Twitter Facebook Linkedin Youtube

KUZEY IRAK’TA GÜÇ DENGELERİ

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’de siyasetçi, gazeteci, halktan eski tanıdıklara, “geçen sene bu zamanlar bağımsızlığı tartışıyordunuz, ne oldu?” diye sorduğumda, aldığım ilk tepki hep bu alaycı gülümseme oluyor.

Hemen arkasından kötümserlerin verdiği tepki, “Ne bağımsızlığı, kardeş kavgası günlerine dönmezsek iyidir.”

Ama iyimserler de var: “Ekonomi bu kadar kötüyken, IŞİD kapıdayken bu siyasi kriz çözülür herhalde.”

Birçok kişi de beni Kürt Parlamentosu’na götüren taksi sürücüsü gibi öfkeli; “kimsede para yok, geçinemiyoruz. Savaş var ama tartışıp duruyorlar.”

Herkesin hemfikir olduğu konuysa, Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi çerçevesinde dönen tartışmaların Kürt partilerinin güç paylaşımıyla ilgili olduğu.

Barzani’nin görev süresi 19 Ağustos’ta bitiyor

Irak Kürtlerinin liderlerinden 68 yaşındaki Barzani, on seneden beri Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin başkanı. Bu göreve 2005’te parlamento tarafından, 2009’da halk tarafından seçildi. 2013’de ise parlamento kararıyla görev süresi iki yıllığına uzatıldı. Bu uzatma da 19 Ağustos 2015’te bitiyor.

Türkiye’yi ‘stratejik kapımız’ diye tanımlayan ve başkanlığını yaptığı Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Barzani’nin görev süresini bir kez daha iki yıllığına uzatmak istiyor. İran’a yakınlıklarıyla bilinen iki güçlü muhalefet partisi, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Gorran Hareketi ise böyle bir uzatmaya karşı. En azından KDP’nin etkisini kıracak tavizler almadan böyle bir uzatmaya karşılar.

KDP’yi destekleyenler, muhalefet partilerinin siyasi yöneticilerini İran’ın kuklası olmakla itham ediyor. Muhalefet ise KDP’lilerin kullandığı pahalı kol saatlerini eleştiriyor.

Kuzey Irak KDP, KYB ve Gorran Hareketi’nin birlikte kurduğu bir koalisyonla yönetiliyor ama siyasal ve toplumsal kutuplaşma, IŞİD ve ekonomik krizle karşı karşıya kalan bölgede hayati kararların alınmasını bile engelliyor.

Hayat durdu evlilik hazırlıkları bile

Meclis’teki ikinci büyük güç olan Gorran Hareketi’ne danışmanlık eden ve partisi adına resmi görüş belirtmeye yetkili olmadığı için isminin yazılmasını istemeyen bir akademisyen, durumu “insanlar evlilik hazırlıklarını bile erteledi’ diye tarif ediyor. Ona göre sorunun temelinde siyasetçilerin ülke çıkarlarından çok, kendi çıkarlarını gözetmeleri var.

Kastettiği çıkarlarsa KDP’nin hemen her alandaki etkinliği. Ona göre, KDP yolsuzluklara batmış, hükümet pozisyonlarını kendi yandaşlarına dağıtmış, siyasal ve ekonomik gücü paylaşmak istemeyen bir yapı.

Kuzey Irak’ın yönetim şeklinin adını koymakta bile anlaşmazlık var  

Muhalefet partileri, Barzani’nin görev süresi uzatılacaksa, karşılığında da bundan sonra başkanı halkın değil Meclis’in seçmesi gerektiğini söylüyorlar. Talepleri arasında başkanın yasalar gereği elinde tuttuğu güçleri kısıtlamak da var.

Bu yetkiler arasında ihtiyaç gördüğünde Bakanlar Kurulu’na başkanlık etmek, peşmerge güçlerini yurtiçinde ve yurtdışında savaşa gönderme kararı almak, peşmerge güçlerinin komutanının yanı sıra yüksek mahkemelerin üyelerini, istihbarat ve güvenlik güçleri başkanını atamak da var.

KDP’nin Meclis Grubu Sözcüsü Muhammed Ali Talha ise, ülkede parlamenter sistem olduğunu ve başkanın parlamento ya da hükümet onayı olmadan karar alamayacağını söylüyor. Özetle; partiler, bölgesel yönetimin başkanlıkla mı, parlamenter sistemle mi yönetildiği konusunda bile anlaşamıyor.

İki parçalı yönetim

Fakat bu yetkilere rağmen Barzani yine de Kürt Bölgesel Yönetimi altındaki bütün topraklara gerçek anlamda hâkim sayılmaz. Bazı konularda otoritesi, kendi partisi KDP’nin güçlü olduğu Erbil ve Duhok ile sınırlı. KYB ise İran sınırına yakın Süleymaniye ve Halepçe’yi bir şekilde yönetmeye devam ediyor. Gorran Hareketi de bu bölgelerde güçlü. Hem KDP’nin, hem de KYB’nin kendi peşmerge güçleri var. Peşmerge güçlerini birleştirmek için çalışmalar yapıldı ama bu ayrım bir şekilde hâlâ devam ediyor. Gorran Hareketi’nin ise peşmerge gücü yok. Ayrıca KDP ve KYB’nin kendi şirketleri, yayın organları, kendi iş bağlantıları var.

Değişen dengeler ve yılan hikâyesi anayasa

Barzani’nin tekrar seçildiği ve görev süresinin uzatıldığı dönemde KYB ve KDP arasında, ‘siz bölgesel yönetimin başkanlığını alın, biz de Irak’ın cumhurbaşkanlığını’ uzlaşması vardı.

Bu yıllar içinde de önce KYB lideri Celal Talabani, ondan sonra da aynı partiden Fuad Masum, Irak parlamentosunda KDP’nin desteğiyle cumhurbaşkanlığına seçildi.

Ayrıca o dönemde Irak Kürt Bölgesi için anayasa yapma hazırlıkları da vardı. KDP ve KYB, Barzani’nin görev süresini uzatırken ‘bu uzatmanın bir daha olmayacağı’ kararını da aldılar. Uzatma döneminde yeni bir anayasa yapılmasına ve referanduma sunulmasına da karar verdiler. Ama anayasa üzerinde çalışan komisyon bugüne kadar bu işi tamamlayamadı.

KDP ve KYB arasında 2013’de Barzani’nin görev süresini uzatan karar da parlamentodan o kadar kolay çıkmamıştı. 2009 yılında kurulan ve reform talep eden söylemiyle öne çıkan ama KYB ve KDP gibi tarihten gelen siyasal ve ekonomik gücü olmayan Gorran Hareketi uzatmaya karşı çıktı. O dönemdeki tartışmalarda Kürt parlamenterler yumruklaştı, su şişeleri havada uçtu.

Muhalefetin pazarlığı

Barzani’nin görev süresinin 2013’te uzatılmasının hemen arkasından yapılan genel seçimler KDP ve KYB arasındaki uzlaşmayı bozan gelişmelere yol açtı. Seçimlerde KYB’yi geride bırakan Gorran Hareketi 111 sandalyeli parlamentoda 24 sandalye alırken, KYB yalnızca 18 milletvekili çıkarabildi. KDP de 38 sandalye kazandı.  Kürdistan İslam Birliği Partisi’nin de 10 milletvekili bulunuyor. Kürdistan İslami Cemaat’in 6 sandalyesi var. Geri kalanlar da azınlıklar arasında dağılıyor. Azınlıklar ve İslamcı partiler geleneksel olarak KDP ile hareket ediyor ama İslamcı partilerde parti disiplini yok. Başkanlık meselesinde bir kısmı KDP ile bir kısmı muhalefet ile birlikte. Üstelik bazı milletvekillerinin duruşları da her gün değişiyor.

KYB’nin endişesi

KYB genel seçimlerde yaşadığı oy düşüşünü ve Gorran’ın kendisinin önüne geçmesini, Barzani’nin görev süresinin uzatılmasına verdiği desteğe bağlıyor. Bu nedenle de Barzani’nin görev süresinin bir kez daha uzatılmasına sert muhalefet ediyor.

Sorunu çözmek için kurulan meclis komisyonlarının birinde KYB’nin bu tartışmadaki duruşunu sorduğumuz Dr. Hamus Omar, ‘En azından Başkanlık, Başbakanlık ve Meclis Başkanlığı aynı partide olmasın” diyerek, KYB’nin kırmızı çizgisini ortaya koyuyor.

Parlamentonun etkisi

Bugüne kadar birçok kararı partilerin kendi aralarındaki uzlaşmayla aldığı Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde, parlamentonun sandalye sayısının ilk kez bu kadar önemli bir araç haline geldiğine dikkat çekiyor yabancı bir gözlemci, “Herkes kendi çıkarına uygun enstrümanlar arama derdinde. Eh, buluyorlar da…” diye özetliyor durumu.

KDP’den Ali Talha da aynı noktaya dikkat çekiyor: “Partiler burada kararları dışarıda alırlar ve onların aldığı karara parlamento bir çerçeve bulur.”

KYB’den Dr. Hamus da, “Açıktan yapılan tartışmaların en az iki katını da dışarıda yapıyoruz” diyerek bugünlerde kıyasıya yürütülen pazarlıkların biçimine dikkat çekiyor.

Kurumsallaşma eksikliği tartışmayı zorlaştırıyor

Pazarlıkları zorlaştıran başka bir etmen de, öteden beri çok parçalı yönetilen Kuzey Irak’ta birçok konuda olduğu gibi, mevzuat konusunda da bir kurumsallaşma olmaması.

Burada, Erbil’de parlamenterlerle, komisyon uzmanlarıyla yaptığım görüşmelerde, “Peki yasalar ne diyor?” sorusuna ortak yanıt alamıyorum. Her grup kendi çıkarına uygun eski yasalar, parlamento kararları arayışı içinde. Herkes yeni bir anayasanın gerekliliği konusunda hemfikir ama taraflar anayasayı kimin yaptırmadığı konusunda da karşılıklı suçlamalar içinde.

Seçim yapmak mümkün mü?

Aslında yasalar başkanın halk tarafından seçilmesini öngörüyor. Fakat Barzani’nin görev süresi bitmeye yakınken seçim komitesi seçim yapacak parasının da, elemanının da olmadığını söyledi. Bu durum partilerin birbirini suçlaması için başka bir neden.

Parlamenterler, uzmanlar, siyasi parti temsilcileri teypler kapalıyken, bir şekilde Barzani’nin görev süresinin uzatılacağını ama bu uzatma süresinde bölgesel yönetimin geleceğine ve yönetim şekline yön veren yeni bir anayasa hazırlığı yapılacağını söylüyor. Pazarlıklar da aslında buraya yoğunlaşıyor ama partiler birbirlerine de güvenmiyorlar.

Bu tartışmalarda KDP, Barzani dışında güçlü bir başkan adayı olmamasına güveniyor. Diğer partiler de bunun farkında ama mümkün olduğu kadar taviz alma ve kendi seçmenlerine mesaj verme arayışında.

Peki ya uzlaşma olmazsa?

Gorran Hareketi’ne danışmanlık eden ancak ismini vermek istemeyen akademisyene göre, eninde sonunda ‘yumuşak inişli’ bir çözüm bulunacak. Çünkü ülkede başta IŞİD ve ekonomik kriz olmak üzere birçok sorun var ayrıca uzlaşmaz görünen parti de bir dahaki seçimlerde kaybetmeye mahkûm. Ama bir uzlaşmazsa olmazsa ne olacağı da çok belli değil. Çünkü partiler bu konuda da netlik olmadığını söylüyor. Mevcut yasalar gereği başkanın görev süresi dolduğunda, Başkanlık, Meclis Başkanı’na geçecek ama KDP’ye göre, bu yalnızca başkanın ölümü durumunda olabilecek bir durum. Şu andaki Başkan da Gorran Hareketi’nden ama Başkanlığı Meclis Başkanı üstlense bile, 60 gün içinde seçimlere gidilmesi gerekiyor. Oysa seçim komisyonu ülkede seçim yapılamayacağını söylüyor.

‘Soğuk iç savaş’

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ndeki deneyimli bir siyasetçi, peşmerge güçlerinin IŞİD ile savaşmasalardı, tam da bu bölünmüşlük nedeniyle birbirleriyle savaşacaklarını düşündüğünü anlattı. Ona göre, başkanlık krizine bir çözüm bulunamazsa, İran’a yakın KYB ve Gorran, güçlü oldukları Süleymaniye ve çevresinde, KDP ise Erbil ve çevresinde fiili olarak iki ayrı yönetim kurabilir.

Barzani’nin ‘izin vermem’ dediği bu olasılık, neredeyse konuştuğumuz herkes tarafından dile getiriliyor; hatta KDP Sözcüsü Talha tarafından bile: “Bir an önce uzlaşmamız gerek çünkü zaten neredeyse soğuk bir iç savaş yaşıyoruz .”

Kavgada İran etkisi

Burada iki kişi çok ünlüdür; Kâsım Süleymâni ve Polat Alemdar. Ama maalesef Polat Alemdar gerçek değil.”

Bu sözleri bana Erbil’de bir siyasetçi gülerek söyledi.

Irak Kürt Özerk Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin 19 Ağustos’ta görev süresinin bitmesi çerçevesinde dönen siyasal krizde İran ve Türkiye’nin tavrına ilişkin konuşuyorduk.

İran’ın Ortadoğu’daki kılıcı Kâsım Süleymâni, İran’ın Suriye, Lübnan, Irak, Gazze ve Afganistan’daki politikalarını kontrol eden kişi. Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı.

Uzunca bir süreden beri bu görevi yerine getirmesine rağmen pek ortalıkta dolaşmayan, ama son zamanlarda Suriye’de cephede savaşırken fotoğraflar vermeye başlayan Süleymâni, Ağustos başında Erbil ve Süleymaniye’deydi. Kuzey Irak’ta uzun süredir devam eden yönetim krizinin taraflarıyla bir araya geldi. Konuyla ilgili haberlere bakılırsa verdiği mesaj, “İŞİD ile savaşırken ve istikrara ihtiyaç varken bu krizi uzatmayın.”

Oysa özellikle Mesut Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) taraftarlarına göre, Kuzey Irak’taki siyasi krizde İran’ın etkisi var. KDP taraftarları sosyal medya hesaplarında, Barzani’nin görev süresinin uzatılması karşılığında yetkilerinin kısıtlanması ve başkanın parlamento tarafından seçilmesi için bastıran muhalefet partilerini İran’ın kuklası olmakla itham ediyor.

Muhalefet her ne kadar tutumlarının Barzani’nin şahsına yönelik olmadığını söylese de, KDP’nin ve Barzani’nin gücünü kırma konusunda ısrarlı. Hatta bu çabayı Barzani’ye karşı sivil darbe arayışı olarak tanımlayanlar bile var.

Parçalı bir bölge, iki ayrı siyaset

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi yalnızca fiili olarak değil, tarihsel olarak da bölünmüş durumda. KDP’nin güçlü olduğu Erbil ve Duhok’ta ticaretten günlük yaşama kadar her alanda Türk etkisi açıkça görülüyor. KDP siyasal olarak da Batı Bloku ile hareket etmekten yana. ‘Stratejik kapımız’ dediği Ankara ile iyi ilişkiler peşinde. Bölgenin petrolünü Batı’ya ulaştırmak için tek yol da Türkiye. Bölgesel Yönetim’in en önemli ve aslında tek gelir kaynağı Ceyhan’a açılan boru hattı. Türkiye için de Kuzey Irak hem önemli bir ticaret ortağı, hem Ortadoğu’ya açılan en önemli yollardan biri. Dahası Kuzey Irak’ta yaklaşık 1600 Türk firması var ve çoğunluğu KDP kontrolündeki bölgelerde.

Buna karşılık Kuzey Irak’ta muhalefetin güçlü olduğu bölgeler, Süleymaniye ve Halepçe coğrafi olarak İran’a yakın. Kerkük’te Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) hâkimiyeti var. Tarihsel olarak da bu partilerin İran ile ilişkileri iyi. İran bu bölgelerde ticari olarak Türkiye kadar varlık gösteremiyor. Ama merkezi Bağdat hükümeti üzerinde kurduğu etki gücüne benzer bir otoriteyi Kuzey Irak’ta da oluşturmak istiyor.

Böyle olunca da her türlü bölgesel ve yerel krizde gözler Ankara ve Tahran’a çevriliyor. KDP iki başkent arasında dengeli bir siyaset yürüttüğünü söylese de, muhalefetteki KYB ve Gorran Hareketi, Barzani’yi, ‘yumurtaları aynı sepete koymakla,’ yani Türkiye’ye fazla yakın olmakla eleştiriyor. Son siyasal krizde de bunun etkileri gözle görülür bir biçimde.

“İran Barzani’ye ders vermek istedi”

KDP’ye yakın Rudaw yayın organının editörlerinden Rabwar Kerim’e göre, Suriye krizinde de Batı’yla uyumlu politikalar izleyen ve zaten Ankara ile iyi ilişkilere önem veren Barzani’ye; Tahran, Kuzey Irak’ta yakın olduğu Gorran Hareketi ve KYB eliyle bir ders vermek istedi. Bunun arkasında da birden fazla neden var:

Geçen sene Başkan Barzani’nin yaptığı ‘bağımsızlığa hazırlanıyoruz’ açıklaması, Kerkük petrollerinin Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından ihraç edilme kararı Tahran’ın canını epey sıktı. Bir de Türkiye ile olan iyi ilişkiler var.

Geçen sene Barzani’nin ‘bağımsızlığa hazırlanmalıyız’ açıklamalarından sonra yine Erbil ve Süleymaniye’ye gelmiştim. O zamanlar buradaki hava bambaşkaydı. Bağımsızlık heyecanı sarmıştı her yeri. Ancak o dönemde konuştuğum birçok kişi, “Bakalım Tahran ne diyecek” ihtiyatı içindeydi. Tahran’ın tavrına dikkat çeken isimlerden biri de, Türkiye’yi yakından takip eden ve parti bağı olmayan analistlerden biriydi. O zaman yine uzun uzun konuşmuştuk. Bana İran’ın iki nedenle Kürt bağımsızlığına karşı çıkacağını söylemişti; Kuzey Irak’ta bağımsız bir Kürdistan’dan sonra İran Kürtleri’ni tutmak mümkün olmaz. Bağımsız Kürdistan, Türkiye’nin enerji açığını büyük ölçüde kapatacağı için ve ticari ilişkiler de artacağı için İran bundan hoşlanmaz.

İran Barzani’nin Suriye tutumuna da karşı

Yine aynı analistin kapısını çaldım. Tahran’ın Barzani’ye ders verme arayışı içinde olduğunu düşünüyor o da. Gerçi bu son krizde Barzani’nin hataları olduğunu eklemeyi de unutmuyor:

“Barzani, Irak Kürt Yöntemi’nin lideri olamadı, KDP lideri olarak kaldı; görev süresinin bitmesiyle sorun çıkacağı belliydi ama bunu çözmek için inisiyatif ortaya koymadı ve yeni anayasanın hazırlanması konusunda da başarılı olamadı.”

Ona göre, Tahran’ın Barzani’ye ders vermek istemesinin arkasında, Tahran’ın Suriye’ye Kuzey Irak’tan silah geçirmek istemesine direnmesinin yanı sıra yine Suriye meselesinde Batı Bloku ile birlikte hareket etmesi var. Tahran bundan memnun değil. Bu meselede Barzani’nin en azından tarafsız kalması için baskı yapıyor. Başka bir sorun da Musul’un IŞİD’in elinden kurtarılması:

Barzani, Musul’un elbette IŞİD’den temizlenmesini istiyor. Ama merkezi Bağdat hükümeti bunu Şii güçlerin eliyle yapma konusunda kararlı. Barzani ise yerel unsurların, yani Sünnilerin ve Kürtlerin de Musul’u kurtarma operasyonunda komutada yer alması gerektiğini söylüyor. “

Barzani’nin elini zayıflatan Şengal ve Türkiye

Kerim bu kavgada, muhaliflerinin ‘fazla Türkiye yanlısı’ diye eleştirdikleri Barzani’nin elinin zayıflamasında geçen sene IŞİD’in Şengal’i işgal etmesinden sonra yaşanan gelişmelerin payı olduğuna dikkat çekiyor:

Yardıma ilk gelen İran’dı. IŞİD Şengal’e saldırdı, ertesi gün İran’ın silahları buradaydı. Ne ara o silahları yüklediniz getirdiniz, hazır mıydı, o ayrı mesele. Ama o dönemde Türkiye’den askeri yardım gelmedi. Musul Başkonsolosluğu görevlileri rehindi IŞİD’in elinde. Fakat Barzani muhalifleri, ‘hani nerede Türkiye’ diye epey yüklendiler Barzani’ye.”

Barzani’nin başka bir zorluğu da, PKK’nın, kurtarılmasına yardım ettiği Şengal’de kanton kurma fikrini yüksek sesle söylemesi. Kürt siyasi hareketinde iki farklı ekol olan ve ideolojik liderlik mücadelesi veren PKK ve KDP arasındaki bu çekişme muhalifleri karşısında Barzani’nin elini zayıflatan başka bir unsur. PKK ile iyi ilişkileri olan Gorran ve KYB, Barzani’yi ‘müttefikin Türkiye bizim topraklarımızı bombalıyor’ diye de eleştiriyor.

Bombalanan petrol boru hattı

Barzani’nin Suriye konusunda da İran’ın baskısı altında olduğunu söyleyen ve rahat konuşmak için adının verilmesini istemeyen analist, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Türkiye’nin Kandil’e yönelik operasyonlarına ilişkin olarak, ‘Barzani birlikte çalışmaya hazır’ yönündeki açıklamalarının da Iraklı Kürt lideri zor duruma düşürdüğüne dikkat çekiyor. Ama eklediği başka bir nokta daha var; PKK’nın, Kürt bölgesi petrolünü taşıyan boru hattına yönelik saldırıları.

Irak Kürt Yönetimi’nin bu saldırıyı kınayan açıklamasına göre, bu sabotaj nedeniyle yaşanan kayıp en az 250 milyon dolar. Maaşları bile ödemekte zorlanan, ekonomik kriz içindeki bölgenin tek gelir kaynağı bu petrol. Çünkü Kürt yönetimi petrol satabildiği ölçüde para kazanıyor.

Gerçi PKK ‘biz yapmadık’ dedi ama inandırıcı değil. Bu sabotaj emrini kim verdi, onu da düşünmek gerek” diyor analist.

Dikkat çektiği başka bir nokta da, Barzani’nin elinin de İran’a karşı boş olmadığı. Barzani de İran KDPS’si üzerinden Tahran’a baskı yapmaktan geri kalmıyor.

“Etkisi büyük ama abartılıyor”

Erbil merkezli, Irak Kürdistan’ı Gaz ve Petrol Konseyi tarafından fonlanan Ortadoğu Araştırma Enstitüsü Başkanı Dlawer Ala’Aldeen ise, İran’ın KDP ile iyi ilişkileri olduğunu savunuyor. Ona göre bu iyi ilişkilere rağmen Tahran, KDP’nin yine de bölgedeki başat güç olmasından yana değil ve Kuzey Irak’taki partiler arasında denge kurmak istiyor:

Bölge güçlerinin yerel dinamikler üzerindeki etkisi her zaman önemlidir ama biraz da abartılır. İnsanlar yerel güç rekabetinde bölgesel oyuncuların bu etkisini olduğundan daha fazla abartırlar… İran’ın bütün baskılarına, hatta tehditlerine rağmen yerel aktörler her zaman İran’ın istediğini yapmaz. Bu son tartışmada da İran, bütün partilere anlaşmaları için baskı yaptı ama partilerin hiçbiri İran’ın istediğini yapmadı.”

Türkiye de devrede

Kuzey Irak’taki istikrardan, hem bölgedeki yatırımları hem de enerji ihtiyacı nedeniyle faydalanan Türkiye de devreye girdi. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu Temmuz sonunda bölgeye geldi. Taraflara birlik içinde bu krizin çözülmesi telkininde bulundu.

Polat Alemdar’ın gerçek olmamasından şikâyet eden siyasetçi durumu şöyle dile getirdi:

Türkiye her şeyi açık açık söylüyor ve söylediğinin arkasında duruyor. Bölgedeki diğer ülkeler gibi davranmıyorsunuz yani.

Değişen güç dengeleri

IŞİD ile savaşan, mali kriz yaşayan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi bir süreden beri ağır bir siyasi krizle de karşı karşıya. Bölgesel Yönetimin Başkanı Mesut Barzani’nin görev süresi 20 Ağustos’ta bitiyor. Partisi KDP, bu süreyi uzatmak istiyor ama, hükümet ortağı olmalarına rağmen bölgenin diğer iki büyük partisi Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Gorran Hareketi, bu uzatmaya karşı. En azından böyle bir uzatma karışlığında KDP’nin elindeki gücün azaltılmasını, başkanın yetkilerinin kısıtlanmasını ve başkanı halkın değil Parlamento’nun seçmesini istiyorlar. Bu konuda yoğun pazarlıklar yapıyorlar ama 20 Ağustos’a kadar bir çözüm bulunamazsa ne olacağı meçhul. Halkın önemli bir kısmı da, KYB ve KDP’nin silahlı çatışma yaşadığı günlere geri dönmekten endişeli.

Partilerin ne istediğini, kırmızı çizgilerini, bu krizde bölgesel güçlerin rolünü, nasıl bir çözüm olabileceğini Erbil merkezli Ortadoğu Araştırma Enstitüsü (MERI) Başkanı Dlawer Ala’Aldeen’e sorduk.

Buradaki siyasi kriz Başkan Barzani’nin görev süresinden uzatılmasına ilişkin ama asıl neden güç paylaşımı tartışması, değil mi?

İlkesel olarak haklısınız ama burada iktidar zaten paylaşılmıştı. Bu sefer farklı olan, gücün dinamiklerinin değişmesi. 10 yıl önce burada iki ana parti vardı, birlikte yönetmek için koalisyon kurmuşlardı. Bu partiler Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) idi. Ama KYB ikiye bölündü, birisi KYB, iktidarda olmaya ve güce sahip olmaya devam ederken, ondan bölünen Gorran, gerçek güce sahip olmadan halkın siyasi desteğini aldı. Güvenlikte, ekonomide, hükümette bir ellerinin olmamasına rağmen iki seçim dönemi geçirdiler ve değişen dinamikler onları buradaki siyasi manzaranın önemli şekil vericilerinden biri haline getirdi. Daha fazla göz ardı edilemez oldular. Bu hale geldikten sonra da koalisyona davet edildiler. Onlar gibi ortaya çıkan ve momentum kazanan başka gruplar da oldu, İslami Partiler gibi. Onlar da önemli olmaya başladılar. Gorran ile birlikte dört yıl hükümet dışı kalmışlardı ama en sonunda hükümete girdiler. Son on yılda olan şuydu; KDP baskın parti olmaya devam etti, büyük bir otorite sahibiydi. Karar alma mekanizmalarında aslan payı onundu. Gorran ve KYB tek tek ele aldığınızda daha küçük partiler ama birlikte KDP’ye eşit olmak istiyorlar. Şu anda devam eden oyun da bütün partilerin karar verme mekanizmasını eşit bir biçimde paylaşması.

Ortadoğu’da pazarlıklar genellikle çok sert geçer. Başlangıçta bir uzlaşma olmaz. Oyunun bir yenişememe haline gelmesine izin verip, sonra bundan çıkış yolu ararlar. Böyle olacağını tahmin etmiştik. Ama bu yenişememeye ulaştıktan sonra bunu nasıl çözeceklerini tahmin edemiyoruz.

Bir çözüme ulaşmak için, kırmızı çizgileri neler partilerin? Olmazsa olmazları ne?

Eğer 15 sene önce olsaydı, hatta on yıl önce, bütün büyük partilerin kırmızı çizgileri olurdu ve buna sıkı sıkıya bağlı kalırlardı. Ama iktidarın dinamikleri radikal bir biçimde değişti ki kırmızı çizgi çekmekten kaçınıyorlar. Örneğin, KDP belli kırmızı çizgileri olsun isterdi ama zor şartlar koyabildikleri günlerin geçtiğini anlıyorlar artık. Diğer partilerin gücün yayılmasını talep etmelerini imkânsız hale getirmeyi isterlerdi ama artık durumun değiştiğini anladılar. Bunu görmekten elbette mutlu olmadılar ama yeni bir durumun var olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar.

KYB ne istiyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse KYB bu meselede Gorran’dan daha esnek ama açıkça kamuoyu önünde KDP ile bir uzlaşmaya gidemezler. Tıpkı Gorran gibi KDP’nin gücünün seyreltildiğini ve ileride yapılacak koalisyonların eşit şartlar altında yapılacağını görmek istiyorlar.

Gorran ne istiyor?

Gorran, geçmişte yapılan güç anlaşmalarında gerçekten dışarıda bırakıldığının altını çizdi. Örneğin, KDP ve KYB, ‘birimiz Kürdistan Özerk Yönetimi’nin başkanlığını alalım, diğerimiz Irak’ın Başkanlığını’ anlaşması yapmışlardı. Bu tip güç paylaşımı paket anlaşmalarında Gorran ciddi bir pay almadı, şu anda Kürt Özerk Yönetimi’nin Meclis Başkanlığı onlarda olmasına rağmen. Önemli sayılabilecek birkaç bakanlık var ellerinde ama yine de seçmenlerine söz verdikleri değişiklikleri yapacak yeteri kadar güç kazanmadığını düşünüyor. Kendisini iktidarın dışında görüyor. Bunun nedeni de şu: KDP, Erbil ve Duhok’da mutlak hakimiyete sahip. Kerkük ve Süleymaniye’de de KYB’nin hakimiyeti var. Gorran, seçmenleri için gerçek anlamda değişiklik yapacak kadar bir güce sahip olarak karar alma mekanizmalarına giremezse ilerideki seçimlerde başaralı olamayabilir. Dolayısıyla bu onlar için bir var olma mücadelesi. Çünkü onları güce götürecek olan alacakları oylar. KDP yönetiminden memnun olmayanların oylarının toplandığı yer oldular. Bununla Parlamento’ya gelip, seçmenlerinin istediği reformları yapacaklarını düşündüler ama bunu yapamadılar çünkü hükümete, Parlamento’ya girmiş olmalarına rağmen, gücün ortağı olamadılar. Çünkü burada karar alma gücü bu kurumların dışında. Peşmerge Bakanlığına sahipler ama peşmergeleri komuta etme yetkileri yok. Maliye Bakanlığına sahipler ama mali ve ekonomik kararlar alma güçleri yok. Onlar için şimdiki durum bu açıdan sürdürülebilir değil çünkü, böyle giderse koalisyonda küçük parti olacaklar.

KYB ve Gorran İran’a yakın. KDP ise Türkiye’ye. KDP, bölgesel konularda da örneğin Suriye meselesinde ya da Irak ile ilişkilerde İran’ın istediği gibi davranmıyor. KDP taraftarları, diğerlerini İran kuklası olmakla suçluyor.

Bölgesel güçlerin yerel dinamikler üzerinde önemli bir etkisi vardır ama bu gereğinden fazla abartılır. İran, Irak Kürt Bölgesel Hükümeti üzerinde daha büyük bir etkisinin olmasını ister. Ama insanlar İran’ın KDP ile de iyi ilişkilerini olduğunu unutuyorlar. Ama yine de KDP’nin başat güç olmasını da istemez, partiler arasındaki dengenin korunmasını ister. İran stratejik meselelerde bu partileri anlaşmaya ikna etmeye çalışır. Ama yerel aktörler her zaman tehditlere rağmen, baskıya rağmen bunu yapmayabilir. Şu andaki durumda da partilere anlaşması için baskı yaptı. Yerel aktörlerin, bölgesel güçlerle güçlü bağları vardır ama onların uzantısı gibi de davranmazlar. Kendi iç meselelerinde karar alacak kadar bağımsızlıkları vardır. Stratejik kararlar da bağımsız davranırlar, bölgesel güçlerin etkisi büyük olmasına rağmen.

Türkiye’de barış sürecinin bitmesi bu krizi nasıl etkiliyor? KDP’nin muhalifleri de KDP’yi Türkiye ile yakın ilişki kurmakla itham ediyor.

Sınırın öte tarafında olan her şey burayı da, buradaki partileri de etkiler. PKK’ya yönelik operasyonların başlaması buradaki tansiyonu da yükseltti. Gorran ve KYB, bunu KDP ve Türkiye’ye karşı yayınlarında kullandılar. KDP rahatsız çünkü, bu operasyonlar zarar veriyor. PKK’nın buradaki davranışından da rahatsız aynı zamanda. İnsanlar burada PYD’nin, IŞİD’e karşı savaşta ilerleme kaydettiğini görmekten memnun. Bu da durumu karmaşıklaştırıyor.

 Nasıl bitecek bu siyasi kriz? Barzani’nin görev süresi 20 Ağustos’ta bitiyor.

Akademisyenlere, gazetecilere ve diğer gözlemci arkadaşlarıma bu durumdan keyif almamız gerektiğini söylüyorum. Buna tanıklık etmek harika bir şey. Buradaki güzellik şu, bütün bu değişik partiler bu tartışmayı demokrasi kurumları çerçevesinde yapıyor. 15 yıl önce olsaydı şiddet yoluyla çözülürdü. O günlerde olsaydı kan akabilirdi. Şimdi pazarlık yapıyorlar, birbirlerini akılla alt etmeye çalışıyorlar. Bütün bunlar Irak Kürdistan’nın da demokrasinin sağlıklı bir biçimde gelişmeye başladığını gösteriyor. Bütün bu koca adamları müzakere yaparken görmek harika bir şey! Kötü tarafıysa bunu aslında kötü bir biçimde yapıp, halkı endişelendiriyorlar. Siyasette bir hafta uzun bir süre. 20 Ağustos’a kadar bir anlaşmaya varacak kapasiteleri var. Bunu başaramazlarsa da dünyanın sonu değil.

Başaramazlarsa ne olur?

Erken seçimler olabilir. Burası her zaman seçim atmosferine girebilir, seçim yapabilir.

Ama seçim için paralarının olmadığını söylüyorlar.

Para bulacaklardır. 1992’de burada hiç para yokken bile seçimler için para buldular. Ama seçimler ne zaman yapılır, Allah bilir. Kimsenin acelesi de yok. O saate kadar da statüko korunur. Bir sonraki seçenek de, ‘tamam, bu kilitlenme var, bir çıkış buluncaya kadar da devam etsin’ demek. Bir şey olmaz. Biz burada kriz arkasına kriz yaşamaya alışığız. Bağdat ile bütçe krizi, İŞİD krizi, mali kriz şimdi de bu siyasal kriz. Burası devam eder. 20 Ağustos’a kadar bir çözüm bulunamaması durumunda bazıları bazı yasal sorunlara yol açıldığını söyleyecektir ama bu onların sorunu, sokaktaki insanın sorunu değil. Onların yaşamı devam eder. Bizim tek endişemiz bu büyük partiler içindeki bazı unsurların akıl dışı davranmaya başlaması. O zaman işler şiddete dökülebilir ama en tepedeki karar vericiler deneyimli ve geçmişe geri dönmek istemiyorlar, o eski silahlı kavga günlerine geri dönmek istemiyorlar. Partiler içinde akıl dışı davranabilecek unsurları kontrol etme kapasiteleri de var.

Ama 20 Ağustos’tan sonra Başkanlık, Meclis Başkanı’na geçecek…

Böyle olması gerekmez. Yasalardaki her şey yoruma açık. Taraflar yasaları kendi çıkarları doğrultusunda yorumlayabilir. Bunun böyle olabileceğini gösteren örnekler de var elimizde. Bağdat’ta seçimlerle hükümet kurulması arasında büyük bir boşluk olduğunda herkes görevinde kalmaya devam etmişti. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de görevini yapamayacak kadar hastalandığında da, görevini birisi devralmadı. Partiler, yasaların yorumlanması konusunda tartışmak istiyorlarsa bunu yapabilirler ya da yorum konusunda anlaşırlar. Bu tamamıyla onların niyetlerine bağlı.

 

Ayşe KARABAT – Aljazeera Türk

http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/kuzey-irakta-guc-paylasimi-sancisi
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/iran-barzaniye-ders-vermek-istiyor
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/kuzey-irakta-gucun-dinamikleri-degisti

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorumlar (1)

  1. […] ve Barzani iktidarının bıçak sırtında olduğu gerçeğidir (detaylı bilgi için bknz. “Kuzey Irak’ta Güç Dengeleri“). Mesud Barzani, 2005 yılında parlamento tarafından, 2009’da ise halk oyuyla IKBY […]

TÜRKİYE, BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’I DESTEKLİYOR MU? BU KONUDAKİ POLİTİKASI NE OLMALI? – Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM için bir cevap yazın Cevabı iptal et