Twitter Facebook Linkedin Youtube

MAYMUNLAR NEDEN ŞİİR BİLMEZ?

Bilimin kendine özgü bir amacı vardır, ancak, kâhinlik taslamak, bilimsel olanı öğrenmekten her zaman daha kolaydır.
(Wystan Hugy AUDEN.)

Makale başlığı olarak kullanılmış olan cümlenin şaka olduğu bariz bir şekilde görülmektedir. Ancak, her şakada, belli bir gerçeklik payı vardır. Şakanın geriye kalan kısmını ise, insanların kendilerinin hayatlarından esinlenerek elde etmiş oldukları gerçekler oluşturmaktadır. Çünkü bu şakalar, insanların hayatlarında olup bitmekte olan olayları gözlem yolu ile insanlar tarafından uydurulmuş olan olaylardan gelip çıkmaktadır. İnsanlar, kendileri tarafından tasarlanmış olan şakayı, durduk yerde uydurmamaktadırlar. Şakalar insanların günlük hayatlarında olup biten süreçler içerisinde ortaya çıkmakta olup, insanlar bunları kendi hayatlarında karşılaşmakta oldukları durumları gözlemlemek yoluyla icat etmektedirler.

İnsanlar hayatlarını gözlemlerken yine de bir sonraki şakaları için zemin hazırlamaktadırlar. İnsanlar kendi hayatlarını, hayatlarında olup bitmekte olan olayları gözlemlemek yoluyla almış oldukları ilhamlardan, duygularından esinlenerek fikirler üretirler, buluşlar gerçekleştirirler. İnsanların şaka üretmekte oldukları gibi fikir üretmeleri, buluşlar gerçekleştirmeleri için de belli bir etkenden etkilenmeleri, esinlenmeleri gerekmektedir. Esinlenmelerine yönelik etkenlerden biri de şiirdir.

Giriş

Maymunun insana dönüştüğü şeklindeki, bizim şaka olarak algıladığımız önermede de bir gerçeklik payı vardır. Bizi diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerimizden biri dildir. Şiir de, dilin en gelişmiş biçimidir. Şairlerin bilimsel düşünme yetenekleri oldukça güçlüdür denilebilir; dolayısıyla olağanüstü düşünme yeteneğine sahip olmaları büyük bir olasılıktır. Ancak düşüncelerinin içeriği bilim dünyasındaki farklı alanlarda geçerli farklı düşünceleri yansıtmaktadır. Şiirlerinde bahçelerde öten bülbüller ve açan güller gibi, düşünceler, fikirler, bilimsel sistemler, devlet kuramları ve başka bilimsel düşünceler de dile getirilmektedir. Bazıları şiiri, az sayıda insanın ilgisini çeken yalın (basit) bir sanat ya da eğlenme aracı olarak görmektedirler. Böyle kişiler bu görüşlerinden derin bir yanlış içindedirler. Şairlerin geleneksel olmayan, sıra dışı fikirler üretebildiklerinin ve sıra dışı bir akıl yürütme kapasitelerinin olduğunun farkında değildirler ve fikir, düşünce ve görüşlerini mısralarına dökerek bizlere aktarmalarını küçümsemektedirler.

Örneğin, Kerim Gurbannepesov “Taymaz Dede” şiirini yazma fikrini uzun bir süre aklında tuttuğunu, üzerinde düşündüğünü belirtmektedir. Şiiri yazma fikrinin şair, Kemine’nin, bir yapıştıktan sonra insanların yakasını bir daha hiç bırakmayan yoksulluk hakkındaki bir şiirini okuduktan sonra aklına geldiği söylenir. Şiiri yazmanın gerçekleşmesinde ise şair folklordan esinlenmiştir. Kendisi, bunu şöyle anlatmaktadır: “Bir gün bir sahafa girdim ve her zamanki alışkanlığıma uyarak birkaç kitap satın aldım, bunların arasında “Rus Halkının Şairane Yaratıcılığı” adında derleme bir kitap da vardı. O kitaptan Rusların “Fakirliği Nasıl Kovdukları” masalını okuduktan sonra, uzun zamandır üzerinde düşündüğüm fikir, birden bire açık seçik ortaya çıkıverdi. Kompozisyon ve öyküler arasındaki bağlantılar yerli yerine oturuverdi.”

Şairlerin dinleyicileri için getirdikleri açıklamaların, dizelere dökülen ve bizim işitip, okuyup dinleyerek değerlendirebildiğimiz bölümü buzdağının ancak görünen bölümünü oluşturmaktadır. O buzdağının arkasında ise muazzam engin bilgi ve derin duygularıyla bir şairin olduğunu genellikle düşünmeyiz. İşte, bu bilgi, kültür ve birikimleriyle şairler bilim adamlarının fikirlerinin harekete geçmesi, düşlem güçlerinin serbest kalarak açığa çıkması için gereken itici gücü sağlamaktadır. Kısaca, şairler bilim adamlarının düşüncelerini belirli bir kanala yönlendirmektedirler. Güçlü şairler, bizim belleğimizin bir köşesinde saklı, açığa vurulmamış fikirlerimizi, tüm sırlarımızı bizden önce görmüş ve üstelik bunu tam da olması gerektiği gibi dile getirmeyi başarmış kişilerdir.
İşte bu yüzdendir ki, bizde henüz somutlaşmamış düşünce ve fikirleri bizden önce görüp dile getirmeyi başaran ve bir toplumda sayıları çok az olan bu insanlar yeri ve zamanı geldiğinde belirli fikir ve idealler uğruna insanları alanlara dökebilmekte, büyük stadyumları onlarla doldurup, onları heyecanla kaynar hale getirebilmektedirler. Zaman zaman, şiirleriyle milyonları harekete geçirebilmektedirler.

Şiir ve Siyaset

Batı hayranı bazı kişiler şiirin bu olağanüstü etkisini belirli bir devletin siyasal yapısına ve iç koşullarına bağlamaya çalışmaktadırlar. Böyle örnekleri eski Sovyetler Birliği’nde bulmak mümkündür. Böyle düşünenler şiiri şu ya da bu devletin siyasal yapısı ile bağdaştırmaya çalışmış, buna kanıt olarak da böyle devletlerde demokrasinin, serbest gazeteciliğin, alternatif ideolojinin, muarız (nonconformist morals) ahlakın, siyasal muhalefetin bulunmamasını göstermektedirler. Çünkü böyle kişiler daha başta belirtildiği gibi, gerçek bilimsel bilgiye dayalı bilimle uğraşmak yerine, her zaman daha kolay ve eğlenceli olan kâhinlikle uğraşmaktadırlar.

Genellikle hiçbir alternatif ideoloji bilimle uğraşanlara ya da bilim adamlarına özendirici olmamaktadır. Siyasetçiler ve ideologlar tarafından söylenip yapılanlar, ideolojiden uzak olan bilim adamları için gereken itici gücü oluşturmamaktadır. Onlar sadece insanlarda karamsarlık için zemin hazırlamaktadırlar. Bilindiği gibi, çoğu durumda bu siyasetler ve ideolojiler halkın geneline değil, belirli bir grup insana hizmet vermektedir. En iyi durumda bile devlet, devlet işleri ve bürokratik işlerle meşgul olmakta ve sürekli olarak krizlerden, bütçe açıklarından söz etmektedir. Siyasetçi ve ideologların söylemleri, bilimle uğraşan insanlar, özellikle de bilim adamları için destekleyici olmamaktadır. Ancak, sıradan insanlarla, hatta siyasetçiler ve onların bürokratlarıyla bile karşılaştırdığımızda, çok küçük bir oranı oluşturan şairler genelde siyasetçilerden daha etkilidirler. Siyasetçi ve bürokratlar bilim adamlarına esin kaynağı olabilmektedir. Şiirin sadece bilim adamlarına değil, siyasetçilere de esin kaynağı olmasıyla ilgili canlı bir örnek vardır: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Şiirden güç alan liderler kısa yoldan insanların psikolojisine giden yolu bulabilmektedirler. İnsanların psikolojik mekanizmalarını harekete geçirmede yardımcı olan şiir yoluyla kitleleri daha kolay etkileyebilmektedirler. Psiko-fizyolojik süreçleri harekete geçirerek insanları istekleri doğrultusunda daha etkin hale getirmektedirler. Sayın başbakanın durumuna geri dönecek olursak, şiirin sadece onu ve onun siyasal etkinliklerini değil, onu destekleyen halk kitlelerini nasıl etkilediğini de görebiliriz. Bu etkiler ikidir ve bu etkileri kısa bir şekilde aşağıdaki gibi tanımlayabilir ya da yorumlayabiliriz.

Şiirin etkisi doğrudan bir siyasetçinin kendisi ve siyasal etkinlikleri üzerinde olmaktadır. Başbakan, henüz tam olarak siyasete girmeden önce, şiirden esinlenme alışkanlığını sürdürmek için şiire yeterince zaman ayırabiliyordu. Zamanla ve siyasal etkinliği arttıkça başbakanın şiirle ilgilenmek ve ondan esinlenmek için zamanı da azalmıştır. Bu duruma yol açabilecek nedenlerin biri onun itiyatı bırakmış, şiire ve onun gücüne olan inancını kaybetmiş olması olabileceği gibi, artık kendisini daha deneyimli bir siyasetçi olarak algılıyor olması ya da kullanmakta olduğu bu aracın artık eskimiş olduğuna inanıyor olması olabilir. Sonuç olarak, bu durum, Başbakanın şiiri daha az kullanmasına, siyasal etkinliklerinde ona daha az başvurmasına yol açmış olabilir. Bu da yerine göre şiirin ikinci etkisinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İkinci etki şiirsel araçlar kullanılarak kitlelere seslenildiğinde görülen etkidir. Sayın Başbakanın bu araca daha az başvurması ya da onu eski ve demode bulmaya başlaması kitleler için siyasal etkinliklerindeki hataları ve eksiklikleri akla getirecektir. Buna bağlı olarak da taraftarlarının azalmasına ya da siyasal etkinliklerinden memnun olmayan halk kitlelerinden sızlanma seslerinin yükselmesine neden olacaktır. Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanılmakta olan bu araç, insanları etkilemek için kullanılan kötü bir araç değildir aslında. Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı tarafından şiirin bir araç olarak kullanılması diğer devletlerin Başbakanları ve Devlet Başkanları tarafından da fark edilmiştir. Buna örnek olarak Rusya Federasyonu’nun Başbakanı Vladimir Putin’i gösterebiliriz ki, o da en son Devlet Başkanı seçimlerinde seçmenlerine seslenirken şiirsel araçları kullanmıştır.

Eski Çinlilere göre, bir ulusu yaratan imparator ve ozanlardır. Tarihçi Klyuçevski’ye göre ise, Rus ulusunu yaratan Deli Petro ve Puşkin’dir. Tiranlar, şiirin gücünü o kadar iyi anlamışlardır ki, bazen kendileri de şiirle uğraşmışlardır. Bunlara örnekler arasında Stalin, Mao Tsetung ve Niyazov sayılabilir. Bunların içinde en son adını belirtmiş olduğumuz kişi hatta tamamına yakını aşırma olan şiir kitabı bile çıkartmıştır. Bu kişi gerçekte şairleri halktan soyutlamaya çalışmış hatta onları yurtlarından sürgün etmiştir. Bu nedenle, böyle yöneticiler şairlerin halkı etkilemedeki yeteneklerini her zaman kıskanmışlar ve onları kendi saflarına çekmeye çalışmışlardır. Hatta Neron, bilek damarlarını kesip kendi canına kıyıncaya kadar şair Senaka’yı hocası olarak yanında tutmuştur. Osmanlı imparatorluğunda ise imparatorlar şairleri köşklerinde barındırdıkları gibi bizzat kedileri şairdirler. Hatta bunlardan bir kısmının divanı bile vardır. (Örneğin klasik şiire Avni mahlasıyla geçen Fatih Sultan Mehmet’in aynı zamanda bir divanı bulunmaktadır.) Bu tür örnekler doğu uluslarından da verilebilir. Stalin Pasternak’ı kendisi telefonla aramış, Çarents’e mektuplar yazmış, ancak, bunların gerçekten de yönetilmesinin mümkün olmadığı ve tehlikeli oldukları sonucuna vararak onlara karşı önlemler almaya başlamıştır.

Şiir ve duygu

Bazıları, yeni bir biyolojik tür olan “Akıllı İnsan”ın (Homo sapiens) ortaya çıktığı günden beri şairlerin tarafını tutanların sayısının arttığını belirtmektedirler. Şair olarak akıl yürüten insanların safını tutanların matematiksel olarak hesabını yapmaktadırlar. Ancak matematik her zaman insan doğasının biyolojik özelliklerini bize veremez. Doğa, insanları belirli yeteneklerle yaratmıştır. Şairlerin sayısı her zaman insanları kahramanlığa, özverilere ve yeni bilimsel çalışmalara özendirip, onlar için esin kaynağı olacak kadar yeterlidir.

Şair, felsefecilerin yüzyıllar sonra ulaşabildikleri noktaya, saniyeler içinde ulaşabilmektedir. Ancak, bu kadar kısa bir süre içinde belirli bir noktaya yalnızca şairlerin kendileri değil, günümüzde spor takımı çalıştırıcılarının takımlarını hedefe ulaşma doğrultusunda yönlendirip çalıştırdıkları gibi, kitleleri de yönlendirip bir amaç doğrultusunda ilerlemelerini sağlayabilmektedirler.

Şairler, kuramsal bilimlerle uğraşan bilim insanlarının bin bir güçlükle keşfedip açıklamaya çalıştıklarını sezgisel olarak, çok az çaba harcayarak keşfedebilmektedirler. Şiirler bir bakıma şairin yaşadığı koşulların bir ürünü sayılabilir. Daha doğrusu, bu koşulların uyardığı duyguların açığa vurulmasıdır. Bazı koşullar duyguların dile getirilmesindeki zorlukları ortadan kaldırmakta ve yaşayıp şiirlerde dile getirdikleri duygular insanları yeni şeyler aramaya güdülemektedir. Bu duygular düşünme yeteneğine sahip bir kişiyi, Arşimet gibi “Buldum, buldum” diyerek çevrede olup biten her şeyden soyutlayarak belli bir konu üzerine odaklayan duygulardır. Şiir dinlenilerek alınan doyum bilinçaltı duyguların verdiği bir doyumdur. Her hangi bir kişi, insanlık için önemli bir durumla karşılaştığında duygulanabilir, değişik duyguları yaşayabilir. İşte böyle durumlarla ilgili duyguları dile getiren şiir insanın içine işlerken durumun özelliğine ve önemine uygun olarak onu etkiler ve belirli fikirlerin doğmasına neden olur. Duygular, yaşandıkları andaki güçlerine bağlı olarak insan yaşamının bir parçası haline gelebilmekte ve olumlu ya da olumsuz bir dizi davranışa yol açabilmektedir. İyi bir şiiri dinledikten sonra insan öyle bir bilişsel süreç yaşamaktadır ki, bu onun belirli bir sonuca varmasını ve o yolda eyleme geçmesini sağlayabilmektedir.

Şiir, insanın duygusal derinliklerine sızar ve duyguları pekiştirir. Sonra bu duygular insanların iş ve aile yaşamlarında, öğrenme, sanat, yaratıcılık ve ruhsal bunalımlar biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Duyguların, sırasında, insanların hayal ya da düşlem güçlerini etkiledikleri, ayrıca akıl yürütme süreçlerini düzenleyici bir rol oynadıkları da bilinmektedir. Şiir, içinde yaşanılan koşulların etkisiyle ortaya çıkmaktadır.

Şiirin etkisi ile uyarılan duygular, insan etkinliklerinin örgütlenmesine yardımcı olurken, bazen de insanların dikkatlerini başka yönlere çekerek halen yürütmekte ya da yapmakta oldukları etkinliklerin doğal akışını engelleyici olabilmektedir. Zaman zaman insanların değer verdikleri, onlar için öncelikli bazı durum ve koşullar ortaya çıkmaktadır. Bu durum ve koşullara verilen önem doğrudan değerlendirilir ve açıklığa kavuşturulur. Böylece, şiir aracılığıyla uyarılan duygular insan için gerekli ve önemli olayların dile getirilmesini sağlar.

Şiir ve din

Şairin yolu, onu mükemmelliğe götüren kendine özgü özel bir yoldur. Şairlik bu özel yolu aramakla başlar. Şair, oldukça alçak gönüllü olmasına karşın, sorunun özünü kavramış olarak kendi kişisel deneyimine dayanır ve kendisini geliştirir. Şairin seçtiği yaşam biçimi dinsel ve ruhsal yaşamdan hem akıl yürütme biçimi ve hem de kendi fikirlerini ve dünyaya bakış biçimini dinleyici ya da okuyucusuna aktarma biçimi bakımından farklıdır. Onun içindir ki, şairin ruhsal dünyası ile dinsel yaşamı arasında fark vardır ve bu farklılık her şairin yaşamını ayrı birer ruhsal dünya haline getirmektedir.

Şairin, şiir yazması onun ruhsal deneyimidir. Bu deneyim mistisizm olmayabilir. Dinsel yaşamda ise deneyimin aktarılması bir insan topluluğunda geçerli yasalara uygun olarak belirlenmiş katı kurallar temelinde doğrudan insanlarla etkileşim yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Böyle topluluklara, öğrenciler, öğretim üyeleri, imamlar, cami cemaatleri örnek olarak verilebilir. Şair kendi deneyimlerini kendisine özgü araçlar yardımıyla iletip aktarmaktadır. Hem şairin manevi dünyasında hem de dinsel dünyada deneyimler dil aracılığıyla aktarılmaktadır. Şairin kendi manevi dünyası ile ilgili deneyimlerinin aktarılması için canlı iletişim koşullarının oluşturulup hazırlanmasına gerek yoktur. Şair şiir aracılığıyla edindiği deneyimi aktarmak için topluluğun buna açık ya da kapalı olması önemli değildir. Dinsel deneyimi yaşayan kişiler o deneyimi zaten kabul eden, o dine bağlı kişilerdir. Şairin deneyimi ve kalemi ise onun hem ruhsal ve hem de dinsel dünyasında ulaşabildiğinden daha fazlasına ulaşabilme çabasındadır.

İslam’ın bugün hem Türkmenistan’da hem de Türkiye’de güçlenmesine, geçen yüzyılın sonlarına doğru Türkmenistan’ın kentsel alanlarında gençler arasında dinsel inançlara aykırı bazı dinsel değerlerin, günümüz Rusya’sında ise Doğu dinlerinin moda olmasına karşın, şiir insanları çok daha derinden etkilemektedir. Şiirin etkisine girebilmek için insanın belirli bir manevi yaşama derinden dalmasına, doğrudan bu yolda yürümesine gerek yoktur. İnsanlar şiiri yaşamlarındaki tek ve en önemli şey olarak algılamaya gerek kalmaksızın, onu anlayabilir ve paylaşabilirler. Böyle bir şeyin insanların dinsel yaşamlarında gerçekleşmesi mümkün değildir çünkü dinsel yaşamda uyulması zorunlu kurallar vardır. Şiirin özelliklerinin biri de, insanların, şair tarafından ileri sürülen fikirleri anlayabilmek için şair olmalarına, şairle aynı fikirde olmalarına ya da onunla aynı dinsel inancı paylaşmalarına gerek yoktur. İnsanlar belirli bir dinsel görüşü kabul ettiklerinde ise, dinin koyduğu kurallara uymak zorundadırlar. Şair kendi düşünce ve duygularını kimseye zorla kabul ettirmek durumunda değildir. İnsan şiir dinlerken ya da okurken ruhuyla şiir arasında özel bir etkileşim olmaktadır. Özetle dinsel yaşamla şiir arasında küçük ancak özlü bir fark vardır.

Evet, şairlerin de belli bir dinsel inançları olabilir ancak şairlerin dizelerini dinleyen ya da okuyan insanları onların dinsel inançlarıyla pek ilgilenmediklerini görebiliriz. Eğer, Böyle olmasaydı, bu makale de, girişte verilen Auden’den o alıntı da olmazdı. R. Gamzatov’un, Magtımgulı’nın, A. S. Puşkin’in, N. Hikmet’in ve diğerlerinin dizeleri, okuyucular için ilham ya da esin kaynağı olmasaydı bunlar birçok dile çevrilmezlerdi. İşte, bu nedenledir ki, okuyucu bazılarını yalnızca zevk aldıkları, bazılarını da fikir olarak şairlerle yüzleşmek ve onlarla tartışabilmek, polemiğe girebilmek için okurlar.

Şair ve tartışma

Kaderin cilvesine bakın ki, bana, yaşam arkadaşımı şairler arasından seçme şansı tanımıştır. Onunla tanışmam Türkmenistanlı yazar ve şairlerle daha fazla ilgilenmeme, buluşmama ve konuşmama neden olmuştur. Öğrencilik dönemimde sadece Türkmenistanlı yazar ve şairlerle değil, Sovyetler Birliğinin diğer Cumhuriyetlerinden yazar ve şairlerle de buluşma olanakları bulmuştum. Şairler ve yazarlar çok duyarlı ve dikkatli insanlardır. İşte onları bizlerden farklı kılan bu özellikleridir. Dikkatlilik ve duyarlılık insanı daha açık ve anlaşılabilir kılmaktadır. Şair ve yazarların dikkatli olmaları, onların karşılaştıkları insanları görmekte oldukları insanları anlamalarını sağlamaktadır. Onlarla daha ilk karşılaştığınızda, karşılarındakini anlama yetenekleri dikkatinizi çeker. Ahmet Gurbannepesov, “Şair Gurbannazar Ezizov’un Seçilmiş Eserleri” adlı kitabında şairle ilgili anılarının önsözünde “İnsanları Değiştiren Şairlerdir” demektedir. Anılarında, şairlerin, genç Yazarlar Edebiyat Derneği’nde hem genç ve hem de tanınmış meslektaşlarını dikkatle dinlediklerine işaret etmektedir. Böyle bir toplantıda şiir okuma sırası G. Ezizov’a geldiğinde, salondaki ortamı şöyle açıklanmaktadır: “Salonda bulunanlar onu dikkatle dinlemekteydiler. O, kendi davranış biçimi ve şiir okuma stili ile herkesi kendisini dinlemeye zorluyordu” (Ezizov, 1996). Yazılı kaynaklarda da belirtildiği gibi, şairlerin çok dikkatli insanlar olduklarına kendimiz de tanıklık edebiliriz. İşte bu nedenledir ki, şairlerle tartışmak çok da kolay değildir; çünkü şairler hem dinlemeyi hem de anlamayı iyi bilirler. Bu yüzden de çok nadir durumlar dışında iletişim kurarlarken tartışmaya yer bırakmazlar.

Ancak, bazen, şairin mısralarında ileri sürdüğü fikirler konusunda şairle yüzleşmek ve onunla polemiğe girmek isteyen okuyucular da bulunmaktadır. Burada işin püf noktası şairlerin zeki insanlar oldukları gerçeğidir. Zeki insanlarla tartışmaksa tartışmaya katılanlar için hem öğretici ve hem de hoş bir deneyimdir. Onlar karşılarındaki kişileri hem dikkatle dinlemekte ve hem de anlamaya çalışmaktadırlar. Ancak, yukarıda da belirtildiği gibi, şairlerle tartışmak her zaman mümkün olmamaktadır, çünkü şairin kendi fikirlerini birilerine duyurup aktarması için onlarla yüz yüze konuşmasına gerek yoktur. Çoğu durumda, şairin fikirleri, okuyucuya onun bulunmadığı ortamlarda aktarılmaktadır ve şairle okuyucusunun karşılaşma olanağı bulamamaları yüksek bir olasılıktır. Benim, hem Magtımgulı hem de Auden’le karşılaşamadığım ve karşılaşamayacağım gibi. Şair ile karşılaşmak, buluşmak, onunla tartışmak istenir, ancak bu her zaman mümkün olmamaktadır. Öte yandan, şairle yüz yüze gelerek tartışmanın her zaman hoş olup olmayacağını söyleyemeyeceğim. Fakat bir şeyi söyleyebilirim, yüz yüze değilken bir şairle tartışmak çok daha hoş olabilir; şairler okuyucularıyla genellikle konuşamaz ve ona yanıt veremezler. Böyle bir ortamın yakalanmış olması ise okuyucuya hem tartışma sırasında ve hem onun şiirini okuduktan ya da birilerinden dinledikten sonra, aklına gelenlerin yaşama geçirilmesi konusunda bir karara varması bakımından güven kazanmasını sağlar. Dizeler aracılığıyla iletilmekte olan fikirler, insanların, kendilerini saran dünyanın bilincine varmalarını, düşüncelerini açığa vurmalarını ve algılamalarını hızlandırıcı rolü oynamaktadır. Bu hızlandırıcı etkiye bir kez maruz kalan insanlar şiirin etkisi altında uyanan yaratıcı fikirlerle ilgili soruları yanıtlayabilmek için araştırmaya başlamakta ve araştırmadan vazgeçememektedirler.

Şair ve gerçek

Bazıları şairlerin dizeleri aracılığıyla kafalarındaki gerçekleri, bırakın başkalarına anlatmayı, kendilerinin bile anlamadıklarını söylemektedirler. Şairlerin yaratıcılığına böyle yaklaşılması, Nasrettin Hoca’nın terziden takım elbisesini almaya gidişi ile ilgili anlatılanları hatırlatıyor.

Nasrettin Hoca terziye gitmiş ve takım elbisesini denememiş. Aynanın önünde, ayakta durduğu yerden, ceketin kanatlarının uzunluklarının farklı olduğunu görmüş.

Bu durumun farkına varan terzi, Hoca’ya kaygılanacak bir sorun olmadığına inandırmak için “Eğer ceketin kanatlarından kısa olanını sol elinizle azıcık yukarıya kaldırırsanız kimse farkına bile varmaz” demiş.

Hoca terzinin dediği gibi yapmayı denemiş ve ceket gerçekten daha dengeli görünmüş.

Derken Hoca ceketin bir yakasının diğerine göre daha küçük olduğunun farkına varmış. Bunu anlayan terzi:

¬“Ha o mu, o önemli bir şey değil, onu düzeltmek çocuk oyuncağı, yapmanız gereken yalnızca biraz başınızı küçük yaka tarafına çevireceksiniz ve çenenizle bastıracaksınız o kadar” demiş.

Hoca, terzinin dediğini yapmış ama bir de ne görsün, pantolonun paçaları çok bol. Terzi “Ondan rahatsız olmayın, sağ elinizle pantolonunuzu biraz çekin pantolonunuz tam bedeninize göre görünür” demiş.

Hoca, tamam deyip takım elbisesini almış. Ertesi gün yeni kıyafetlerini giymiş ve terzinin dediği gibi eliyle pantolonunu, çenesiyle de ceketinin yakasını tutarak dışarıya çıkmış, çarpık çarpık sokakta yürümeye başlamış. Tavla oynamakta olan iki yaşlı adam oyunlarını bırakarak onu izlemeye başlamışlar.

Yaşlılardan biri, “Şu topala bak” demiş. Diğeri ise; “Evet, topallık çok kötü ama bu adam sırtındaki şahane takımı nereden aldı acaba” demiş.

Eğer, biz de bu olayı böyle algılarsak ve şairlerin kendi görüşlerini anlatamadıklarını, hatta şairin terzi kadar uyanık olmadığını düşünsek bile, burada bir şeylerin doğru olmadığının farkına varabiliriz. Doğru olsaydı şiir varlığını sürdüremez, önce şairler için anlamını yitirirdi. Şairin dizelerinden esinlenip ilham almış olan okuyucunu tek bir kafiye yardımı ile başka bir yoldan ulaşamayacağı yerlere ulaşması da bütün bu söylenenleri doğrulamaktadır. On Sekizinci yüzyılda yaşamış olan ünlü Türkmen aydını, eğitimcisi ve şairi Magtımgulı’nın felsefi fikirleri şiirin etkisizliğine ilişkin görüşleri çürütmek için kullanılabilir. Magtımgulı’nın dizelerinde dile getirdiği fikirleri anlamadığını söylemek her halde büyük bir yanlış olurdu. Yukarıda dizelerin insan bilincini, düşüncesini ve başka türden etkinliklerini hızlandırıcı bir etkisinin olduğuna işaret edilmişti. Eğer, Magtımgulı bir düşünür olmasaydı, kendi fikirlerini açıklamayı başarmasaydı şiirleri bu kadar sevilmez, çoktan anlamını kaybeder ve kendisi de böylesine tanınmış bir şair olamaz artık kimseye hiçbir şey için esin kaynağı olamazdı.

Gerçekten de aşağıdaki öykücükteki molla bile öğrencisi tarafından kendisine yöneltilen o soruya gereken yanıtı verebilmişse şairlerin kendi fikirlerini anlamamaları ya da anlatamamaları diye bir şey düşünülemez.

Öğrencilerinden biri, Bulgar bir mollaya, Yusuf Balasagun’un (Yusuf Has Hâcib) Kutadgu Bilig kitabından: “Bilim; öğretir, senin zihnini açar, bu dünyanın yaratılışını, onda saklı olan yaşamın anlamını anlatır!” diye okumuş. Sonra da sormuş:

— Hocam, söyler misiniz, Allah neden dünyayı böyle yaratmış? Neden insanları böyle küçük heveslerle doldurmuş? Bizi denemek için mi? Ne dersiniz?

Bulgar mollası uzunca bir sessizlikten sonra:

— Ben, kendi yaşamımın anlamını bile ne anlayabiliyorum ne de anlatabiliyorum Allah’ın dünyayı ve insanları neden böyle yarattığını nereden bileyim (Balasagun, 1990).

Eğer mollalar ve onların öğrencileri gerçeği dinsel kitaplarda ve dinle ilgili meallerde buluyorlarsa, şairler gerçeği toprak ananın göğsüne taht kurmuş kendi halklarının iyilikseverliğinde kendi halklarının mizahında bulmaktadırlar. Şairi dizelerinde dile getirdiği gerçeği aramaya iten güç onun fikirleridir. Fikirlerin dile getirilmesi bu gerçeklerin ortaya serilmesi için uygun bir ortamın bulunmasını gerektirir. İşte bu ortamı şair sadece kendi halkının değil diğer halkların şiirsel yaratıcılıklarında bulabilmektedir.

Şiir ve psikoloji

Şairin dünyası müthiş geniş ve bir o kadar da renklidir. Şairler kendi ufuklarının genişliğinde başka insanların dünyalarını kapsamakta, anlattıkları olayların çok renkliliği nedeniyle yalnızca sınırlı sayıda psikolojik süreci yani duygu, düşünce ve fikri etkilemenin ötesine geçmektedirler. Şairin dizeleri şiirde anlattıkları kişilerin özellikleri ve toplumdaki yaşam biçimleri aracılığıyla insanlara psikolojik yardım işlevi de görmektedir. Toplumun olumlu ve olumsuz yönlerini herkesin anlayabileceği bir biçimde ortaya sererek insanları etkilemektedirler. Toplumda olup biten olayları keskin, açık ve korkusuz bir dile anlatarak insanlar üzerinde etkili olmaktadırlar. Toplumda gözlenen olayların olumsuz yönlerini ortaya koyarak insanlar nasıl psikolojik yardımda bulunabildiklerini az sonra görülecektir. Şairlerin dizelerindeki kişiliklerin ağırlıklı bir bölümü geleneksel kişilik anlayışından kaynaklanmakta olup, şairler kendi çağlarının özelliklerini yazınsal (edebi) gelenekleri koruyarak yansıtmaktadırlar.

Şairin kaleminin ve dizelerinin insan psikolojisi üzerindeki etkileri bir gerçektir. Bir örnek vermek gerekirse, ben, Annaberdi Agabayev tarafından “Literaturnaya gazyeta”sının 14 Nisan 1976 tarihinde yayımlanan 15 sayısının 5. sayfasındaki “Sovyet Edebiyatı” köşesindeki “Mutlu Zaman Koşusu” adlı makaleden bir alıntıyı aktarmak istiyorum. Bu alıntı şairin kaleminin ve dizelerinin psikolojik etkilerine ilişkin canlı bir örnektir. Söz konusu makaleden yaptığımız bu alıntı tanıdığım şairlerden Kerim Gurbannepesov’la ilgilidir. Adı geçen gazetede yayımlanan olay, onu kendisi yaşamış olan kişinin ağzından anlatılmakta ve Kerim Gurbannepesov’un kaleminin ve dizelerinin gücünden söz etmektedir.

“Beklenmedik anda müthiş bir darbe beni ayakta duramayacak hale getirip yere sermiş ve ben aklımı yitirdiğimi sanmıştım. Bu beni çaresizliğin eşiğine getirmişti. Yaşamımın en son mektubunu yazmak için postaneye doğru giderken gözlerim birden bire kitaplarla dolu bir vitrin takıldı. Dikkatimi kapağı güneşin renklerini andıran renklerle süslü “İyilik Adına” adlı bir kitaba takıldı. Onu aldım ve ilk sayfasında şu satırları okudum:

Söyleyin, belki siz de
Sokakta akan insan seli içinde
Yüzlerinde derin hüzünlerle
Yürüyen insanları gördünüz
Ben onları anlarım
Ne hapı vardır ne merhemi acının
Dertlerine çare olamasaydım onların
Ne hayrı olurdu şairlik tacımın

Bu “Şiiri okuduktan sonra, gözlerimdeki yaşları başka gözlerden sakladım. Ancak, elimde olmadan, dünyadaki en değerli şeymişçesine, kaybetmekten korkarak bu büyüleyici kitabı yüreğimin üstün bastırdım. Hatta yaşamımın son mektubunu yazmaya gidiyor olduğumu bile unutmuştum” (Literaturnaya gazyeta, 1976).

Makalenin kahramanının işaret ettiği gibi, şairin etkilerinin kişiden kişiye değiştiği görülmektedir. İnsanlar birbirlerinden ne kadar farklıysalar şiirden de o kadar farklı etkilenmektedirler. Şairin dizelerinin insanları etkilemesinin bütün gizi insanların duygusal durumları ile açıklanmaktadır. Ancak, dizeler, bazılarını şiirselliği bazılarını ise sözlerinin keskinliği nedeniyle etkilemektedir.
İşte, insanların içinde var olan özgürlüğün tam olarak açığa vurulmasını sağlayan o keskin sözler ya da sözcükler olayları olumsuz renklerle yansıtmalarına bakılmaksızın dizelerde derinlemesine işlenerek başkalarına aktarılmak üzere Kerim Gurbannepesov’un dizelerine dökülmüştür. Şu dizelere bir bakalım.

Söyleyin sokaklarda,
Sürekli akan kalabalıklarda,
İnsanların yüzlerine baktığınızda
Gördüğünüz derin hüzünlerin
İzleri değilse nedir?

Kendisi de şair olan bir başka kişi yaşamla ilgili yukarıdaki dizeleri şairin yaşamın güçlük ve olumsuzluklarına karşı duygularının keskin bir ifadesi olarak algılayabilir.

Sonuç

Yine de Kerim Gurbannepesov’un şiir hakkındaki dizeleriyle bitirmek isterim. Bu dizeler şiir ve şairler için söylenmekte olan anlaşılması zor ve kabul edilemez söylentilerin anlamsız olduğunu ortaya koymaktadır.

Şiir demode oluyor demenin
Kendisidir demode olan
Bir zaman gelip demode olsaydı şiir
Bilin ki asıl demode olan sevgi olurdu.
Birbirini seven genç erkekle genç kız,
Ayrılıkta şiir onlara olur biberle tuz
Şiir gençlerin duygusal yanı iken
Gider mi sevdiği dostun bırakıp
Yer yüzünde varken beyaz ve siyah,
Beraberken iyilik ve kötülük,
Şiir tüm kötülüklere karşı,
Savaşmıştı, savaşıyor, savaşacak.
Yeryüzü kurtulursa kötülüklerden,
Kötülüğün yerini doldurursa bir gün iyilik,
Yüce görevini tamalamış demektir şiir,
İşte o gün zaferle parlar gözleri şiirin.
Homer’den, Puşkin’den, Magtımgulu’dan
Birçok büyük şairle başlamıştır şiir,
Yüzyıllar bitip tükense de,
Gerçek şiir olmaz demode (Gurbannepesov, 1987).

Eğer, insanlar şiiri ve şiirleri yüzyıllardan yüzyıllara taşımasaydılar, yani şiir bir gün gelip demode olup ya da eskiyip unutulsaydı, Homer’in, Magtımgulı’nın ve Puşkin’in şiirlerinden hâlâ söz edebilir miydik? Onları okuyup dinlemekten hâlâ böylesine tat alabilir miydik? Şiir bilim adamları, devlet büyükleri, siyasetçiler ve sıradan insanlar için esin kaynağı olabilir miydi? İnsanlara yaşamlarında karşılaştıkları ruhsal ve psikolojik sorunlarla başa çıkmada yardımcı olabilir, bunalıma girdiklerinde onlara çıkış yollarını gösterebilir miydi?

.

Prof.Dr.Recep RECEBOV

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Kaynaklar
1. Агабаев А. Бег счастливого времени. // Литературная газета. 14 апреля 1976 г. №:15 (4561). С. 5.
2. Баласагуни Ю. Благодатное знание, 398 бэит. – Л.: Советский писа¬тель, 1990. – 560 с.
3. Гурбаннепесов К. Поэзия модадан гачяр дийдилер. // Совет эдебияты. – 1987. – №: 6. – С. 18.
4. Оден У. Х. Археология. // Перевод Михаила Фельдмана. [Электронный ресурс] URL: http://spintongues.msk.ru/auden5.html (дата обращения: 18.06. 2012).
5. Эзизов, Г. Сайланан эсерлер. Берекет-бина. – 1995. С. xiii.

 

BENZER İÇERİKLER

Yorumlar (1)

  1. ufuktan cem dedi ki:

    Sn Prof evrim teorisi hakkında gerekli donanıma sahip olmadığını maymunun insana dönüşümü gibi sözcükleriyle ortaya koymuştur.Böyle bir söylem asla olmamıştır.

    Saygılarımla.

Yorum Ekleyebilirsiniz