Twitter Facebook Linkedin Youtube

ÖN YARGILAR VE HOLLANDA’DA TÜRK TOPLUMU

Leyla SARIKAMIŞ

Leyla SARIKAMIŞ

Hollanda, çok kültürlü bir topluma sahiptir. Bu çok kültürlü toplumda karşılıklı ön yargılar oluşuyor. Ön yargı, bir kişiye ya da olaya ilişkin yeterli bir bilgi edinmeden, önceden peşin bir karara varmış olma durumudur. Bir ön yargı, negatif veya pozitif olabilir ama genellikle olumsuz, yani “karşı olmak” biçimi ağır basar. Ön yargılar bazen de acele karar vermekten kaynaklanır; tecrübeden genel bir hüküm çıkartılır. Bir elma yersiniz; ekşi, sulu, kokulu ve tatlı gibi birçok izlenime sahip olursunuz. Fakat her elma aynı değildir. Birçok insan birbirine elma muamelesi yapar ve sonunda yargılar oluşmadan ön yargılar oluşur.

Karşındaki insana ön yargılı yaklaştığın zaman bu tutumun davranışa dönüşür ise, artık bunun adı dışlamadır. Yani ön yargı; bir tutum, dışlama ise; bir davranıştır. Ön yargı, belirli bir topluma bir etiket yapıştırır ve bu etiketten kurtulmak çok zor ve hatta imkânsız bir hale gelir.

Sadece insanları tanıyarak, ön yargıların yanlış varsayımlara dayalı ve doğru olmadığına açıklık getirilebilir.

Hollanda’ya ilk misafir işçiler 60’lı yıllarda geldi. Ekonomideki güvenin artması, işgücü sıkıntısı ve yüksek bireysel zenginlik, Hollanda’yı dünyanın birçok ülkelerine çekici gösterdi ve işçiler Hollanda’ya gelmeye başladı.

İlk misafir işçiler, aslında İspanya ve İtalya’dan geldi. Daha sonra Türkiye ve Fas ağırlıklı oldu. 70’li yılların ilk yarısında bir petrol krizi yaşandı ve bu nedenle artık misafir işçi kabul edilmedi. Ancak İspanya ve İtalya’dan gelen işçilerin çoğunluğu geri dönmelerine rağmen, Türkiye ve Fas’tan göçler azalmadı, bilakis fazlalaştı. Çünkü aile birleşmeleri gerçekleşti. İşçiler, çoluk çocuklarını getirmeye yöneldiler ve bu göç daha sonra aile birleşiminden aile oluşumuna dönüştü. Çünkü sonraki yıllarda da evlilik çağına gelen işçilerin çocukları, eş tercihlerini kendi ülkelerinden ve hatta memleketlerinden yana kullandılar.

Misafir işçiler 60’lı yıllarda Hollanda’ya, yeterince para kazanıp tekrar ülkelerine dönme zihniyetiyle geldiler ve bu yüzden belki de 1.ci ve 2.ci nesil Hollanda toplumuyla birleşemediler, kendilerini huzurlu hissetmediler.

Hollanda’da Türk toplumu hakkında birçok ön yargıların olması, iki kültürün birbirinden çok farklı olmasından kaynaklanıyor. Dil, din, kültürel değerlerin farklılıkları, ön yargıların varlığına neden oluyor. Hollanda, misafir işçilerini saygıyla karşıladı ama her zaman iki kültür arasında bir boşluk oldu. Bu farklı değerlerden dolayı her iki kültür birbirini anlamakta çok zorluk çektiler ve hala çekiyorlar. Ne kadar çaba, uğraş ve enerji sarf edilse de her zaman bir bütünleşme ve uyum sağlama problemi vardır. Çünkü kaybetme korkusundan, dinimize ve kültürel değerlerimize sımsıkı sarılma ihtiyacımız var. En kötü ihtimal bunlardan vazgeçmiş olsak bile gözümüzün renginden tutun samimi tavırlarımıza kadar Hollanda’da yaşayan Türkler, sonsuza kadar bir yabancı olarak kalacaklardır. Evet, önceleri büyük bir saygıyla ve coşkuyla karşılandılar ama şuandaki durum, zamanında Hollanda ekonomisine ne kadar büyük bir katkı sağladıklarını unutturdu.

Ekonomide bir kriz yaşanıyor, büyük orantıda işsizlik söz konusu ve aşırı sağcı politika bakış açısı gelişmekte. Bu nedenler, ön yargıları daha da çok canlandırmakta. Ayrıca toplumda ilk başlardaki saygı ve coşku, islamofobi’ye dönüştü ve bunu körükleyen son on iki yıldır dünyada yaşanan olaylar oldu. Dünya üzerinde oynanan çok sinsi ve egoist politikalar, toplumların belli olaylara karşı ön yargılı olmaları için her yolu denemeyi hedeflemektedir. Bu olayların İslam ile yakından uzaktan bir alakası olmadığına bakılmadan Müslümanlara maalesef ön yargıyla yaklaşılıyor. Bu, yurtdışında yaşayan Türk toplumunu derinden etkiliyor. Sürekli kendimizi savunmak zorunda hissediyoruz. Ön yargıların baskın olduğu toplumlarda kendini ifade edebilmek, kurak topraklarda gül yetiştirmekten daha zordur.

Mevlâna yetersiz bilgi ile hüküm vermenin veya kıyasta bulunmanın, insanı düşüreceği vahim veya gülünç durumu bir hikâye ile anlatır:

Bir sağıra “Komşun hasta oldu” derler. Sağır kendi kendisine; “Bu ağır kulaklarımla onun sözlerini nasıl duyarım? Üstelik hastanın sesi de zayıf çıkar. Lâkin gitmek de lâzım. En iyisi, o dudaklarını hareket ettirdikçe, ben de sözlerini tahmin ederim. “Nasılsın” derim, o da; “Hamdolsun, iyiyim” der. Şükrederim, sonra ne yiyip içtiğini sorunca; “Mercimek çorbası veya şerbet” der. “Âfiyet olsun” der ve hekiminin kim olduğunu sorarım. Komşu bana “Falan hekimdir” der. Ben de; “Onun ayağı mübarektir. Gittiği yerde hastalık yok olur. Biz onu denedik, çok iyidir. Nereye vardıysa maksat hâsıl olur” derim. Sağır adam bu cevapları ezberleyerek hasta komşusuna gider. Hâlini sorar. Hastanın, “Ölü gibiyim” demesine şükredince hasta üzülür, öfkelenir. Ne yediğini sorunca, hasta; “Yılan zehri” der. Sağır da; “Âfiyetler olsun” der. Sonra; “Acaba hekimlerden tedavi için gelen kimdir” deyince; hasta kızgınlıkla, “Azrail’dir!” der. Sağır da; “Onun işi gayet mübarektir” der ve hastanın yanından sevinçle çıkar, evine dönerken komşuluk hakkını yerine getirdiği için şükreder. Hasta ise; “Bu adam bizim can düşmanımızmış, kötü niyetli bir komşu imiş” diyerek öfkelenir, hastalığı iyice artar.

Bu hikâyede de görüleceği gibi yeterli bilgi olmadan; tahminle veya şahsî kanaatlerle hareket etmek, insanı yanlışların içine çeker.

Birlikte yaşamanın temeli hoşgörü ve kabullenmektir. Ancak böyle, barış ve huzur içinde birlikte yaşamak mümkündür. Tolerans sadece bir ahlaki prensip değil, aynı zamanda gerçekleştirilecek bir ideal olmalıdır. Bunu başarmak için birbirimizi bu yolda teşvik etmemiz gerekir.

Toleranslı bir toplum farklı dine, kültüre, görüşlere ve değerlere açık olur, hiç bir zaman baskıcı tutum takınmaz. Bizim Türk toplumumuz, geçmişe dayanarak edindikleri tecrübelerden hangi şartlarda olursa olsun hoşgörülü davranmasını bilen bir toplumdur. Bu güzel anlayışımızı sürdürmemiz lazım ki Einstein’ın söylediği gibi olmasın: “Ne kadar hazin bir çağda yaşıyoruz. Bir ön yargıyı ortadan kaldırmak, bir atomu parçalamaktan daha güç.”

.

Leyla SARIKAMIŞ – Hollanda

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

—–

Sahipkıran’ın Notu: Hollanda’da ön yargıları yıkmak için yola çıkan gençlerimiz, aşağıdaki videolardan da görüleceği üzere epey mesafe katetmişler. Kendilerine Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak başarılar diliyoruz.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=H5TDjydBick&feature=player_detailpage]

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=3K3BrB5HSWw&feature=player_detailpage]

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz