Twitter Facebook Linkedin Youtube

BİR CEZA YÖNTEMİ OLARAK “İDAM”

Hilal MUTLU

Hilal MUTLU

Thomas Hobbes’a göre; “devlet” kavramının ve devletin oluşmadığı önceki dönemlerde, çıkarların çatışması sonucunda kavga ve savaş ortamı oluşmuştu. Bu durumdan bunalan halk, kendi arasında sözleşme yaparak, toplumsal düzeni sağlama görevini mutlak güç ve yetkilere sahip olan “Leviathan”a (devlete) devrettiler. Bu devir sırasında insanlar, kendi adaletlerini sağlama gibi bazı haklarını Leviathan’a, yani devlete bırakmaktaydılar.

O dönemlerden beri toplum düzenini ve sosyal güven ortamını bozan herhangi bir davranış, gerek devlet eliyle, gerek toplum eliyle mutlaka bir yaptırıma tabi tutulmuştur. Bu yaptırımlar; devletlerin politikaları, dini inançları, ekonomik düzeyleri, kültürel seviyeleri gibi tamamına yakını sübjektif olan ölçütlere göre şekillenmiştir. Bu şekillenmenin en doğal sonuçlarından birisi olarak da, yaptırım türleri sürekli olarak tartışılmıştır.

Yaptırım türlerinden biri olan ve Özgecan ASLAN cinayetiyle tekrar gündeme gelen “Ölüm cezası – İdam” meselesini ele almakta olan bu staj bitirme çalışması; bu yaptırım türünü yeniden değerlendirmek, gündeme getirmek, felsefi ve dini altyapısına ışık tutmak, insan hakları noktasında tartışmak amaçlarını taşımaktadır.

Tanım:

Ceza, Arapça kökenli bir kelime olup, sözlük anlamı “karşılık”tır. Türkçeye geçişi sırasında bir anlam kayması yaşamış ve “açıkça suç olarak tanımlanmış bir fiilin veya ihmalin söz konusu olduğu hallerde faile uygulanacak ve önceden açıkça bildirilmiş yaptırım” şeklinde tanımlanmıştır.

Türk Ceza hukukunda çeşitli şekillerde uygulaması bulunan yaptırımlar, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 11’inci maddesinde şöyle sayılmıştı:

• İdam
• Ağır hapis
• Hapis
• Sürgün
• Ağır cezayı nakdi
• Hidameti ammeden memnuiyet

Ancak bu yaptırımlar arasında yer alan “idam”, ilk önce 2001’de “savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışındaki suçlar” için, 3 Ağustos 2002’de ise “Savaş ve çok yakın savaş tehdidi hâllerinde işlenmiş suçlar dışındaki suçlar’’ için kaldırıldı. Daha sonra da 2004 tarihli 5218 sayılı kanunla tamamen kaldırıldı. Akabinde 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler kitabı, Üçüncü kısım, Birinci bölümde “Yaptırımlar” başlığı altında düzenlenen 45’inci maddede yeni yaptırımlar şu şekilde belirlendi:

• Hapis
• Adli para cezaları

Ölüm cezası; kişinin yaşamına çeşitli şekillerde son verilmek suretiyle infaz edilen yaptırım türüdür. Genel olarak adli suçlarda iple asılmak suretiyle, askeri suçlarda ise kurşuna dizilmek suretiyle infaz edildiği kanısı mevcuttur.

18. yy başlarında, ölüm cezasının dönem idarecileri tarafından siyasi suçlarda keyfi kullanımların çoğalmasıyla, İtalyan hukukçu Beccaria’nın “Suçlar ve Cezalar” adını verdiği kitabında savunduğu ve öncülüğünü yaptığı fikir akımında, “idamın kaldırılması” şiddetle savunulmuştur. Beccaria, bu eseriyle 200 küsur yıldır devam edegelen idam cezası tartışmasının fitilini ateşlemiş ve idamı “kamusal cinayet” olarak tanımlamıştır. Daha sonrasında bu fikri destekleyenlerin de artmasıyla bazı devletler, yasalarından bu yaptırım türünü çıkarmıştır. Ancak bu gelişim sonucunda dahi, henüz hukuk düzenlerinden ölüm cezasını çıkarmamış ve uygulamasına devam eden devletler de bulunmaktadır.

TBMM Araştırma Merkezi Yasama uzmanlarından Murat Bilgin’in raporundan ulaşılan bilgiler ışığında, şu anda dünya üzerinde idam cezasını tüm suçlar için kaldıran 97 devlet bulunmaktadır. Bunlardan bazıları;

• Almanya, Angola, Arjantin, Avustralya, İngiltere, Bosna Hersek, Burundi, Danimarka, Doğu Timor, Ekvador, Ermenistan, Filipinler, Fransa, Gabon, Haiti, Hollanda, İspanya, Kamboçya, Kolombiya, Kosta Rika, Litvanya, Meksika, Mozambik, Norveç, Özbekistan, Paraguay, Portekiz, Ruanda, San Marino, Senegal, Seyşeller, Slovenya, Togo, Türkiye, Türkmenistan, Ukrayna, Vatikan, Venezuela, Yeni Zelanda, Yunanistan ülkeleridir. İlk kaldıran 1863 tarihinde Venezuela olmuştur.

• Burkina Faso, Cezayir, Fas, Gana, Kamerun, Kore Cumhuriyeti, Moğolistan, Nijer, Rusya, Sri Lanka, Tacikistan, Tonga, Tunus ise mevzuatlarından kaldırmadıkları halde uzun zamandır ölüm cezasını uygulamayan ülkelerdir.
Bu cezanın henüz kaldırılmadığı ve uygulamasına devam edildiği 58 ülkeden örnek olarak verilenleri ise şöyle sıralanmıştır:

• Afganistan, ABD, Bahamalar, Bangladeş, Belarus, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Dominik, Endonezya, Filistin, Gine, Hindistan, Irak, İran, Japonya, Kuveyt, Küba, Libya, Mısır, Pakistan, Somali, Suriye, Suudi Arabistan, Tayvan, Umman, Vietnam, Yemen

Ölüm Cezası Uygulanan Suç Tipleri

İnsanlık tarihinden beri uygulanan bu yaptırımın sebebi olarak öngörülen suç tiplerine bakıldığında; tarihi döneme ve uygulandığı coğrafyaya göre değişmekle birlikte genellikle benzer suçlara karşı ölüm cezasının verildiği görülmektedir.

Antik dönem incelendiğinde; Eski Mısır’da Firavun iktidarı sırasında; kutsal eşyalara el sürmek, büyü yapmak, Firavunun ekonomik düzenine karşı suç işlemek gibi keyfi kullanımlara meydan verebilecek konularda ölüm cezasının sıklıkla verildiği görülmektedir. Mezopotamya’da da ölüm cezasının örnekleri mevcuttur. Hammurabi Kanunları 26. Maddede; “Kralın yoluna sefere gitmesi emredilen ayak eri veya bir avcı, gitmez veya bir bedel kiralayıp bedelini yollarsa o er veya avcı öldürülecektir.” hükmü konulmuştur. Bu ve bunun gibi hükümler, uzun yıllar uygulanmıştır. Bunların yanında Yunan hukukunda da devlete karşı suçlarda, casusluk, askerlikten kaçma, kasten adam öldürme, çocuk düşürme, erkeğin evli kadınla zinası gibi suçlara ölüm cezası verildiği bilinmektedir. Roma Hukukunda ise ilk dönemden, cumhuriyet dönemine kadar özellikle devlete karşı suçlarda ölüm cezası verilmiştir. On İki Levha Kanunlarında ölüm cezası iki ayrı kategoriye ayrılmıştır. Amme hukuku başlığı altında devlete karşı işlenen suçlar ve kişilere karşı işlenen suçlar olarak yapılan bu ayrımda, iki kategoride de cezalandırma yetkisi devlete bırakılmıştır.

Orhun Kitabelerine ve Çin kaynaklarına bakıldığında Eski Türklerde de idamın; devlete isyan, vatana ihanet, kılıç çekmek, kasten adam öldürme, evli kadına tecavüz, soygun, hayvan kaçırma gibi suçların karşılığı olarak verildiği görülmüştür.

Yahudilikte kısas kavramının ön çıktığı bilinmektedir. Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye kitaplarında ve Yeşnu bölümünde kısasla ilgili ayetler mevcuttur. Nitekim Levliler bölümünde “…adamı vuran öldürülecektir.” cümlesi açıkça geçmektedir. Genel olarak mevzu ayetlere bakıldığında; katilin intikam amacıyla ve kefaret olarak mutlaka öldürülmesi gerektiği net olarak söylenmiştir. Kuran-ı Kerim’de Maide Suresi 45. Ayette, Tevrat’a atıfla İsrailoğulları’na kısasın farz kılındığı buyrulmuştur. Hristiyanlıkta ise yine Tevrat’taki kısas hükümlerine gönderme yapılmış, ancak sonrasında da affa dair öğütler verilmiştir. Ölüm cezasının Hristiyan âleminde teoride pek tasvip edilmemekle birlikte, uzun yıllar uygulandığı ve dahi uygulamasına devam edildiği Hristiyan ülkelerin varlığı da bilinen bir gerçektir.

Ölüm cezasına İslam hukuku çerçevesinde bakmadan önce, İslam’da hangi suç tiplerinin bulunduğundan bahsetmemiz gerekmektedir. İslam hukukçularının tasnifine göre cezalar;

• Had
• Kısas ve Diyet
• Tazir
şeklinde üç başlık altında incelenir.

Had Cezaları:

Miktarı Allah tarafından kesin olarak bildirilmiş, alt ve üst sınırı olmayan müeyyidelerdir. Kamu yararına yönelik cezalar olduğundan Allah hakkı kabul edilir. Suç mevcut bulunan tüm unsurlar sabit olduğunda zarar gören tarafların veya toplumun affı ile cezadan vazgeçilmesi mümkün değildir. Had cezası öngörülen suçlara örnek olarak zina, zina iftirası, içki içmek, hırsızlık, hirabe ve yol kesme, bağy ve irtidat suçları verilebilir.

Tazir Cezaları:

Tazir kelime anlamı olarak uslandırma, terbiye etme anlamlarını karşılamaktadır. Hakkında bir ceza veya had belirlenmemiş olan suçlar için tazir cezaları öngörülmüştür. Tazir suç tipleri ve cezaları dönemin yargılamada yetkili mercileri tarafından belirlenen, sayısı ve sınırı zamana göre değişen suç tipleridir. Burada yasama sırasında İslam Hukukunun genel ilkeleriyle çelişmemesi gerekir. Bu durumdan hareketle tazir suçlarının ve cezalarının döneme göre bir dönem suç olan bir fiilinin suç olmaktan çıkması veya yaptırımının değiştirilmesi mümkündür. Faiz, rüşvet, hakaret ve benzeri suçlar bu başlık altında incelenir.

Kısas ve Diyet:

Kassa kökünden türeyen kısas kelimesi sözlükte denklik, eşitlik demektir. Fıkıh terimi olarak ise suçluya işlediği fiilin misliyle karşılık verilmesi anlamına gelir. İslam Hukukunda kısas ve diyet uygulaması mağdurun veya mirasçılarının talebiyle mümkün olan bir yaptırım türüdür. Mağdur olan tarafa af imkânı tanınmıştır. Bu afla birlikte had cezası düşer. Bu af hakkının tanınmasıyla bireysel hakkın toplumsal haktan üstün olduğu suç tiplerinde uygulandığı görülmektedir. Kasten öldürme, kasta benzer şekilde öldürme, hataen öldürme, kasten işlenen müessir fiil, hataen işlenen müessir fiil suçlarına kısas hakkı verilmiştir ve hatta özendirilmiştir. Bakara Suresi 179. Ayette “Kısasta sizin için hayat vardır.” buyrulmuştur.

Ölüm cezası aleyhindeki görüşler

Ölüm cezasının modern ceza hukuku alanınca kabul edilen cezalar için öngörülen; haysiyete uygun olması, bölünebilir olması, sadece muhatabına etki etmesi ve geri alınabilir olması şartlarını yerine getirmediği ileri sürülerek, bu ceza yöntemi eleştirilmiştir. İnsan hayatına son verilmesi sebebiyle de ölüm cezası, haysiyete uygun kabul edilmemiştir. Failin öldürülmesi ile asıl cezanın failin yakınlarına çektirildiği, aynı zamanda adli bir hata söz konusu olduğunda geri alınması ve telafisi mümkün olmadığı ileri sürülmüştür. Bunların yanı sıra ölüm cezasının özellikle ülkemizde çoğunlukla siyasi suçlara verilmiş olması dolayısıyla, en çok eleştiriyi bu yönüyle almıştır.
Her rejim için değişen bir suç tanımı ortaya çıkmış ve yargılamanın tarafsız yapılamamasından hareketle, ölüm cezasının adil bir yaptırım olmadığı ve olamayacağı söylenmiştir. Zira her devletin rejimi ve siyasi görüşü, her zaman dilimi içinde sürekli değişim göstermektedir. Zamanın hükümetine dün düşman olanların siyasi çıkarlar vesilesiyle bugün dost, dün dost olanların ise bugün düşman olması, mümkün olabilmektedir. Dolayısıyla sübjektif olarak rejimlere ve güç sahibi kişilere göre şekillenen suç ölçütlerinin sürekli değişmekte olduğu gerekçesiyle, ölüm cezasının siyasi suçlara uygulanmaması yönünde sunulan bu fikirlerin, önemsiz görülmesi ve göz ardı edilmesi mümkün değildir.

Bir kısas yöntemi olarak Ölüm Cezası

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakara 2/178)

Ayet-i Kerime’den de açıkça anlaşılacağı üzere, öldürme suçunun müeyyidesi olarak kısas, mağdurun mirasçılarına hak kılınmıştır. Ancak “seçenek yaptırım” olarak da ileri sürülebilecek olan diyet konusu da ayeti kerimede işlenmiştir. Mağdur olan taraf, karşı tarafı bağışlayıp hakkaniyete uygun olmak koşuluyla diyet bedelinin ödenmesine de karar verebilir. Verilen bu hakların uygulanması sırasında meşru görülen sınırı aşmak ise, ayetin son cümlesinde yasaklanmıştır.

Ebu Şüryeh (r.a) ten rivayet edildiği üzere, Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse, velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:

• Ya kısas ister.
• Ya affeder.
• Yahut diyet alır. Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa mâni olun!”

Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, şu ayeti tilavet buyurdu: “Kim bundan sonra tecâvüz ederse ona elîm bir azab vardır” (Bakara 2/179)

Görüldüğü üzere Ayet-i Kerimelerde ve Hadis-i Şeriflerde kasten öldürenlere karşı kısas hakkı verilmiştir. Ancak kısas için öngörülen bazı şartlar vardır.

• Katilde bulunması gereken şartlar
• Maktulde bulunması gereken şartlar
• Öldürme fiilinde bulunması gereken şartlar
• Maktulün velisinde aranan şartlar

Öldürme suçu sabit görülüp ispatlandığı ve yukarıdaki başlıklar altında aranan şartlar da sağlandığı takdirde, kısas cezası verilir. Suçun kesinleşip de kısasa karar verilmesi konusundaki fıkhi bilgilerin bir kısmı hadis-i şeriflere dayanırken, geriye kalan kısmı ise içtihatlara dayanır. Bu sebeple bu şartlar, kesin ve mutlak şekilde belirlenememiştir ve çeşitli görüşlere dayanan farklı hükümler bulunmaktadır. Bu şartlardan herhangi birisinin gerçekleşmemesi halinde ise kısas yerine diyet ödenecek ve suçun karşılıksız kalması önlenecektir.

Kısasta hak sahibi, mağdur olan taraftır. Öldürme suçunda, mağdurun hayatta olmamasından dolayı hak sahibi taraf, mağdurun mirasçılarıdır. Mirasçıların belirlenmesi konusunda ise mezhepler arasında bazı fikir ayrılıkları mevcuttur. Birden fazla mirasçının bulunması halinde, aralarında birlik bulunması şart konulmuştur. Herhangi birinin kısası kabul etmemesi halinde ise, diğer mirasçılarının kısas talepleri de hükmünü yitirip kısas kararı verilememektedir. Mirasçılarının bulunmaması halinde ise “Velisi olmayanın velisi devlet başkanıdır” hadis-i şerifi gereğince; devlet başkanı kısas uygun görürse kısasa karar verilebileceği gibi, bir bedel karşılığı kısasın düşürülmesi söz konusu olacaksa o yönde de karar verebilir. Ancak katili affetmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir. Çünkü bu kamu yararına olmayan bir davranış olur.

Sonuç

Kasten öldürme suçunun karşılığı olarak verilecek olan ölüm cezası, şahsın mutlak hakkı olan yaşama hakkına yapılan saldırının ve yaşama hakkıyla birlikte bütün haklarının elinden alınmasının karşılığıdır. İslam’a göre; bir insanın haksız yere öldürülmesi, tüm insanlığın öldürülmesi anlamını taşımaktadır. Maide suresi 32. Ayette bu gerçek, açıkça dile getirilmektedir. Bir suçu işleyenin cezalandırılması için, işlediği suça denk olarak kısasla cezalandırılması, kısasın hak olarak belirtildiği ve meşruiyetinin açıklandığı ayetten hemen sonra gelen Bakara suresi 179. Ayette açıklanır; “Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten korunursunuz.” Mezkur ayetten de anlaşılacağı üzere kısas; cezalandırmanın yanında aynı zamanda toplum güvenliğinin sağlanması, insanları suçtan alıkoyma ve caydırıcılık gibi amaçları taşımaktadır. Nitekim temel amaçlarından birisi insanların can sağlığını korumak olan dinimiz, bu amacın yerine getirilmesi için günlük hayatı düzenleyen hükümler getirmiştir.

Kısas, adalet olgusunu sağlamaya yönelik yaptırımlardan biridir. İnsan hayatına son verilmesi yönünden sürekli eleştirilen kısasın, aslında haksız yere insan hayatına son verilmesi suçuna karşı hayat hakkını güvence altına alan bir yaptırımdır. Ölüm cezasının infazındaki amaç, katilin hayatına son vermektir. İnfaz sırasında acı ve ıstırap çekmesi, onaylanan bir durum değildir. Bu durumda, katile en az acı veren, çağa göre değişebilen, ölümü kolaylaştıran infaz yöntemleri uygulanır. İdam cezasının, caydırıcılık konusunda hapis cezasına nispeten daha etkili olduğu bilinmektedir. Bir cana kıymanın karşılığı yalnız bir candır. Kişinin cinayet işlemesi sonucunda kendi canını kaybedeceği fikrine sahip olması, onu suç işlemekten alıkoyan bir düşünce olacaktır. Ayrıca kısas hakkı, maktulün mirasçılarına tanınmış en önemli ve mutlak haklardan birisidir. Geride kalanlarda ve bu hakka sahip olanlarda adalet duygusunun yerine geldiği fikrinin oluşması ile, ailenin ve toplumun tatminini sağlamak amacı taşımaktadır. Nitekim bir masumun öldürülmesi; toplumun huzurunu ve güvenliğini temelden sarsan bir fiildir. Bütün bir toplumun huzur ve sükûn ortamını bozması dolayısıyla, bireysel hak ile birlikte toplum hakkını yani Allah hakkını da içerir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında; Allah’ın “..kısasta hayat vardır.” buyurduğu, suça denk olan cezada hayat bulunduğunu beyan ettiği ayetten hemen önceki ayet-i kerimede Yüce Allah; “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman etmektir. (Allah’ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan harcamak, namaz kılmak, zekat vermek, sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabretmektir. İşte bunlar samimi olanlar ve her türlü fenalıktan korunan takva sahipleridir.” buyurarak bu hükmün hikmetini açıklamıştır.

.

Hilal MUTLU

SASAM Stajyeri – Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Sahipkıran AKADEMİ kategorisinde yayınlanan diğer yazılar için tıklayınız.

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz