Twitter Facebook Linkedin Youtube

FUTBOL ENDÜSTRİSİ

Zafer TEKİN

Zafer TEKİN

Modern futbolun temelleri, 19. Yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’de atılsa da, hemen hemen tüm dünyada, ilk çağlardan itibaren günümüz futboluna benzeyen oyunların var olduğu, özellikle Orta Asya da Türkler ve Çinliler tarafından yoğun şekilde oynandığı bilinmektedir.

Günümüzden binlerce yıl önce Türkler, Orta Asya’nın geniş çayırları üzerinde oval şeklindeki kurşun kaplara dökülen kalıpları, keçi kılı veya keçe ile sararak o günkü tabirle “tepük” denilen oyunu[1], sadece spor olarak ve bedenlerini zinde tutmak için oynarlarken, nerden bilebilirlerdi ki kendilerinden yüzyıllar sonra gelen nesillerin söz konusu oyundan dönemlerinin en yüksek paralarını kazanacaklarını, birbirlerini “tepükleyeceklerini”, tepeleyeceklerini ve hatta katledeceklerini.

Bugün futbolun beşiği olarak bilinen İngiltere’de, Londra’nın ara sokaklarında top peşinde koşanların sayısı artınca, bunu daha bir organize ve kurallar altında toplamaya çalışan İngilizler de futbolun bu kadar büyüyeceğini ve hatta makinalardan oluşan endüstriden daha fazla ve kolay para kazandıracağını tahmin edemezlerdi..

Aynı zamanda futbolun, insanların ilgisini ve algısını yönetmek ve yönlendirmek için bir araç olarak kullanılabileceği keşfedildikten sonra; dünyanın doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, insanların büyük bir bölümü, bilinçli olarak veya olmayarak futbolla ilgili hale gelmiş veya getirilmiştir. Hatta milyonlarca insan farkında olmayarak futbol hastası yapılmıştır.

İnsanların dikkatinin ve ilgisinin futbol sayesinde yönlendirilmesine ve yönetilmesine dair en güzel örneklerden biri; 1932 yılından 1968 yılına kadar Portekiz’i tam bir diktatörlükle yöneten António de Oliveira Salazar’dır. Salazar, hayatının sonlarına doğru halkını diktatörce yönetmesine rağmen nasıl başarılı olduğuna dair sorulan bir soruya; “3 F” formülü ile yönetimde başarılı olduğunu ifade etmiştir.

3 F; Futbol, Fado ve Fiesta… (Fado: Portekiz’de, Türkiye’deki arabesk tarzı müzik, Fiesta: Portekiz’de, özellikle kadınlar tarafından ilgi duyulan bir tür eğlence). Yani, ünlü diktatör Salazar, erkekleri Futbol ile, kadınları Fiesta ile, toplumu da Fado ile uyutmuş; toplumun, ülkenin gerçek sorunlarıyla yüzleşmesini engellemiş ve yıllarca iktidarda kalabilmiştir.

Bir başka örnek de İspanyol General Franco’dur. Franco da yine ülkesini diktatörlük ve faşizmle yönetirken, futbolun afyon etkisinin farkına varmış ve bu etki ile insanları uyuttuğunu söyleyerek iktidarını 36 yıl devam ettirmiştir. Portekizli diktatöre sorulan soruya benzer bir soru da, İspanyol diktatöre sorulmuş; O ise verdiği cevapta stadyumları uyku tulumuna benzetmiş ve “insanları yüzbin kişilik stadyumlarda uyuttum” demiştir. Öyle ki; İspanya gibi yıllarca iç karışıklıkla uğraşmış bir ülkede ülkeyi diktatörlükle yöneten General Franco, bir dönem Barcelona’yı desteklemiş, bir dönem ise ülkenin diğer büyük futbol takımı (!) Real Madrid’i desteklemiş ve aradaki rekabetten halkın yönetimi ve iktidarı sorgulamasının önüne geçmiştir. Artık iletişim araçlarının bu derece yaygın olduğu dünyamızda, her ev ve işyeri birer uyku tulumu haline getirilmiştir.

Bugün futbol sevgisi üst düzeyde olan her ülkede, en az iki büyük kulüp oluşturulmuş, asla biri diğerinin çok üzerine çıkartılmamış, sportif ve ekonomik büyümede iki takım dengede tutulmuş ve toplum, düşünce olarak dizayn edilirken futboldan en üst düzeyde fayda sağlanmıştır. Buna paralel olarak, İngiltere’de; Liverpol&Everton, Manchester United&Arsenal, Yunanistan’da; Olimpiakos&Panathınakios, İspanya’da; Real Madrid&Barcelona, İtalya’da; İnter&Milan, Arjantin’de; River Plate&Boca Juniors, Türkiye’de; Fenerbahçe&Galatasaray gibi futbol kulüpleri arasındaki rekabet, ülke sınırlarını aşmış ve uluslararası arenada da kendine yer bulmuştur. Zira yukarıda sadece bir kısmını yazdığım futbol takımları arasındaki maçlar, kendi ülkeleri dışında birçok futbolseverin heyecanla takip ettiği karşılaşmalardır.

Halk tarafından futbolun sevildiği ve ilgi duyulduğu her ülkede, iktidar sahipleri ve iktidar talipleri futbola ilgi göstermiş ve futbolla içli dışlı olmuşlardır. Zira ister iktidar olsun, ister muhalefet olsun her seçim mitinginde, şehrin futbol takımının kaşkolü siyasilerin boynundaki yerini alıp, insanların ilgisine sunulmuştur. Söz konusu mitinglerde siyasilerin bulunduğu il sakinlerine; işsizler için iş sahası, hastalar için hastane, eğitim sorunu için okul vs. sözü vermeden önce, İlin futbol takımı eğer alt liglerde mücadele ediyor ise, bir üst lige çıkarma vaadinde bulunduklarına defalarca şahit olunmuştur.

Söz konusu ilgi, Osmanlı döneminde de mevcut olup, Hanedandan Şehzade Ömer Faruk Efendi (son halife Abdülmecit Efendi’nin oğlu ve son Padişah Vahdettin’in damadı) henüz 21 yaşındayken Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığına gelmiş (1919) ve hanedan mensuplarının ülke dışına çıkartılmasına dair kanun gereği sürgüne çıkartılıncaya kadar (1924) başkanlığa devam etmiştir.

Ülkemizde sosyal hayatın durma noktasına geldiği, sık sık sokağa çıkma yasağının ilan edildiği ve ordunun yönetime el koyarak ihtilal yaptığı dönemlerde bile, futbola ara verilmemiştir. Söz konusu dönemlerde; güvenlik, eğitim, sağlık, ulaşım vb. gibi devletin temel görevlerinde ciddi aksamalar olurken, futbol ligleri ufak tefek aksamalar dışında normal seyrinde devam etmiştir. Bununla da yetinilmemiş, 12 Eylül 1980 tarihinde iktidara askeri darbeyle el koyan Silahlı Kuvvetlerin başında bulunan Kenan EVREN’in talimatıyla, MKE Ankaragücü futbol takımı 1. Lige çıkartılmıştır. Zira o dönemde yapılan kanun değişikliği ile “Türkiye Kupasını kazanan takım, hangi ligde olursa olsun, birinci lige çıkartılacaktır” şeklinde düzenleme yapılmış ve o sene Türkiye kupasını kazanan(!) MKE Ankaragücü, 1. Lig takımı yapılmıştır. Ne hikmetse, Ankaragücü’nden başka hiçbir ikinci lig takımı, söz konusu kupayı kazanamamış ve dolayısıyla birinci lige çıkamamıştır. Bahsi geçen Kanun, 1988 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.

Görüldüğü gibi, hemen hemen tüm yönetim şekillerinde, futbol çok önemli bir yer edinmiştir. Zira futbola ilgi duyan her toplumda futbol, gerek yöneten, gerekse yönetilen açısından vazgeçilmez bir argüman veya araç olmuştur.

Bugün, birçok aile, hayat şartlarının da zorluğunu göze alarak çocuğunu “ya topçu, ya da popçu” yapma derdine düşmüş ise bunda futboldan kazanılan paranın rolü elbette çok büyüktür. 15-16 yaşlarında başlanılan amatör veya profesyonel futbolculuk, ortalama 35-36 yaşlarına kadar sürmekte; daha sonra futbol yorumculuğu, antrenörlük, köşe yazarlığı gibi alanlarda hemen hemen ömrünün sonuna kadar devam edebilmektedir. Futbol ve futbolculuk, kendisi gelişmekle birlikte, futbola bağlı onlarca meslek dalı çıkmasına sebep olmuştur. Zira futbola bağlı olarak, hakemlik, yorumculuk, masörlük, malzemecilik, menajerlik gibi direk futbola bağlı alanların dışında, yine futbola bağlı olarak, ulusal ve uluslararası organizasyonlarda görev alan binlerce kişi, bahis oyunlarına aracılık eden işletmelerde çalışanlar, artık yüzlerle ve binlerle ifade edilen kulüp çalışanları gibi alanlarda istihdam sağlanmaktadır.

Örneğin bugün Brezilya denilince akla gelen ilk şey, futboldur. Zira gerek sanayisi, gerekse endüstrisi gelişmemiş olmasına rağmen ülke, tümüyle bir futbolcu fabrikasına dönmüştür. Futbol oynanılan tüm dünya liglerinde Brezilya patentli yüzlerce futbolcu bulmak mümkündür. Bir nevi tüm dünyaya futbolcu ihraç eden Brezilya’nın ülke ekonomisinin can damarını da yine futbol ve futbola bağlı sektörler oluşturmaktadır. Yine Brezilya ile birlikte, Avrupa’nın birçok ülkesi, hem futbolcularını, hem de liglerinin yayın haklarını başka ülkelere satarak ülkeleri adına çok büyük maddi girdiler sağlamaktadırlar.

Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız dünya futbol pazarında, ülkemiz maalesef gerçek manada yerini alamamıştır. Uluslararası düzeyde yapılan bir araştırmaya göre; futbola ilgimiz, halkın % 64 ü ile dünyada İspanya ile birlikte ikinci sıradadır. Birinci sıranın Brezilya ya ait olduğu kategoride, ülke olarak maalesef müstemleke durumundayız. Zira yaşını doldurmuş, en verimli zamanları Avrupa’da geçmiş futbolcuların, zengin Arap ülkelerine (Dubai, Katar vs.) gitmeden uğradıkları bir ülke konumundaki Türkiye, halkının bu kadar ilgi duyduğu bir pazarda maalesef yeteri kadar yer alamamaktadır. 75 Milyonluk nüfusumuz ve yaklaşık 600.000 lisanslı futbolcumuz bulunmasına rağmen, bugün dünya pazarına sunduğumuz futbolcu sayısı maalesef çok kısıtlıdır.

Bugün dünyada, futbola bağlı olarak 1 Trilyon Amerikan Dolarının dünya piyasalarında dolaştığı öngörülmektedir. Ülkemizde ise; 500 ila 600 Milyon Doların piyasada yer aldığı varsayılmaktadır. Söz konusu 600 Milyon Doların önemli bir kısmının yabancı futbolcular için ayrıldığı gerçeği, maalesef ülkemiz adına üzücü bir durumdur.

Ülkemizin yabancı futbolcu mezarlığına dönmesinin en önemli sebebi; futbolcuların kazançları üzerinden ödedikleri vergi oranıdır. Zira yabancı ülkelerde, özellikle de Avrupa ülkelerinde futbolcular, kazançlarının neredeyse yarısını vergi olarak ödedikleri halde, ülkemizde bu oran yüzde 5-15 arasında değişmektedir. Hal böyle olunca, çok yüksek miktarlara transfer edilen yabancı futbolcular, zaten yaşları itibariyle sportif başarıya katkı sağlayamadıkları gibi vergi oranlarının düşük olması nedeniyle ekonomik anlamda da katkıları olmamaktadır. Netice itibariyle ülkemizin öz kaynaklarından karşılanan transfer bedelleri yüzünden aleyhimize bir durum söz konusudur.

Öte yandan, ülkemizde, her hafta onlarca ülkeden futbol maçları yayınlanmasına rağmen, dünyanın sayılı derbilerinden olarak gösterilen Fenerbahçe&Galatasaray maçları da dâhil olmak üzere, hiçbir lig maçımız birkaç Arap kanalı dışında canlı yayınlanmamaktadır

Ülkemiz ve kendi insanlarımız bazında futbolu ve yan etkilerini iyi değerlendirip, gerek spor olarak, gerek ülkemize ve insanımıza maddi anlamda girdi olarak değerlendirip, bunda da başarılı olduğumuz takdirde, fayda–maliyet analizini lehimize çevirebiliriz. Yoksa, sağlığımızdan, eğitimimizden ve de en önemlisi zamanımızdan fedakarlık yaparak finanse ettiğimiz futbol, şahsımıza ve ülkemize hiçbir katkı sağlamayacaktır. Üçüncü dünya ülkesi insanları gibi, maçın oynanacağı stadyumun önünde bir gece öncesinden beklemeye başlayarak az önce zikrettiğimiz eğitim, sağlık gibi ihtiyaçları öteleyip futbol hastalığına tutulan bireyler, futbol endüstrisinin başında bulunan baronların ekmeğine yağ sürmekten öteye gidemeyeceklerdir.

 

Zafer TEKİNzafertekin@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

_________________________________

Dipnot: 1- http://www.kulturelbellek.com/tepuk-oyunu-hakkinda-bilgi/

 



Zafer Tekin Hakkında

Zafer TEKİN: (Ankara) 1976 Eskişehir doğumludur. Selçuk Üniversitesi Adalet Yüksek Okulu (Önlisans) ve Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü (Lisans) bölümlerinden mezun olmuştur. Türkiye hukuk sistemi, halkla ilişkiler ve Türkiye’nin siyasi tarihi alanında çalışmalar yapan TEKİN, orta düzeyde İngilizce bilmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz