Twitter Facebook Linkedin Youtube

BEŞAR ESED VE BİR ARADA TUTMAYA ÇALIŞTIĞI SURİYE

Mehmet TAŞ

Mehmet TAŞ

1965’te Şam’da dünyaya gelen Beşar Esed, Şam Üniversitesi’nde tıp eğitimi aldı. 1988’de tıp fakültesinden mezun olmasının ardından askerî tabip olarak Suriye ordusunda görev yaptı. Daha sonra 1992’de İngiltere’ye gitti ve Londra’da oftalmoloji (Göz ve sinir sisteminin ortak hastalıkları ile ilgilenen bilim dalı) ihtisasını tamamladı. Asıl mesleği ve uzmanlık alanı, göz doktorluğudur. Abisinin 1994’te sisli bir günde motosikletle hava alanına giderken yaptığı trafik kazasında yaşamını yitirmesinin sonrasında, Esed ailesinin en büyük oğlu olarak Suriye’ye döndü. Bu dönemde; eğitimle ilgili çeşitli toplumsal sorumluluk projelerini örgütledi. 2000 yılında üst düzey bankacı olan Sünni bir aileye mensup Esma Ekras’la evlendi.

1971’den itibaren Suriye’yi demir yumruğu altında yöneten baba Hafız Esed, 13 Kasım 1992 yılında Time dergisiyle yaptığı bir söyleşide, halefinin kim olacağı sorusunu çok resmi bir biçimde yanıtlamıştı: “Benim halefim yoktur. Halefimin kim olacağı; devlet kurumları, anayasa ve parti örgütü tarafından belirlenecektir. Öyle sanıyorum ki; bu kurumlar köklü kurumlardır. Çünkü 20-22 yıllık deneyimleri vardır ve dolayısıyla bu sorunla başa çıkabilirler[1] demişti. Ama Beşar Esed, babasının bu sözlerinin aksine devlet başkanı olmak için yetiştirildi. Babasının da gayretleri ile Suriye ordusunda önemli görevler üstlendi. Çok hızlı biçimde albaylık rütbesine yükseldi ve 1996 yılından itibaren Suriye Silahlı Kuvvetleri’nin başına getirildi. Dönemin en sıcak gündemi olan Suriye ile Lübnan ilişkilerini bizzat yürüten Beşar Esad, Lübnan ile olan ilişkilerin düzenlenmesi için çalıştı ve Abdülhalim Haddumi’nin yanında Lübnan stajını tamamladı.

2000 yılında baba Hafız Esed öldüğünde oğul Beşar Esed, çok da parlak bir Suriye devralmadı. Ülkede uygulana gelen ekonomi politikaları sonucu; halkın alım gücü, yüzde 24 oranında daralmış ve hayat standartlarında düşüş yaşanmıştı. Suriye nüfusunun yüzde 79’u, 32 yaşın altındaydı ve çoğunluğu eğitimli olan bu gençler, iş imkanlarından yoksundurlar. Bunlara ilave olarak, halkın üzerinde büyük bir baskı vardı. Rıdvan Ziyade’ye göre; Suriye’de her 257 kişiye bir gizli polis düşmekteydi.

Bu tablonun oluşmasında, aslında Suriye’nin iç dinamiklerinden kaynaklanan sosyo-politik durumun büyük rolü vardı. Coğrafi sınırlarını Avrupa emperyalizminin çizdiği Suriye, bağımsızlığını kazandığı 1946’dan itibaren çok parçalı toplumsal yapısının ürettiği dağılma ve parçalanma riskinin iç baskısı ile, sınırları aşan Arap milliyetçiliğinin dış baskısı arasında iç yapısını dizayn etmek durumunda kalmıştı. Sünni, Nusayri, Süryani, Türkmen, Arap, Kürt, Asuri, Ermeni ve Çerkez unsurlar, kendi rızalarıyla bir araya gelerek ve ortak bir uzlaşının bir sonucu olarak Suriye Devleti kurulmamıştı. Aksine tüm bu unsurlar, zorunlu olarak bir araya getirilmişlerdi. Avrupa modernizminin ürettiği millet kavramı üzerine oturtulmuş bir devlet ortada olmayınca, demokratik bir iklimden çok totaliter bir rejim, kendine tutunma zemini buldu. Kaldı ki Avrupa modernizminin millet gerçeğinin arkasında gelişmiş bir orta sınıflaşma ve bunun mimarı burjuva sınıfı vardı. Oysa Suriye’de bu sınıfın ortaya çıkmasına uygun ne ekonomik ne de sosyal koşullar mevcuttu. Dahası, Arap milliyetçiliğinin özünde tek bir birleşik Arap devletine yer vermesi, bölgedeki Suriye, Ürdün ve Irak gibi devletlerin sınırlarını yapay ve geçici hale getiriyordu. Bu ise ülke sınırlarını muhafaza etmek isteyen yönetimlerin kabile ve aşiret bağlarını ön plana çıkarmasına neden oluyordu.

Soğuk savaş koşullarının egemen olduğu baba Hafız Esed (tilki kurnazlığı ile hareket ettiği ve siyaset dehası olduğu söylenir) döneminin büyük bir bölümünde, güvenlikçi devlet yaklaşımıyla Esed ailesi meşruiyetini ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte kabul ettirmeyi başarmıştı. Özellikle Filistin meselesini sahiplenmesi ve Arap-İsrail savaşlarında ön saflarda yer alması, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden epey hibe finansal yardımlar almasını sağladı.

Rejim, parçalanma tehdidi ve İsrail tehlikesinin manipülasyonu ile güvenlik kaygısını uzun süre ön planda tutarak, Suriye halkının ekonomik, demokratik ve toplumsal taleplerini –Hama örneğinde olduğu gibi bazen güç kullanmak suretiyle de olsa- ötelemeyi bildi. Suriye’yi adeta dış dünyaya kapatan bu güvenlikçi yaklaşımın kendini en fazla hissettirdiği alanların başında; kitle iletişim araçları geliyordu..Televizyon, radyo, gazete ve dergi yayıncılığı üzerindeki devlet baskısı, Suriye halkı arasındaki etkileşimi azaltarak onların farklı etnik, mezhepsel ve kabilevi özelliklerini korumalarına, dolayısıyla Suriye ortak paydasında bütünleşerek tek bir millet halini almalarını önledi. Bu arada 1971’lerde Hafız Esed’in askeri darbesiyle işbaşına gelmiş Nusayri rejim, kendi varlığını konsolide edecek siyasi ve ekonomik payandalarını da inşa etti. Bu eksende ordu, polis ve istihbarat kurumları, büyük ölçüde Nusayrileştirildi ve yoksul kırsal kesimin kalkındırılmasına önem verildi. Yeni demir ve kara yolları yapıldı, yeni barajlar inşa edilerek sulanabilir tarım alanları genişletildi, topraksız köylü lehine büyük kamulaştırmalar yapıldı. Elektrik hizmeti köylere kadar ulaştırıldı. Öyle ki köylerin 1960’larda yüzde 2 olan elektrik hizmetinden yaralanma oranları, Nusayri rejim döneminde yüzde 90’lara çıktı. Sünniler, rejimle uyum içinde hareket ettiği ölçüde devlet yardımlarından yararlanma ve var olma şansı elde ettiler. Böylece Sünni ağırlıklı Şam ve Halep iş dünyasının, rejime desteği sağlanmış oldu. Süreç, daha çok Esed ailesinden olmak üzere kendi kapitalistlerini yaratmıştı. Bu, literatürde eş-dost kapitalizmi olarak tabir edilmektedir. Beşar Esed’in kuzeni olan Rami Mahluf, yeni kesimin en önde gelen isimlerindendi.

Ama Mısır’ın İsrail’le Camp Davit anlaşmasıyla uzlaşmaya varması, SSCB’nin dağılması, Filistin ile İsrail arasında barış müzakerelerinin başlaması, Suriye’nin Lübnan’dan askerlerini çekmek zorunda kalması ve Arap baharıyla bölgede artan demokrasi talepleri, Suriye’yi kırılgan bir sürece soktu. Körfez ülkelerinin ekonomik desteği kesilirken, SSCB’nin dağılması, onun uluslararası arenada hareket imkanını kısıtladı.

Bazılarına göre Beşar Esed, 2000 yılında iktidara geldiğinde, belki iradi belki de gayri iradi olarak babası döneminde sürdürülen popülist politikalara devam etti. Beşar Esed, kamuda çalışanlara ve emeklilere 360 milyon dolarlık petrol yardımı ve 400 bin fakir aileye 270 milyon dolarlık nakdi yardım yapmış ve daha önce ilaçlarda ilan edilen zamları geri çekmiştir.17 Şubat 2011’de temel gıda maddelerine uygulanan vergilerin düşürüldüğü açıklanmıştır. İsyan başladıktan sonra 25 Mayıs 2011’de de petrolün fiyatı yüzde 25 oranında düşürülmüştür.

Beşar Esed, babasından tevarüs eden yapıların devlet yönetimindeki etkisini zayıflatmaya çalışmıştır. Mesela Baas Partisi’ni ve işçi ve köylü sendikalarını ekonomik reformlar için engel olarak tanımlayıp, ödeneklerini keserek etkilerini azaltmaya çalışmıştır.[2] Ama hantallaşan devleti ve de soğuk savaş dönemi refleksleriyle hareket eden Hafız Esed güdümlü bürokrasiyi, çağın egemen anlayışlarına göre dönüştürerek köklü ve radikal bir reform süreci başlatmak, zordu. Süreci zamana yayarak ve devlet yapısını aşama aşama demokratikleşerek, Suriye’yi düzlüğe çıkarmayı denediği sırada da, buna dünya ve bölge gerçekleri müsaade etmedi. Reformlar için artık geç kalınmıştı. Halkının neredeyse yüzde 70’nin Sünni olduğu Suriye’de, hızlı demokratikleşmenin rejimin yıllardan beri devam ede gelmiş totaliter baskısı nedeniyle Nusayri azınlığın hızlı bir şekilde tasfiye olmasıyla sonuçlanacağı, buna ilave olarak devlet kurumlarının büyük kısmı Nusayrilerin kontrolündeyken bunun iç savaşa neden olacağı ve bununsa Suriye’nin dağılmasına yol açacağı endişeleri, ağır bastı.

Beşar Esed’in ekonomiyi liberalleştirerek Çin modeline uygun bir reform süreci izlemeye çalıştığını gösteren izler vardır. Ancak Suriyeliler, Tunus’la birlikte başlayan Arap Baharı hareketinin de etkisiyle ülke kaynaklarından yararlanmanın tek yolunun demokratik bir hükümet kurmak olduğunu fark ettiler. Bunun üzerine Mart 2011’de başlayan iç savaş, bugün neredeyse 4. yılına girmek üzere. Milyonlarca Suriyeli, komşu ülkelerde mülteci durumuna düştü. Yüz binlerce insan ise hayatını yitirdi. Suriye, halen İŞİD, Kürtler, Muhalifler ve Suriye merkezi hükümeti arasında dörde bölünmüş durumda. Beşar Esed rejimi, uluslararası yaptırımlarla ve izolasyonla mücadele ediyor.

Beşar Esed yönetimine aitken muhaliflere geçen toprakları muhaliflerden geri alan IŞİD isimli terör örgütü, Suriye topraklarının üçte birini (2014 yazı itibarıyla) kontrol ediyor. Bu örgütün Irak’taki saldırıları, Beşar Esed’i ABD ve müttefikleri gözünde işbirliği yapılabilir bir müttefik derecesine yükseltti.[3] Washington yönetiminin öncelikleri değişerek, Beşar Esed’in bir an önce iktidardan uzaklaşması yerine, IŞİD ile mücadele aldı. Ve IŞİD’i Irak’ta yenmek için Beşar Esed ile işbirliği yapılması düşüncesi, gittikçe ağırlık kazanıyor. Bu durumda Beşar Esed’in uluslararası izolasyonu kırmak için IŞİD’in ona büyük şans sunduğunu görmek lazımdır. Şayet Beşar Esed, bir şekilde rakiplerini yenerek iç savaştan galip çıkar ve Suriye’yi dağılmadan bir arada tutmayı başarırsa, o takdirde babası ölçeğinde hatta ondan daha büyük bir devlet adamı ya da siyaset dehası olduğunu kanıtlamış olacaktır.

.

Mehmet TAŞ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

____________________________________

KAYNAKÇA:

[1] Salih Akdemir,Suriye’deki Etnik ve Dini Yapı,Avrasya Dosyası,Cilt 6,Sayı 1,İlkbahar 2000

[2] Berna Süer,Suriyede Değişim Çabaları,Bir Bağlam ve Süreç Analizi,Akademik Ortadoğu,Cilt 6 Sayı 2,2012

[3] op-talk.blogs.nytimes.com/…/bashar-al-assad-erişim tarihi,24/01/2015

Aday Uzman Hakkında

SASAM kadrosunda yer almak isteyen adaylar için, 3 aylık bir ön üyelik süreci uygulanmaktadır. Bu üç aylık süre sonunda adayın sitemizde yayınlanan çalışmaları, Merkezimizin düzenlediği etkinliklere ve çalışmalara katılımı, Merkezimizin tanıtımına katkısı vb. hususlar dikkate alınarak, SASAM kadrosuna kabul edilip edilmemesi hususu karara bağlanmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz