Twitter Facebook Linkedin Youtube

BİR EL-KAİDECİ VE BİR TEKFİRCİNİN DÜŞÜNCE SİSTEMATİĞİ

Süleyman ERDEM

Süleyman ERDEM

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün izniyle, El Kaide üyeliği suçlamasıyla hükümlü veya tutuklu 20 kişiyle doktora tezim kapsamında mülakat yaptım. Mülakatların ana amacı, bu kişilerin niçin El Kaide’ye katıldıklarını ve bu anlayışı nasıp benimsediklerini tespit etmeye yönelik idi. Bu yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlardan ikisini, mülakat yaptığım şahısları deşifre edecek bilgileri çıkararak, ilginize sunuyorum.

Mülakatlardan biri, her ne kadar El Kaide üyesi olmadığını ve El Kaide’ye biat etmediğini savunsa da, El Kaide fikriyatında olan bir kişinin düşünce sistematiğini, diğeri ise her ne kadar El Kaide üyesi olmakla suçlansa da El Kaide düşüncesini kabul etmeyen, hatta bu düşüncedekileri tekfir eden (küfürle itham eden) bugün IŞİD örneğinde gördüğümüz Tekfirci zihniyetteki bir kişinin düşünce sistematiğini yansıtması bakımından tercih edilmiştir. Gerek Diyanet İşleri Başkanlığı, gerekse Milli Eğitim Bakanlığı ve diğer ilgili kurumlarca, bu anlayışlarla mücadele etmek ve her türlü aşırılıktan uzak Ehli Sünnet anlayışını hakim kılmak için gerekli çalışmaların yapılmasının ne kadar elzem olduğu, aşağıda yer verilen mülakatlardan da anlaşılmaktadır.

Ayrıca mülakatı yer alan ikinci (Tekfirci) kişinin gündemdeki Tahşiye Operasyonuyla ilgili iddialara benzer iddiaları, dikkat çekicidir (mülakat, 2013 yılı içinde yapılmıştı). Tekfirci zihniyette olan ve Tebliğ Cemaati olarak kendilerini nitelendiren grubun lideri konumundaki Halis BAYANCUK’un (Ebu Hanzala) 21 Aralık tarihli Star Gazetesinde yer alan mülakatındaki iddiaları ile, mülakat yaptığım kişinin Fethullah Gülen cemaatine mensup polislerin kendisine kumpas kurduklarına yönelik iddiaları, yakın zamanda kamuoyunun gündemine gelen Tahşiye davasındaki iddialarla benzeşmektedir (Not: Burada kesinlikle ne Tahşiye Davasının, ne de o davada haksızlık yapıldığına ilişkin iddialarla açılan yeni davanın haklı/adil veya haksız/gayri-adil olduğuna dair bir yargı ima edilmemektedir. Sadece Tahşiye davasının zanlılarının mağdur edildiklerine dair iddialarına benzer iddiların, mükalat yaptığım kişi tarafından da dile getirilmesini dikkat çekici bulduğum vurgulanmaktadır).

Aşağıda yer alan ifadeler, tamamıyla mülakat yaptığım kişilerin kendi ifadeleridir. Parantez içindeki açıklamalar, konunun daha iyi anlaşılması için tarafımca eklenmiştir.

_________________

X Şahıs (El Kaide anlayışında)

EL KAİDE'NİN İDEOLOJİSİ: CİHADİ SELEFİLİK

“EL KAİDE’NİN İDEOLOJİSİ: CİHADİ SELEFİLİK” Okumak için tıklayınız

Etnik olarak Türk’üm.

Ağır müebbet aldım, talimat vermekten suçlu bulundum.

Ailemde ve mahallemde bilinçli Müslüman yok.

Düz liseden sonra, yüksekokula başladım ama devam edip mezun olamadım.

Belli bir mesleğim yok, serbest meslek, pazarcı diyebiliriz.

Orta 1 veya 2’de din hocam İslam’dan bahsediyordu. İlgi duymaya başladım. İnişli çıkışlı bir İslami yaşantım oldu. Namaz filan kılmıyordum, sadece ilgi duyuyordum.

Dini bilinçlenmeye, lise 3’te iken evde (Sabah gazetesinin) Kuran mealini okuyarak başladım. 1993 yılı Ramazan ayı idi. 6 ay inişli çıkışlı şekilde namaza devam ettim. Altıncı ayın sonunda sürekli olarak namaza başladım.

Beni etkileyen 3 kitap:

1- “Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?”, Fethi YEKEN; Ravza Yayınları

2- “Medeni Vahşet”, Hüsnü AKTAŞ; Misak Yayınları

3- “Selefi Salihin Akidesi”, Guraba Yayınları

İbni Teymiye ve Seyyit Kutub’un kitaplarını okudum (en son okuduğum kitap; Sıratı Müstakim). Ayrıca Hasan El Benna’nın davetle ilgili kitaplarını, Mevdudi ve Abdullah Azzam’ın kitaplarını okudum.

Fethi YEKEN’in kitabını bir arkadaşım vermişti.

10 yaşından beri İstanbul’da yaşıyorum.

Mahallemde herkes solcu, ehli dünya… Anne ve babam sağ görüşlüler ama ibadetleri yok.

Evimde bulunan “Selefi Salihin Akidesi” isimli kitap, örgüt delili olarak sunuldu.

Önceleri bilgisiz ve Cumalara bile zorla giderken, arkadaş çevresinde bilinçlendim! İftarlara ve gecelere gitmeye başladım. Arkadaşlarım da namaz kılmıyorlardı.

Lisedeki arkadaşlarımın bazıları, benden önce bilinçlenmişlerdi. Ben de onlardan etkilendim. Üniversitede iken fikirlerim gelişti. Okulu önemsemedim ve bitiremedim.

Nurculara, Mahmut Hocacılara, Menzilcilere, İskenderpaşacılara ve Süleymancılara gittim.

Türk halkını Müslüman olarak görüyorum. Hükmî İslam ve Aslî İslam ayırımı vardır:

Hükmî İslam; zahire bakılarak görülen, Aslî İslam; Ahirette ortaya çıkacak.

Demokrasi şirktir. Ben oy kullansam, kafir olurum ama normal bir vatandaş kullanırsa, İslam Hukukuna göre yargılanmalı!

Oy kullanıyorsun, kullandığın oyla kanun yapılıyor ve Allah’ın helal kıldığını haram kılıyorlar. Böyle bir hakkımız yok. Ama benim bu uyarıma rağmen sen gidip oy kullansan, yine kafir olmazsın. Ama bir kadı (hakim), hücceti ile söyler ve onu da dinlemezsen, o zaman kafir olursun.

Bir Müslüman, ABD askeri olamaz. Olmuşsa, ne kadar “ben Müslüman’ım” dese de itibar edilmez.

Üç çeşit Mürciye vardır;

1- Mürciye; inkâr etmedikçe, kişi dinden çıkmaz. 2- Gulatı mürciye; kalben tasdik etmedikçe, her şeyi yapabilirsin, günah olmaz. Bu inançtakiler kafirdir. 3-Fıkhi Mürciye; namaz farzdır, kılmamak dinden çıkarmaz ama cezası vardır. Bu inançtakiler kafir değildir.

Tevbe Suresi 64-66. Ayetlerden; bir kişinin istemeden de (bir fiili nedeniyle) küfre girebileceği anlaşılmaktadır! (Tevbe Suresi 64-66. Ayetler; “(64) Şâyet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, “Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk”, derler. De ki: “Allah’la, onun âyetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” ﴾65﴿ Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz. ﴾66﴿ Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.”

İran sınırında yakalandım. Bana 2003’te İstanbul’da gerçekleştirilen eylemlerde Z şahsına talimat vermekten ceza verildi ama bu kişiyle olaydan 4 ay önce tanışmıştım.

2003 İstanbul bombalamaları ile ilgili konuşmak istemiyorum. Ama içinde yer aldım, sadece yolun açık olup olmadığını bildirdim.

Babam içki içerdi. Benim bu fikirleri benimsememi engellemek için çok uğraştı. Bizim gibi düşünenlere “Yeşil Koministler” diyordu.

Arkadaş çevresi ve kitaplar, birbirini tamamlayarak bu fikirleri benimsememe vesile oldular.

Kendimi El-Kaide mensubu olarak görmüyorum. Çünkü biat etmedim. Kendimi sadece Müslüman olarak tanımlarım.

Suriye’de Nusayrilere karşı savaşılabilir. Şiiler bile onları kafir olarak görüyorlar. Kurdukları ilk devlet, Fatımiler devleti.

Suriye’nin yıkılması, ekonomik ve siyasi olarak Türkiye’nin işine gelir.

AKP’yi Arkası Karanlık Parti olarak görüyorum. Çünkü Hükümet; Bosna, Kosova, Somali ve Afganistan’da kafirlerle işbirliği yapıyor, Müslümanları esir alıp hapsediyorlar.

Y ŞAHIS (Tekfirci Anlayışta)

“İSLAM ÂLEMİNE YENİ TEHDİT: TEKFİRCİLER” Okumak için tıklayınız

Kürt kökenliyim.

1994’ten beri İstanbul’da yaşıyorum.

2000 yılında askere gittim. 2004’te bir arkadaşım vesilesiyle gerçek İslam (Sahabenin yaşadığı gerçek İslam) ile tanıştım. Emr-i bil Maruf ve Nehy-i Ani’l Münker için tebliğ yapıyordu.

İstanbul’da çalıştırdığım dükkanın sahibi, Fethullah Gülen cemaatindendi ve beni Perşembe sohbetlerine davet etti. Orada bir öğretmen ile tanıştım. Bu kişi, batıl kıyas ile kıyas yapıyor ve akıl yürütüyordu. “Hedefe ulaşmak için her şey caiz” diyordu. Ama Dar-ün Nedve’de (Cahiliye döneminde Mekke’nin yönetiminden sorumlu meclis) Hz. Ömer dışişleri bakanı konumundaydı. Hz.Peygamber, isteseydi bunları kullanabilirdi. Ama kullanmadı! Bu görüşlerimi ifade edip, o kişiyle münakaşa ettim. O toplantıdan sonra toplantıdakilerin bana kafayı taktıkları hissine kapıldım. 2 gün sonra, istihbarat arabasını kapımın önünde gördüm. Beni her yerde takip ettiler.

Dedem ve babam, koyu Milli Selametçidir. Saadet Partisinin şu an %2 oyu var. Demokrasi yerine tebliğ yapsaydı, 6 senede bu ülkeye İslam gelirdi!

1950’den sonra yapılan camilerde namaz kılmıyorum. Onlar Mescidi Dırar (Kuran- Kerim’de münafıkların inşa ettikleri bildirilen ve yıkılması emredilen mescit) hükmünde!

MİT’te adaletli insanlar var ama Emniyet İstihbaratta kahpe insanlar var. Beni takip ederlerken tahrik de ettiler. Bizi çok tahrik ettiler.

3 kere kapkaça uğradım dükkanda. Kapkaççıları Emniyet İstihbarat gönderiyordu.

Üzerimde silah yakaladılar.

Özel harekatçılar, helikopterle evimi bastılar. Barbarca bir yöntem bu.

Üzerime 12 suç yıktılar. Bizi insanların gözünden düşürmek için, porno cd koydular mekanlarımıza. Ben, yüz kızartıcı suçlarla itham edilmek istemiyorum.

Biz, Kemalist sistemi kabul etmiyoruz.

Arkadaşlarım daha önce Afganistan’a gitmişlerdi. Pakistan’da şehit olmuş bir arkadaşım, bana da gitmeyi teklif etmişti ama gitmemiştim. Şimdi çok pişmanım. Buradan çıkar çıkmaz Suriye’ye gideceğim.

2004’e kadar mescitlere gider ve sabahlara kadar ağlardım. Ama şirk koştuğumun farkında değildim!

H.Ş.; “Öyle bir zaman gelecek ki, insanlar sabah Müslüman olarak kalkıp kafir olarak akşamlayacaklar” (Hadisi Şerifin tam meali: “İlerde bir fitne olacak. O fitne içinde kişi mümin olarak sabahlayacak, kafir olarak akşamlayabilecek. Ancak Allah’ın ilimle kalbini dirilttiği kimseler hariç.” Ramûzu’l-Ehadis s. 299, 3722 hadis)

Müşrikler öyle inançlılardı ki, Kabe’nin etrafında günah bulaşmış elbiseleri ile değil de, hürmeten çıplak tavaf yapıyorlardı. Putlara Allah’a yakınlaştırmaları için tapıyorlardı.

Dar-ün Nedve (Cahiliye döneminde Mekke’nin yönetiminden sorumlu meclis); bugünkü meclis gibiydi. Çoğunlukla karar alınıyordu. “Gökleri Allah yönetsin, yeryüzünü bize bıraksın” diyorlardı. Aynen bugünkü gibi…

“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyen kişi, kafir olur.

AKP’ye oy veriyordum ama AKP, çocukları her sabah putların karşısına geçirip andımızı okutuyordu.

Mekkeli müşrikler, putlara yemek koyuyorlardı. Bunlar ise çiçek (çelenk) koyuyorlar. Mekkeli müşrikler, mertti. Bugünküler kahpece muameleler yapıyorlar.

Eskiden şirk koşanları Müslüman olarak görüyordum.

Allah beni affetsin ama askerlik yaptım. (Bu rejimde askerlik yapılmaması gerektiğini savunuyor. Bu düşünceleri benimsemeden önce askerliğini yapmış.)

İnsan hayatını düzenleyen sisteme, din denir. Demokrasi, bir dindir. Demokrasi İslami değildir, küfürdür. Allah’ın helal kıldığı, haram; haram kıldığı ise helal sayılıyor.

2004’te fikirlerim %100 değişti. Askerdeyken Gülen Cemaatine mensuptum. İzine çıktığımda Hacı Bayram-ı Veli Camii civarında bir öğretmenin yanına gidip Risale-i Nur okuyordum. Fethullah Gülen’in kasetlerini dinliyordum. Askerde Gülen’in kasetlerinden yakalattım. Bu yüzden eziyet gördüm.

Bir dayım PKK’lı, bir dayım ise devletçi idi. Bu yüzden devlet kurumlarına alerjim vardı. Nurcuların devlete ilgisi, beni onlardan soğuttu.

Askerden sonra Cübbeli Cemaatine katıldım. Sohbetlerinden etkileniyordum. (Ama şimdi Mahmut Efendi’ye “şerefsiz” diyor!)

Köyde “eşkıya” lakabını taktığımız bir arkadaş, bir gün beni buldu. Arkadaşım, İzmir’de İslam ile tanışmış. Dükkanıma geldiler. Tebliğe başladılar. Zaten kafamda bazı soru işaretleri vardı. Önce muhalefet ettim. Müşrik olarak itham edilmek, bana ağır geliyordu. Kitap tavsiye ettiler. Kitapları okuyunca onların haklı olduğunu anladım. Okudukça sisteme karşı nefretim arttı. Hem şirk işleyip hem de ibadet edenleri gördükçe ızdırap çekiyordum. Anneme tebliğ yaptım ama annem reddetti. Annem iman etmek üzere iken, Erzurum Çat’ta yerel bir Belam (bir imamdan bahsediyor), onu vazgeçirdi.

Ateistliğin kitabını ilk yazan, Belam’dır. Araf Suresi 175-178. Ayeti kerimelerin Kurtubi Tefsirindeki açıklamalarına bakarsan görürsün. (Mezkur Ayetlerin Diyanet Tefsirindeki mealleri şöyledir; “Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat. ﴾175﴿ Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. ﴾176﴿ Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür! ﴾177﴿ Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir. ﴾178﴿”

Diyanet İşleri = İhanet İşleri’dir

Mustafa ÇELİK’in Darül Harp Fıkhı isimli kitabına bakabilirsin.

Anneme her telefonda tebliğ ediyorum. Bu hal üzere ölürlerse, kabirlerine gitmeyeceğimi, kafir olarak öleceklerini tebliğ ediyorum.

Seyit Kutub, Sait Havva, İbni Teymiye, Abdullah Azzam okudum. Ama AZZAM’ın Erbakan’ı övdüğü Kayıp Minare kitabı, beni AZZAM’dan soğuttu.

Tarikatçılık, tam sapıklıktır. Cübbeli Ahmet Hoca tahliye olunca; “Abdülkadir Geylani imdadıma yetişti” dedi. Bu sözüyle küfrünü açıkça ilan etti!

Kişi ölünce, dünyadaki faaliyetleri biter. Buna Peygamberimizin ruhu da dahildir.

Tasavvufta Hıristiyanlık alametleri vardır.

Hizbullahçılar, müşriktir. Particiliği babam yapsa, ki koyu AKP’lidir, müşriktir.

5 senedir tutukluyum.

Ebu Hanzala’ya (Halis Bayancuk) çok saygı duyuyorum. Onu tanıdığımda tevhid ile tanışmıştım.

El Kaideci değilim. 2003 bombalamalarını yapan El Kaidecileri tekfir ettim.

Harun İlhan’ı (2003 İstanbul eylemlerini gerçekleştiren lider kadrodan biri) tekfir ettim. İtikad olarak sıradan bir müşrik kendisi. 2003 saldırılarının İslam’a ne faydası oldu? Bilakis Müslümanlara çok zararı oldu. 5-6 kişi yaptı, 300 küsur kişiyi içeri aldılar. 224 kişiye ceza verdiler. Bu şekilde polis (haksız yere birilerini tutuklayarak), örgüte bol bol adam kazandırıyor.

Kendimi Müslüman olarak tanımlarım.

Kaplancılar (Anadolu Federal İslam Devleti), Hanefidir. El Kaide ise Selefidir. El-Kaideciler, mezheplerin sapıklıkta hatta ateşte olduğunu iddia ediyorlar. Selefiler, Allah’ın sıfatlarının teviline karşı çıkarlar. Kuran’da geçen “Allah’ın eli”, “Allah’ın koşması (Bana yürüyerek gelene, Ben koşarak giderim)” gibi tabirleri tevil etmezler ve bunları aynen kabul ederler.

“Müşriklerin canı, malı ve ırzı helaldir” anlayışını kabul etmiyorum. Kimsenin canında, malında ve ırzında gözüm yok.

Türkiye, toptan irtidat etmiştir (İslam dininden dönmüştür). Dar’ül Ridde (İslam’dan dönenlerin diyarı), Darül Harb hükmündedir.
Zahire göre tekfir edilirse, vebal olmaz.

Mümtehine Suresi 1’nci ayeti, Hatib Bin Ebi Beltea’nın yaşadığı bir hadise üzerine nazil olmuştur. Hatib Bin Ebi Beltea’nın başından geçenlere bakmanı tavsiye ederim. (Ayeti Kerimenin meali; “Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak için çıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Oysa onlar, size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir. Rabbiniz Allah’a inandığınızdan dolayı Peygamber’i de sizi de yurdunuzdan çıkarıyorlar. Ben, sizin saklı tuttuğunuzu da, açığa vurduğunuzu da en iyi bilenim. Sizden kim bunu yaparsa (onları dost edinirse) doğru yoldan sapmış olur.”)

(Ashab-ı Kiram’dan olan Hatib Bin Ebi Beltea’ya dair ima ettiği hadise, bir kaynakta şöyle anlatılıyor; “Hz. Hatîb’in Allah’a ve Resûlüne imânı tamdı. Dininden asla dönmedi. Yakınlarına olan merhametinin çokluğu, onları kayırması sebebiyle Mekkeli müşriklere, bir mektûb göndermişti. Bu hâdise Eshâb-ı kirâm arasında infiale sebep olmuş, hatta öldürülmesini isteyenler bile çıkmıştı. Fakat Cenâb-ı Hak, Mümtehine sûresi 1.nci âyet-i celîlesinde, “Ey îmân edenler, benim düşmanlarımı ve kendi düşmanlarınızı dost edinmeyiniz.” buyurarak, Hz. Hatîb’in imânına şehâdet etmiştir. Şöyle ki: Mekke’nin feth edildiği sene Resûl-i ekrem efendimizin hareketinden önce Hz. Hatîb, Kureyş’in azatlılarından olup, Medine’de kalmakta olan Sâre adında bir kadınla, Mekke’den bazı tanıdıklarına Hz. Peygamberin hazırlık plânından bahseden bir mektûb gönderdi. Mektupda şunlar yazılı idi:

“Ey Kureyş ahâlisi, hiç şüpheniz olmasın, Hz. Resûlullah, üzerinize bulut gibi bir askerle geliyor ki, bu asker coşkun, çağlayan bir sel gibidir. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın Resûlü sizin üzerinize yalnız başına da gelse, Cenâb-ı Hak onu muzaffer kılarak memnun ve mesrûr edecektir. O halde başınızın çâresine bakınız. Vesselam.”

Öte yandan Cebrâil aleyhisselâm gelerek, gizlice mektûb gönderildiğini mektubun tam tarafından, kiminle ve nasıl gönderildiğini haber verdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Ali Zübeyr ve Mikdad bin Esved’den meydana gelen bir ekibi, mektubu götüren kadını yakalayıp, getirmekle görevlendirdi. Onlara: “Hâh bahçesine vardığınızda sol tarafınızda yolcu bir kadın bulacaksınız. Beraberinde bir mektûb götürmektedir. Kendisini yakalayıp getiriniz!” buyurdular. Hah, Mekke ile Medine arasında koruluk bir yerdi.

Ekip, adı geçen yere vardığında tarif edildiği gibi bir kadın gördüler ve yakalayıp, mektubu meydana çıkarmasını istedilerse de, kadın inkâr etti. Bunun üzerine: “Yâ mektubu çıkarırsın veya elbiseni soyar arama yaparız” tehdidinde bulundular. Neticede kadın saçının örgüsü arasından mektubu çıkarıp verdi. Böylece mektubu Hatîb bin Ebî Beltea’nın yazdığı ortaya çıkmıştı. Peygamber efendimiz kendisini bu sebeple çağırıp: “Yâ Hatîb bu nedir?” diye, sorunca, “Yâ Resûlallah acele buyurmayınız. Ben aslında Kureyş kabilesinden değilim. Fakat onlarla münâsebetim vardır, öte yandan Muhacirlerin Mekke’de akrabası çoktur. Onların, orada kalan çoluk çocuğunu ve mallarını korurlar. Benim ise, Mekke’de hiç himaye edecek kimsem yoktur, işte bu mektûb vesilesiyle, onlar arasında minnettarlar kazanarak, akrabamı korumak istedim. Yoksa bu teşebbüsüm, kâfirlerden yana olmak, dinimden dönmek ve onlara yardım etmek için değildir”, cevabını yerdi Peygamberimiz (s.a.v.) de: “Doğrudur”, diye kendisini tasdik etti. Hz. Ömer, “Ey Allah’ın Resûlü! Bırak da şu münafığın boynunu vurayım”, diye atılınca, Resûlullah efendimiz: “Ey Ömer! Bu zât Bedir savaşına katıldı. Ne bileceksin, belki Cenâb-ı Hak, Bedir’de hazır bulunanları iltifat buyurarak: (Ne isteneniz yapınız! Ben sizi bağışladım) buyurmuştur” deyince Hz. Ömer ağlamaya başladı. Bunun üzerine Mümtehine sûresinin l.nci âyeti nâzil olmuştur. Âyet-i kerîmede Hz. Hatîb’in imânına Cenâb-ı Hakk’ın şahit olması şöyle açıklanıyor: Cenâb-ı Hak; “Ey îmân edenler! Benim ve sizin düşmanlarınızı dost edinmeyin.” buyurarak Hz. Hatîb’in durumu anlatılmak istenmiş ve kendisinin yukarıda belirttiğimiz niyeti taşıyarak yazdığı mektubuna rağmen mü’min olduğu ifade buyurulmuştur.

Bu âyet-i kerîmenin gelmesinden ve Peygamber efendimizin, O’nun sözünün doğruluğunu tasdik etmesinden sonra, Esnâb-ı kirâmdan hiç birinin O’nun hakkında, kötü bir zannı kalmadı. Eshâb-ı kirâmın rivâyetlerini toplayan eser sahipleri, bu hâdiseyi onun faziletini, Allah ve Resûlüne bağlılığını göstermek için yazmışlardır. Yukarıdaki hadîs-i şerîf, Allahü teâlâ’nın ve Resûlünün onu bağışladığını, dünyâ ve ahirette affedildiğini göstermektedir.

Peygamber efendimizin (s.a.v.) ahirete teşriflerinden sonra, Hz. Ebû Bekir zamanında Hatîb (r.a.), tekrar Mısır’a elçi olarak gönderildi. Ebû Bekir’in (r.a.) hilâfetinden sonra Hz. Ömer devrinde de bu vazifesini çok iyi bir surette yapan Hatîb (r.a.), Mukavkıs ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, Mısır’ı feth eden Amr İbnü’l-Âs (r.a.) zamanına kadar yürürlükte kaldı.

Hatîb bin Ebî Beltea (r.a.), Medine-i Münevvere’de vefât etmiştir. Cenazesini Hz. Osman kıldırmış ve Bakî’ kabristanına defn edilmiştir.”

_________________

Süleyman ERDEMsuleyman@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Kaynaklar:

1- http://haber.stargazete.com/guncel/teror-lideri-yaptilar-gulen-ile-sorguladilar/haber-982967

2- http://www.bizimsahife.org/kutuphane/islam_alimleri_ans/cild/01Cild/3/01.htm

Süleyman Erdem Hakkında

Süleyman ERDEM: (Ankara) Balıkesir doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden lisans, Harvard Üniversitesi Kamu Politikaları Bölümünden yüksek lisans derecesi almıştır. Halen Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde Uluslararası Güvenlik alanında doktora çalışmalarını yürütmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz