Twitter Facebook Linkedin Youtube

TERÖR ÖRGÜTLERİNİN ELEMAN KAZANMA YÖNTEMLERİ

Süleyman ERDEM

Süleyman ERDEM

(Not: Bu makale, “Cihatçılar: El Kaide ve IŞİD’e Katılanların Hikayesi” adlı kitabın ilgili bölümünden alınmıştır.)

“Terör örgütlerine eleman kazanma (recruitment)” ile “radikalleşme” tabirleri, genellikle bir arada kullanılan tabirlerdir. Radikal fikirlere sahip pek çok insanın terör faaliyetlerine katılmadığı ve pek çok teröristin de derin ideolojik bir fikriyata sahip olmadığı bilinmekle birlikte, genel anlamda radikalleşme ve terör örgütlerine katılım, doğru orantılıdır.

Radikalleşmeyi bir değişim süreci olarak tanımlarsak, bu süreci bilinçli ve sistematik olarak başlatan ve/veya devam ettiren aktörlerden de söz etmek gerekecektir. Bu aktörleri, eleman kazanmaya çalışanlar (recruiters), bu süreci de eleman kazanma (recruitment) süreci olarak tanımlayabiliriz.

Terör örgütleri, mevcudiyetlerini devam ettirebilmek için, saflarına yeni eleman katmak ve eleman kazanma süreçlerini sürdürmek zorundadırlar.[1] Bu nedenle de terör örgütleri; akran grupları, akrabalık ilişkileri, hemşericilik duygusu, kültürel aktiviteler, etnik ve dini değerler gibi sosyalleşme araçlarını kullanarak, dinamik bir grup yapısı oluşturmakta ve potansiyel örgüt militanı olarak belirledikleri bireyleri, grup dinamiği potasında eriterek militanlaştırmaktadır. Bu aşamada terör örgütleri, en çok iyi propaganda yapabilme kabiliyetlerine güvenmektedir. Zira radikalleşmeyi başlatmak, şiddetlendirmek ve saflarına yeni elemanlar katabilmek için terör örgütlerinin kullandıkları en etkili unsur, propagandadır. Bu nedenle de propagandaya malzeme olacak ne kadar sorun varsa, terörizme kayması muhtemel birey sayısı da o derece artmaktadır.[2]

Bireyin yakın ilişki çevresi, terör örgütlerine katılımda en önemli belirleyici unsurlardandır. Örgütlere katılımın en yoğun gerçekleştiği gençlik döneminde, yakın çevre tanımlamasının içindeki en önemli unsur, gençlerin en fazla birlikte vakit geçirdikleri akranları olmaktadır. Terör örgütlerine katılım nedenleri açısından yakın çevre tanımlamasında ikinci sırada akrabalar, üçüncü sırada ise örgütlerin yasal çerçevede faaliyet gösteren sosyal kolları yer almaktadır.[3]

Nitekim DHKP/C ve Hizbullah’ın eleman kazanma yöntemleri üzerine yapılan bir araştırmaya göre; arkadaşları vasıtasıyla DHPC/C’ye katılanların oranı %50, Hizbullah’a katılanların oranı ise %42’dir. Akrabaları vasıtasıyla DHKP/C ve Hizbullah’a katılanlar, sırasıyla %20 ve %38; bu örgütlerin yasal faaliyetleri vasıtasıyla katılanlar ise sırasıyla %18 ve %15’tir.[4]

Tablo: DHKP/C ve Hizbullah’ta Örgütle İrtibatı Sağlayan Aracılar

İrtibatı sağlayan aracı (%)

DHKP/C

(N=145)

Hizbullah

(N=214)

Arkadaş

Akraba

Örgütün yasal organları

Diğer

50

20

18

12

42

38

15

5

Tablodan da görüldüğü üzere, her iki örgüte de arkadaş ve akraba vasıtasıyla katılımın oranı; %70 seviyesindedir. Sageman, El Kaide’ye ya da genel olarak silahlı cihat örgütlerine arkadaşlık ve akrabalık yoluyla katılımın, bu orandan daha fazla, %90 seviyesinde olduğunu savunmaktadır.[5]

Terör Örgütlerinin eleman kazanma yöntemleri, literatürde; Yukarıdan Aşağıya (Top-down) ve Aşağıdan Yukarıya (Bottom-up) olmak üzere iki kategoride incelenmektedir.

Aşağıdan Yukarıya (Bottom-up) Eleman Kazanma yöntemi: Bu yöntemde; terör örgütlerinin bir çabası olmadan, bireylerin kendi istekleri ve arayışlarıyla terör örgütü saflarına katılmaları söz konusu olmaktadır. Bu durumda birey, çeşitli etkenler nedeniyle radikalleşmekte, radikal düşünceleri pekişip eyleme geçmeyi istediği aşamada, örgüte katılmak için yollar aramaya başlamaktadır. Ancak; terör örgütüne katılan bireylerin genellikle radikal düşünceleri benimsemiş kişiler oldukları bilinmekle birlikte, her radikal kişinin terör örgütü saflarına katılmadığı gerçeğini de unutmamak gerekir. Daha önce de değinildiği gibi; radikal fikirlere sahip pek çok insanın terör faaliyetlerine bulaşmadığı ve pek çok teröristin de derin ideolojik bir fikriyata sahip olmadığı, hatta geleneksel anlamda hiç radikalleşmediği bilinmektedir.

Yukarıdan Aşağıya (top-down) Eleman Kazanma yöntemi: Bu yöntemde terör örgütleri, eleman kazanmak için aktif bir şekilde çaba sarf etmekte; sosyal metotları kullanmakta, propaganda yapmakta, yasal ve yasadışı faaliyetler kanalıyla saflarına yeni bireyler katmaya çalışmaktadır.

“Yukarıdan aşağıya” yönteminde, iki önemli aşama bulunmaktadır. Birinci aşamada örgütler; arkadaşlık, hemşerilik, akraba ilişkisi, sosyal, dini ve kültürel faaliyetler gibi sosyal metotlar kanalıyla bireylerle irtibata geçmektedir. Bu aşamada, militan adayı belirlenirken dikkat edilen çeşitli kıstaslar bulunmaktadır. Adayın aile yapısı, zaaf noktaları, arkadaş çevresi, ekonomik durumu vb. hakkında araştırmalar sonucunda, örgüte kazandırılabileceği düşünülen adaylarla irtibata geçilmektedir. Potansiyel adayla irtibat için; sinema, konser vb. sosyal etkinliklere gitme, burs ve kalacak yer temini gibi tekliflerle adayın karşısına çıkılmaktadır. Bu karşılıksız yardım ve iyilikler sonucunda birey, minnet altında bırakılmakta ve gelecekte kendisine yapılacak örgüt üyeliği teklifinin kabulü için altyapı hazırlanmaktadır. Önceden senaryosu hazırlanmış bir oyunla grubun içine çekilen birey, çoğu zaman sürüklendiği noktanın farkına varamamaktadır.[5-1]

İkinci aşamada ise irtibata geçtikleri ve potansiyel örgüt militanı olarak belirledikleri bireylere, grup dinamiği ve güdüleme faaliyetlerini içeren psikolojik metotlar uygulamaktadırlar. Psikolojik metotlar ile bireyin zihin dünyası, bir anlamda sıfırlanmakta ve örgütün ideolojisi ile yeniden yüklenmektedir. Bu aşamadan sonra bireyin algı dünyası, olaylara bakış açısı, iyi ya da kötü tanımlamaları ve diğer yaşama dair perspektifi, örgütün değer yargıları ve ideolojik tanımlamasına göre gerçekleşmektedir.[6] Bu nedenle bu sürece; endoktrinasyon süreci de denilebilir.

Tüm bu aşamalardan geçen birey, yavaş yavaş toplumdan uzaklaşmaya ve örgüt ile ilişkilerini pekiştirmeye başlar. Adayın örgüt ideolojisini içselleştirip içselleştirmediği, üye seçiminde örgütlerce dikkate alınan en önemli faktördür. Terör örgütleri, örgüte girecek kişinin kendi rüştünü ispat ederek örgüt ideolojisine bağlılığını göstermesi ve örgütün isteklerini yerine getirmesini temin etmek için, adaylara birçok suç işletirler. Örgütün yönlendirdiği suçları işleyip işlememek, örgüt ideolojisinin tam olarak özümsenip özümsenmediğinin somut kanıtları olarak görülmektedir.[7]

Örgütün talimatları doğrultusunda pek çok suça karışan ve böylece örgüte bağlılığını kanıtlayan adaylar, siyasi ve askeri eğitimlere alınmakta ve bu aşamalardan da başarı ile geçerek terör eylemleri için hazır hale gelen adaylar, terör örgütünün yapısına dâhil edilmektedir. Bu noktadan sonra potansiyel üye, örgüt üyesi haline gelmekte ve terör eylemlerine katılmaktadır.[8]

Yukarıdan aşağıya yöntemiyle eleman kazanılmasına ilişkin, 16 yaşında DHKP/C’ye katılan Berk Ercan örneği verilebilir. Babasının ifadelerine göre örgütle tanışmadan önce oruçlarını tutan ve teravih namazlarını aksatmayan Berk, İzmir’den iki arkadaşının bir konser davetine katıldıktan sonra değişmeye başlamış. Konser için gittiği İzmir’de yeni arkadaşlar edinmiş ve ‘Özgürlükler’ adlı derneğe gidip gelmeye, solcu gazete ve dergileri okumaya başlamış. Oğlunun hal ve tavırlarında değişiklik hisseden baba İsmail Ercan, uyarılarda bulunmuş ancak Berk, söylenenlerin hiçbirini dinlememiş. 2011 yılında tatile gidiyorum diyerek, DHKP-C’nin İzmit Kandıra’daki gençlik kampına katılmış. Kamp dönüşünde ailesiyle olan irtibatı azalmaya başlamış. Babası çok uğraşmasına rağmen çocuğunu örgütün elinden alamamış. Sonunda evden kaçarak İstanbul’a yerleşen Berk, bir gösteri sırasında polise mukavemet göstermekten gözaltına alınmış ve cezaevine girmiş.[9]

Terör örgütlerinin eleman kazanmak amacıyla “Aşağıdan yukarıya” ve “Yukarıdan aşağıya” yöntemlerinden hangisini kullandıklarına dair genel bir hükme varmak için yeterli veri bulunmamaktadır. Ancak El Kaide’nin “aşağıdan yukarıya” yöntemiyle eleman kazandığına dair literatürde çok sayıda atıf vardır.

Örneğin Scott, cihadi faaliyetlere katılımın aşağıdan yukarı olduğunu söylemekte ve topluma yabancılaşmış ve marjinalleşmiş gençlerin; arkadaş edinmek, saygı kazanmak, hayatın anlamını bulmak ve bunların yanında heyecan istemek, güçlü olduğunu hissetmek ve dünyanın en güçlü ordusuyla savaşma şerefini elde etmek gibi gayelerle bu faaliyetlere katıldığın savunmaktadır.[10]

El Kaide’ye katılımı, “aşağıdan yukarıya” yöntemine tipik bir örneklik teşkil eden Yahya Konuk müstear ismini kullanan yazar, cihadi faaliyetlere katılımının nasıl gerçekleştiğini şu şekilde anlatmaktadır:

“Bosna Savaşı, ilk katliam haberleri gelmeye başladığı dönemde, herhangi bir Müslümanınki kadar bile ilgimi çekmiyordu. Derken Şehit Selami Yurdan’ın Yeryüzü dergisinde yayınlanan şehadetiyle ilgili haberleri ve günlüğünü okumuş, beklenmedik biçimde sarsılmıştım. İtiraf etmeliyim ki beni rahatsız uykumdan uyandıran, yaşadığım entelektüel ve ruhani buhrandan kurtaran Şehit Selami’nin şehadeti olmuştur. Allah onun ecrini artırsın, o sade simada ve günlükte, beni pençesinde kıvrandıran derdin izdüşümlerini gördüm. Şehit, Müslüman oluşumun içeriğini belirleyen en önemli kavramları yeniden gündemime soktu. Çözümsüz fikri sorgularımı ve felsefi arayışımı aydınlatacak yüksek bir ahlaki ilkeyi bir projektör gibi hayatıma yöneltti: Allah için ve mustazaflar uğruna savaşmak.Ölümle randevulaşmak, belki yaşamak sızısını dindiren bir merhem sunabilirdi bana. Belki tüm bu dertlerden, Selami Yurdan’ın aradığı ve galiba bulduğu dermanla kurtulabilir, azat olabilirdim. Şehit, sadece şahitlik etmiş, bende kuvve halinde bulunan aşkınlık için savaşmak güdülerini harekete geçirmişti. Ona minnettarım.”[11]

Daha önce yaşadığı fikrî bunalım ve felsefî arayışın üzerine, bir dergide okuduğu haberden etkilenip Bosna Savaşına katılan Konuk; kitabın ilerleyen bölümlerinde Bosna Savaşından sonra normal bir hayata dönme fikrini taşımadığını şu sözleriyle ifade etmektedir:

“Bosna’ya veda ederken ülkeme dönüp sıradan bir hayat yaşamaya hiç niyetim yoktu. Cihadın, tarifi imkânsız hazzını tatmıştım, başka meyvelerin bana artık “baygın” geleceğini anlamıştım. Elime silah alıp mevzie yattığım o dehşet soğuk gecenin, hayatımda bir milat olduğunu ta o zaman ayırt etmiştim. Bulutların arkasına saklanıp saklanıp yeniden çehresini gösteren hilale silahımı uzatarak kendimi göğün şahitliği huzurunda şövalyeliğe kabul edilmiş ve takdis edilmiş bir kahraman olarak hayal edecektim.”[12]

Savaştan sonra Türkiye’ye dönen ve sonrasında çok ciddi amelî bozulma ve çürümeler ile çok derin ruhî ıstıraplar içinde kaldığını ifade Konuk, şunları yazmaktadır;

“Şekilsiz iç dünyam, artık belli bir şekil kazanmaya başlamıştı: Hayat iman ve cihattı; tarzımız cihat olmalıydı. Uğruna emek vermemiz gereken insan tipi, kahraman ve fedai bir şahsiyet olmalıydı. Ben bir dalga idim; eğer gidersem vardım, gitmezsem yoktum!.. Cihada gidecek ve kendimi inşa edecektim. Kendimi inşayı, cihadın bana vereceği sağlam malzemelerle yapacaktım. Burada inşa diye bu kumdan kalelerle oyalanarak, yüzümü gözümü çamur ederek değil. Ne olacağım tam bir şekil kazanmasa da ne olmamam gerektiğini fıkh edebileceğim içsel ve dışsal epey deneyimim olmuştu. Ne Bosna’daki komutan ve savaşçılar ne de Türkiye’deki önder ve kadrolar gibi olmayacak, bazı şehitlerde ve İranlı, Arap savaşçılarda emarelerine rastladığım insan tipini arayıp bulacaktım. Bu insan tipinin, masa başlarında, salonlarda, tekkelerde, medreselerde değil cephelerde, kamplarda şekillenebileceğini ayne’l-yakin müşahede etmiştim.”[13]

Kendi ifadesiyle “Bosna Savaşı, ilk katliam haberleri gelmeye başladığı dönemde, herhangi bir Müslümanınki kadar bile ilgisini çekmez” iken, okuduğu bir haberden etkilenip Bosna’ya giden ve orada benimsediği fikirlerle normal hayata dönemeyecek derecede radikalleşen Konuk, kitabın ilerleyen bölümlerinde cihat gayesiyle önce Keşmir’e sonra da Afganistan’da El Kaide’ye ait kamplara giderek eğitim aldığını anlatmaktadır.

İnternet’in Radikalleşmeye ve Terör Örgütlerine Katılıma Etkisi

Daha önce değinildiği gibi; günümüzde bireyler, kurumsal hiyerarşi ve liderlerin etkisinden ziyade, genellikle yatay bir şekilde, yani akranları kanalıyla radikalleşmekte ve terör örgütlerine katılmaktadırlar. Bu da, genellikle aynı fiziki veya sosyal çevreden küçük bir arkadaş grubu içerisinde gerçekleşmektedir. Günümüzdeki radikalleşme şekline, sanal âlemde ortak bir dava için mücadele eden bir toplulukla tanışarak radikalleşmeyi, diğer bir tabirle internet üzerinden radikalleşmeyi de eklemek gerekir.[14]

Araştırmalara göre, internetin radikalleşme ve terör örgütlerine eleman kazanma açısından üç sorunlu tarafı bulunmaktadır: [15]

1- İnternet, aşırıcılar ve terör örgütleri tarafından ideolojik mesaj ve/veya anlatımların aktarılması ve bu mesajların pekiştirilmesi için kullanılabilmektedir. İnternet sayesinde potansiyel örgüt üyeleri, neredeyse anlık olarak aşırılık yanlısı siyasi görüşleri/iddialarını doğrulayan/pekiştiren güçlü görsel medyaya (video, resim vb.) ulaşabilmektedir.

2- İnternet, örgütlere katılmayı ve bu örgütlerle bütünleşmeyi kolay hale getirmektedir. Yine internet, potansiyel üyelere kendileriyle aynı zihniyetteki diğer bireylere ulaşmak ve böylece örgütlerin izole çekirdek yapılarının dışında bir bağlantı (network) oluşturmak açısından da risksiz bir ortam oluşturmaktadır.

3- İnternet, normalde kabul edilemeyecek görüşlerin ve davranışların normalleşebildiği yeni bir sosyal çevre oluşturmaktadır. Radikal görüşleri benimsemeye başlayan bir birey için internet, etrafı diğer radikal görüş sahipleri ile çevrili ve içinde en aşırı fikirler ve önerilerin en fazla teşvik ve destek gördüğü sanal bir yankı odası işlevi görmektedir.

Bu açılardan bakıldığında; radikalleşmeyi şiddetlendirme ve hızlandırma açısından internetin önemli bir rolünün olabileceği açıktır. Hatta gerçek hayatta oluşturulması imkansız değilse bile çok riskli olan toplulukların, sanal alemde kolaylıkla oluşturulabiliyor olması nedeniyle, internetin daha çok marjinal ve yasadışı grup ve hareketlerin menfaatine olduğu söylenebilir.

Bu nedenlerle olsa gerek, Avrupa Komisyonu ile Adalet ve İçişleri Konseyi, 2005 yılından itibaren internet üzerinde radikalleşmeyi engelleme çalışmalarına, yüksek bir öncelik vermektedir. İnternet üzerinden eleman kazanılmasını engelleme yöntemlerini araştırmak ve böylece eleman kazanmaya çalışan terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek, yine 2005 yılından itibaren Avrupa Birliği’nin ana siyasi amaçlarından biri haline gelmiştir.[16]

Sonuç

Terör örgütlerinin eleman kazanma yöntemlerinin bilinmesinin, bu örgütlerin yeni eleman kazanma faaliyetlerine karşı geliştirilecek önleme stratejilerinin belirlenmesinde önemli bir rol oynayacağı aşikârdır. Örgütler, yeni eleman kazanamadıklarında, mevcudiyetlerini devam ettiremeyeceklerdir. Bu nedenle de, terörizmle uzun vadede mücadelede eleman kaynaklarının kurutulması, yeni eleman kazanımına karşı etkin mücadele edilebilmesi, yani bilinen tabirle; “sivrisineklerle mücadele yerine bataklığın kurutulması”, teröristle silahlı mücadeleden daha fazla önem verilmesi gereken bir husustur.[17]

Bunun farkında olan Avrupa Birliği, yukarıda bahsedildiği gibi önleme stratejilerine önem vermektedir. Bu bağlamda Avrupa Konseyince 2005 yılında yayınlanan “Avrupa Birliği Terörizme Katılım ve Radikalleşmeyle Mücadele Stratejisi”nde, AB için tehdit şu şekilde ifade edilmekte;

“Radikalleşme ve teröre eleman kazandırma, belli bir inanç sistemine veya politik görüşe sınırlandırılamaz. Avrupa, tarihi boyunca farklı terör çeşitlerini tecrübe etmiştir. Ancak El-Kaide ve El-Kaide’den ilham alan aşırıcılar, Avrupa Birliği’ni tehdit eden başlıca terör tehdidini oluşturmaktadır”

ve kendilerinin bu tehdide cevaplarının şu şekilde olacağı ifade edilmektedir:

“Radikalleşme ve terör örgütlerine eleman kazanılmasıyla mücadele etmek için Avrupa Birliği;

  • İnsanları teröre çeken kişilerin aktivitelerini ve şebekelerini (networklerini) engellemeye,
  • Ana akım fikirlerin, aşırıcılık yanlısı fikirlerden daha yaygın ve baskın şekilde seslendirilmesini garanti altına almaya,
  • Tüm bunlarla birlikte daha güçlü bir şekilde güvenlik, adalet, demokrasi ve herkes için fırsatlar oluşturmaya

kararlıdır.”[18]

2014’te yenilenen Strateji Belgesinde ise tehditler, şu şekilde ifade edilmektedir:

“AB’deki terör ve şiddet içeren aşırıcı aktiviteler, merkezi ve hiyerarşik organizasyonlara münhasır değildir. Tehdit, kademeli olarak AB merkezli küçük grupları, hücreleri ve öngörülemez şekilde hareket eden yalnız aktörleri de içerecek şekilde gelişmektedir. Bu unsurlar, önlemeyi daha da zorlaştıracak şekilde, bir örgütten bağımsız veya örgütle sınırlı bağlantı içinde saldırı planları yapmaktadır. Avrupa topraklarında saldırı planlayan teröristlerin çoğu, Avrupalıdır. Bu saldırılar, insan hayatı ve ekonomik zararların ötesinde zararlara da neden olmaktadır. Bu terör eylemleri, Avrupa toplumları arasına bölücülük tohumları ekmekte ve toplumun diğer kesimlerinde tepkisel ve aşırılık yanlısı fikirlerin yükselmesine neden olmaktadır. Bu da aşırıcılık için mümbit bir ortam oluşturmakta; radikalleşme, saldırı ve şiddet içeren tepkileri içeren fasit bir döngüyü beslemektedir.” [19]

AB’nin Terörizme Katılım ve Radikalleşmeyle Mücadele Stratejisinde altı çizilen hususların, yakın bir gelecekte Türkiye için de geçerli olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle de ilgili kamu kurumlarının, bu konularda belirlenecek stratejiler kapsamında bir an önce çalışmaya başlamalarında büyük yarar olacaktır. Bu noktada en önemli görevlerden biri, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’na düşmektedir. Çünkü Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle; Selefilik, özellikle de Cihadi ve Tekfirci Selefilik akımları ile bu ideolojilerden beslenen El Kaide ve Cihat ettiklerini iddia eden benzer örgütler, diğer İslam ülkelerinde ve Avrupa’daki Müslüman nüfus arasında olduğu kadar, Türkiye’de de zemin kazanmaya başlamıştır.

Tunus’ta gençlerin Selefiliğe kaymaları ve aşırılık yanlısı Selefilerin ülke güvenliği için tehdit haline gelmesini Başbakan Gannuşi, şu şekilde izah etmiştir; “Bu gençler, İslam kaynaklarının kurutulduğu, dini eğitiminin yasaklandığı ve siyasi İslam’ın önünün kesildiği bir rejiminin kurbanları. İçerideki baskı dış akımların önünü açtı. Mutedil ve müsamahakâr Tunus halkının mizacında tekfir ve aşırılık yoktur.”[20]

Gannuşi’nin de ifade ettiği gibi; dini eğitimin yeterli ve doğru kaynaklardan verilmediği durumlarda; bireylerin, özellikle de gençlerin, aşırı akımlara kapılmaları ve kendilerini terör örgütlerinin saflarında bulmaları, kuvvetle muhtemel hale gelmektedir. Bu nedenle de; hem yeterli ve doğru kaynaklardan dini eğitim verilmesi, hem de radikal akımlara karşı vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi hususlarında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı, gerekli tedbirleri almalıdır.

Terör örgütlerine katılımın önlenebilmesi için; kolluk kuvvetlerinin yanında çok çeşitli kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleriyle ortak stratejilerin belirlenip bu stratejilerinin ortak ve tek elden yürütülen politikalar haline getirilmesi ve uygulamaya konulması, yerinde bir politika olacaktır.[21]

Şiddete varan aşırılıkla mücadele etmeye yönelik sağlıklı bir program, büyüklerin gençlere ılımlılık ve Kur-an üzerine vereceği derslerden ziyade, akran ilişkileri üzerinden aşırıcılık ve radikalleşmeyle mücadele üzerine yoğunlaşmalıdır. “Şehitlik, mutluluktur” gibi bir slogan, Afrika’da ıssız yerleşim yerlerinde yaşayan çocuklar veya internette kaybolmuş gençler için “Evet, başarabiliriz – (Yes, we can)” sloganı gibi çekici ve bulaşıcı olabilir.[22]

.

Süleyman ERDEMsuleyman@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.


 

[1] Özeren, Süleyman, Sözer, M.Alper ve Demirci, Süleyman, (2010), “Terör Örgütlerinde Militan Kimlik Profili: Türkiye’de Hizbullah Örneği”, Sever, Murat, Cinoğlu Hüseyin ve Başıbüyük, Oğuzhan (Der.), Terörün Sosyal Psikolojisi, Ankara, Polis Akademisi Yayınları, ss.148.

[2]Bal, İhsan, (2006), “Terör nedir? Neden terörist olunur?”, Alacakaranlıkta Terörle Mücadele ve Komplo Teorileri, (Ed. İhsan Bal) USAK Yayınları: Ankara, s.41.

[3] Ekici, Niyazi, Sözer, M:Alper ve Atak, Selçuk, İdeoloji ve Örgütsel Yapının Örgüte Eleman Kazanma Üzerindeki Etkisi: Türkiye’de DHKP/C ve Hizbullah Örneği, Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Dergisi, Cilt: 1 (1), s.49.

[4] Ekici, Niyazi ve diğerleri, a.g.e., ss.49.

[5] Borum, Randy, (2011), “Radicalization into Violent Extremism I: A Review of Social Science Theories”, Journal of Strategic Security, Volume 4, Number 4, Winter 2011, ss.13-14.

[5-1]“Terör Örgütlerine Katılım ve Örgütlerin Eleman Kazanma Yöntemleri”, Terörizm, Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Kitapları: Erzurum, ss.6.

[6] Özeren, Süleyman ve diğerleri, a.g.e., ss.149.

[7] Ekici, Niyazi ve diğerleri, a.g.e., ss.49.

[8] Teymur, Samih, (2007), A Conceptual Map For Understanding The Terrorist Recruitment Process: Observation and Analysis of DHKP/C, PKK, and Turkish Hezbollah Terrorist Organizations, Yayınlanmamış Doktora Tezi, University of North Texas, Texas, ss: 67.

[9] “Terör Örgütlerinin Eleman Kazanma Yöntemleri”, (Erişim Tarihi: 10 Nisan 2014), http://www.merkurhaber.com/gundem/teror-orgutlerinin-eleman-kazanma-yontemleri-h106224.html

[10] Atran, Scott, Pathways to and From Violent Extremism: The Case For Science-Based Field Research, (Erişim Tarihi: 30 Mart 2014), http://www.edge.org/conversation/pathways-to-and-from-violent-extremism-the-case-for-science-based-field-research

[11] Konuk, Yahya, (2012), Bosna’dan Afganistan’a Cihadın Mahrem Hikayesi, İstanbul: Ark Kitapları, ss. 60-61.

[12] Konuk, a.g.e., ss. 167.

[13] Konuk, a.g.e., ss. 171-172.

[14] Atran, Scott, a.g.e.

[15] Stevens, Tim and Neumann, Peter R., (2009), “Countering Online Radicalisation A Strategy for Action”, London: The International Centre for the Study of Radicalisation and Political Violence (ICSR), ss.12. (Erişim Tarihi: 20 Nisan 2014), http://icsr.info/wp-content/uploads/2012/10/1236768491ICSROnlineRadicalisationReport.pdf

[16] Behr, Ines von, Reding, Anais, Edwards, Charlie and Gribbon, Luke, (2013), “Radicalisation in the Digital Era”, RAND Europe, ss.7. (Erişim Tarihi: 25 Mart 2014), http://www.rand.org/content/dam/rand/pubs/research_reports/RR400/RR453/RAND_RR453.pdf

[17] Ekici, Niyazi ve diğerleri, a.g.e., ss.49.

[18] Council of the European Union, (2005), “The European Uninon Strategy for Combating Radicalisation and Recruitment to Terrorism”, 14781/05 REV1, Brussels, (Erişim Tarihi: 20 Nisan 2014) http://register.consilium.europa.eu/doc/srv?l=EN&t=PDF&gc=true&sc=false&f=ST%2014781%202005%20REV%201

[19] European Comission, (2014), “Preventing Radicalisation to Terrorsim and Violent Extremism: Strengthening the EU’s Response”, COM(2013) 941 final, Brussels, (Erişim Tarihi: 20 Nisan 2014), http://ec.europa.eu/dgs/home-affairs/e-library/documents/policies/crisis-and-terrorism/radicalisation/docs/communication_on_preventing_radicalisation_and_violence_promoting_extremism_201301_en.pdf

[20] Çakır, Ruşen, “Yeni selefilik tartışmasına devam”, (Erişim Tarihi: 20 Mart 2014), http://www.rusencakir.com/Yeni-selefilik-tartismasina-devam/2585

[21] Ekici, Niyazi ve diğerleri, a.g.e., ss.54.

[22] “U.S. Government Efforts to Counter Violent Extremism”, (2010), Hearing Before the Committee on Armed Services United States Senate, (Erişim Tarihi: 20 Mart 2014), http://www.jjay.cuny.edu/US_Senate_Hearing_on_Violent_Extremism.pdf

Süleyman Erdem Hakkında

Süleyman ERDEM: (Ankara) Balıkesir doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden lisans, Harvard Üniversitesi Kamu Politikaları Bölümünden yüksek lisans derecesi almıştır. Halen Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde Uluslararası Güvenlik alanında doktora çalışmalarını yürütmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz