Twitter Facebook Linkedin Youtube

OSMANLICA MI? TÜRKÇE Mİ?

(Not: Aşağıda ifade edilen görüşler, Yazarın kendi düşünceleri olup SASAM’ın kurumsal görüşlerini yansıtmamaktadır.)

Cesurhan TAŞ

Cesurhan TAŞ

Milli Eğitim Bakanlığınca Antalya’da düzenlenen 19’uncu Milli Eğitim Şurası Genel Kurulunda; Osmanlıca dersinin, İmam Hatip liseleri ve Sosyal Bilimler liselerinde zorunlu, diğerlerinde ise seçmeli ders olarak okutulması kararlaştırıldı. Zaten, geçtiğimiz yılda Milli Eğitim Bakanlığı ile Hayrat Vakfı arasında imzalanan protokol çerçevesinde Osmanlıca, yaygın bir şekilde halka öğretilmeye başlanmıştı. Bu yaygın eğitim çalışmaları yeterli olmamış olacak ki, Osmanlıcanın resmi okullarda zorunlu olarak öğretilerek örgün eğitimin de bir parçası haline getirilmeye çalışıldığı görülüyor.
Gündelik yaşamda konuştuğumuz, yazdığımız ve anlaştığımız Türkçe, kime yetersiz geldi de Osmanlı dönemi Türkçesine dönmek bir zaruret oldu, pek anlaşılamadı. Bir süre önce herkesin bildiği ve anladığı “Milli Eğitim Müfettişi” unvanı değiştirilerek “Maarif Müfettişi” yapıldı. “Eğitim” sözcüğü, yerleşmiş ve yaygınlaşmış iken, unutulan ve kaybolan “maarif” sözcüğünü getirmek, neye hizmet etmektedir? Türkçe bir sözcük yerine Arapça bir sözcük kullanmanın, ülkemizdeki eğitimin kalitesine katkısı ne olmuştur? Tüm bu icraatlardan, eğitimin kalitesiyle ilgili bir kaygı taşınmadığı, sıkıntının Türkçe ile ilgili olduğu düşüncesi oluşmaktadır. Türkçenin ortak eğitim ve anlaşma dili olması, bir zümre insanı rahatsız mı etmiştir?
Millet, benzer olaylara benzer tepkiler veren insanlar topluluğudur. Bu anlamda bir Alman milletinden, bir İngiliz milletinden bahsedebiliriz. Peki, “Osmanlı Milleti” kimdir? Benzer duyguları ve düşünceleri paylaşan, aynı olaylara aynı tepkileri veren insanlar topluluğu olarak “Osmanlı Milleti” nerededir? Osmanlı bir millet midir ki dili “Osmanlıca”, zorunlu bir ders olsun? Osmanlıca belge okumak için, herkesin Osmanlıca öğrenmesine ne hacet…
500 yıl önce yazılan halk şiirlerini, Osmanlıca bilmeyen birisi bile kolayca anlayabiliyorken, geçmişin yapay bir zümre dilini bugüne zorlamak niye?
Esasında “Osmanlı Milleti” diye bir millet yoktur. Osmanlı tebası halklar vardır ve bunlar, hiçbir zaman bir millet haline gelememiştir. Osmanlı Devleti döneminde, “Osmanlıcılık” siyaseti güdülerek bir “Osmanlı Milleti” oluşturulmaya çalışılmış, ancak başarısız olunmuştur. Daha sonra “İslamcılık siyaseti” ile Müslüman teba bir millet sayılmış ve devlet, bunlar üzerinde yeniden tanımlanmış ancak yine başarısız olunmuştur. Daha sonra “Türk Milleti” kimliği üzerinde Türk Devletine dönüşülerek başarılı olunmuştur. Başarılı bir sistem ortada iken, başarısızlığı ispatlanmış bir sisteme neden dönülmek istenmektedir? Türk Milletinin milli devletinden kimler, neden rahatsız olabilir?
Elbette Osmanlı hanedanlığı bir Türk ailesidir. Osmanlılar, büyük Türk Milletinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle de öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken dil, Osmanlıca değil, Türkçedir. Tüm ağız, lehçe, incelik, özellik ve güzellikleriyle Türkçe, bizim yegane dilimizdir.
Okullarımızda İngilizceyi, Fransızcayı yabancı dil kapsamında zorunlu ders olarak okutuyoruz. Peki, Osmanlıcayı hangi kapsamda okutacağız? Osmanlıcayı yabancı dil olarak okutmayacak isek, zorunlu Türkçe derslerine alternatif olarak mı Osmanlıcayı getiriyoruz? Hedef Türkçe dersleri mi? Adım adım Türkçe derslerini kaldırıp, yerine Osmanlıcayı mı ikame edeceğiz? Osmanlıca metin okuyabilen ve Arapça bilen birisi olarak Arap alfabesiyle yazılan Osmanlıcanın, Türklerin hançeresine uygun olmadığını düşünenlerdenim. 1000 yıl önceki yazımızı okuyamıyoruz da 2000 yıl önceki yazımızı çok mu iyi okuyoruz? Geriye doğru gidilecekse, öğrenmemiz gereken dil Osmanlıca değil, “Göktürkçe” olmalıdır.

.

Cesurhan TAŞ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Cesurhan Taş Hakkında

Cesurhan TAŞ: (Ankara) 1974 Anamur doğumludur. ODTÜ İ.İ.B.F, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü mezunudur. İngilizce, Arapça ve Rusça bilmektedir. Devlet yapısı, kamu yönetimi, mali yönetim, kalkınma ekonomisi, bölgesel kalkınma ve kamu hukuku alanlarında çalışmaları bulunmaktadır. Yörük ve Türkmen kültürü üzerine de araştırma ve inceleme çalışmaları yapmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorumlar (4)

  1. Demet Esen dedi ki:

    Tam da dediğiniz gibi hedef TÜRKÇE dersleridir. Fakat bu düzenlemelerin alt yapısı ve hedefledikleri üzerine daha derin düşünülmelidir. Türk olma bilincini ve Türk milletinin içinde barındırdığı özelliklerini örseleme adına yapılan bu çalışmalar, içimizde ki Türk milleti kavramını ve derinliğini arttıracaktır. Böyle bilinmelidir

  2. Mustafa dedi ki:

    Cesurhan beye çok teşekkür ediyorum. Çok safiyane bir şekilde Osmanlıcanın zorunlu olmasında bir art niyet aramıyordum. Bu yazı ile “acaba” demeye başladım. Osmanlıca Türkçenin yerine ikame edilmeye çalışılıyorsa bunu kabul etmem mümkün değil. İsteyen Osmanlıca öğrensin. Benim dilim Türkçedir ve öyle kalacak. Türkçenin seçmeli hale getirilmesi için Osmanlıca bir örtü gibi kullanılacaksa buna şiddetle karşı çıkarım.

  3. yusuf SÖĞÜTDELEN dedi ki:

    Rahmetli dedem Osmanlıca eserleri su gibi okurdu, okumayı da pek bi severdi. Kelime haznesi de bi o kadar zengindi. Kardeşlerime ve bana da oğlum eskimez yazı ile Türkçe okumayı-yazmayı öğrenin derdi. Osmanlıca, Türkçemizin Arap harfleriyle yazılmasını ifade eden bir terimdir. Bu da Müslüman için dininin yazısıyla, milletinin dilini kullanmaktır. Dedem feraiz’i çok iyi bilirdi, (Feraiz’i bilemeyen Osmanlı torunları sözlüğe bakabilirler.) şimdi ise ancak ilgili hukukçular bilir. Dedemin bilmesinin sebebi ise Müslümanlığı tam anlamıyla yaşama isteği ve heyecanı idi. Bu heyecan dilin zenginliğine bağlı olarak artıyordu o sebep den Allah’ın Resulu “Din nasihatla kaimdir” derken sohbetin derinliğinden imanın kemal bulmasını anlatmak istiyordu. Şimdi ise birbirimize hitap etmekten yoksunuz. Bir zamanlar birbirimize en güzel kelimelerle hitap ederken, unuttuğumuz-unutturulduğumuz için galat bir ifadeyle “nahaber” den öteye geçemiyoruz.
    Aslında bu konu sosyoloji ve dil bilimin konusu. Dil sıkıntısını çeken bir Osmanlı torunu olarak şu bilgiyi aktarmak istiyorum. İngiliz Türkolog Prof. Dr. Goefry L. Levis’ın Türkçe’ye de çevrilen kitabındaki bir cümlesinde; “20. Yüzyılın başında dünyada kelime sayısı itibariyle İngilizce ile yarışabilecek başlıca dillerden birisi Osmanlıca idi. Yani Osmanlı Türkçesi idi.” diyor.
    Kullandığın kelimeler düşünceni ne derecede karşılayabiliyorsa, o kadar derin düşünüyorsun demektir. Dilin, dünya ufkunu, ilahi boyutla aynı çizgide tutabiliyorsa, dilin o kadar zengin demektir. Ve dilin ne kadar zenginse o kadar büyüksün, büyüyeceksindir.

  4. Yalçın pekal dedi ki:

    “Küfür tek millettir.” Küfürler mücadele için birlik ve beraberliği sağlamak amacıyla kurulan birliğin adı Osmanlı olmuştur. Dili Türkçedir, yazısı arapçadir, Osmanlı ülkesinde kullanıldığı için Osmanlıca denir. Bugün küfür tek yine millettir bu küfre karşı birlik ve beraberlik gerekir bunu karşılayacak tek gerçek unsur diniyle, diliyle Osmanlı modelidir.

Yorum Ekleyebilirsiniz