Twitter Facebook Linkedin Youtube

İLETİŞİM VE MENFİLİK ÜZERİNE

Bu yazımı yazmaya başlamadan önce yazıp yazmamam gerektiği noktasında kendimle epeyce münakaşa ettim. Çünkü bu yazıyı yazmak acaba bilinenlerin tekrarı niteliğinde olur mu kaygısı vardı zihnimde. Evet, belki bu yazı bilinenlerin tekrarı olacak fakat bazı şeyleri tekrar tekrar dile getirip kamuoyunun gündemine sunmak, bu noktada algıları uyarabilir ve sonuçta bazı insanlarda sorgulamalara neden olabilir.

Bu yönde bir yazı yazmama sebep ise, Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak düzenlemiş olduğumuz “Mısır ve Filistin’de Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri” konulu panelde, Filistinli bir araştırma görevlisi olan Muin NAİM isimli panelistin ağzından çıkan şu cümlelerdi; “Filistin’de İsrailli cep telefonu operatörleri tarafından, Filistinli gençlerin hatlarına bir zamanlar Türkiye’de de var olan 0-900’lü hatlarda kullanmak üzere bedava dakikalar gidiyor”. Peki, bunun nedeni neydi acaba diye düşünürken tam o esnada Sayın NAİM’in ağzından şu cümleler döküldü; “çünkü Filistinli gençleri direnişten düşürmek istiyorlar”.

Hepimizin bildiği gibi Filistin halkı, İsrail’e karşı toplar ve tüfeklerle olmasa bile, yürekleriyle topyekûn bir direniş halindeler. Birden aklıma bu metodun ülkemizde çoktan devreye sokulmuş olduğu ve hatta bu konuda maalesef çok ileri bir safhaya gelindiği geldi. Şöyle ki; Türkiye’de bugün geçmişe baktığımızda “asla kabul etmeyiz” dediğimiz şeyler, bugün yanı başımızda hatta ailemizin içerisinde bile vuku bulabiliyor.

Türkiye’de uygulanan yöntem, ilk aşamada özel kanallarla beraber “Yeşilçam” diye tabir edilen Türk filmleriyle uygulamaya konuldu. Bu filmlerle Türk milletinin zihin yapısında meydana getirilmek istenen değişim belliydi. İşlenen konular belli başlı öğelerden oluşuyordu; aşk, ihtiras, öfke, kin, nefret, kibir, maddecilik, alkol, uyuşturucu, cinsellik, zenginlik, kumar vb. dünya hayatına yönelik, insanları maneviyatın her türlüsünden uzak tutmaya yetecek kadar zararlı düşünce yapıları…

Bunları nereden çıkardığıma gelince, geçenlerde karşılaştığım, film ve dizi sektöründe epeyce tecrübeli olan bir produktörün ağzından çıkan şu cümlelerdi; “zamanında Yeşilçam’da filmi çekilecek senaryolar, İskoç riti veya Fransız locasına bağlı mason localarından geçerek çekilirdi.” İşte bu cümle, birçok şeyi anlatmaya yetiyor da artıyor. Bugün Türkiye, geçmişten hiç bir şey eksiltmeden maalesef üzerine koymak suretiyle çok vahim bir noktaya gelinmiştir. Türk milletinin üstünde diziler ve filmler vasıtasıyla büyük bir oyun oynanmakta, toplum ve değerler yapısı, (zedelenme diyemeyeceğim) kokuşturulmaya çalışılmaktadır. Bu operasyon ise gençler üzerinden yürütülmekte olup, dizi ve filmlerde işlenen birçok ahlak dışı konu ve hareketler; masum, meşru ve normal bir şeymiş gibi gösterilmektedir.

Gençliğimize bakacak olursak, dizilerdeki gibi bir yaşamı kendilerine rol edinmişler ve o yolda da büyük bir hızla ilerlemektedirler. Gençliğimizin içinde bulunduğu durum ise malum; alkol kullanma yaşı gittikçe küçülmekte, kumar derseniz neredeyse iddia oynamayan genç yok gibi ve en önemlisi uyuşturucu kullanımında ise durum gerçekten çok vahim. Gençlik, uyuşturucu batağına saplanmış durumda. Sayabileceğimiz diğer hastalıklardan manevi olanı ise, zinanın artık meşru bir hale geldiğidir. Ki bu durum, bence adeta bir virüs gibi birçok manevi hastalıklara yol açmaktadır. İlk olarak Türk toplum yapısının en önemli yapı taşı olan aile kurumu yara almaktadır ki aile kurumu yara almaya başlamışsa, toplumsal yapı doğal olarak bu yarayı almış demektir. İkinci bir hastalık olarak kadının toplumsal düzeyde bir meta olarak algılanmasına ve kadının toplumda var olan yerinin ve saygınlığının zedelenmesi, sayılabilir. Kadın, Türk örf ve adetlerinde ve aynı zamanda İslam dininde toplumsal yapının adeta mayası şeklinde çok önemli bir yere konumlandırılmış pozisyondadır.

Roma imparatoruna, “bu halkı bunca haksızlık ve adaletsizlik karşısında nasıl oluyor da susturabiliyorsun?” diye sorduklarında, gladyatör oyunlarını izlemek için arenayı hınca hınç doldurmuş olan halkı göstererek; “işte bu şekilde!” demiş. Bugün de durum ülkemizde farklı değil maalesef. Bugün gladyatör oyunları yok, fakat stadyumları hınca hınç dolduran futbol taraftarları var. Toplum; alkol, uyuşturucu, cinsellik, futbol gibi unsurlarla uyuşmuş bir şekilde, toplumsal meselelerden uzak, yalnızca verileni tüketen bir toplum haline ge(tiri)lmiştir. Yani belirli odaklar, toplumun bir kesimini, dayattığı argümanları ideolojik bir temele oturtmak suretiyle değerlerinden uzaklaştırmış ve hatta yapay bir değerler manzumesi bile geliştirmişlerdir.
İşte bütün bu sebeplerden ötürü Türk milleti, davası ve hedefi olmayan, sadece gününü geçirmeye çalışan, “dün gitti, yarın gelmedi, anı yaşa” mantığıyla hareket eden bir toplum haline getirilmiştir.

Bütün bu sayılan sıkıntıların ortaya çıkmasındaki ana sebep ise; İslam dininin toplum hayatından soyutlanması ve sadece Allah ile kul arasında kalması gereken bir öğreti olduğu şeklindeki anlayıştır. Aslında İslam dini, toplum hayatını düzene koyan, getirmiş olduğu evrensel mesajlarla insan hayatındaki her noktaya temas eden ve her probleme yönelik ideal çözümler üreten ilahi mesajlar manzumesidir. Mevcut durumda olduğu gibi, İslam dininin toplum hayatından soyutlanmaya maruz kalmasıyla ortaya çıkan boşluğun, yapay doktrinlerle tam ve etkin bir şekilde doldurulmasının mümkün olmaması nedeniyle, bugün yaşanılan toplumsal sıkıntılar ortaya çıkmaktadır.

Bu durumdan kurtulmak istiyorsak, bir an önce dinî ve ahlakî değerlerin özümsenmesine yönelik medyada ve eğitim sistemimizde somut adımlar atılmalı ve gençliğin içinde bulunduğu buhrana yönelik, dinî ve ahlakî değerlerimizi temel alan acil çözümler üretilmelidir.

.

Nuri ÇELİKnuricelik@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

BENZER İÇERİKLER

Yorumlar (11)

  1. Kaleminize sağlık..Gerçek manada şu anki gençliğin acınacak halini ortaya koymuşsunuz. Keşke bu yazıyı bütün gençlerimiz okuyabilse..

  2. Yasin Çelik dedi ki:

    Gerçekten çok doğru bir tespit ve analiz. Bizim insanlarımız İslamı yaşam tarzı kabul edip gerçek bir Müslüman gibi yaşamadıkça toplumsal olarak büyük sıkıntılar ilerleyen zamanda bizleri beklemekte. Bu türdeki yazıları keşke gençlerimize de okutup gözlerini birazda olsa açabilsek. Bu yazıda emeği geçen herkesin emeğine sağlık. Devamını en kısa zamanda bekliyoruz.

  3. Esra Elif Tatas dedi ki:

    yazarımıza sonuna katılıyorum. hakikaten toplum ve bilhassa gençlik olarak duyarsız, bilinçsizce yaşam, ne için nasıl yaşanması gerektiğinin yapılmasının yanında öğrenmeye dahi zahmet etmeyen ve en acısıda bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığının yerleştiği bir toplum olduğumuzu görmek hatta bunu kanıksadığımızı kendi çevremizden dahi hissetmek gerçekten çok ama çok üzücü…. malesef çok hızlı tüketen bencil hazırcı olduk. batıya özen, kapitalist düzen, yıkanan beyinler ve koyun milleti olmamızın da katkısıyla şu duruma geldik. artık toplum olarak üstümüzdeki ölü toprağı atmamız gerek. dediğiniz gibi islam öğreticiliği altında medyaya ve eğitim sektörüne çok büyük pay düşmekte.
    Emeğinize, kaleminize sağlık.

  4. Glmsr Üzel dedi ki:

    Fikirlerinize katılıyorum. Bütün toplum bilinçli yetiştirilseydi bu sorunlar ortaya çıkmazdı. İlk eğitim ailede başlar. O yüzden aile bilinçlenmeli, islam çerçevesinde bir hayat yaşamalı. İnsan ömrü doğum ile ölüm arasıdır. Bu sürede ahiret için sermaye biriktirme zamanıdır. Dünyanın geçici olduğunu unutmamalı. İnşallah yeni nesil bunun bilinci ile yetiştirilir. Kaleminize sağlık.

  5. Tuğçe Üzel dedi ki:

    Maalesef ki böylesine vahim bir hal mevcut. Herkes nefsini doyurmak peşinde. Nefse hakim olmak yerine nefse mahkumiyet devri yaşanıyor. Bu yüzden de bencillik hat safhada, ahlaki değerler gözardı ediliyor. Nefse törpü gerek. Nefsin törpüsü de dindir. Sizin de dediğiniz gibi; inançlı, amacı olan, ülkeye yararı olacak, üretici bir toplum oluşturmak için dini gerekleri samimiyetle hayatımıza dahil etmeliyiz. Önemli bir konuya parmak basmışsınız. Kaleminize sağlık.

  6. Ülkü Tatas dedi ki:

    Kesinlikle katılıyorum.Ülkemiz gençliği her geçen gün daha sığ, daha boş bakan ,daha ne emredilirse onu yapan,kendi başına sorumluluk almaktan kaçınan,üretemeyen ,düşünmeyi başkalarına bırakıp işin hep eglence kısmına bakan ,özenti içinde, gelenek göreneklerine tamamen zıt bakan ama tüm bunlara rağmen azıcık bir işine gelmeyen noktada ailesinin ne yapsa arkasında olduğuna güvenerek -kendimi ezdirmem sloganıyla- gereksiz çıkışlar yapmaktan çekinmeyen,teknolojinin zaman öldürme özelliğini en iyi şekilde kullanan vahim bir durum içine girmiştir.Yazıda da belirtildiği gibi islamın getirdiği anlayışlar yavaş yavaş söndürüldüğü için gençlik kendine nasıl bir yön çizeceğine karar veremeyip batıyla doğunun getirdikleri ve batının çekiciliği arasında sıkışıp kalmıştır.Oysa ki Türk gençliği bu değil,bu olmamalı onları silkip kendilerine getirecek yeni anlayışlar olmalı.Özellikle medyanın bu işte en etkili araç olduğunu düşünüyorum.Gençlerin en çok haşır neşir oldukları yayınların ,onları islam hoşgörüsüne davet edebilen,daha kaliteli işler yapmaya yönelten programlar içermesi gerektiğini düşünüyorum.Ve tabiki eğitim camiasında zaten bu gençleri eğitmek için uğraşan biz eğitimcilere de yine çok ama çok iş düşüyor.Bu gençler kaçtıkça onları kazanmak için; daha kaliteli bir Türkiye gençliği için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.Çünkü onlar bizim geleceğimiz…

  7. ülkü tatas dedi ki:

    Kesinlikle katılıyorum.Ülkemiz gençliği her geçen gün daha sığ, daha boş bakan ,daha ne emredilirse onu yapan,kendi başına sorumluluk almaktan kaçınan,üretemeyen ,düşünmeyi başkalarına bırakıp işin hep eglence kısmına bakan ,özenti içinde, gelenek göreneklerine tamamen zıt bakan ama tüm bunlara rağmen azıcık bir işine gelmeyen noktada ailesinin ne yapsa arkasında olduğuna güvenerek -kendimi ezdirmem sloganıyla- gereksiz çıkışlar yapmaktan çekinmeyen,teknolojinin zaman öldürme özelliğini en iyi şekilde kullanan vahim bir durum içine girmiştir.Yazıda da belirtildiği gibi islamın getirdiği anlayışlar yavaş yavaş söndürüldüğü için gençlik kendine nasıl bir yön çizeceğine karar veremeyip batıyla doğunun getirdikleri ve batının çekiciliği arasında sıkışıp kalmıştır.Oysa ki Türk gençliği bu değil,bu olmamalı onları silkip kendilerine getirecek yeni anlayışlar olmalı.Özellikle medyanın bu işte en etkili araç olduğunu düşünüyorum.Gençlerin en çok haşır neşir oldukları yayınların ,onları islam hoşgörüsüne davet edebilen,daha kaliteli işler yapmaya yönelten programlar içermesi gerektiğini düşünüyorum.Ve tabiki eğitim camiasında zaten bu gençleri eğitmek için uğraşan biz eğitimcilere de yine çok ama çok iş düşüyor.Bu gençler kaçtıkça onları kazanmak için; daha kaliteli bir Türkiye gençliği için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.Çünkü onlar bizim geleceğimiz…

  8. zeynep karakaya dedi ki:

    Genclerin gun gectikce daha kotu durumlara dustugu bu gunlerde bu yazi gercekten buyuk onem tasiyor.keske hersey daha guzel olabilse, biz gencler daha mutlu bir dunya goresbilsek.

  9. Mehmet tatas dedi ki:

    İletişimin hem menfi hemde müspet etki ve sonuçlarının olabileceğini ortaya koymak adına güzel bir makale olmuş ancak iletişim araçlarının kim tarafından ve ne amaçla kullanıldığı da çok önem arz etmektedir. İletişim ve medya araçlarının önemini ortaya koymak adına makale çok önemli tespitler içermektedir. Kaleminize ve yureginize sağlık.

  10. Mehtap Tekeli dedi ki:

    çok çok doğru…

  11. Yusuf Söğütdelen dedi ki:

    Tebrikler
    Congratulations
    مبروك

Yorum Ekleyebilirsiniz