Twitter Facebook Linkedin Youtube

MİSYONERLİK YAZI DİZİSİ-2: MİSYONERLERİN BÖLGEDEKİ MÜSLÜMAN HALKA YÖNELİK FAALİYETLERİ

Mustafa ÇABUK

Mustafa ÇABUK

(1. Bölüm için tıklayınız: MİSYONERLİK VE MİSYONERLERİN OSMANLI TOPRAKLARINA GELİŞİ)

Osmanlı topraklarında misyonerlerin faaliyetlerindeki temel amaç daha ziyade eski kiliseleri kendi kiliselerine bağlamaktı. Özellikle de devletin İslami esaslar üzerine yönetildiği bir ülkede açıktan açığa Müslümanları hedef almaktan çekinmişlerdi. Ancak gizliden gizliye de olsa eğitim, sağlık, yardım gibi bazı insani yönleri ön plana çıkararak Müslümanlar arasından taraftar toplamaya çalıştılar.

Müslümanlar arasına sızan misyonerler, fakir ve yetim Türk çocuklarını himayeleri altına alarak dinlerini değiştirmeye çalıştılar. Bunun dışında askerler arasında özellikle sağlık misyonunda görevli olanlar faaliyet yürüttüler ve Hristiyan yapmak için gayret gösterdiler (Açıkses,2003:298).

Misyonerler, Müslümanlara yönelik çalışmalarında istedikleri gibi bir başarı elde edemediler. 20. yüzyıl başlarında Batı ülkelerinden gelip de Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren 400 adet Evanjelik misyonerden sadece 2’si Müslümanlarla çalıştı. Amerikalı misyoner Henry Jessup, 1879 yılında New York’da Saratoga’da yaptığı konuşmada; İngiltere ve ABD’ye Müslümanların din değiştirmeleri için Tanrı tarafından İlahi bir görev verildiğini ve bu ülkelere siyasi, dini ve eğitim gibi vasıtaların bu sorunu çözmeleri için sağlandığını iddia etti. Jessup ayrıca İngiltere’nin Osmanlı üzerindeki koruyuculuğunun da Türkiye’deki Müslümanların din değiştirmelerini legalleştireceğini iddia etti. 1910 yılında ise misyonerlerin arkadaşı olan Alman tarihçi Julius Richter, Müslümanların Hıristiyanlaştırılması için sağlık ve eğitim hizmetlerinin Müslümanlara sunulması gerektiğini ileri sürüyordu (Grabill, 1971: 32).

Misyonerler, Müslümanlara yönelik faaliyetlerinde tıbbi çalışmaları ön planda tutmaya çalıştılar. Bu konuda misyoner Miligan şunları söylüyordu: “tedavi münasebetiyle doktorlar Müslümanlara çok şey söyleme imkânına sahip olur. Şayet bu sözleri hastane dışında veya doktor olmayan birinden duysalardı, onlar için hiddet ve gazapla dolarlardı”(Kocabaş, 2006: 116).

Misyonerler doktorluğu bir hristiyanlaştırma vasıtası olarak görüyorlardı. Misyoner doktorlar tedavi ettiği hasta vasıtasıyla bütün Müslüman grupların arasına girip propaganda yapma imkânı elde ediyorlardı. Misyonerler, doktorun Müslüman hastaları evinde ziyaret etmesini tavsiye etmekteydiler. Böylece doktorun ziyareti sırasında orada toplanan Müslümanlar arasında Hristiyanlık propagandası yapma imkânı doğacaktı (Hopkins vd., 2006: 127-128). Misyonerler tarafından yapılan yayınlarda sağlık hizmetlerinin misyonerlik faaliyetlerindeki yeri ve önemi için şu ifadelere yer verilmekteydi: “ normal şartlar altında misyonerlik hizmetleri içinde tıbbi hizmetler en ümit verici olanıdır. On binlerce insan hastane ve kliniklerde tedavi görürken; hristiyanlığın ruhu tarafından etkilenecekler, böylece şüpheler ve nefretler yerini sevgi ve sempatiye bırakacaktır. Şimdi nerede bir hasta ve nekahet halinde kimse varsa; bize bu elverişli ortamı kullanıp, aralarına girerek incil’i sakince ve dikkatlice onlara okumak kalıyor.” (Uçar, 2011: 40).

Misyonerler, 1907 yılında Amerika’daki merkezlerine gönderdikleri raporda; Adana’da nüfusun büyük bir kısmının Müslüman olduğunu, Antep’in de köyleri ile beraber çoğunlukla Müslüman olduğunu ve köylerde çoğunlukla Türkçe konuşulduğunu ifade ettiler. Raporda, köylerin ihmal edilmiş olduğunu, doktor ve sağlık imkânlarını kullanarak Müslümanlara yaklaşma imkânının mevcut olduğunu bildirdiler PABCFM, (Reel 660:No:56).

Misyonerlerin 1902 yılına ait raporlarında, şu bilgiler yer alıyordu: “Antep’teki hastanenin hastalarının 2/5’i, Maraş’taki Alman Hastanesinin hastalarının 1/3’ü, Adana’daki kliniğin hastalarının 1/3’ü Müslümanlardan oluşmaktadır. Hastaneye gelen Müslümanlar arasında hristiyanlık propagandası yapılmaktadır. Maraş ve Antep’te hastaneye gelen hastalara İncil dağıtılıyor. Bazı kişiler özel olarak Müslümanlara İncil dağıtıyor. Adana’daki kitapçılarda İncil sattırıyoruz.” PABCFM, (Reel 660:No: 56). Antep’teki misyoner hastanesinin doktoru Shepard da; hastanede tedavi olduktan sonra köylerine dönen Müslüman hastaların kendilerini İsa’nın iyileştirdiğini söylediklerini ifade etmekteydi (Riggs, 1920: 79).

Misyonerler 1874 yılında Merkezi Türkiye Misyonunda en çok Ermeno- Türkçe yazılmış İncillerin okunduğunu belirterek ilerleyen yıllarda Arapça-Türkçe yazılmış İncillere çok talep olacağını bildirdiler. Fakat daha sonra böyle bir talebin olmadığını gördüler PABCFM, (Reel:643, No:153).

27 Mart 1879 tarihinde, Merkezi Türkiye Misyonun 22. yıllık toplantısı Antep’te yapıldı. Toplantıda görüşülen konu başlıkları ise şunlardı:

1. Kadınlar arasında çalışmaların yayılması için neler yapabiliriz.

2. Kolej ve liselerde yerli yönetimin yetiştirilmesi

3. Kilise yönetimi

4. Yerli papaz, vaiz ve öğretmenlerin desteklenmesi

5. Müslümanların Evanjelik yapılması

6. Ülke dillerindeki Hristiyan edebiyatı (literatür)

7. Son politik gelişmeler ve misyoner çalışmasına etkisi

8. Yerli kiliseler arasında Hristiyanlığın yayılması

9. Misyon istatistikleri

Toplantıda görüşülen konulardan da anlaşıldığı gibi misyonerler, Ermeniler üzerine çalışmalarını açıktan yürütürken Müslüman halkı da Hristiyan yapabilmek gayesinden vazgeçmiş değillerdi. Müslümanlara Hristiyanlığı kabul ettirme gayelerini daha ziyade gizli olarak yürütmekteydiler PABCFM, (Reel:643, No:38).

Misyonerlere ait 1914 yılına ait bir belgede de Evanjelik çalışmaları kapsamında Müslüman köylerinin ziyaret edilmesi ve köylerde birkaç gün misyonerlerin kalması tavsiye edilmekteydi PABCFM, (Reel 672, No:337).

Misyonerlerin Müslümanlar üzerinde başarı sağlayamamasının iki temel nedeni bulunmaktaydı. Bu nedenler ise Müslümanların kendi dinlerini üstün görmesi ve İslâmî cemiyetin sağlam olmasıdır (Tozlu,1991: 53). Bu sebeplerden olsa gerek misyonerler ve batılılar İslam ülkelerinin geri kalmış olmalarının sebebi olarak İslamiyet’i öne sürerek Müslümanların İslamiyet’i üstün görme anlayışına zarar vermeye çalışmaktadırlar.

Misyonerler, Müslümanlara hristiyanlığı kabul ettiremezseler bile en azından onları İslamiyet’ten soğutmak, kendi kimlikleriyle çatıştırmak, Türk devletine ve milletine düşman unsurlar olarak yetiştirmek suretiyle Türkiye’de azınlık ırkçılığını ve bölücülüğü yaygınlaştırmak için gayret sarf ettiler (Kılıç, 2009: 69).

Misyoner okullarına, Müslümanlar 1880’li yıllara kadar pek bir talep göstermediler. 1880’li yıllardan itibaren Merkezi Türkiye Misyonunda da Müslüman öğrenciler tek tük bu tür okullara gitmeye başladılar. Bunlar genellikle aydın ve varlıklı kesimlerle, kimi taşra bürokratlarının çocuklarıydı (Kocabaşoğlu, 2000: 148).

Misyonerler sadece okullarında okuyan öğrencileri değil zaman zaman okullarında görev yapan Türk öğretmenleri dahi Protestan yapmak için uğraştılar. Mesela; Bursa Amerikan Kolejinde çalışan Behice Hanım’a Protestan olması teklif edilmiş, fakat Behice Hanım teklifi kabul etmeyince okuldan çıkarıldı (Güngör, 2005: 33). Maraş’taki Amerikan Koleji’nin misyonerleri, okutma ve Amerika’ya yerleştirme vaadi ile bazı öğrencileri ve fakir halkı Hristiyan yaptılar (Özbaş, 2000: 5).

Osmanlı Devleti’nde 1864 yılında ise 2 İngiliz misyoner ve mühtedi olan kişiler tutuklandı. Bundan sonra misyonerler 1908 yılına kadar Müslümanlara açıktan yaklaşmaya pek cesaret edemediler. II. Meşrutiyetin ilanından sonra Müslümanlara yönelik faaliyetlerini artırdılar (Keiser, 2005: 90).

Amerikalı misyoner F. W. Macallum 6 Ekim 1908 tarihli Maraş’tan yazdığı mektupta da; “bu yıl Merkezi Türkiye Misyonu bize bölgeden en az bir Müslüman’ın Hristiyan yapılması için çalışma yapmamızı istedi” demekteydi. (PABCFM, (Reel 660:No:89)

Merkezi Türkiye Kız Koleji’nde 1886 yılında yöredeki tanınmış bir Müslüman ailenin iki kızı, 1890 yılında önemli bir devlet memurunun bir kızı öğrenim görmekteydi. Müslüman çocukları için 1880’li yıllarda bunlar istisnaydı. Çünkü Müslüman aileler ancak Cumhuriyetin ilanından sonra bu tür misyoner okullarına artan oranlarda talep göstermeye başladılar (Kocabaşoğlu, 2000: 134). Merkezi Türkiye Kız kolejinde 1893–94 ders yılında; 2’si Müslüman-Türk kızı olmak üzere 29 öğrenci bulunuyordu. Bunların 6’sı hazırlık sınıflarında, 23’ü kolej sınıflarındaydı. Aynı yıl ikisi Amerikalı 4 öğretmen okulda görev yapmaktaydı (Kocabaşoğlu, 2000: 159).

Osmanlı İmparatorluğu’nda yabancı okullara devam eden Türk ve Müslüman öğrenci sayısı, 1900’e kadar % 10–15 dolayında iken, 1910’dan itibaren % 60’a, Cumhuriyet döneminde ise % 75’e çıktı (Sakaoğlu, 2003: 88).

Amerikalı misyonerler 1909 yılında Maraş’ta Müslüman kızlar için bir okul açtılar. Okulda 16 kız bulunmaktaydı. Yalnız bunların tamamı da aslen Maraşlı değillerdi. Bu kızlar genelde İttihat ve Terakki Partisine mensup ailelerin kızlarıydı. Misyonerler, bundan dolayı Maraşlıları gerici olarak nitelemekteydiler (Keiser, 2005: 459-460).

1917 yılında Amerikalı papazların yönettiği ve Ruhban eğitimi veren Adana Kız Seminerinden ilk kez bir Müslüman Türk kızı (Adana Millî Eğitim Müdürünün kızı) mezun oldu. O yıl okulda 160 Ermeni, 45 Rum ve 36 Türk, 12 Süryani, 10 Yahudi ve 4 Avrupalı olmak üzere 267 öğrenci kayıtlıydı (Stone, 2011: 379).

Misyonerlerin 1902 yılına ait raporlarında Antep’teki Kaymakamın (Governer) kendi kızlarını kız kolejine göndermek istediği ancak toplumdaki karşı tutumdan dolayı bundan çekindiği ve kendi kızlarına ders vermesi için misyonerlerden özel öğretmen istediği bildiriliyordu PABCFM, (Reel 660:No: 56).

Misyonerler yatılı kız okullarında tanınmış ailelerin çocukları toplandıkları zaman sevinmekteydiler. Kadın misyoner A. Milligan bu konuda şunları söylemekteydi: “Kahire’deki kız kolejlerinin sınıflarında bulunan kızlar babaları paşa olan öğrencilerdir. Bu kadar kız öğrenciyi hristiyanlık etkisi altına alıp toplayarak başka bir yer ve İslam kalesine girmek için, bu okullardan daha yakın başka bir yol yoktur.” (Hopkins vd., 2006: 162)

1914 yılında Antep’te Dr. Shepard ve Protestan kilisesi şehirde Müslümanlara yönelik olarak bir okuma salonu ve sosyal merkez açmayı planlıyordu. Ancak savaş nedeniyle bu planlarını gerçekleştiremediler. Ancak aynı tarihlerde geceleri şehirde 2 Müslüman misyonerlerle gizli gizli İncil okumaktaydı. (Riggs, 1920: 162)

Amerikalı misyonerler, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Müslümanlara yönelik yeni bir çalışma başlatmak için harekete geçtiler. 1918 yılında misyonerler Board örgütüne bağlı olarak çalışan misyonerlerin katılacağı bir konferans düzenlemeyi ve bu konferansta Türkiye’deki Müslümanlara yönelik olarak ne gibi çalışmalar yapılması ve Müslümanlara nasıl yaklaşılması gerektiğini tartışmayı planlamaktaydılar. Misyonerler bu sayede Müslümanlara yaklaşmanın en iyi yolunun, metodunun ne olduğuna ulaşmayı amaçladıklarını belirttiler. Misyonerler; Evanjelik amaçların hemen okulların önünde tutulması iyi bir yaklaşım mı? Sorusunu sorarken tıbbi çalışmaların Müslümanlara yönelik faaliyetler içerisindeki yeri ve önemi nedir sorusuna da cevap arıyorlardı. Bu konferansın düzenlenmesini isteyen misyoner 18 Haziran 1918 tarihinde yazdığı mektubun sonuna ise şu notu düşmekteydi: “Müslümanlara yönelik çalışma planlarımız kesinlikle yayınlanmamalı” PABCFM, (Reel 672, No:300).

Tarsus’taki Amerikan Koleji Müdürü Mrs. Christie 8 Aralık 1918 tarihinde yazdığı mektupta şunları dile getirmekteydi: “Müslümanlar arasında çalışmalar yapmamız için kapılar ardına kadar açıldı. Lütfen Board’ı bilgilendirin içinde bulunduğumuz zaman Müslümanlara pençe atmak için en uygun zaman, bu iş de zarafetle ve incelikle yapılmalı.” PABCFM, (Reel 672, No:12)

Birinci Dünya Savaşı sırasında misyonerler, savaş nedeniyle sefalete düşen kimseler arasında çalışmışlardı. Amaçları ise bu kişileri Amerikan dolarları ile Hristiyan etmekti. Savaş yıllarında Maraş’ta Hristiyan Genç Erkekler Birliği (YMCA) adlı örgüt tarafından Hristiyan yapılanlar ise şunlardır: “Tapu Memuru Hüsnü oğlu Mustafa Remzi, Ali Avni, Mustafa oğlu Davut ve kardeşi Nuh, Ali oğlu Mehmet Hulusi ve daha 10 kadar kadın ve erkek”.

Hükümet, yukarda adı geçen insanları, savaş nedeniyle düştükleri sefaletten yararlanarak para karşılığı hristiyanlaştıran misyonerleri araştırdı. Olayla ilgili olarak Amerikalı misyonerlerden; misyoner Besea’ya ve Vayl’ın, James Crane ve karısının, Alman misyonerlerden; rahip Wilhelm ve kızı Şefelin’in ve Finlandiyalı misyoner Adela Herold’un sorumlu olduğu tespit edildi. Bunlardan suçları sabit görülen; Şefelin, Herold ve Vayl sınır dışı edildi. Besea’nın, James Crane ve karısının ise ancak İstanbul’da ikamet etmesine müsaade edildi. Bunlar İstanbul’daki İncil Evi (Bible House)’nin himayesine sığındılar. İşgal sırasında, YMCA’nın papazları Adana’da birçok kimsesiz, fakir Türk çocuğunu ücretsiz olarak himayesine alarak bunların birkaçını Hristiyan yaptılar. Yine aynı YMCA’nın papazları işgal yıllarında Adana’daki Amerikan hastanesinde Talat isminde iradesi zayıf bir gence de din değiştirtmişlerdi (Güngör, 2005: 59).

Misyonerler raporlarında Antep’te uzun yıllar içinde 2 Müslüman’ın hristiyanlığa ilgi gösterdiğini iddia ettiler. Bunlardan biri Fars asıllıydı. Bu iki kişi bu olay öğrenilince Şam’a gitti ve şehirde olay unutuluncaya kadar aylarca Şam’da kaldı. Misyonerler, Urfa’nın Birecik kazasında bir grup Müslüman’ın hristiyanlık hakkında bilgi istediğini ve bu kişilerle Antep’te ikamet eden Fars asıllı kişinin görüştüğünü ancak ilerleyen zamanlarda bir sonuç çıkmadığını bildirdiler.

Misyonerler, Antep’te Müslüman kadınlarla bazı toplantılar yapmıştı. Bunun üzerine Devlet yetkilileri, Müslümanlar arasında toplantı yapmalarını yasakladı. Misyonerler, Antep’te bir yıl içinde 40 adet Osmanlıca yazılmış İncil’i ve yine Osmanlıca yazılmış olan ve üzerinde hristiyan inancından bahseden bilgiler bulunan kartları şehirde Türklere okumaları için dağıttılar.

Antep’te Misyonerlere ait olan hastanede birçok Müslüman tedavi olmak için müracaat etmekteydi. Bu durum ise misyonerlere Müslümanlar arasında çalışma fırsatı sunuyordu. Çünkü hastalara koğuşlarda her akşam ve Pazar günleri İncil okuyorlardı. Ayrıca hastanede çok sayıda İncil Kadını ile hristiyanlık üzerine konuşmalar yapan hemşireler bulunmaktaydı. Hastanede hemşirelerin gözetiminde tedavi gördüğü süre içinde hristiyanlığa dönenler olduğunu iddia ediyorlardı. Misyoner raporlarında Antep’te orta yaşlarda bir kadının birkaç yıl önce Hristiyan olduğu ve çevresinin kadını delilikle suçladığı bildirilmekteydi PABCFM, (Reel 660:No: 88).

Maraş’ta, Mustafa adlı akli dengesi bozuk bir kişi 1874 yılında gizlice Hristiyan olmuştu. Bu kişinin oğlu Ali, Protestan okullarından birinde öğrenciydi ve babasıyla birlikte kiliseye gidiyordu. Bu kişinin kızı Elif de Misyonerlerin kızlar okuluna devam ediyordu. Bu şahsın din değiştirmesine, Maraş halkı büyük tepki gösterdi. 4 Mayıs 1874 tarihinde bu şahıs ve oğlu tutuklanarak Halep’e götürüldü PABCFM, (Reel: 645, No: 82). Misyonerler, Hristiyan devletlerin dikkatlerini bu konu üzerine çekmek için harekete geçtiler. Hristiyan devletlerin, Osmanlı Devleti’ne baskı yapmasını ve Müslümanların, Hristiyan olmalarına sadece Osmanlı Devleti’nin değil Müslüman halkın da tepki göstermemesi gerektiğini isteyerek bunu da Avrupalı güçler ve Amerika gibi Hristiyan güçlerin yapması gerektiğini vurguladılar PABCFM, (Reel: 643, No: 113). Bu kişi mahkeme kararıyla Maraş’tan sürgün edildi. Bunun üzerine Merkezi Türkiye Misyonunun, 27 Mart 1879 tarihinde Antep’teki 22. yıllık toplantısında misyonerler, bu işle ilgilenmesi için misyoner Montgomery’yi görevlendirdiler. Halep’teki İngiliz konsolosundan da destek istediler. PABCFM, (Reel:643, No:38). Misyonerler, daha sonra bu şahsın tekrar Maraş’a dönmesi için İngiliz elçiliğini de devreye soktular PABCFM, (Reel:645, No:47). Bu şahıs 6 yıl sonra Maraş’a getirilerek, misyoner evlerine yerleştirildi. Fakat Maraş’taki hükümet yetkilileri, bu kişinin güvenliği için şehir dışına çıkarılmasını misyonerlere tavsiye etti. Maraş’taki hükümet yetkilileri, Mustafa’nın akli dengesi bozuk bir kişi olduğunu da misyonerlere bildirdiler PABCFM, (Reel:643, No:38). Misyonerler, 1874 yılından 1880 yılına kadar sürekli olarak konuyu gündemde tuttular;bu olayla ilgili bir mektup “Levant Herald” adlı yayın organında yayınlandı. Çünkü bu kişi, Merkezi Türkiye Misyonunda, o yıla kadar Protestan olan tek Müslüman’dı PABCFM, (Reel: 645, No: 54, 55, 60). Bu kişi ve ailesi için misyonerler, Maraş’taki Protestanlardan 30 pound yardım topladılar PABCFM, (Reel: 645, No: 64).

Misyonerler merkezlerine gönderdikleri raporlarda bazı Müslüman köylerine vaiz için gittiklerinden ve bazı Müslüman köylerine İncil gönderdiklerinden bahsetmekteydiler. Hapiste bulunan bir mollanın ise daha önce hanımı da vefat etmiş olduğundan oğlunu hristiyan yetimhanelerine yerleştirmek istediği misyoner mektuplarında dile getirilmişti. Misyonerler mektupta 32. ve 23. Nolu kişilerin bu kişinin çocugunun alınması hususunda hemfikir olduğunu belirtmişlerdi. Burada 32 ve 23 numaraları misyonerleri göstermektedir. Misyonerler Müslümanlara karşı olan faaliyetlerinde şifre kullanmayı tercih etmişlerdi PABCFM, (Reel 660:No: 56).

Misyonerlerin 1907 yılına ait yıllık raporlarına göre; 4-5 yıl önce, Antep’teki Merkezi Türkiye Kolejine 4 Müslüman öğrenci devam etmekteydi. Ancak Osmanlı Hükümeti bunların koleje gitmesini yasakladı ve bu öğrencilerden 3 tanesini İstanbul’a davet edip devlet parasıyla okuma imkânı sundu. Misyonerlerin yıllık raporlarında ayrıca, geçen iki yıl içinde Merkezi Türkiye Koleji’nin alt sınıfında okuyan ve babası yol yapımında çalışan bir mühendis olan küçük bir Türk çocuğunun diğer çocuklarla beraber İncil derslerine katıldığı bilgisi yer almaktaydı. Raporu kaleme alan misyoner raporun devamında şu ifadelere yer vermişti: “Müslümanlar arasında hristiyanlığa döndürmek için çalışmalı mıyız sorusuna cevabım evet orada imkân var. Biz bu çalışmayı yapmalıyız. Yalnız bunu hristiyan olmuş Ermeniler yapmalıdır. Ermeniler ise bu işi yabancıların yapması gerektiğini düşünüyor. Antep’te Müslümanlar arasındaki çalışmaları daha ziyade yerli hristiyanlar vasıtasıyla yapıyoruz. Bu yazdıklarım yayınlanmamalı.” PABCFM,(Reel 660: No:88).

Misyonerler, Müslümanlara yönelik faaliyetlerinden raporlarda da şifreli bir tarzda sunmaktaydılar. Misyonerler birkaç tane Müslüman’ın hristiyanların toplantısına katıldığından bahsetmekteydiler. Müslümanlara ait yerleşim yerlerinden hristiyanlık çalışmaları için bahsederken veya hristiyan yapmak istedikleri veya hristiyanlaştırdıkları kişilerden bahsederken şifreler kullanıyorlardı. 5, 6, m., p, x , Y, mr. 1, veya mr. 3 gibi. PABCFM, (Reel 660:No: 56).

Misyonerler merkezlerine gönderdikleri raporlarda Müslümanlara yönelik çalışmalarda yapılması gereken tavsiyelerde bulunmaktaydılar. Misyoner raporlarına göre ise Müslümanlarla doğrudan iletişim kurmanın yolları ise şunlardı:

1.Türkleri Dil Öğretmeni olarak istihdam etmek

2.Sosyal baglantı kurma imkânlarını araştırmak

3.Hastanedeki hastalarla görüşme, ilgilenme

4.Klinik servisleri

5.Müslümanlardan isteyenlere İngilizce, Fransızca ve diğer dillerden dersler verme

6.Türk kadınları için kadın kulüpleri oluşturmak

7.Müslüman kadınlar arasında dikiş işlerini yaygınlaştırmak ve onlar işlere gelince onlara dini propaganda yapmak

8.Kitapçılarda İncil sattırmak ve bu tür kitapçıları toplantı ve dini propaganda merkezi haline getirmek

9.Türk okullarını ziyaret edip onlara yardım etmek, onların da misyoner okullarını ziyaret etmesini sağlamak

10.Liselerin programların Türk öğrencilerin de devam etmesine imkan verecek şekilde düzenlemek

11.Müslüman Hastaların yataklarının başında İncil okumak

12. Müslüman köylerine seyyar satıcılar vasıtasıyla İncil göndererek köylülerin bunları okumasını sağlamak

13. Mr Zwemer tarafından yorumlanmış olan Paris baskısı İncillerin kullanılması ilgi uyandırabilir.

14. Nil Misyon yayınları tarafından basılan ve seyyahların yükselişinden ilerleyişinden bahseden ve Osmanlıca olan belgeler kullanılabilir ancak bu Türklerin sansürünü aşamaz.

15.Türk köylerine Doktor ve Cerrahla birlikte Evanjelik çalışanları birlikte ziyaret yapsınlar. Böylece insanların kalbi hristiyanlığa açılır PABCFM,(Reel 660: No:56).

(3. Bölüm için tıklayınız: BÜYÜK DEVLETLERİN ERMENİ VE MİSYONERLİK POLİTİKALARI)

.

Dr. Mustafa ÇABUK

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz