Twitter Facebook Linkedin Youtube

“TÜRK BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?” KONULU SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 28.si; Türk Dünyası Uzmanı Sayın Feyzullah BUDAK’ın “Türk Birliği Mümkün mü?” konulu sunumuyla gerçekleşti.

Sayın BUDAK, ülkemizde anlaşıldığı şekilde bir Türk Birliğinin (Turan) artık mümkün olmadığını, bunun için artık çok geç olduğunu; Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Türk kimliği yerine Azeri, Kırgız, Kazak, Özbek ve Türkmen gibi kimliklerin artık oluştuğunu, bu nedenle de bundan sonra ancak Avrupa Birliği tarzında bir Türk birliğinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Sayın BUDAK’a bilgilendirici sunumu için teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları, okuyucularımızın istifadesi için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN BAZI NOTLAR:

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkan beş Türk devleti ve Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan tablo, hiçbir çabası olmadan Türkiye’ye muazzam bir güç sundu. Bu, Allah’ın bize altın tepside sunduğu bir lütuftu. Ama Türkiye’nin bu sürece hazırlıksız yakalandığı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar düzeyinde ifade edilen üzücü bir gerçek idi.

Sovyetlerin dağılacağı ve sonrasında ortaya çıkacak Türk devletleri için hazırlık yapılması gerektiği, aslında başta Atatürk ve Nihal Atsız olmak üzere bazı aydınlarca öngörülmüş ve 1985’te Gorbaçov, Sovyetlerin başına geçtiğinde aşikar hale gelmişti. Ama bu öngörü ve işaretlere rağmen, maalesef devlet yetkililerimiz bu durum için hiçbir hazırlık yapmadılar.

Oysa NATO’nun daha 1960’lı yıllarda Sovyetlerin dağılması sonrasında ortaya çıkacak Türk tehlikesine ilişkin planları vardı. 1961’de NATO karargahında görev yapan Albay Atıf ERŞIGAN’a yanlışlıkla gönderilen bir dosya, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ortaya çıkacak Türk tehlikesi ve bu tehlikeyi önleme yollarına ilişkin idi. Bu dosya, Albay ERŞIGAN’ın incelemesine fırsat verilmeksizin kendisinden alınmaya çalışılmış ama ERŞIGAN, 10 dakika da olsa dosyayı inceleme fırsatı bulmuştu. Albay ERŞIGAN, bu durumu raporlamasına rağmen, devletimizin böyle bir senaryo için hazırlık yapmaması üzücü bir durumdur.

Sovyetler Birliği dağılmadan önce bu duruma ilişkin herhangi bir hazırlık yapılmadığı gibi, Birlik dağılıp bağımsız Türk devletleri ortaya çıktığında da, başta bu devletlere gönderilen diplomatlar hususunda olmak üzere pek çok konuda büyük hatalar yapıldı.

Kazakistan’a giden ilk büyükelçimiz, bir Rus hayranı idi ve Kazakları hor görüyor ve onları muhatap almak istemiyordu. Kazakça öğrenmeyi gereksiz görüyor ve Rusça konuşuyordu. Bu büyükelçimiz, Kazak halkı nezdinde öyle olumsuz etki bırakmıştı ki, ismi bilinmemekle birlikte lakabı “it gezdiren büyükelçi” olarak hafızalara kazınmıştı. Oysa 1992’de bir Azeri televizyon kanalında konuşan ABD büyükelçisi, aksansız İstanbul Türkçesi konuşuyor ve 7 yıldır Sovyetlerin dağılmasından sonra oluşacak Azeri devletine büyükelçi olmak üzere yetiştirildiğini söylüyordu.

Kırgızistan’a gönderilen ilk Kültür Müşaviri, Bakan Fikri Sağlar döneminde atanmıştı. Ama atanan Kültür Müşaviri, Mersin Postanesinden bir memur idi. Sırf Bakanın arkadaşı olduğu için Kültür Müşaviri yapılmıştı ve çocukları Rusça öğrensinler diye Kırgızistan’ı tercih etmişti. (Sayın BUDAK’ın “Orta Asya Mektupları” isimli kitabında bu konu işlenmiş)

Kırgızistan, kendi parasını bastırmak için kalıplar oluşturup Türkiye’ye basılması için göndermişti. Bir ülkenin kendi parasını başka bir ülkede bastırması, ekonomisini o ülkeye emanet etmesi demektir. Ama bizim o dönemki Merkez Bankası Başkanı Rüşdü SARAÇOĞLU, iş yoğunluğu nedeniyle paraları basamayacaklarına dair bir yazı verip Kırgız görevlileri geri gönderdi. Kırgızlar da paralarını İngiltere’de bastırdılar.

Türk birliğinin önündeki en büyük engel, bilinç sorunudur. Devletin sunduğu eğitim, malesef geçmişte bu bilinci vermemiş ve günümüzde halen vermemektedir.

Yemen’de 200 bin Türk yaşadığı ve bu nüfusun Yerim ve Yarim isimli iki şehirde yoğunlaştığı, Yemenli yetkililerce ifade edilmiştir. Türk dünyası çalışmalarının önceliği, başta Ortadoğu olmak üzere dünya üzerinde yaşayan Türk nüfusun envanterinin çıkarılmasına yönelik olmalıdır.

SÖYLEŞİDEN KARELER:

(Fotoları orijinal boyutunda görebilmek için; ilk tıklamanın ardından açılan sayfada tekrar tıklayınız)

20151020_185256

20151020_191720

20151020_191708

20151020_191725

20151020_191743

20151020_191754

20151020_200331

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz