Twitter Facebook Linkedin Youtube

SEÇİM ARİFESİNDE IRAK

Ziya ABBAS

Ziya ABBAS

ABD işgal kuvvetlerinin 2011 yılının sonunda resmen çekilmesinin ardından ilk defa Irak’ta genel seçimler yapılacaktır. 30 Nisan 2014’te gerçekleşmesi beklenen seçimler, kriz üstüne kriz yaşayan Irak’ta büyük önem taşımaktadır. Nitekim ülkede 2010 meclis seçimlerinin ardından yaşanan siyasi kriz, henüz bitmiş değil. Milli ortaklık hükümeti kurma üzerinde anlaşan siyasi oluşumlar, sekiz aydan uzun bir sürede hükümeti kurarak bir dünya rekoruna imza atmışlardı. Etnik dini temeller üzerinden yürütülen politikalar sonucunda, hükümet ortakları birçok konu üzerinde ihtilafa düşmüş ve siyasi sürecin tıkanmasına yol açmışlardı. Bu krizlerin başında başbakanın kim olacağı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi ile Başbakan Yardımcısı Rafi El İsavi gibi isimlerin Başbakan Nuri El Maliki’nin kontrolündeki güvenlik güçlerince terör örgütü kurma ve yönetmekten suçlanmaları, içişleri bakanı ile savunma bakanının 4 sene geçmesine rağmen atanmaması, ülkede güvenliğin sağlanamaması ve 4 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen meclisin bütçeyi onaylayamaması gibi birçok sorun var. Bu atmosfer içinde bugün (30 Nisan’da) seçime giden Irak’ta iki konu, gündeme oturmuştur.

Maliki’nin başbakanlığı

Nuri El Maliki’nin 2006’da ilk başbakanlık döneminden memnun olmayan hükümet ortakları (ki bunların arasında Kürt ve Sünni koalisyonların yanı sıra Ulusal Irak İttifakı’nda Maliki ile aynı koalisyonda yer alan Şii ortakları da bulunmaktaydı), Maliki’nin 2010 seçimleri sonrası başbakan olma hedefi de Irak’ta siyasi krizin temel nedenlerinden biriydi. Maliki’nin 3. dönem başbakan olma isteği, aylar önceden ülkenin gündemine oturmuş durumdadır. Öyle ki; siyasi koalisyonların oluşumunu etkilemektedir. 2012 yılında Maliki’den güvenoyunu çekmek için Erbil-Necef hattından oluşan Kürt-Şii ittifakı da Maliki’nin başbakan olmasını önlemek için yeniden gündeme gelmekte ve seçimler sonrası kurulacak hükümetin başına Maliki’nin geçmesini önlemek için şimdiden işe koyulduğu iddialar arasındadır. Maliki karşıtı taraflar, her ne kadar bu ittifakın yeniden gündeme geldiğini yalanlasalar da söz konusu taraflar, her ne olursa olsun Maliki’nin 3. dönem başbakan olmasına müsaade etmeyeceklerini dile getirmektedirler.

Ülke’de seçimlere aylar kala kimin başbakan olacağı gündeme otururken Irak nüfusunun %65’ini oluşturduğu söylenen Şiiler, şimdiden alternatif adaylar gösterme eğilimindedir. Sadır Akımı Kut Valisi Ali Davi gibi isimleri gündeme getirirken Ahmet El Çelebi gibi laik ve seküler isimler de gündeme gelmektedir. Ancak Maliki’nin önderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, başbakanlık koltuğunu bırakacak gibi görünmüyor. Nitekim bu Koalisyon, Dönemin Muhtarı olarak nitelendirdikleri Maliki’nin, ülkenin istikrarı ve yeniden kalkınması için vazgeçilmez olduğunu savunmaktadır. Kanun Devleti Koalisyonu, Maliki’nin 3. dönem başbakan olabilmesinin önünü açmak üzere ülkede artık Milli Ortaklı Hükümetler döneminin kapanması ve çoğunluk hükümetinin kurulması gerektiğini, zira Milli Ortaklı hükümetlerin kamu kurumlarının işleyişini engellediği ve siyasi ortakların çıkar çatışması nedeniyle devleti felce uğrattığını savunmaktadır. İktidar ile muhalefeti aynı anda içinde barındıran hükümetler, başarısızlığa mahkûmdur. Dolayısıyla bu sorunu aşabilmek için, çoğunluk hükümeti kurulmalı ve iktidar, meclisten muhalefet ile kontrol edilmeli görüşünü savunmaktadır.

Maliki’nin 3. dönem başbakan olmasını belirleyen unsurlar arasında önderliğini sürdürdüğü Kanun Devleti Koalisyonun diğer siyasi koalisyonlara nazaran daha güçlü ve sağlam bir yapıda olması ve iki dönem iktidarı ellerinde bulundurmasının yanı sıra son sözü Maliki’nin söylemesinden kaynaklanmaktadır.

2010 seçimlerinde tek koalisyonla seçime katılan Sünni Arapların, bu seçimlerde üç ayrı listede bölünmesi de Maliki’nin konumunu güçlendiren unsurlardan biridir. Şayet seçime katılan koalisyonlardan en çok oyu alan ve seçim galibi Maliki olursa, Sünni Arapların oluşturduğu bu üç oluşumdan biri veya daha fazlası ile ittifak oluşturarak çoğunluk hükümeti kurabilir.

Maliki’nin işini zorlaştıran konularsa; iki dönemdir oturduğu başbakanlık koltuğunda beklentileri karşılayamamasıdır. Bunların başında; istikrar ile güvenliğin sağlanmaması, yolsuzlukla mücadelede başarısız olma ve elektrik gibi hükümetin vatandaşa verdiği temel hizmetlerde ilerleme kat edememe, gelmektedir.

Maliki’nin Şii Merciliği ile ilişkisi, 3. dönem başbakan olma işini zorlaştıran temel faktörlerden biridir. Nitekim iki dönemdir başbakan olan Maliki, beklentileri karşılayamamış ve devletin vatandaşa verdiği temel hizmetler ile güvenlik, yolsuzlukla mücadele ve kalkınma gibi konularda başarısız olmuş olması, Şii Merciliğinin tepkisini almış ve daha önceleri hükümet yetkilileri ile görüşen Şii Merciliği, son üç seneden beri neredeyse tüm hükümet yetkilileriyle görüşmeleri reddetmiştir. Bununla birlikte son yıllarda ortaya çıkan ve yeni bir dini oluşum olan Ahmet El Hasan Cemaatinin faaliyetine göz yuman Maliki, Şii Merciliğinin tepkisini çekmektedir. Nitekim kendisini 12. İmam Mehdi’nin naibi ve elçisi olarak gösteren Ahmet El Hasan ve takipçileri, ilk yıllarda Maliki hükümeti tarafından takibe alınmıştır. İddialara göre 2007 yılında Necef yakınlarında Şii Mercileri ile kutsal türbeler ziyaretçilerine büyük bir saldırı düzenleme hazırlıkları içinde oldukları sırada, güvenlik güçleri tarafından hava destekli büyük bir operasyonla çok sayıda takipçisi öldürülmüştür. Ancak Maliki başbakanlığındaki hükümetin politikaların başarısızlığından memnun olmayan Şii Merciliğinin hükümet yetkilileri ile görüşmemesi ve her fırsatta hükümeti eleştirmesine karşı Maliki, bu Cemaatin faaliyetine göz yummaya başlamıştır. Söz konusu cemaatin Şii Merciliğini rahatsız etmesinin temel nedeniyse; Şii Merciliğinin gücünü ve varlığı sürdürdüğü taklit olgusunu kabul etmemesi ve cemaat liderinin kendisini 12. İmam’ın naibi olarak Şii Merciliğinin kendisine itaat etmesi gerektiğini savunarak Merciliğe meydan okumasıdır.

Şii Merciliği ile Maliki’nin ilişkisinin bu denli gerilemesini, seçim propagandası olarak kullanmak isteyen Maliki karşıtlarının beklentilerinin önemli ölçüde karşılandığı da söylenemez. Zira Şii Mercileri, temsilcileri vasıtasıyla: Merciliğin “şu tarafı seçin ya da bu tarafı seçmeyin” diye bir tutum içerisinde olmadığını vurguluyor ve vatandaşlara “iyi ile kötüyü ayırt edin, daha önce seçtiğiniz ve beklentilerinizi karşılamayan kimseleri seçmeyin” şeklinde açıklamalar yapmaktadır.

Güvenlik Durumu

Son yılların en kanlı aylarını yaşayan Irak’ta güvenlik, iyice sarsılmış ve hükümete bağlı güvenlik güçleri, Anbar vilayeti başta olmak üzere El Kaide destekli Irak Şam İslami Devleti (IŞİD) gibi radikal İslamcıların etkili olduğu bölgelerde bir türlü kontrolü ele alamamaktadır. IŞİD’in etkili olduğu Anbar’da üç aya aşın bir süreden beri operasyonları sürdüren hükümet önemli kayıplar verdi. Halen Felluce gibi vilayetin önemli bölgelerinde etkili olan IŞİD’in, son zamanlardan sadece söz konusu şehirde 300’e aşkın vatandaşı öldürdüğü haberleri basında yer almaktadır. Yanı sıra basına yansıyan rakamlara göre; Anbar bölgesinde görevli üç bine yakın güvenlik güçleri mensubu, güvenlik şartlarının kötü olması nedeniyle işini bırakmıştır. Bununla birlikte güvenlik nedenleriyle hükümet, Abu Grib ceza evini boşaltmak durumunda kalmıştır.

IŞİD, Anbar Vilayetinde Fırat üzerindeki barajları kontrol ederek güneydeki Şii bölgeleri kuraklığı mahkûm etmek için barajları kapatmıştır. Fırat üzerindeki barajların kapatılmasıyla önemli ölçüde kuraklıkla karşı karşıya kalan Şii bölgelerinin yanında, Felluce civarları ve Bağdat Kemeri gibi Sünni nüfusu ağırlıklı yerleşim yerleri (ki bunlar Bağdat’ın günlük sebze ve meyve ihtiyacı için gıda sepeti konumundaki bölgelerdir) Fırat’ın taşmasıyla su altında kalmıştır. Taşkın, Abu Grib, Latifiye ve İskenderiye gibi bölgeleri su altında bırakırken, yavaşça Bağdat’ın içine doğru ilerlediği ve kısa sürede Gazaliye ve Amiriye gibi semtleri de basacağı da basına yansımaktadır.

Öte yandan Tikrit civarlarında Dicle Nehri üzerinden geçen bir petrol borusu, IŞİD tarafından hedef alınarak patlatılmış ve Dicle’ye büyük oranda ham petrol sızmıştır. Bu durum, bir çevre felaketi olmanın yanı sıra güneydeki Şii bölgelerini tehdit etmektedir. Bununla beraber Bağdat’ın su ihtiyacını büyük oranda etkilemektedir.

Anbar’ın yanı sıra, Musul ve Diyala’da da güvenlik durumu pek farklı değil. Nitekim son günlerde Musul’a bağlı Türkmen Muhallebiye nahiyesinde, IŞİD’in saldırısı sonucu 20’den fazla asker yaşamını yitirmiştir. Diyala’da Buhruz Nahiyesinde mezhep temelli olduğu belirlenen bir saldırı sonucu 37 vatandaş öldürülmüştür. Bunlarla birlikte son günlerde Bağdat ve Şii nüfusun yoğun olduğu illerde de sivil halka yönelik çok sayıda saldırı düzenlenmektedir. Nitekim Şii Caferi mezhebi temelinde dini eğitim veren İmam Kazım Üniversitesine düzenlenen bir intihar saldırısında onlarca ilahiyat öğrencisi yaşamını yitirirken, en az bir o kadarı da yaralanmıştır. Radikal Şii silahlı gruplardan biri olan Asaip Ehl Elhak’ın bir seçim mitingine yönelik düzenlenen intihar saldırısındaysa; en az 40 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu atmosfer içinde Maliki’nin 3. dönem başbakanlık koltuğunda oturması ve hükümetin başarısız olması, siyasi krizlerin daha da derinleşmesini ve ülkenin yeniden iç savaşa sürüklenme ihtimalini de beraberinde getirmektedir.

.

Yr.Doç.Dr. Ziya ABBASAksaray Üniversitesi Öğretim Üyesi

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Ziya Abbas Hakkında

Ziya ABBAS: (Ankara) 1977 yılında Irak’ın Türkmen ilçelerinden Telafer’de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Telafer’de okuduktan sonra Musul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Aynı bölümde Yakınçağ ve Yeniçağ Tarihi Bilim Dalında yüksek lisansa başladı “Fatih Sultan Mehmet Devrinde Osmanlı Devleti 1451-1481 (Politik Çalışma)” adlı çalışma ve üstün başarıyla yüksek lisans derecesini aldı. Daha sonra Türkiye’ye gelen Abbas, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Uluslararası İlişkiler Bölümünde Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu çok önemli bir konu olan Şiilik çalışmaları üzerinde yoğunlaşarak “Irak’ta Şii Merciliğinin Siyasi Rolü” adlı bir çalışmaya imza atarak Doktora derecesini aldı. Halen Ortadoğu üzerinde çalışmalarına devam eden ABBAS’ın bu bağlamda hem Arapça hem de Türkçe çok sayıda çalışması bulunmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz