Twitter Facebook Linkedin Youtube

KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ İÇİN ALINAN TEDBİRLER VE ETKİLERİ

Büşranur TENİK

Büşranur TENİK

BusraErdogan

Büşra ERDOĞAN

“Kadınlar yüzyıllarca erkek figürünü normal boyutunun iki katı büyük gösterecek büyülü bir yansıtma gücüne sahip aynalar gibi hizmet ettiler.”

Virginia Woolf

Kadına yönelik şiddet, tarihin en başından beri tüm dünyada süregelen ve kadının yaşamını tehdit eden toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle son yıllarda kadın hareketlerinin güçlenmesiyle, kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çeşitli çalışmalar yürütülmektedir. Bu çalışmanın amacı da; kadına karşı şiddetin ve kadın cinayetlerinin önlenememesinin nedenlerini araştırmaktır.

Bu hususta ilk olarak, ulusal ve uluslararası alanda yapılan çalışmalar, anaKanun ve kanunlar incelenmiş, ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi ile Çankaya Belediyesi Kadın Danışma Merkezi ve Sığınmaevi’nde yetkililerle mülakatlar gerçekleştirilmiştir.

Çalışma çerçevesinde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ilgili diğer kamu kurumlarınca alınan idari ve hukuki tedbirler, bu tedbirlerden önce ve sonra yaşanan kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin istatistikleri, alınan tedbirlerin yeterli/yetersiz oluşu, yetersiz ise nedenlerinin analizi ile yeni politika önerilerine yer verilecektir.

KAMU KURUMLARI TARAFINDAN ALINAN İDARİ VE HUKUKİ TEDBİRLERİN İNCELEMESİ

4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, 8 Mart 2014’te, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun olarak değiştirilip geliştirilerek yürürlüğe girdi. Bu yeni Kanunda, kadın sivil toplum kuruluşlarının ve platformlarının sarf ettikleri çabaların etkisi yadsınamaz. Kanun, şiddet görme tehlikesi altında bulunan kadınları ve aile bireylerini kapsıyor. Kanun, Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi de temel alınarak hazırlandı.

Yeni Kanun, içerisinde pek çok olumlu gelişmeyi barındırıyor. Örneğin, eski Kanunda evli olmayan kadınlara yönelik şiddet yer almazken, yeni Kanunda yer alıyor ve bunu, kadının yerini sadece ailede tanımlamamak adına iyi bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Yeni Kanunla birlikte aynı zamanda tüm aile bireylerini kapsayıcı nitelikte olması, şiddet mağdurunu korumak için geniş çapta uygulamalara yer vermesi açısından da pozitif ilerlemeler kaydedildi.

Buna karşılık, Kanunun hala elbette birçok eksiği bulunmaktadır ve eksiklerin büyük bir çoğunluğunu uygulama yetersizliği oluşturmaktadır. Uygulama yönetmeliği, Kanundan kısa bir süre sonra yürürlüğe girmiş olsa da faaliyette ne kadar etkili olduğu tartışmalıdır. Kanunun yaptırımı ne ölçüde mevcut bunu anlamak için Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın yayımladığı Uygulama İzleme Raporu‘nu incelemek yeterli olacaktır. Zira raporda ele alınması gereken pek çok bulgu mevcut. Aşağıda bu incelemelere sırasıyla yer verilecektir;

Kanunun amacı; şiddete uğrayan ya da şiddete uğrama tehlikesi olan kadınların, çocuklarının, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Ancak uygulamada olumlu sonuçlar alınmadığı görülmektedir. Uzaklaştırma kararı talebinde bulunan bir kadını, savcı “Bir tokat için uzaklaştırma mı verilir!” diye karar vererek reddetmiş. Başka bir kadın da aynı şekilde bir talepte bulunmuş ancak savcının “Ben nerden bileceğim şiddet gördüğünü belki de kocanı uzaklaştırıp sevgilini eve alacaksın” demesiyle bu talebi reddedilmiş.

6284 sayılı Kanuna göre; “kanun kapsamında korunan kişilerle ilgili olarak aşağıdaki (kanun metninde bunlar sayılmaktadır) tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere delil veya belge aranmaksızın mülkî amir tarafından ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlilerinin başvurusu üzerine ya da resen karar verilebilir. Ancak Mor Çatı’ya başvuran 8 kadından 7’si bu desteği alamamış. Kadınlar mülki amirlere ulaştıkları zaman “böyle bir talebin olmadığı” gerekçesiyle geri gönderilmiş.

6284’e göre; mülkî amir veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri tarafından, olayın niteliği, şikâyet ve ihbar göz önünde bulundurularak şiddet mağdurunun hayati tehlikesinin bulunması halinde ilgilinin talebi üzerine veya resen geçici koruma altına alma tedbiri verilir. Ancak Mor Çatı’nın raporuna göre; koruma talep eden birçok kadın ya kısıtlı yararlanabilmiş ya da hiç yararlanamamıştır. Ayrıca bir kadın koruma polisinin tacizine maruz kalmıştır.

Kanuna göre; çocuk sahibi olan korunan kişinin çalışmaması halinde, çalışma yaşamına katılımını desteklemek üzere dört ay, çalışması hâlinde ise iki aylık süre ile sınırlı olmak, on altı yaşından büyükler için her yıl belirlenen aylık net asgari ücret tutarının yarısını geçmemek ve belgelendirilmek şartıyla Bakanlık bütçesinin ilgili tertibinden karşılanmak üzere kreş imkânı sağlanması tedbiri verilir. Bakanlık, Mor Çatı’ya kreş desteği alan 124 şiddet mağduru olduğunu söylemiş ancak kaç tane başvuru yapıldığı hakkında bir şey söylememiş.

Kanuna göre; kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi tedbiri; hâkim tarafından, korunan kişinin hayati tehlikesinin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde, ilgilinin aydınlatılmış rızasına dayanılarak Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre verilen tedbir kararıdır.

Kimlik değişimi hakkı kazanan bir kadın, kimliğini ancak 1 yıl sonra değiştirebilmiş. Kimlik değişimi sonrası güvenliğini sağlayamayacağı gerekçesiyle çocuğunu özel okula yazdırmış ancak masrafları karşılayamadığı için ekonomik zorluklar yaşamış. Kimlik değişimi sonucunda İŞKUR’a başvuran kadın, geçmiş iş deneyimi ve eğitimi silinmesi nedeniyle iş bulmakta zorluklar yaşamış.

Ayrıca 6284 sayılı Kanun kapsamına göre uzaklaştırılan ve bu süre içinde şiddet uygulayanla hiç iletişim halinde olmayan 10 kadın, bu sürenin uzatılmasını istediklerinde ret kararı ile karşılaşmışlar. Tedbir kararını ihlal eden erkeklerin çoğu ceza almamış ve birçok kadın, bu durumun şiddet uygulayanları cesaretlendirdiğini düşünüyor.

6284 kararını ihlal ettiği gerekçesiyle şikâyette bulunan kadına kolluk yetkilisinin “aslında iyi bir adama benziyor, çocuğu ile de ilgili” dediği ve ne kadar gizlilik kararı olsa da bazı babaların çocuklarının TC kimlik no ile e-okul sisteminden kontrol ettiği rapor edilmekte. Milli Eğitim Bakanlığının bu duruma yanıtı ise “ne yapalım babalar bizi sıkıştırıyor” şeklinde olmuş.

Mahkeme kararında çoğunlukla koruma tedbir kararı verilirken, gizliliğe ilişkin olumlu yanıt verilmedi. Mor Çatı’ya başvuran ve sığınıklarda kalan bir kadın çocuğunun eğitim hayatının gizliliği için talepte bulundu ancak mahkeme bu kararı yerine getirmedi, çocuğun tanıklığına başvurup ifadesi alındı. Tüm bu süreç içinde gizli kayıt yapılmadığı için çocuk okula gidemedi.

Gizli kayıt konusunda SGK’da kayıtların gizlenmesi konusunda sıkıntılar yaşandı. Birçok kadın SGK kayıtlarından şiddet uygulayan tarafından çok hızlı bir şekilde bulundu.

ŞİDDETİN İSTATİSTİKÎ ANALİZİ

Kadına yönelik şiddet için 2008 ve 2014 araştırma raporunun karşılaştırılmasına geçmeden önce Bianet’in Erkek Şiddeti Çetelesi ve anıtsayaç’ın 2010-2014 yılları arasında girdiği verileri incelenecektir.

Bianet.org’un verileri incelendiğinde; 2010’da 217, 2011’de 257, 2012’de 165, 2013’de 214, 2014’te 281 ve 2015’in ilk 5 ayında 117 kadın, öte yandan dijital anıt anitsayac.com’un verilerine göre ise, 2010’da 199, 2011’de 125, 2012’de 141, 2013’te 226, 2014’te 286 ve 2015’in ilk yarısında 142 kadın erkek şiddeti yüzünden öldü. Verilerin başlarda farklı lakin son yıllarda birbirine daha yakın seyretmesi sebebiyle ve gösterdikleri gazete haberi gibi kaynakçalarla güvenirlikleri oldukça yüksek diyebiliriz. Bu yüzden bu istatistikleri ele almak yanlış sonuçlar doğurmayacaktır.

2010 yılını bianet’e göre inceleyecek olursak, taciz ve tecavüze uğrayan kadın ve çocukların oranı oldukça yüksek olmakla birlikte en az 646 erkek veya oğlan çocuğu, yaralama, taciz ve tecavüz olaylarının failiydi. Takip edildiği kadarıyla da bu faillerin çoğunluğu serbest bırakıldı. Cinayet, taciz, tecavüz ve yaralama olaylarının en sık görüldüğü bölge ise Marmara. Ölümlerin failleri %50 oranıyla en çok kocalardı. Buna karşılık geri kalan %50yi de babalar, sevgililer, eski sevgililer, akrabalar, nişanlılar ve üvey akrabalar oluşturuyor.

Kadın ve çocuklara fiziksel şiddet uygulayanların yüzde 35.36’sı 30-39, yüzde 23.17’si 20-29, yüzde 15.85’i 40-49, yüzde 9.75’i 50-59, yüzde 8.53’ü 0-19, yüzde 7.31’i ise 60-69 yaşları arasındaki erkeklerdi. Fiziksel şiddete maruz kalan kadınların ise yüzde 27.86’sı 20-29, 25.40’ı 30-39, 20.49’u 0-19, 13.93’ü 40-49, 6.55’i 50-59, 3.27’si 60-69, 1.63’ü 70-79, 0.81’i ise 90-99 yaşları arasındaydı. Her meslek ve statüden erkek, fiziksel ve cinsel şiddet uyguladı ve cinayet işledi. Namus, töre, kıskançlık ve ihanet, erkeklerin en çok fazla kullandığı cinayet sebebiydi. Yine erkekler için kıskançlık, ayrılmak isteme ve aşka karşılık vermeme, şiddet gerekçesiydi. Buna karşılık, yemek zamanında hazır olmadığı için şiddete maruz kalan kadınlar bile oldu. Taciz ve tecavüz ise bir cezalandırma yöntemi olarak erkekler tarafından kullanıldı.

2011 yılında da kadınları en çok kocaları öldürdü. Koruma talep ettiği, savcılığa veya polise şikayette bulunduğu ya da sığınma evlerine yerleştirildiği halde 11 kadın öldürüldü, üç kadın ağır yaralandı. Tecavüz oranları yine oldukça yüksek ve kadınlara en çok tanıdıkları erkekler tecavüz etti. Yaklaşık 220 kadın şiddet sebebiyle yaralandı. Erkeklerin bundaki gerekçesi de kadınların boşanma istemiydi. 2010’da olduğu gibi en çok şiddet, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, tecavüz, yaralama ve çocuk istismarı Marmara Bölgesinde yaşandı.

2012 yılında 210 kadın erkek şiddeti yüzünden yaralandı. Bunlardan 21’i hukuk süreci başlamış olmasına rağmen gerçekleşti. %60’sı ise yine en çok kocalar tarafından uygulanan şiddetti. Kadınları en çok tanıdıkları erkekler tecavüz, tanımadıkları ise taciz etti. 24 kadın da hukuk süreci başlamış olmasına rağmen öldürüldü. Ve bunu yapanların yarısından fazlası kocalarıydı.

2013’te öldürülen kadınların %13.5’i şiddet gördükleri için şikayetçi olduğu ve koruma tedbir kararı çıkarttığı halde öldürülürken sadece boşanmak istediği için öldürülen kadın %15’ti. Yine öldürenlerin %54’ü kocalarıydı. Kadınları ve kız çocuklarını en çok tanıdıkları tecavüz etti. Tacizde ise bu sene farklı olarak tanıdıklar %64 oranındaydı. Şiddet gören kadınların %10’u 6284 sayılı Kanun kapsamında Kanunl girişimlerde bulunduğu halde ağır yaralandı ve şiddet uygulayanların %52’si kocalarıydı. Taciz, tecavüz, yaralama ve şiddet bölgelere göre incelendiğinde yine en çok Marmara Bölgesi’nde görüldü.

2014’te 560 kadın şiddet yüzünden yaralanırken bunların %12.5’i boşanmak istediği içindi. Şiddet uygulayanların %66.69’u partnerleriydi. Kadınların %20.64ü yine boşanmak/ayrılmak istediği için öldürüldü. Devlet koruyamadığı için öldürülen kadınların yüzdesi ise 8.9. Kadın cinayetlerinin yüzde 3,9’unda katiller daha önce başka şiddet vakaları nedeniyle yargılanmış, beraat ederek, afla ya da denetimli serbestlikle cezaevinden çıkmıştı: Toplam 11 kadın cezasız kalan saldırganlar tarafından öldürüldü.%22 gibi bir oranla tacizlerin artık internette de çok yaygın olduğu görülmektedir. 10-17 yaş aralığındaki çocuklar tacize uğrayanların %67sini oluşturmakta. 109 kadın ve kız çocuğu da tecavüze uğradı.

2008 VE 2014 YILLARINDA YAPILAN “TÜRKİYE’DE KADINA YÖNELİK AİLE İÇİ ŞİDDET ARAŞTIRMASI” RAPORLARININ KARŞILAŞTIRMASI

Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet konusunda 2008 yılında T.C Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü desteğiyle Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından bir araştırma yapılmıştır. Aynı konu üzerinde 2014 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü desteğiyle yine Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü bir araştırma yapmış ve bu doğrultuda da rapor yayımlamıştır. Aşağıda bu iki raporun verilerinin istatistikî bazda değerlendirilmiştir;

● 2008 Aile İçi Şiddet Araştırması’nda eşi veya birlikte olduğu için tarafından yaşamının herhangi bir yerinde fiziksel şiddet gören kadın oranı %39 iken 2014 Araştırması’nda ise %38dir.

● 2014’te evli kadınların %12si hayatlarının cinsel şiddete uğradıklarını belirtirken 2008’de %15tir.

● 2008 ve 2014 yıllarında her 10 kadından 1’inin gebelik sırasında şiddete maruz kalıyor oluşu değişmemiştir.

● 2008 yılında şiddete maruz kalan kadınların %48.5, 2014 yılında ise %44’ü şiddetten kimseye söz etmemişlerdir.

● Yaşadıkları fiziksel şiddet sonucunda 2008 raporuna göre kadınların %25’i yaralanırken, 2014’te her 10 kadından 6’sı maruz kaldıkları şiddet sonucu 3 kez veya daha fazla sayıda yaralanmıştır.

● 2008’de kadınların %7’si çocukluklarında (15 yaşından önce) cinsel istismar yaşadıklarını belirtmiş ve bu oran 2014’te %9’a çıkmıştır.

● 2008 araştırmasına göre şiddet yaşayan kadınların sağlık sorunları yaşama, intihar etmeyi düşünme ya da deneme olasılıkları en az iki kat artarken 2014 yılında bu oran 5 kat artmıştır.

● Fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı ise %42’den %38’e düşmüştür.

● Eşi veya birlikte olduğu erkeklerin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine maruz kalmış kadınların dağılım bölgesel olarak incelendiğinde 2008’de %40’ı kentte ve %47’si kırda yaşarken 2014’te ise kent ve kır oranının sırasıyla %37 ve %39 olduğu görülmektedir.

● Her iki araştırmada da kadınların erkeklere karşı çıkmaları halinde yani erkeklerin gerekli gördüğü halde kadına şiddet uygulayabileceğini düşünen kadın oranı az olmamakla birlikte 2008’de %14.2 iken 2014’te %13tür.

KURUM MÜLAKATLARI DEĞERLENDİRMESİ

Çalışma çerçevesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nde bir Daire Başkan Vekili ile, Sığınmaevleri hakkında bilgi almak için Çankaya Belediye Kadın Danışma Merkezi ve Sığınmaevi’nin bir çalışanı ile ve kadına yönelik şiddet ile ilgili çalışmalar yürüten Ankara Barosu’na bağlı bir avukat ile mülakatlar yapılmış ve görüşleri alınmıştır. Bu konuya ilişkin değerlendirmeler sırasıyla aşağıda verilecektir;

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı KSGM’ne İlişkin Değerlendirme

Bakanlık mülakatımızda özel olarak bir kişiyle görüştük fakat diğer uzmanlar da konuya dahil olarak fikirlerini beyan ettiler.

Kanunda, uygulamada ve diğer birçok konuda hala eksiklikler olduğunu düşünüyorlar. Zihniyetlerin doğru olmadığını, toplumsal algının değişmesi gerektiğini söylediler. Kendilerinden kaynaklı eksiklikleri pek dile getirmediler. Öncesinde 50.000 ve üzeri nüfus olunan belediyelerde zorunlu sığınma evi açılması hakkında kararın artık 100.000 ve üzeri nüfus olunan belediyeler olarak değiştirildiğini öğrendik. Sebebini sorduğumuzda ise bir yanıt alamadık. Sığınma evlerinde ne yazık ki çoğu zaman Avrupa standartlarına uyulmadığını, sığınma evlerinde kalan mağdur kadınların kalma süresi dolduktan sonra geçici konut tahsis edilmediğini öğrendik. Bunlar Kanunda yer almasına rağmen uygulamada yok.

Denetimlere özen gösteriliyor. Çocuklara kreş gibi imkânlar sağlayabiliyorlar. Kimlik bilgilerinin değiştirilmesi konusunda da oldukça hassaslar. Sivil Toplum Kuruluşları ile de çok fazla çalışmadıklarını dile getirdiler. Sebebini sorduğumuzda ise yine net bir yanıt alamadık.

Çankaya Belediyesi Kadın Danışma Merkezi ve Sığınmaevi’ne İlişkin Değerlendirme

Öncelikli olarak belirtmemiz gerekiyor ki Kadın Danışma Merkezi’ne randevu talebinde bulunduğumuzda da görüşmeye gittiğimizde de hiçbir problemle karşılaşmadık. Çok iyi bir şekilde ağırlandık ve sorularımıza yeter yanıtlar aldık. Dolayısıyla mülakattan donanımlı bir şekilde ayrıldık ve elbette ki orada elde ettiğimiz bulgular da çalışmamıza pozitif bir şekilde yansıdı.

İlk sorumuz kaç kadına hizmet verdikleri ve kaç yıldır faaliyette olduklarıydı. Kısa bir süre öncesine kadar 25 kadın 10 çocuğa (çocuk sayısında aslında bir sınırlama bulunmamakta ama net veri belirtmek için 10 çocuk dendiği belirtildi) hizmet vermekteler iken bunu Avrupa standartlarına ulaştırmak için 15 kadına düşürdüklerini ve 2008’den beri faaliyette olduklarını söylediler. Diğer sorumuz bu sığınmaevinin fiziksel, cinsel, psikolojik ve sözlü her türlü şiddet gören kadına hizmet sunup sunmamasıydı. Önceliklerinin fiziksel şiddet mağdurları, can güvenliği riski taşıyanlar ve ensest mağdurları olduğunu ama imkan olması dahilinde diğer şiddet mağdurlarına da yer verebileceklerini ve mağdurların sığınma evine alınmasında şiddet görmesinden başka bir kriterlerinin olmadığını belirttiler.

Sığınmaevi, uluslararası standartlara uygun bulunmuş ve yurt dışından gelen bu alandaki çalışanlar, evin standartlarını oldukça beğendiklerini iletmişler.

Meslek edindirme eğitim programlarını İŞKUR’la yürütüyorlar. Ancak artık İŞKUR’u tercih etmeyecekler çünkü günlük 20 lira ücret vermelerine karşın birçok kadın sorun yaşadı ve bu ücreti alamadı. Araştırıldığında ise herkesin birbirini suçladığı görüldü. Ek olarak da İŞKUR iş garantili olması gerektiği halde bu garantiyi kadınlara sağlamadı. Kadınlar, Çankaya Belediyesi TODAM’daki hobi kurslarına ve okuma yazma kurslarına yönlendiriliyor.

Psikolojik destek almak mümkün lakin bu ilk görüşme hariç isteğe bağlı olarak gerçekleştirilmekte. Durumu ağır olan kadınlara ise psikiyatrist desteği veriliyor.

Gizlilik olmazsa olmaz bir koşul. Milli Eğitim Bakanlığı çocuklar için buna önem veriyor ve talep doğrultusunda gerekli değişiklikleri gerçekleştiriyor. ŞÖNİM ise sağlık konusunda destek veriyor. Kimlik bilgileri ile ilgili değişiklikler Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğunda ve bu bakanlık yaptırımları eleştiriliyor.

Merkezde istatistikî veri tutuluyor ama mağdurların neden kaldıkları gibi soruların cevaplarını verir şekilde değil.
Belediye’nin Sosyal Yardım İşleri mali deste vermekte. Kaymakamlık da destekte bulunuyorken bu desteği kesmeye başlamış. Bütçesiz kalındığında çocuk yardımı ve kreş desteği için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na başvurduklarını belirttiler. Valilikten ise destek alınamadığı söylendi.

Geçici konut tahsis edilemiyor ama kaymakamlık tarafından bir seferlik kira+depozito yardımında bulunuluyor.
Mağduriyet durumunda çeşitli evraklarla mağdurları uğraştırmadıklarını bu yönde bir prosedür uygulamadıklarını özellikle belirttiler.

Sığınmaevi’nde 6 ay kalınabiliyor ama gerekli görüldüğü halde 1 sene kalmak da mümkün. Gizlilik ve şiddetsizlik ilkesinin ihlali durumunda ise o kadınlar kurumdan uzaklaştırılıyor.

Diğer sığınmaevlerini eleştirdikleri bazı noktalar oldu. Örneğin Ankara’da bazı sığınmaevlerinde günde 2 sigara içme sınırı, saat 17’de son giriş ve telefona el koyma gibi uygulamaların olduğunu belirttiler. Çankaya Belediyesi’nin ise akşam giriş saat 22 ve başka bir kısıtlaması mevcut değil. Sığınmaevi yöneticileri ile kadınlar arasında elden geldiği suretle yatay hiyerarşi oluşturmaya çalıştıklarını söylediler.  Sığınmaevinin yakınında bir karakol bulunmakta ve 4 güvenlik görevlisi ve şoför hariç çalışanların hepsi kadın.

Son olarak da bu alanda gördükleri eksiklikleri, hataları, değiştirilmesi gereken şeyleri sorduk. Sığınmaevlerinin sayısının arttırılmasının şart olduğunu ama seks işçileri, engelli, trans, eşcinsel ve alkol/uyuşturucu bağımlısı kadınlar ile ilgili de belli düzenlemelerin olması gerektiğini ilettiler. Engellilere son açılan sığınmaevlerinde yer veriliyor ama bu daha çok yeni, geliştirilmesi gerekiyor. Bu sığınmaevi, cinsel yönelimlere karşı saygılı lakin önceden bir lezbiyenle sorun yaşadıkları için yeni bir başvuru kabul edip etmeme konusunda düşünceliler.

Alandaki meslek elemanlarının mesleki deformasyon yaşadıklarını belirttiler. Tükenmişlik sendromu, ikincil travma ve travma sonrası stres bozukluğu, bu meslek elemanlarının yaşadığı en büyük sorunlardan. Aldıkları maaşın yaptıkları işe nazaran yetersiz olması ve akabinde en fazla haftada 3 gün çalışmaları gerekirken memur çalışma saatleriyle çalıştıkları için deşarj olamıyorlar. Gün geçtikçe de verimsizleşip yoruluyorlar. Bu sebeple mesleği bırakanlar oluyor ve deneyimli eleman açığı oluşuyor. Çünkü bir noktada gönüllülük esasına dayanıyor her şey. Meslek elemanlarına da aynı şekilde psikolojik destek verilmesi, farklı aktivitelere katılarak kendilerini geliştirmeleri daha verimli olmalarını sağlayacaktır.

Avukat İle Yapılan Mülakat Üzerine Değerlendirme

Öncelikli olarak Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nden bir avukat ile görüştük ve o da bizi daha aydınlatıcı bilgi vereceğini düşündüğü, kadın çalışmalarında da yer alan başka bir avukat arkadaşına yönlendirdi. Bu mülakatımız

Kanuni örneklerle birlikte enine boyuna konuşmamız sayesinde elde ettiğimiz bulguların sağlam temele oturması konusunda bize çok yardımcı oldu.

Görüştüğümüz avukat, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nda ve İnsan Hakları Derneği’nde şiddet dosyalarını takip etmekte ve daha öncesinde de baroda kadın çalışmalarında yer almış.

Avukata göre, 6284 sayılı kanun her ne zaman olumlu sayılacak değişiklikler içerse de bu Kanunu yapan zihniyet değişmediği için fikir olarak hala aynı. 4320 sayılı Kanunda kadının yeri sadece aile içerisindeyken yeni Kanun ile bu biraz genişletilse de birçok eksiği bulunmakta. Çünkü aslında Türkiye’nin de taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden ne yazık ki yine de çok gerideyiz. Uygulamaya yönelik sıkıntılar bulunmakta. Bunun sebebi de Kanunları uygulayan insanların eril zihinlerini kıramamak. Zihniyet değiştirilemiyor. 1998 yılında kabul edilen 4320 sayılı Kanundan sonra yapılan araştırmaların istatistikleri incelendiğinde şiddetin arttığı gözlemlenmiş. Çünkü Kanundan doğan hakkını kullanan kadınlar, erkeklere karşı çıkarak aslında onları “sinirlendiriyor” ve nihayetinde de şiddet uygulama hakkını kendilerinde buluyorlar. Bu da erkeklerin ceza almasıyla değil rehabilite edilmesiyle düzelecek bir durum ve ne yazık ki Kanunda böyle bir şey yok.

Karar vericilerin zihniyetinin eril olması aslında problem ve karşı çıkılan şey karar verenlerin erkek olması değil, eril olması. Örneğin, Ankara’da yaşı küçük bir kız çocuğu, ablasıyla ve başka bir tanıdığıyla Dışkapı Köprüsü’nde 3 adamın yolunu kesmesiyle cinsel saldırıya maruz kalıyor. Abla bir şekilde kardeşini alıp kaçmayı başarıyor. Mahkeme heyeti ise cinsel bir durum yok diyerek saldırganlara beraat veriyor. Ancak olumlu örnekler de mevcut. Mesela, oral yoldan tecavüz vakasının yaşadığı bir dosyanın duruşmasında mahkeme heyetinin bakış açısı çok iyiydi ve güzel de bir karar aldılar. Sorun ise böyle güzel kararların %1 gibi bir oranda kalması.

Ceza indirimi konusunu da konuştuk. Duruşmalarda erkeklerin o an giydikleri kıyafetten, tavırlarından ve “pişmanlıklarından” ötürü iyi hal indirimi verilmesinin yanlışlığı eleştirildi. Örneğin, Hülya Çelik dosyasında büyük bir vahşet olmasına karşılık katile iyi hal indirim uygulandı.

Mahkemelerin işleyişini de inceledik. Mesela, tecavüz mağduru bir kadın tehdit ediliyor ve polise şikayet ederken polis ona tehdide maruz kalıp kalmadığını sormuyor. Ertesi gün kadın, şikayetinden vazgeçiyor. Yine aynı kadına koruma kararı, 5-6 gün sonra çıkartılıyor. Bu da kadın hayatına değer verilmediğinin başka bir göstergesi.

Uzaklaştırma kararı verilen kadınlara 500 metre ise o karar, o kadar uzaklıktan el sallayarak tahrik etmeye çalışan erkekler var.

Kanunda yer almasına rağmen geçici maddi yardım verilmiyor. Sığınmaevlerinin bilgileri gizli olmak zorunda lakin bizim ülkemizde basın mensuplarıyla birlikte sığınmaevi açılışı yapılabiliyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun bir araştırmasına göre cinayete teşebbüs eden erkeklerin internetten en son arattıkları şey “Kaç yıl ceza alırım?”.

Erkekleri de bu hale getiren şey, toplumsal durumumuz aslında ve kamyon yazılarındaki “Ya benimsin ya kara toprağın!” algısı bunun en temel sebeplerinden Çünkü bizde sevgi ölümle birleştiriliyor. Duruşmalarda da “Sevdiğim için yaptım. Karımı çok seviyorum.” denmesinin kökeninde de bu zihniyet yatmakta.

Bu sorunların önlenmesi için ne yapılması gerektiğini de sorduk. Zihniyet değişikliği en önemlisi fakat mesela, boşanmak istemeyen çiftlerde erkeklere toplu terapiler uygulanabilir. Zorunlu kamu hizmeti gibi cezalar verilebilir. Kolluk kuvvetleri eğitime tabi tutulabilir ve bu eğitimden sonraki yaklaşımlarının nasıl olduğuna dair incelenerek görev yapması sağlanabilir. Yine verilecek cezalardan çok, erkekleri bu suça iten sebepleri ve bu doğrultuda neler yapılabileceğini tartışmak gerekiyor.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Çalışmamız doğrultusunda birçok kaynak taraması yaptık. Bu alandaki akademik ve istatistikî araştırmaları inceledik. Mülakatlar gerçekleştirdik. Hepsinin neticesinde ise asıl temel problemin “toplum algısı” olduğuna kanaat kıldık. Toplum algısı da toplumun yapısıyla birlikte değerlendirilmeli. Eril zihniyetlerin dönüşümü, Kanunları geliştirmekle değişmeyecektir.

Şiddet, toplumumuzdaki aile yapısından başlayarak ele alınması gereken bir konu. Oğlan çocuğu sahibi olmanın hala yüceltildiği, kız çocuğuna karşılık oğlan çocuğunun yaptığı ve yapacağı her şeyi meşru kılındığı, “Kızını dövmeyen dizini döver” gibi atasözleriyle şiddetin geleneğe işlendiği bir toplumda şiddet istatistiklerinin yüksekliği, doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâlihazırda Türkiye’de evli kadınların çalışmak için eşlerinden izin alması mecburiyeti, 1996 yılında sona erdirilmiştir. Ancak bu gelenek pratikte devam etmektedir ve kadınların iş yaşamına katılımının gerçekleşmesi açısından önemli bir engel oluşturmaktadır. Evlenirken dahi her kadın annesinden “O eve gelinliğinle giriyorsun, kefeninle çıkacaksın” gibi nasihatler dinler ve boşanma halinin kabul görülmeyeceğini kesin ve net bir şekilde bildirilir.

Kadının erkeğin mülkü sayıldığı, erkeğe “emanet” edildiği bir toplumda Kanunların geliştirilmesinin neyi değiştireceği konusunda endişelerimiz bulunmaktadır. Kadının ikincil cinsiyet olmadığını ve bir insan olarak erkeklerle eşit haklara sahip olduğunu toplum yapısına yerleştirmek gerekmektedir.

Kanunlarda pek çok olumlu ilerlemeler olduğu elbette göz ardı edilemez. Ancak kadının korunmasına yönelik çıkan Kanunlardan sonra şiddetin günbegün arttığını hepimiz gözlemlemekteyiz. Bu Kanunlar, kadına erkeği kendinden uzaklaştırmak için belli haklar vererek aslında erkekleri daha çok “öfkelendiriyor” ve şiddete “yönlendiriyor”. İronik bir şekilde belirtmeye çalıştığımız bu durum, şiddete meyilli erkeklerin rehabilite edilmeyip sadece kadından uzaklaştırılmasıyla değiştirilemeyeceğini net olarak göstermektedir.

Erkek şiddeti sebebiyle kadınlar, ikametlerini hatta kimliklerini değiştirmek zorunda kalmaktadır. Pek tabii bu durumdan etkilenen yalnızca kadınlar değil, çocukların da tümüyle hayatı değişiyor. Kimliği değiştirilen kadınların geçmiş tüm bilgilerinin silinmesiyle varsa eğitimleri, kariyerleri de siliniyor. Tamamen sıfırdan bir hayata başlamak mecburiyeti, hem kadınlar hem de çocukları için oldukça zor bir durum.

Bu çalışma kaleme alınırken de kadına yönelik şiddet ve cinayetler gerçekleşmeye devam etmektedir. Haberlerde, gazetelerde her gün birçok yeni şiddet veya cinayet vakası görmekteyiz. Topluma yayılan her olayın hemen ardından “idam” ve “hadım” tartışmaları yapılıyor. İdam gibi insanın yaşama hürriyetini elinden alan ve hadım gibi insanlık onurunu zedeleyen cezaları tartışmak bile oldukça yanlış. Her insan uluslararası sözleşmelerde, Kanunlarda da belirtildiği üzere onurlu bir şekilde yaşama hakkıyla doğar. Bu şiddet, devletin eline öldürme hakkının meşruiyetini vermekle değişmeyecek çünkü yine şiddet hakkını ortadan kaldırmayı bir kenara bırakırsak, şiddeti devlet tekelinde meşrulaştırıyoruz.

Şiddetin nedenlerinin tahlilini iyi yaparak, toplumun temeline inerek, sadece erkekler üzerinde değil herkesin algılarına yönelik çalışmalar yaparak gelişip ilerleyebiliriz. Erkek egemen bir toplumun dönüşümü kolay olmayacaktır fakat yoğun bir çabayla değiştirilebileceğine inanıyoruz.

.

Büşra ERDOĞAN & Büşranur TENİK

SASAM Stajyerleri

_________________________________________________

Kaynakça
http://www.mulkiyeteftis.gov.tr/ortak_icerik/mulkiyeteftis/kadin.pdf
https://www.morcati.org.tr/attachments/article/255/6284_Kanun_Uygulamalari_Raporu.pdf
http://www.bianet.org/kadin/bianet/133354-bianet-siddet-taciz-tecavuz-cetelesi-tutuyor
http://www.anitsayac.com/?year=2015
http://www.kadinininsanhaklari.org/
http://www.kadincinayetlerinidurduracagiz.net/
http://www.hips.hacettepe.edu.tr/TKAA2008-AnaRapor.pdf
http://www.hips.hacettepe.edu.tr/TKAA2014_Ozet_Rapor.pdf
http://istifhanem.com/tag/kadina-yonelik-siddet/
http://www.unwomen.org/
http://kadininstatusu.aile.gov.tr/

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz