bu ülkeler aynı malın daha ucuzunu ve kalitelisini belli bir süre ithal edemezler. Ancak zenginleşmek ve ileri teknolojili bir sanayiye kavuşmak isteyen gelişmekte olan ülkeler, bazı bedeller ödemek zorundadır. Örneğin Japonya,  dünya otomobil piyasasında çok daha iyi rekabet edebilmek için Toyota markasını 30 yıl boyunca korudu ve sübvansiyonlarla besledi. Bu sürede Japon halkı ithal edilebilecek daha ucuz otomobillerden mahrum kaldığı gibi, vergileriyle Toyota’yı desteklemek zorunda kaldı. Ve Toyota’nın bir dünya markası olması, 60 yıla mal oldu…

‘İngiltere’nin alçak (deniz seviyesinin altındaki) ülkelerdeki yün üretim düzeyini yakalaması için VII. Henry döneminden itibaren yaklaşık 100 yıl geçti. ABD’nin tarifeler olmaksızın güvende hissedecek ölçüde ekonomisini geliştirmesi ise 130 yıl sürdü. Böyle zaman dilimleri, korumacılık vb. uygulamalar olmasaydı, Japonya hala ağırlıklı olarak ipek, İngiltere yün ve ABD pamuk ihraç ediyor olurdu.’[4]

‘Kötü Samiriyeli’ler şu anda IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlarla, kendilerinin zamanında yapmadığı serbest ticareti, gümrük tarifelerini, ithalat yasaklarını gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere yine bu kurumlar aracılığıyla zorla kabul ettiriyor. Son bir örnek: ‘Boksta hafif sıklet sınıfları, kelimenin tam anlamıyla 2 veya 3 poundluk (1, 1.5 kg) gruplar şeklindedir. Ağırlıkları arasındaki birkaç kilo fark olan kişilerin karşılaştığı bir boks maçının bile adil olamayacağını düşünürken, ABD ile Honduras’ın eşit şartlarda rekabet etmesi gerektiğini nasıl kabul edebiliriz?’[5]

.

Sadık ÖNCÜ – Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü öğrencisi

İletişim: oncusadik@gmail.com

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

______________________

DİPNOTLAR:

[1] Dr. Dilek Seymen, ‘Klasik ve Neo-klasik Dış Ticaret Teorileri’, http://www.deu.edu.tr/userweb/dilek.seymen/dosyalar/Dilek%20Seymen-Klasik%20Dis%20Ticaret%20Teorisi.pdf, (Erişim tarihi: 29.08.2016)

[2] Prof.Dr Cihan Dura, ‘Ezberler ve Gerçekler’, Politika Dergisi, s.14,  www.cihandura.com

[3] Ha-Joon Chang, Sanayileşmenin Gizli Tarihi, Emin Akçaoğlu(çev), Ankara: Efil Yayınevi, 2015, s.81,241.

[4] Ha-Joon Chang, a.g.e, s.346-347.

[5] Ha-Joon Chang, a.g.e, s.357.

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz