Twitter Facebook Linkedin Youtube

LATİN AMERİKA’NIN SÖMÜRÜLEN TARİHİ VE SİMON BOLİVAR

Rıza SUNGUR

Rıza SUNGUR

İspanyollar, 1492 yılında Aragon Kralı Fernando ile Kastilya Kraliçesi İsabel’in evliliği yoluyla siyasi ve ülkesel birliğini sağlayan ve iç meselelerde konsolide olarak sömürge bağlamında “yeni’’ arayışına giren bir kraliyet haline gelmiş; aynı zamanda Roma Katolik Kilisesi’nin bu yeni atılımlarında desteğini sağlayabilmek adına fethedilen topraklarda Hıristiyanlığın yayılacağının ve bu dine sadakat sağlanacağının teminatını vermişlerdir. 15 yüzyılda denizcilikte kayda değer bir potansiyele ve gelişime sahip olan İspanya-Portekiz devletleri için Latin Amerika, tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla çok kritik önemi haiz bir kıta haline gelmiştir.

1492 yılı, İspanyollar için yeniden doğum ve dirilişi temsil etme noktasındayken; bu tarih, Latin Amerika halkı için “ölü doğum”, ya da “ölüme doğum”u simgelemiştir. Nitekim aynı yıl içerisinde Amerigo Vespucci’nin Amerika Kıtasını keşfi, İspanya’nın siyasi ve ülkesel birliğinin sağlanması ve Granada’nın Müslümanlardan geri alınması olayları vuku bulmuştur.

Acaba ünlü harita bilimci ve kartograf Gerardus Mercator (Gerard De Kremer), bu yıllarda çizdiği haritada sınır çizgilerini oluşturan aslî olguların sömürge, altın, kalay, bakır ve hammadde olduğunu, ya da olacağını biliyor muydu? Bolivya’nın Potosi Bölgesindeki kalay madenlerinde, ancak 30 yaşına değin yaşama ihtimali olan köleleştirilmiş halkın, yerin altında ve üzerindeki dünyalarının tek renginin kaderleri gibi ‘’kara’’ olacağının farkında mıydı? O dönemde, bakmak ile görmek arasındaki farkın, İspanyolların gözünde altın, gümüş, kalay ve hammadde; köleleştirilmiş halkın gözünde ise baskı, zulüm ve ölüm olduğu aşikârdı.

Avrupa’da 16. ve 17. yüzyıllardaki ekonomik anlamda refahın, gelişmenin ve her alanda kaydedilen ilerlemenin asıl ve ana unsuru, bu dönemlerde sömürü altında bulunan Latin Amerika’nın geniş çaplı yer altı ve yerüstü kaynaklarıdır. Bu denli önem arz eden bölgelerin yönetimi, İspanya Krallığı merkezine bağlı Alcalde Mayor / Corredigor adı verilen idareciler tarafından idame ettirilmiş; yasama, yürütme ve yargı erkleri, Casa De Contratacion kurumuna verilmiştir. Nihai aşamada İspanya Krallığının sömürge bürokrasisi, merkeze bağlı olan bir teşkilat şeklinde vücut bulmuştur.

1808 yılı, Latin Amerika’nın bağımsızlığına giden süreçte bir mihenk taşı olmuştur. Nitekim Napolyon Bonapart’ın 1808 yılında İspanya ve Portekiz’i işgali, bu devletleri kendi iç meselelerine yönlendirmiş ve bu durum, sömürü altında bulunan Latin Amerika kıtası için bir kurtuluş yolunun ilk aşamalarını oluşturmuştur. Simon Bolivar’ın (1783-1830) dünya tarihinde yer alacak eylem ve faaliyetlerde bulunması da, bu sürecin en önemli sonuçlarından biri haline gelmiştir. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Simon Bolivar, eğitimini Avrupa’da almış ve Avrupa’ya hakim olan liberalizm, eşitlik, anayasal düzen gibi temel yönetim ve yaşam ilkelerini Latin Amerika’ya taşımıştır.

Latin Amerika’daki ilk bağımsızlık savaşı, Firancisco Miranda ve Simon Bolivar önderliğinde Venezuela’da verilmiş ve sonuçları itibariyle Panama, Ekvador, Peru, Bolivya, Kolombiya ve Venezuela’ya bağımsızlıklarını getiren bir adım niteliğine bürünmüştür. Ancak, bu süre zarfında kazanılan bu zaferleri gölgede bırakacak ve toplumsal yapıyı derinden etkileyecek bir deprem meydana gelmiş; ortaya çıkan bu otorite ve dayanışma noksanlığını iyi değerlendiren İspanyol orduları, kaybettikleri toprakları geri almıştır.

Bu olayların akabinde, halkın nazarında “El Liberdator’’ (Kurtarıcı) olarak bilinen Simon Bolivar, kendisinin başlatmış olduğu özgürlük mücadelesini nihai amaca ulaştırabilmek için Venezuela’da İspanyollarca alıkonulmamak için önce Jamaika’ya, ardından Haiti ve son olarak da Kolombiya’ya geçmiştir. Bu bağlamda, Simon Bolivar’ın özgürlük ve bağımsızlık algısını belirtmekte fayda görülmektedir. Simon Bolivar’ın bağımsızlık ve özgürlük anlayışı; yerel ya da bölgesel bir nitelikte olmayıp, aksine İspanyol egemenliği altında bulunan bütün Latin Amerika topraklarının bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşması temelinde oluşmuştur.

Venezuela, Bolivya, Peru, Kolombiya, Panama ve Ekvador’u kapsayan “Büyük Kolombiya’’ ideali ile Simon Bolivar ve ordusu, İspanyol ordusunu bozguna uğratarak 1819’da Kolombiya’yı, 1821’de Venezuela’yı, 1822’de de Ekvador’u fethetmiştir. 1824 yılında Peru’nun bağımsızlığını kazanması ile birlikte Latin Amerika birliği sağlanmış ve 1492 yılında kıtaya sirayet eden İspanyol sömürgeciliği son bulmuştur.
6 Ağustos 1825 tarihinde Peru’nun güneydoğusunda yer alan bölge de, Simon Bolivar tarafından kurtarılmıştır. Bu bölge, kurtarıcısı olan Simon Bolivar’ın -El Libertador- adını alarak ‘’Bolivya’’ adını almıştır.

İspanya Krallığı, uğradığı bu hezimetten sonra, elinde kalan son toprak parçaları olan Porto Riko, Küba ve Karayipleri, 1899 yılındaki Paris Antlaşmasıyla ABD’ye vererek, Latin Amerika’dan tamamen çekilmiştir.

Latin Amerika, 1900’lü yıllara iliklerine kadar sömürülmüşlüğün, insani ve ahlaki bakımdan çökmüşlüğün ve yeraltında maden arayışlarında düşünsel, ilkesel ve niteliksel olarak çürümüşlüğün enkazında girmiştir. 2 yüzyıl her yönüyle sömürülen, hak ve hukukun hiç uğramadığı bir kıta haline gelen, kölelik sisteminin yaşam tarzı olarak dayatıldığı bir bölgenin geçmişini bilmek, inşa edeceği geleceğinin şifrelerini en iyi şekilde analiz etmemizi sağlayacaktır.

.

Rıza SUNGUR

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Rıza SUNGUR Hakkında

Rıza SUNGUR: (Ankara) 1990 Tarsus doğumludur. Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezinde yüksek lisans çalışmaları yürütmektedir. İngilizce, Portekizce ve İspanyolca dillerine hâkimdir. Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk ve Latin Amerika Çalışmaları alanında araştırma ve çalışmalarda bulunmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz