Twitter Facebook Linkedin Youtube

ADIM ADIM BALKANLAR- KOSOVA

Zafer TEKİN

Zafer TEKİN

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova,
Sen misin, yoksa hayalin mi vefasız Kosova?
Hani binlerce mefahirdi senin her adımın?
Hani sinende yarıp geçtiği yol Yıldırım’ın?
Hani asker, hani kalbinde yatan Şâh-ı Şehid?
Söyle Meşhed, öpeyim secde edip toprağını,
Yok mudur sende Murad’ın iki üç damla kanı?

Mehmet Akif ERSOY

Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY, bir şiirinde böyle demişti aslen Kosova’lı bir Arnavut olarak. Birçok insanımızın bugün Kosova denildiğinde aklına, tarihte 1389 ve 1448 yıllarında yapılan ve parlak zaferlerle sonuçlanan I. ve II. Kosova savaşları gelir.

Arnavutluk’un başkenti Tiran’dan bir sonraki durağımız olan Kosova’ya doğru hareket ettiğimizde; “çok değil, daha yüz yıl öncesinde devletimizin bayrağının dalgalandığı, ecdadımızın kanıyla sulayarak fetheylediği, ancak zamanla gaflet, dalalet ve hatta ihanetler zinciri ile elimizden kayıp giden bu aziz topraklar ve zamanında Anadolu’dan devletimizce getirip yerleştirilen ve sonra elimizde olmayan sebeplerden dolayı bu topraklarda kaderleri ile baş başa bırakıp gittiğimiz soydaşlarımız, kardeşlerimiz ne durumda acaba?” diye düşünmeden edemedim.

Falih Rıfkı ATAY’ın “Gezerek Gördüklerim” isimli eserinde; “Eski Türk şarkılarının aksettiği, işte şu ufuk çizgilerinin arkasında Manastır, Eyüp kadar Türk olarak alıştığımız Manastır, ötede Kosova, Üsküp başımın içini Osmanlı haritasının sert dalgaları karıştırıyor. Bu hatıralar imparatorluk kartalının kopmuş kanat parçaları, dökülmüş etleri, yolunmuş derisi, artık hayat verilmesi mümkün olmayan ceset parçalarıdır……” diye yazdıktan sonra, sayfanın sonunu şöyle bitirmişti; “RUMELİYİ UNUTMAYALIM!”

Yol boyunca, ecdadımızın at sırtında yıllarca yol eyleyip vatan yaptığı bu toprakların, kimi zaman sevincin, kimi zaman zaferin müjdeleyicisi oldukları gibi, kimi zaman da tarifsiz acılara, hüzünlere ve hezimetlere ev sahipliği yapmış olduğunu düşünüyordum.

Bu topraklar ve üzerinde yaşayan asil soydaşlarımız, zaman zaman unutulduklarını, kaderlerine terk edildiklerini hissetseler de, gerçekte milli ve manevi bağın hiçbir zaman kopmadığı, iç ve dış mihrakların tüm oyunlarına, Atayurtlarıyla olan sınırları arasına sokulan devletçiklere rağmen gönül bağı asla kopartılamamış, Falih Rıfkı ATAY’ın yukarıdaki tembihine/uyarısına nazire yaparcasına Rumeli UNUTULMAMIŞTI.

I. ve II. Balkan Savaşları sonucunda, 1913 yılında fiilen ve resmen elimizden çıkan bu topraklarda da, yine diğer Osmanlı bakiyelerinde olduğu gibi kan ve gözyaşı eksik olmamış; bölge halkı, her türlü zorbalığa ve asimilasyona karşı var olma mücadelesine yıllarca devam etmişlerdi.

Zira 3 kıtada hüküm süren Osmanlı’nın çekilmek zorunda kaldığı tüm topraklarda hemen hemen aynı durumlar söz konusu olup, tarihsel ve sosyolojik bir gerçek olarak dimağlara kazınmaya devam ediyordu.

Bu duygularla Prizren’e girerken, tüm zarafeti ve estetiği ile şehre derin bir mânâ katan bir Osmanlı Camisi ve hemen yanındaki taş köprü, adeta bizlere selam veriyordu.

1615 yılında yaptırılan ve adının Sinan Paşa Camii olduğunu öğrendiğimiz camii, buraların geçmişte bir Müslüman Türk yurdu olduğunun, Devleti Aliye-i Osmaniyye’nin İstanbul, Konya, Bağdat, Erzurum vs gibi yerlere yaklaşımı ve bakışı nasılsa, Bosna’ya da, Belgrad’a da, Sofya’ya da, Üsküp’e de, Kosova’ya da bakışının aynı paralelde olduğunun güzel bir göstergesi olarak tüm ihtişamı ile “işte buradayım” diyordu.

sinan pasa camiiKosova, diğer Balkan ülkelerinden ülkemiz ile ilişkiler ve bağlar açısından farklılıklar arz etmektedir. Zira 1389 ve 1448 yıllarında, Osmanlılar ile Haçlılar arasında iki ayrı meydan savaşı, bu topraklar üzerinde vuku bulmuş ve söz konusu savaşlarda galip gelen Osmanlı Devleti, Balkanlarda ve dolayısıyla Avrupa’da kesin olarak kendisine yer bulmuştur.

Bunların yanında Kosova’nın bir başka özelliği de; I. Kosova Savaşında, ordusunun başında bulunan Sultan I. Murat Han (Murat Hüdavendigar) savaş sonunda, muharebe alanını gezdiği sırada yaralı bir Sırp askeri tarafından hançerlenerek şehit edilmiş ve ordusunun başında ve savaş meydanında şehit olan ilk ve tek Osmanlı Hükümdarı unvanına sahip olmuştur. Yaklaşık 600 yıllık Osmanlı tarihinde hüküm süren 36 padişah arasında, savaş meydanında bir düşman askeri tarafından şehit edilen ilk ve tek padişah, şehadet şerbetini Kosova ovasında içmiştir.

Bugün I. Murat Hüdavendigar’ın şehadet şerbetini içtiği noktada, oğlu Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan türbe bulunmakta olup, söz konusu türbede Sultan’ın iç organlarının metfun olduğu varsayılmaktadır. Türbeyi gezdiren türbedar, bize Sırpların bu olayı tarihi çarpıtarak ve aslına uymayarak sinemaya aktardıklarını, söz konusu sinema filmi ile Sultan I. Murat Han’ın katilini kahraman yaptıklarını ifade etti. Binlerce yıllık geçmişimizde bırakın sinemaya aktarılmayı, unutulmuş veya unutulmaya yüz tutmuş ne kadar çok hazine niteliğinde bir tarihimiz olduğu halde, gereğini yap(a)madığımıza hayıflanmamak elde değil.

turbe Kosova ovasının ortasında yer alan bu mütevazi türbenin bahçesinde, Sultan 2. Abdülhamit Han tarafından yaptırılan bir de misafirhane bulunuyor. Bugün, müze olarak hizmet veren binada yüzlerce Osmanlı ve Türk eseri mevcut. Beni en çok etkileyen ise, Balkan Savaşlarının hemen öncesinde Sultan Reşat’ın Balkan gezisine dair fotoğrafları oldu. Zira bu gezide padişahı görmek için binlerce insanın sokaklara döküldüğü, Sultan Murat Hüdavendigar’ın türbesinde kılınan Cuma namazına yüzbinlerce insanın iştirak ettiği görülüyor. Ne hazindir ki, yaklaşık 1 yıl sonra Balkan ülkeleri topyekun Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaş açmışlar, o gün saygı ile temennada bulundukları halifeye karşı isyan bayrağını çekmişlerdi.

Osmanlı’nın Balkan topraklarına hâkim olup, terk etmek mecburiyetinde kaldığı zamana kadar, binlerce insanını, ekonomik değerini ve kültürünü, sebil ettiği bir gerçektir. Hatta tarihçiler arasında, Osmanlı Devlet politikasının Balkan coğrafyasına diğer yerlerden daha fazla ehemmiyet verdiği, enerjisinin çoğunu bu topraklara harcadığı, dolayısıyla Rumeli dışında kalan imparatorluk coğrafyasına ve özellikle Anadolu’ya daha az önem verildiği konusunda tartışmalar, her zaman gündemdeki yerini korumuştur.

Kosova sokaklarında gezerken bunu gayet açık bir şekilde hissediyorsunuz. Camileri, köprüleri ve yollarıyla bugün bile çok mamur bir şekilde Osmanlı’nın bir kenti olduğu görülüyor. Bunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) eliyle yaptığı ve yapmaya devam ettiği çalışmaların büyük katkısı olmuş. Zira başta Fatih Sultan Mehmet Han’ın ilk Cuma namazını kıldığı Namazgah olmak üzere, birçok ecdat yadigarı esere, TİKA vasıtasıyla devletimiz el atmış.

basbakanPrizren sokaklarında Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın boy boy posterlerini gördük. Zira bizim ziyaretimizden kısa bir süre önce, Sayın Başbakan Kosova’daki seçimler için bu ülkeye bir ziyarette bulunmuş ve açık hava toplantısı yapmıştı. Bu durum, iki ülke halkının birbirleriyle ne kadar özdeşleşmiş olduğunun açık bir göstergesi olsa gerek.

Öte yandan, Kosova’ yaşayan Türklerin daha önce yine sitemizde haber olarak yer alan ciddi bir sorunları mevcut.[i] Şöyle ki; bir grup Kosovalı Sivil Toplum Kuruluşu yetkilisi, Kosovalı Türklerin Türkiye’de burslu olarak okumalarındaki kriterlerin, dünyanın herhangi bir ülke vatandaşı ile aynı olduğunu, bu konuda pozitif ayrımcılık beklediklerini, bahsi geçen sorunu bir türlü Türkiyeli yetkililere iletemediklerini belirttiler.

Kosova ile bir başka gönül bağımız ise, bugün NATO çerçevesinde orada bulunan Askeri birliğimizdir. 1999 yılında askerimiz Kosova’ya ayak bastığında, yaşlısından gencine, çocuğundan kadınına tüm insanlar sokaklara dökülmüş, sevinç gözyaşlarına boğulan halk Türk Ordusuna ait tankların üzerine çıkarak Türk askeri ile kucaklaşmıştı.

askerKosova’nın güvenliğini geçici olarak Birleşmiş Milletler askerleri sağlıyor. Ancak Prizren sokaklarında dolaşan BM askerleri, gözümüze ne kadar eğreti, emanetçi görünüyorsa; Türk Askeri de asil duruşuyla bu topraklara hiç de yabancı olmadığını dost-düşman herkese hissettiriyordu.

Bugünlerde, Kosova’nın bağımsızlığını kazanmasının 6. Yıldönümü kutlanıyor. 17 Şubat 2008 yılında bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı ilk tanıyan ülkelerden birisi de haliyle Türkiye Cumhuriyeti. O tarihten sonra da milletimiz ve devletimiz, tüm imkânlarını Kosova’da yaşayan kardeşleri için seferber etmiş ve her daim bu seferberlikte devam edecektir.

.

Zafer TEKİNzafertekin@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.


[i] http://sahipkiran.org/2013/11/11/kosovali-turkler-pozitif-ayrimcilik-bekliyor/

Zafer Tekin Hakkında

Zafer TEKİN: (Ankara) 1976 Eskişehir doğumludur. Selçuk Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu (Önlisans) ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü (Lisans) bölümlerinden mezun olmuştur. Türkiye hukuk sistemi, halkla ilişkiler ve Türkiye’nin siyasi tarihi alanında çalışmalar yapan TEKİN, orta düzeyde İngilizce bilmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz