Twitter Facebook Linkedin Youtube

ABD BAŞKANLIK SİSTEMİ İZLENİMLERİ

Bu rapor, Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından organize edilen ve Başbakanlık Tanıtma Fonu tarafından finanse edilen “Gençler Başkanlık Sistemini Tanıyor” adlı projenin Amerika Birleşik Devletleri’ne düzenlenen ABD Çalışma Ziyareti sonucunda hazırlanmıştır. Raporda kamuoyunda yeniden tartışılmaya başlanan “Başkanlık Sistemi” tartışmalarının iyi bir örneğini oluşturan Amerika Birleşik Devletleri’nde ABD’li bürokratlar, siyasetçiler ve ABD’nin Ivy Lig olarak bilinen en iyi üniversitelerindeki akademisyenlerle görüşmeler yapılarak başkanlık sistemini yakından tanıma, yerinde gözlem yapma ve bu sistemin ülkemiz için nasıl değerlendirebileceği konusunda yapılan çalışmalar aktarılmıştır. Raporumda ilk olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık siteminden, işleyişinden ve şimdiki durumundan kısa özet şeklinde aktarım yapıp ardından değerlendirme bölümünde ise çalışma ziyareti esnasında çıkarımlarımı, 10 başlık altında sıralayıp teorideki bilgilerle harmanlayarak açıklayacağım.

TEK ÜLKE, TEK ANAYASA, TEK YAZGI: A.B.D.

Amerika Birleşik Devletleri kendine özgü kongre ve başkanlık sistemi ile yönetilen, 50 eyaletten oluşan federal bir devlettir. Amerika Birleşik Devletleri siyasal yapısı, güçler ayrımı, kontrol ve denge ile federalizm gibi üç önemli ilkeye dayanmaktadır. Yetkiler önce federal düzeyde, yasama, yürütme ve yargı organları arasında, sonrasında ise federal hükümet ile eyaletler arasında paylaşılmıştır. Yetkilerin bu şekilde dağıtılması, bu organlar arasındaki çatışma ve iş birliğinin dengelenmesine yol açarak Amerikan hükümetlerinin federal ve eyalet düzeyinde en etkili şekilde çalışmalarına yol açmaktadır.

Güçler ayrılığı çerçevesinde ülkedeki yasama görevini Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kongre üstenmektedir. ABD’ye özgü bu kongre başkanlık sistemi ‘nde yürütmenin başında Başkan yer almakta, yargı görevi ise Federal Anayasa Mahkemesi tarafından yapılmaktadır. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nde yasalar Senato ve Temsilciler Meclisi tarafından yapılmakta, Başkan tarafından uygulanmakta ve söz konusu her iki sürecin yasalara uygunluğu Federal Anayasa Mahkemesi tarafından kontrol edilmektedir.

ABD’de Federal Yüksek Mahkeme, Anayasayı korur ve yüksek adalet işleri ile uğraşır. Yüksek Mahkeme, Senato’nun onayı üzerine ABD Başkanı tarafından atanan bir başkan ve sekiz üyeden oluşur. Anayasaya göre, iyi hareket ettikleri sürece görevlerine devam eden federal hâkimler fiilen ömür boyu şartı ile bu durumlarını korurlar. Bu da onların bağımsızlığını sağlar. ABD’de yargı bağımsızdır ve diğer iki kuvvete karşı koyacak güçtedir. ABD’de yargı, yürütmeden üstün tutulur. Birleşik Devletler’de yargı yetkisi, bir yüksek mahkemeyle Kongrenin gerektiğinde zaman zaman kurdurabileceği ikinci derecede mahkemelere verilmiştir. Görüldüğü gibi, Mahkemeler yargılar ama kanunun yapılmasına ve uygulanmasına katılmaz. Kanunu Kongre yapar, mahkemeler olayı uygular, hükümet ise verilen kararı yerine getirir

Başkan’ın, Parlamento dışından iki dereceli seçimle, -dört yılda bir-, iş başına geldiği ABD’de, Başbakan, Bakan ve Bakanlar Kurulu yoktur; Bakanlar, Başkan’ın sekreteridir. Bunlar resmen bir Kabine teşkil etmezler; son söz de Başkan’a aittir. Latin Amerika ülkelerinde ve Afrika’da uygulanan başkanlık sistemlerinden farklı olarak, ABD’de, Başkan ve bakanlar, parlamento üyesi değildir.

DEĞERLENDİRME

1- SOSYAL YAPIDAN SİYASİ REJİME SİSTEM

Upenn’in Fels Kamu Yönetim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nelson Lim, kendisi ile yaptığımız görüşmede: “ABD’de mevcut kurulu düzen ve sistem kolay oturmadı. Bu ülke çok fazla iç savaş atlatmış bir ülke Bir el şıklatmasıyla sistem bugünlere gelmedi.”

Bu söylenenden de anlaşılacağı gibi Amerika bugünkü sisteme gelene kadar çok badireler atlattı. Bugün siyasal bir rejim için toplumsal olayları analiz edip incelemek gerekmekte ki topluma uygun bir yapı oluşsun. Her siyasal rejim bir toplum içinden çıktığından, siyasal rejimlerin toplumla ve toplumun yapısı ile doğrudan doğruya ilişkileri vardır. Siyasal rejim kısaca, bir sosyal topluluk içindeki yönetenlerin örgütlenmelerinden ve varlıklarından doğan sorulara verilen yanıtlar bütünüdür. O halde, bir siyasal sistemin başarılı örneklerinin modelleştirilmesinde, ülkelerin geçmişte yaşadığı siyasal problemler, yaşanan çatışmalar ve sistemin kriz halleri öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır. Yönetenler nasıl seçilmiştir? Her birinin yapıları nedir? Yönetim işlerini nasıl bölüşürler? Yönetilen halk kitleleri karşısında yetkilerinin bir sınırı var mıdır? Siyasal kurumlar toplumda nasıl bir tabana dayanıyor? Siyasal örgütlenmeye biçim veren toplum yapısı nedir? Bütün bu sorulara yanıtlar bulmak ve çözüm yollan aramak siyasal rejimlerin genel kuramını belirlemenin ön koşuludur. Siyasal olayı, siyasal kurumu ve siyasal toplumdan ve sosyal yapıdan soyutlamak mümkün değildir. Hepsi toplum içinde meydana geldiğinden, toplumun koşullarına göre biçimlenirler. Uzun veya kısa ömürlü olmaları, toplumda yerleşip benimsenmeleri veya toplumdan uzak düşmeleri hep toplumsal koşullara bağımlı olan değişkenlerdir. Toplumsal değişmeler hemen siyasal rejimi etkiler, iktidar veya örgütlenme değişmeleri gibi sonuçlar yaratır. Siyasal gelişmeler süreci geniş açıdan ele alınırsa toplumsal gelişmelerle koşut bir yön izlediği görülmektedir. İşte tam da bu noktada sistem değişikliğinde bir ülkenin sosyo-kültürel yapısı oldukça önemlidir. Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasal rejimini belirleme aşamasında Kurucu Babaların etkisi de oldukça fazla ve belirgindir.

2- HALK İÇİN DİZAYN EDİLMİŞ ANAYASA VE KATI GÜÇLER AYRILIĞI

Birleşik Devletler Anayasası, ülkenin temel yasalarını belirler. Ulusal hükümetin şeklini saptar ve Amerikan halkının haklarını ve özgürlüklerini tanımlar. Anayasa aynı zamanda hükümetin amaçlarını ve bu amaçları gerçekleştirme yöntemlerini de sıralar. ABD Anayasası’nın yapılışı hakkında uzun yıllar en fazla referans gösterilen kitaplardan biri, Catherine Bowen’in 1966 tarihli ‘Miracle atPhiladelphia (Philadelphia’da Mucize)’ kitabıdır. Adından da tahmin edebileceğiniz gibi, bu kadar bir birine zıt, bölük pörçük kolonilerin bir araya gelip tarihin en görkemli politik metinlerinden birini ortaya çıkarabilmeleri ve devlet sisteminin yapısı üzerinde uzlaşabilmelerini adeta bir mucize olarak nitelendirmekte. Aslında, Anayasa Kongresine giden süreçte bir sonuç alınabileceğinden şüpheli olan Washington da, Philadelphia Kongresi’nden sonra Lafayette’e yazdığı mektupta, ulaşılan neticeyi bir ‘mucize’ olarak nitelendirmişti. Bowen kitabında, ‘’Mucizeler durup dururken olmaz. Her mucizenin uzun acılar içinde yapılmış duaları vardır.” diye yazıyor.

Oysa Philadelphia Anayasa Kongresinin Pennsylvania devleti delegasyonundan Gouverneur Morris,

Anayasa kabul edildikten sonra, ‘’Bazıları buna gökten inmiş muamelesi yapıyor. Oysaki bu metin 55 sade ve samimi adamın gayretlerinin ve samimiyetlerinin ürünüdür’’ diye konuşacaktı. Bu çok daha sağlıklı bir bakış açısı. Bu 55 adamın her biri ötekinden farklıydı. Dahası her biri 13 ayrı devleti temsil ediyordu. Farklı sosyal, etnik, kısmen dini, sınıfsal arka planlara sahiptiler. Bir kısmı diğerinden pek de hazzetmiyordu. Ama çok önemli bir ortak noktaları vardı: samimiyet. Uzlaşma aramakta samimiydiler. Bir uzlaşmayı, laf olsun diye değil, gerçekten istiyorlardı. Kendileri de dahil kimsenin babasının malı gibi olmayacak, denetime açık bir devlet gücü istemekte samimiydiler. Hiçbirinin, kurnazlıklarla iktidar ve gücü kendi uhdesine geçirme art niyeti yoktu. Ortaya çıkan Anayasanın başlangıcı da şu muhteşem cümle oldu:

“Biz Birleşik Devletler Halkı olarak, kendimiz ve gelecek kuşaklar için daha mükemmel bir birlik oluşturmak, adaleti sağlamak, vatanımızda huzuru korumak, halkımızı savunmak, toplum refahını artırmak ve özgürlük nimetini güvence altına almak için, bu anayasayı tesis ediyor ve kabul ediyoruz.”

Tarihçi Richard Beeman da bu anayasanın yapılış hikayesini, ‘’The Plain Honest Men’’ adlı nefis kitabında, 1787 yazının Philadelphiası’na götürüyor bizi. Sadece Pennsylvania eyalet kongresinin salonundaki hararetli tartışmalara değil… 25 Mayıs’tan 17 Eylül gününe kadar 3 ay 23 gün boyunca akşamları gittikleri restoranlara, tavernalarda dönen kulislere, evlerdeki toplantılara, ağrıyan dişlere, yaşaran gözlere, öksürük nöbetlerine…

Bununla şu çok önemli noktayı göstermeye çalışıyor Beeman; “Bu adamlar, yani Kurucu Babalarımız, elbette ki seçkin iyi yetişmiş insanlardı ama bazılarının da iddia ettiği gibi yarı tanrı değillerdi. Fanilerden oluşan bir heyetti bu. Amerikan Anayasasını bizim gibi faniler yaptı…” 1787’de yedi madde olarak kaleme alınan ve dört sayfaya çıkan, bugüne kadar 27 kez değiştirilen ABD Anayasası’nın 1776’daki ilk hali sadece tek sayfadır.

175 küsur maddeli anayasa, 225 yıldır ABD Anayasası’nın temel felsefesi dört ana unsurdan beslenir:

  • Tüm insanlar eşit yaratılmıştır.
  • İnsanların yaşama hakkı vardır.
  • İnsanların özgürlük hakları vardır.
  • İnsanların mutluluğu arama ve erişme hakkı vardır.

Herkesin haklarını ve özgürlüklerini, herkesin huzurunu, güvenliğini garanti altına alan gerçek bir anayasa için, yarı tanrı gibi davranan devletlerin varlığına, olağanüstü güçleri olan süper kahramanlara değil, samimiyete ihtiyaç vardır. Kimsenin bu anayasayı, kendi şahsının veya kabilesinin iktidarını tahkim etmek için bir truva atı olarak kullanmak için ucuz, pespaye kurnazlıklar peşinde olmadığı bir samimiyete duyulan ihtiyaç bugün böyle bir metne zemin hazırlamıştır. ABD’de tam 225 yıldır hiçbir kongrenin, eyalet yasama kurumunun gücü bu dört felsefeyi çiğneyen yasa çıkaramamıştır. Çıkaranlarda Yüksek Mahkeme tarafından iptal edilmiştir.

Harvard’da Türk öğrencilerle yaptığımız söyleşide de bir Anayasanın ülke için ne kadar hayati olduğunun üstünde çokça durduk.

Kurucu babaların tasarladığı güçler ayrılığı oldukça katı bir şekilde Amerikan sisteminde kendini hissettirmektedir. Katı güçler ayrılığı nedeniyle, Kongre içinden çıkmayan hükümetin, Kongreye karşı siyasî sorumluluğu yoktur. Güçler dengesinin iyi oturtulmadığı, yetkilerin iyi dengelenmediği bir siyasal yapıda, demokratik çoğulculuğun sağlanması güçtür. Siyasal, etnik yada toplumsal azınlıkların dışlanması olasılığı artarken, siyasal ve toplumsal düzeyde istikrar sağlamak ve yönetilebilirliği sürdürmek güç olacaktır.

ABD kurallar ülkesi, kurallar bu ülkede ilk sırada yer alıyor. Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Program Direktörü tarihçi yazar M. Şükrü Hanioğlu’nun ifade ettiği gibi de Amerika’da ne yazıldığından daha çok uygulamada nasıl olacak bilinmesi önemli. Gri alanların, belirginliklerin net olduğu toplumda yaşam düzene girer ve refah seviyesi de yükselir. ABD’de Anayasa kutsaldır. Herkes her şeyini dayandırıyor.

3- KONTROL VE DENGE MEKANİZMASI

Amerikan siyasal sistemi; siyasal erklerin tek elde toplanmasını ve diktatörlüğe dönüşmesini engellemek amacı etrafında yapılandırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda güç ve otorite, siyasal sistemin değişik kurumları arasında ayrıştırılmış ve paylaştırılmıştır. Ancak, bu paylaştırmada hem güç ve otoritenin kime ait olup-olmadığı net olarak ortaya konmuş; hem de her bir yönetim biriminin sahip olduğu gücün sınırları açıklıkla belirlenmiştir. Güç aşımları engellenmeye çalışılmıştır. Bu nedenle de sistem “kontrol ve denge sistemi” olarak adlandırılmıştır. Kontrol ve denge sisteminin birinci ayağı güçler ayrılığı ilkesidir. Buna göre; yasama (iki meclisli Kongre), yürütme ve yargı organları, bir birinden hem federal, hem de eyalet düzeyinde ayrılmıştır. Yani, egemenliğin federal yapı içinde dağıtımı yanında, Başkana, Kongreye ve yüksek yargı organlarına; hem üstlendikleri görevleri yürütecek, hem de birbirlerini dengeleyecek ve denetleyecek şekilde ve açıklıkta yetki ve görevler verilmiştir. Hiç de sanıldığı gibi tüm yetkiler Başkanın elinde değildir. Bunun yanında, federal düzeyde yasama organı olan Kongre, kendi içinde Senato ve Temsilciler Meclisi olarak da ikiye ayrılmıştır. İşlev olarak da kaynakların nasıl kullanılacağına karar verme ve yetkilendirme şeklinde ikiye ayrılmıştır. Ancak, yasa yapımında Kongrenin her iki kanadının da oluru gereklidir. Bu kontrol ve denge sistemi, genelde federe devletlerde ve yerel yönetimlerde de geçerlidir.

Kontrol ve denge sisteminin ikinci ayağı, büyük ve küçük federe devletlerin federal düzeyde temsiline ilişkindir. Kongrenin Temsilciler Meclisine üye devletler, nüfuslarıyla orantılı temsilci gönderirken; Senatoda her biri iki senatör ile temsil edilir. Bu formülle, çoğunluğa saygı ile azınlığın haklarını koruma kaygısı aynı anda karşılanmaya çalışılmıştır. Bu da Amerikan sisteminin demokratik niteliğinin yapı taşlarından biridir. Çoğunlukçuluğu değil, çoğulcuğu temel alır.

Kontrol ve denge sisteminin üçüncü ayağı, federal hükümet ile federe devletler arasındaki oldukça net görev ayrımıdır. Amerikan federal hükümetine Anayasada az sayıda sayılarak bırakılan (Dış ilişkiler, ulusal savunma, adalet, ulusal posta ve taşımacılık, para politikası gibi) veya federe devletlere yasaklanan alanlar dışındaki tüm hizmetlerin görülmesinden üye devletler ve yerel halklar (yönetimler) sorumlu tutulmuştur. Her eyalet, kendi işlerini görebilmesi için, anayasaları çerçevesinde yerel halkın etkin demokratik katılımına ve denetimine dayanan yerel yönetim sistemleri kurmuştur. Paterson Belediye Başkanı Derya Taşkın Her belediyenin kendine ait polisi ve itfaiyesi var. Hangi belediyede polis ve itfaiye vakıflarına yapılan bağışlar fazla ise yapılan hizmette ona göre olur şeklinde açıklamıştı.

Federal ve federe düzeydeki kontrol ve denge sistemi, değişik yönetsel birimler ve düzeyler arasında uyuşmazlıkların ve çatışmaların ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Kontrol ve denge sisteminin yanında, ABD federalizminin çok aktörlü ve karmaşık yapısı, federal ve federe meclislerin ikili yapısı, özel ve sivil aktörlerin sistem içindeki etkisi gibi özellikler, ciddi ve uzun müzakerelere yol açabilen ve önemli kararların alınmasını geciktirebilen bir yapı ortaya çıkarmaktadır.

4- SİYASETE YÖN VEREN ÖNEMLİ UNSURLAR

Amerika’da siyasete yön veren önemli unsurların başında para ve lobicilik gelmektedir. Sistemin paraya dayalı olması ve lobiciliğin çok güçlü bir yapılanma içinde bulunması siyasal alanı tümüyle etkilemiştir. Örgütlü yapıların ve daha fazla para toplayan kampanyaların gücü diğerlerine oranla daha net hissedilmektedir.

Washington’da lobicilik faaliyetlerinin önemli bir bölümünü yabancıların bu alandaki çalışmaları oluşturmaktadır. Bu ülkedeki yabancı ülke temsilcileri, yabancı gruplar, firmalar, örgütler kendileri lobicilik faaliyetleri yaptıkları gibi, Amerikalı lobici ve lobi firmalarının da desteklerini sağlayarak çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. ABD’de son yıllarda etkilerini giderek artıran etnik baskı grupları vatanlarına destek sağlama faaliyetleri içerisindedirler. Bu grupların dış politika üzerindeki lobicilik faaliyetleri bir hayli artmıştır. Etnik lobicilik yalnız yıkıcı değil, aynı zamanda en zorlu ve saldırgan lobiciliktir. Etnik lobicilikle ilgili olarak Sönmezoğlu görüşlerini söyle dile getirmiştir: “Ülkede etnik gruplara dayalı lobiciliği teşvik eden faktörlerden birisi de siyaset adamlarıdır. Oy potansiyellerini artırmak isteyen parti örgütleri ve politikacılar için etnik gruplar, kendileri ile ilişki kurularak kazanılabilecek blok oylardır. Bu nedenle de taraflar söz konusu grupların desteğini alabilmek için onlara seçildiklerinde gerek iç gerekse dış politika açısından eğilimlerine uygun bir tutum izleme vaadinde bulunmaktadırlar. Bu süreç söz konusu grupların etnik bilinçlerinin korunmasına yardımcı olmaktadır. Bu türden bir ilişkiler ağı, söz konusu etnik grupların anavatan olarak gördükleri ülkelerin yönetimlerinin veya bu yönetimlere muhalif olanların, bu gruplar aracılığıyla ABD dış politikasını kendi amaçları doğrultusunda yönlendirme çabalarına imkan tanımaktadır.”

ABD’de bir diğer siyasal reflekste yasal bağışlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ‘fundraising’ denilen ‘bir organizasyon ya da kampanya için finansal kaynak toplama’ olayı siyasal sistemin işlemesinde çok büyük rol oynar. Kaliforniya Eyalet Meclisi eski sözcüsü Jess Unruh’un da bir defasında dediği gibi “Para, siyasetin anne sütüdür.” Yeter ki meşru ve açık olsun.

Washington, 1950’lerden beri yoğun bir şekilde çıkar grupları ve lobilerin kıskacı arasında kalmıştır. ABD’de siyasilerin kampanyalarına yapılan bağışlar her zaman tartışılmıştır ve siyasiler halkı bu konuda ikna etmekte zorlanmaktadır. Demokrasi ve özgürlükler ülkesi ABD, bir anlamda büyük şirketlerin ve çıkar gruplarının insafı ile yönetilmektedir. Ülkede eğitim, sigorta, sağlık vb. hizmetlerin fiyatlarını da devleti ikna etmek suretiyle kendileri belirlerler. Elbette ki bütün lobilerin amacı ideolojik bir merkeze dayanmıyor. Nitekim ülkedeki en önemli lobilerden ikisi de ilaç ve silah lobisidir.

5- SEÇİMLERE KATILIM VE PUBLIC HEARİNG (AÇIK HALK OTURUMU)

ABD’de seçim çok geniş çaplı bir olay. Yaklaşık 200 milyon seçmen var. Seçimlerin sayısı çok yüksek ve seçimler çok sık yapılıyor. Genellikle 2 yılda bir çift yıllarda yaygın bir seçim dalgası yaşanıyor. Seçimler öncesi ön seçimlerle beraber ülkede sürekli bir seçim havası var. Her turlu görev için seçim genel kural olarak İngiliz dizgesine göre yapılıyor. Tek oylamalı (tek turlu), dar bölge (tek kişinin seçildiği seçim çevreleri), çoğunluk (oranı ne olursa olsun en çok oyu alan) yöntemi. Dönemler genellikle kısa. En uzunu 6 yıl ile Senatörlerinki. Seçimlere katılım düşük ve % 50-60 arasında seyrediyor. Yerel yönetimlerde bu % 10’a kadar düşebiliyor. Başkan seçimleri için partiler 4 yılda bir yaz ayları kurultaylarında başkan ve başkan yardımcısı adayını belirliyorlar. ABD’de birçok parti var ama sadece 2 büyük partinin ağırlığı var.

ABD’de seçmenler Electoral College (Seçmen Heyeti) adlı bir sistemle doğrudan doğruya adaylara değil, başkanı ve başkan yardımcısını seçecek olan ikinci seçmenlere oy veriyorlar.

ABD’de seçimlere katılım oranı oldukça az, genelde yaşlılar ve beyazlar daha çok katılım göstermekte.

Amerikan sistemindeki problemin temelinde para, güç ve etki döngüsü yatmaktadır. Politikacıları satın almak için kullanılan para seçildikten sonra onları seçtirenlere vergi verenlerin cebinden geri döner. Her modern seçim kampanyası bu döngü ile biter. Seçilen bu döngüye girer ve yapılan iyiliği ödeyerek döngüyü tamamlar. Kısaca, kim seçilirse seçilsin konuşan paradır.

Amerika’da bir de “Public Hearing” denilen açık halk oturumları yapılmakta. Her yasa tasarısı için o eyaletin halkı görüşmelere katılabiliyor. Eğer bu yasa tasarısı eyalete maddi anlamda somut bir çıktı sunacaksa daha çok değerlendiriliyor. Halkın yasaları kendi eseri sayarak karşı çıkmaması, halkın siyasal düşüncesinde sadelik ve istikrar göstermesi, toplumda sınıf mücadelesinin olmaması, olağan durumlarda gevşek çalışan hükümetin olağanüstü zamanlarda güçlenebilmesi, özgürlüklere ve düşünce ayrılıklarına saygı gösterilmesi Amerikan rejiminin güçlü yanlarıdır. Amerikan rejimi vatandaşların gereksinmelerine dönük çalıştığı için kitlelerce desteklenir ve güçlüdür.

6- İSTİKRARLI BİR SİSTEM VE ŞEFFAFLIK

Amerika Birleşik Devletleri’nde istikrar oldukça önemli. ABD’de istikrar bazen başkanın yetki bakımından sınırlandırılmasında bazen de zayıf hükümetle mümkün olabilir.

Kongre Araştırma Merkezi Ortadoğu uzmanı Dış ilişkiler Analisti Jim Zanotti’ye göre Amerikan halkı güçlü bir başkan istemiyor.

ABD Başkanı’nın Yetkilerindeki Sınırlamalara bakıldığı takdire, Dışişleri konusunda başkan, selefleri tarafından müzakere edilmiş antlaşmalara uymak zorundadır. Başkan yürütme gücünü kullanabilmek için yasaya ihtiyaç duyar. Yasa ise Kongre tarafından yapılır. Dolayısıyla başkan yürüteceği politikalarda Kongre ile uzlaşma arayışı içinde olmalıdır. Ayrıca başkan yürüttüğü politikalar yönünden seçmenine, dolayısıyla kamuoyuna karşı da kendisini sorumlu hisseder.

Başkanlık sistemi çok arzu edilen etkin ve istikrarlı bir yönetime olanak sağlaması için, başkanın yasama organında sağlam bir çoğunlukla desteklenmesi gerekir. Aksi halde kendisinden etkinlik ve istikrar beklenen başkanlık sistemi, tam tersine bir istikrarsızlık ve kavga sistemi haline dönüşebilir.

Pensilvanya Üniversitesi Fells Kamu Yönetimi Enstitüsü İdari Direktörü Prof. Nelson Lim ‘’Eğer vücudunuza bir virüs girdiyse bazen dinlenmeye bırakmak iyi gelebilir. Çok çabuk önlem alamıyorsanız antibiyotik almalısınız. Hızlı karar almak her zaman iyi bir şey değildir.’’ Şeklinde açıklama yaparak güçsüz, zayıf bir hükümetin istikrarlı olabileceğini dile getirdi.

ABD’de önemli kavramlardan biri de Şeffaflık. Kimin ne yaptığına ilişkin veriler ve dataların herkes tarafında izlenmesi ve görülmesi gerekiyor.

Özellikle Siyasal kampanyalarda kullanılan parasal fonların şeffaf olmasına da dikkat ediliyor.

8- YEREL YÖNETİMLER NEDEN GÜÇLÜ?

Amerika Birleşik Devletlerinde yerel yönetimler, kamu hizmetlerinin en etkili şekilde sunulmasının temel araçları olup, federe devletlerin (eyaletlerin) yönetim yapılarında çok önemli bir yere sahiptirler. Sayıları ve türleri oldukça fazla olup, yapıları, işlevleri, statüleri, yetki ve sorumlulukları eyaletten eyalete farklılıklar göstermektedir.

ABD’de yerel yönetimler esas olarak eyalet hükümetiyle ilişki içerisinde faaliyetlerini sürdürmekte, merkezi yönetim (federal hükümet) ile hemen hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Yerel yönetimlerin görevleri konusunda ülke içerisinde bir yeknesaklık bulunmamakta, yerel yönetimlerin görev ve yetkileri eyaletlerin verdiği yetki belgesine veya berata göre azalıp çoğalmaktadır. Aynı şekilde yerel yönetimlerin yönetici kadroları da eyaletlere göre değişmekte, ya doğrudan seçimle iş başına gelmiş veya seçilmiş kişiler tarafından atanmış yöneticiler tarafından yönetilmektedir. Yerel yönetimlerin gelirlerinin büyük kısmı kendi gelirleri ve eyalet hükümetinin yaptığı aktarmalardan oluşmakta; federal hükümetin katkısı oldukça azdır.

ABD’de bazı hizmetler için özel bölgeler (special districts) kurulması, kentleşmenin kazandığı yeni boyutlar karşısında bazı hizmetleri göremez hale gelen belediyelerin bu yüklerden kurtulabilmeleri ve hizmetlerin etkinliğinin sağlanabilmesi açısından oldukça yararlı sonuçlar vermiştir. Bu tür esnek bir modelin benimsenmesi ve özel ihtiyaçlara yönelik özel yapıların oluşturulabilmesi, halkın sürekli artan ve çeşitlenen beklentilerinin karşılanmasında önemli fırsatlar sağlayabilir.

ABD’de yönetim sistemi çağın ve toplumun ihtiyaçlarına göre sürekli değişebilen canlı bir yapı niteliğinde olup, yeni gereksinimlerin karşılanması amacıyla gerekli düzeltme ve düzenlemeler zamanında yapılmakta, ihtiyacı karşılamayan kurallar atılmakta ve yenileri getirilmektedir. Böylece yerel hizmetlerin sunumu ve hizmetlerin daha etkin bir şekilde sunulabilmesi amacıyla atılması gereken adımlar, statik hale gelmiş mevzuatın engellemesine takılmaz.

Yerel Yönetimler çalışmak zorundalar, sistem buna itiyor çünkü ve belediyeler çeşitli projeleri kovalayarak sistemi oturtmaya çalışıyorlar.

9- PARTİLER YERİNE DEVLET POLİTİKASI ÖN PLANDA

Parti disiplini ve parti binaları yok. Boston Başkonsolosumuz Ömür Budak beyefendi bunu ‘’Parti binalarının olmaması köklü ve büyük bir devlet olmasından kaynaklanıyor.’’ şeklinde yorumladı. ABD’deki başkanlık sisteminin oluşum sürecinde partilere ihtiyaç duyulmadığı, parti sisteminin zaman içerisinde ihtiyaca bağlı olarak ortaya çıktığı ve iki partili sisteme evrildiği görülmektedir. Bu durum başkanlık sistemine geçiş yapan ülkeler için seçim sisteminde farklı uygulamaların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çok partili sisteme sahip olan Latin Amerika ülkeleri, üçüncü partilerin temsil şansı bulamadığı ABD başkanlık sistemi modelini benimserken, parti sistemine nisbi seçim yöntemini dahil ederek çıkabilecek sorunları engelleme yöntemine gittiler. Ayrıca yine başkanlık sistemiyle yönetilen çok partili seçim sistemine ve temsil çeşitliliğine sahip ülkeler seçim barajı uygulamak durumunda kalmaktadırlar. Genel olarak bakıldığında ABD’den türeyen iki partili başkanlık sisteminin çok partili yapıya sahip ülkelerce benimsenmesi sürecinde çeşitli uygulamalar türemiştir ve bu şekilde her ülke kendi siyasal kültürü içerisinde zamanla kendine has bir başkanlık modeli oluşturmuştur.

Kısacası partiler merkez partileridir ve güçlü olanları sadece iki tanedir. Merkez sağı Cumhuriyetçiler, merkez solu Demokratlar kontrol eder. İkisi de çatı federasyonlar şeklinde örgütlenmiştir. Partilerin genel başkanları bile yoktur; sadece seçim zamanları aday belirlemek için üyelerini toplar ve adaylık yarışı yaptırırlar; her şey lobicilikle yürür. hemen ikisi de iktisadî, dış politika (müdahaleci/pasifist) ve sosyal (eşcinsellik/kürtaj) dışında aynı şeyleri savunurlar.

Merak konusu olan son seçimde bile Trump’ın veya Clinton’un gelmesi çokta bir şeyi değiştirmeyecektir. Başkanın tercihleri elbette önemli ama neticede bir devlet politikası var. ABD’de bakanlar teknokrattır, başkanın sekreterleridir. Ülke meselesini ideolojik düzlemde ele alırlar, partizan değil; mühendis kafalı, apolitik kimlikli şahıslardır bakanlar. Az laf çok iş üretirler ya da öyle olmaları beklenir.

10- SİVİL TOPLUMUN GÜCÜ

Amerika Birleşik Devletleri’nde daha çok kar amacı gütmeyen kuruluşlar olarak adlandırılan sivil toplum kuruluşları, vergi muafiyetleri ve ayrıcalıkları çerçevesinde tanımlanan kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Amerika’da oldukça önemli yeri olan sivil toplumun güçlü olması, Örgütlü küçük grupların sayılarına göre çok fazla siyasal güce sahip olması da yadsınamaz.

Tocqueville Amerika’da gördüğü olumlu hallerin birçoğunu orada gelişmiş olan sivil toplum yapısına bağlamaktadır. Amerika’da benimsenen demokratik rejimin ortaya çıkış nedenlerini araştıran Tocqueville; oraya yerleşen insanların eşitliği esas alarak, mülkiyete dayalı aristokrasiyi reddettiklerini ortaya koymuştur. Eşit ve güçsüz olan bu bireyler, hemen her konuda bir sivil toplum kuruluşunun oluşturulmasına gayret göstermişlerdir. Bu durumu da her bir bireyin, ülkenin devamlılığı ve istikrarı için kendisini sorumlu olarak hissetmesine bağlayan Tocqueville; ülke sorunlarına duyarlı olan yurttaşların çok büyük yararlıklar sağlayabileceğini ifade etmiştir. Tocqueville demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlarla yakından ilgilenmesinin yanı sıra sivil toplum kavramının da günümüzdeki anlamına ulaşmasının önünü açan pek çok yenilikler ortaya atmıştır. Bunlardan en önemlisi; sivil toplumun demokrasinin güçlenmesi adına sağladığı destektir. Devletin sınırlarını aşmak suretiyle topluma olan baskısının artmasını engellemek de yine sivil toplumun görevleri arasındadır. Sivil toplumun devletten veya siyasi toplumdan ayrı bir yerde olduğunu savunan Tocqueville, sivil toplumda gönüllülüğün esas olduğunun altını çizmiştir. Günümüzde de öneminin iyi bilindiği basının, sivil toplum üzerindeki etkisinden bahseden düşünür gazeteleri “uygarlığın sürekliliğini sağlayacak” en önemli araç olarak görmüştür.

.

Uğurcan KÜÇÜKBİNGÖL

________________

KAYNAKÇA:

http://turkish.turkey.usembassy.gov/media/pdf/abd-anayasasi.pdf

http://t24.com.tr/yazarlar/cemal-tuncdemir/amerikan-anayasasi-bir-mucize-urunu-mu,12781

Tayyar Arı, Amerika’da Siyasal Yapı, Lobiler ve Dıs Politika, Bursa: MKM Yayınları, 4. Baskı, 2009, Sayfa 21

Eroğul, Cem, Çağdaş Devlet Düzenleri, 2001, Ankara: İmaj Kitabevi

ŞAHİN, Mustafa (1999). Amerika Birleşik Devletlerinde Yerel Yönetimler, Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, Cilt 8, Sayı 2, Ankara.

https://www.dernekler.gov.tr/media/templates/dernekler/images/folder/uluslararasi-sta-13temmuz.pdf

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz