Twitter Facebook Linkedin Youtube

TÜRKİYE’DE KAMU HİZMETLERİNİN GÖRDÜRÜLMESİNDE GELENEK ETKİSİ

Yunus Emre ?LKORKOR

Yunus Emre İLKORKOR

Osmanlı Devletinin kuruluşundan 1930’lara kadar, kamu hizmetleri alanı dar tutulmuş ve kamu hizmetlerinin gördürülmesinde çeşitli alternatif yöntemler kullanılmıştır. Belediye örgütü ve hizmet bakanlıkları, 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra oluşturulmuştur. O zamana kadar belediye hizmetleri, ağırlıklı olarak vakıflar tarafından sunulmuştur.[1]  Bayındırlık ve tarım hizmetleri de, daha çok askeri amaçlarla kurulmuş olup yeterli değillerdi. Aynı dönemde kamu hizmetleri altyapısındaki eksiklik, yabancı şirketlere imtiyaz verilerek gördürülmek istenmiştir. Bununla birlikte çok fazla başvurulan bu yöntem, etkili sonuçlar vermemiştir. Çünkü sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülükleri çoğu zaman yerine getirmeyen şirketlere, Devletin borçlanma yoluyla tekrardan işi düşeceğinden ve Düyun-u Umumiye İdaresinin kurulmasından sonra da bu kuruluştan çekinildiğinden herhangi bir yaptırım uygulanamamıştır.[2] İmtiyaz yöntemi, Cumhuriyetin ilk yıllarında da kullanılmış olup, artık göreceli olarak önemi azalsa da halen tercih edilmektedir.

Alternatif sunum yöntemlerinden imtiyaz yönteminin, başarısız performansına ve kapitülasyonları hatırlatan ismine rağmen, ülkemizde 1999 yılında yapılan Anayasa değişikliğine kadar yaygın bir biçimde kullanılmasında tarihsel süreklilik inkâr edilemez. Bu yöntem ayrıca, yargı organları kararlarında ve literatürde, sözleşmeyle gördürülen kamu hizmetlerinin ideal tipi ve tek biçimi olarak görülmekteydi.

İltizam yöntemi ile 13. yüzyılda başlayan alternatif yöntemlere, askeri amaçla başvurulması geleneği, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasına kadar devam etmiştir. Özellikle imtiyaz yöntemi, askeri amaçlı bayındırlık hizmetleri ile askeri harcamaların finansmanı için yabancı şirketlerden borçlanabilmenin bir şartı olarak verilmiştir.[3] Birinci Büyük Millet Meclisinin 9/4/1923 tarihli ve 327 sayılı Kanunla kabul ettiği Chester İmtiyazı da, aynı geleneğin Cumhuriyeti kuracak olan yönetici kadrosu tarafından sürdürüldüğünü göstermektedir. Chester İmtiyazı, kabaca “ülkenin 170,000 kilometre karelik kısmında, her türlü maden ve petrol kaynaklarını ve yapılacak olan demiryollarını ve limanları, 99 yıl işletme ayrıcalığı karşılığında, Amerikan kapitalistlerinin ülkede 4,400 kilometre kadar demiryolu ve üç liman yapımını üstlenmesini” içermektedir.[4] Tezel, sözleşmeleri onaylayan Kanunun gerekçesinde; demiryolları yapımının ülkenin savunması açısından çok faydalı bulunduğunu ve bu nedenle de Harbiye Vekâletinin de bu konuyu vurguladığını belirtip, Rauf Bey’in de bu imtiyazın önemini anlatan Mecliste yaptığı konuşmada hem Birinci Dünya Savaşında hem de Sakarya Savaşında “ulaştırma yetersizliğinin yarattığı güçlere” değindiğini eklemektedir.[5]

Musul ve Kerkük’ün elimizden çıkmasından sonra Amerikan hükümeti, o tarihe kadar uygulamaya konulmayan imtiyazı iptal etmiştir.[6] Chester İmtiyazının tek taraflı olarak bozulması, alternatif yöntemlerin askeri amaçlı kullanılması geleneğini sona erdirmiş ve yabancı sermayeye karşı büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Yaşanan hayal kırıklığı, Yakup Kadri’nin Ankara romanında, Hakkı Bey’in aklından geçen; “gerek Chester işinden ve gerek onu takip eden birkaç fiyasko teşebbüsten sonra, artık ecnebi işadamlarına karşı haklı itimatsızlık hissetmeye başlayan Ankara Hükümeti, bu üç Almanla müzakereye girişmekten çekinir görünüyordu.” düşüncesinde de görülebilmektedir.[7] 1923 yılında yapılan İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenen “özel girişimciliğe öncelik veren ekonomi politikası”nın[8], sonradan 1929 Krizinin de etkisiyle, devletçilik anlayışına dayalı bir ulusal ekonomi politikasına dönüşmesinde bu tür “fiyaskoların” da etkisi yadsınamaz. Yabancı sermayeye ilişkin bu olumsuz tutum, tüm dünyada bir ekonomik korumacılık ve dışa kapalılık yaşanmasının da katkısıyla, alternatif sunum yöntemlerine de yansımıştır.

Doğu toplumlarında yaygın olarak görülen teslimiyet geleneği, Türk toplumunun Devletten hak talep etmesinin önüne set çekmiştir. Bu gelenek, Batılı toplumların demokratik ve kurumsal gelişmişliğini sağlamış olan; “bireylerin vergi yoluyla kamu hizmetlerini finanse ettiği ve dolayısıyla da hizmetlerden en iyi şekilde yararlanması gerektiğine” dair bir bilincin gelişmesini engellemiştir. Türk toplumunun bu özelliğini, 1876 yılında ülkemizi gezmek için gelen seyyah M. Salzbori, İstanbul’da Karaköy Köprüsünden arabayla geçerken tahtaların arasından denizin göründüğünü fark edip “Bu köprüye tahammül eden halk, her türlü idari fenalıklara mütehammil bulunur.”[9] şeklinde dile getirmiştir.

Teslimiyet geleneği, Türk Kamu Yönetiminin yapısındaki çarpıklıkların temelinde bulunmaktadır. Bu çarpıklıkları (performans problemlerini) düzeltmek için yapılan reform düzenlemelerinin istenilen değişimi sağlamaması, bu geleneğin egemenliğini gizli bir biçimde sürdürmekte olduğuna dair bir his uyandırmaktadır. Bununla birlikte bu geleneğin yönetimde reform yapma geleneğiyle bağlantılı olduğuna şüphe duyulmamalıdır.

Yukarda belirtilen gelenekler, toplumda kamu hizmeti kalitesi kültürünün gelişmesini engellemektedir. Öte yandan Türk toplumunun yapısından Batı Medeniyeti ambalajı çıkarıldığında, asıl şekillendirici olarak ortaya çıkan İslamiyet’in ticareti destekleyen, sözleşme kültürünü içselleştirmiş, öte dünya inancının bu dünyadaki sürekli daha fazla çalışma zorunluluğu ile ümitsizliği olumsuzlayan ve en kötü durumda bile gayreti öğütleyen algılamayı öngören bir yapısı vardır. Bu yapının, (Weber’in Kapitalizmin rasyonel bir öze kavuşmasını sağlayan Asketik Protestanlığın meslek ahlakı olduğu savı veri olarak kabul edilirse)[10] başarılı olma potansiyeli en yüksek üretim kültürünü doğuracağı muhakkaktır.

Stiglitz ile birlikte küreselleşmeyi eleştiren en tutarlı argümanları geliştiren teorisyenler olarak bilinen Ha-Joon Chang, ekonomik gelişme için mutlak anlamda iyi ya da kötü bir kültür olmadığını belirtmiştir. Chang, bir kültürde yer alan olumlu ve olumsuz etkenlerden hangisi ağır basarsa, ekonomik gelişmenin o yönde etkileneceğini savunup, bu tezi Doğu Asya örneğiyle desteklemektedir. Bilindiği üzere Doğu Asya Mucizesi yaşanmadan önce, ekonomik olarak geri kalmış bu ülkelerin ekonomik gelişimlerinin önünde, şimdilerde ekonomik performansın motivasyon kaynağı olarak gösterilen Konfüçyüsçülüğün olduğu iddia edilmiştir. Gerçekten de bu kültürde yer alan kast sistemi, sadece âlimliği yücelten meslek anlayışı ve ataleti teşvik eden yeniden doğuş inancı, ekonomik etkinliği azaltabilmektedir. Bununla birlikte, olumlu özellikleri de bulunmaktadır. Özetle kültür, ekonomik ve siyasal yapıların ancak edilgen müsebbibi olabilir.[11]

.

Yunus Emre İLKORKOR

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

_______________________________

Kaynakça:

[1] Turgut Tan, “Osmanlı İmparatorluğunda Yabancılara Verilmiş Kamu Hizmeti İmtiyazları”, SBF Dergisi, C. 22, S. 1, 1967. s. 286-287.

[2] Turgut Tan, a.g.m., s. 292 – 293.

[3] Turgut Tan, a.g.m., s. 294.

[4] Yahya Sezai Tezel, “Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Anti-Emperyalist Miydi? Chester Ayrıcalığı” s. 287-288.

[5] Yahya Sezai Tezel, a.g.m., s. 307.

[6] Yahya Sezai Tezel, a.g.m., s. 288.

[7] Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara, 27. B., İletişim Yayınları,İstanbul: 2007, s. 103.

[8] Yakup Kepenek, 100 Soruda Gelişimi Sorunları ve Özelleştirilmeleriyle Türkiye’de KİT’ler, Gerçek Yayınevi,  Ankara: 1990, s. 20.

[9] O. Engin, Beledi Bilgiler, İstanbul: 1939, s.41; naklen Turgut Tan, a.g.m., s.287.

[10] Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu, Çev.Zeynep Gürata, Ayraç, Ankara: 2000.

[11] Ha-Joon Chang, Bad Samaritans The Myth of Free Trade and The Secret History of Capitalism, Bloomsbury Press, 2007, s.175 – 178.

Yunus Emre İlkorkor Hakkında

Yunus Emre İLKORKOR: (Ankara) Çorum doğumludur. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden lisans, Washington DC ‘de bulunan American Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünden yüksek lisans derecesi almıştır. Halen Ankara Üniversitesinde Uluslararası İlişkiler Bölümünde Afrika Çalışmaları yüksek lisans programına devam etmektedir. İyi derecede ingilizce bilmekte olup Fransızca okur-yazarlığı bulunmaktadır. Daha İyi Düzenleme, Düzenleyici Reform, Kamu Politikaları, Uluslararası Kalkınma, Kamu-Özel Sektör İşbirliği Modelleri, Afrika ve Pasifik Asya ilgi duyduğu alanlardır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz